SIRBİSTAN ESKİ GÜNLERE GERİ Mİ DÖNÜYOR?

upa-admin 22 Mayıs 2012 2.339 Okunma 0
SIRBİSTAN ESKİ GÜNLERE GERİ Mİ DÖNÜYOR?

Sahip olduğu tarihsel, sosyo-kültürel ve jeopolitik değer, Bosna-Hersek ile Kosova gibi etno-kültürel ve toplumsal manada çatışma temeli üzerine kurgulanmış iki ülkenin geleceğine ciddi anlamda etki etme şansına sahip olması ve AB ile Rusya arasına sıkışmış ulusal çıkarları üzerinden yapılacak bir değerlendirme neticesinde Balkan coğrafyasının en kilit ülkesi olduğu kolaylıkla anlaşılabilecek bir ülke olan Sırbistan’da gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçimleri, hem bu önemli ülkenin hem de Balkanlar’ın geleceğine hâkim olabilecek sistemik dengeleri ve çatışma ihtimallerini anlayabilme açısından oldukça değerli bir atlama taşı niteliğindedir. 6 Mayıs’ta gerçekleştirilen birinci turun ardından belirlenen iki aday 20 Mayıs 2012 günü yeniden yarışmış ve sonuçta Batı yanlısı mevcut cumhurbaşkanı Boris Tadic kaybetmiş, Sırp milliyetçiliğinin önemli isimlerinden Tomislav Nikolic ise seçimleri kazanarak bu önemli ülkenin yönetim sorumluluğunu üstlenen isim haline gelmiştir.

Sırbistan, uluslararası toplum tarafından Yugoslavya’nın dağılması esnasında yaşanan kanlı iç savaşın bir numaralı sorumlusu olarak görüldüğü için, gerek iç politika gerekse de dış politika görünümü açısından bu dönemin izlerini hala bünyesinde taşımaktadır. Daha 13 yıl önce NATO uçakları tarafından başkenti bombalanmış ve eski devlet başkanı Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde “insanlığa karşı suç işlemek” gerekçesiyle yargılanırken ölen ve hepsi birer savaş suçlusu olmalarına karşın, uygulanan manipülatif yönlendirme girişimleri sonrası birer ulusal kahraman haline getirilmiş birçok askeri ve siyasal lideri  (Radovan Karadzic, Ratko Mladic, vb.) toplumun geniş kesimleri tarafından halen saygıyla anılan bir ülkede barışçıl ve işbirliğine dayalı bir iç siyasal denge sağlayabilmek ve ülkeyi AB rayına sokabilmek oldukça güçtür. Üstelik Bosna-Hersek ve özellikle Kosova’da yaşanan gelişmeler de bu ülke topraklarında hemen yankı bulmaktadır. Zira hem Bosna’da hem de Kosova’da kayda değer bir Sırp nüfus yaşamaktadır ve hepsinin siyasal kıblesi de Belgrad’dır. Bosna-Hersek’in gevşek federatif yapısı içerisinde adeta kendilerine ait bağımsız bir devlet yaratmış olan Bosnalı Sırplar ile uluslararası hukuk anlamında tartışmalı bir bağımsızlık ilanında bulunan ve BM nezdinde bağımsız bir devlet olarak tanınmayan Kosova’nın kuzeyinde yaşayan Sırpların anavatan Sırbistan ile olan bağlarının nasıl sürdürüleceği, Sırbistan’da bir iç politika meselesi olarak görülmekte ve tartışılmaktadır. AB yolunda ilerleyen ve üyelik sürecine resmen başlayan bir ülkenin komşu devletlere ilişkin yaklaşımı kabul edilemez olmasına karşın, Balkanlar’ın göbeğinde yeni bir yangının çıkmasına engel olabilmek ve Sırbistan’ın tamamıyla içe kapanarak Rusya’ya eklemlenmesini engelleyebilmek için AB’nin bu ülkeye karşı evrimsel bir denge mekanizması uyguladığını görüyoruz. Ne var ki, bu süreç Sırbistan’daki milliyetçi bloğun etkinliğinin azalmasını sağlayabilmiş değildir. AB’nin yaşadığı ekonomik krize paralel olarak bu ülkede de kendisini gösteren ekonomik kriz ve işsizliğin % 24 gibi çok yüksek oranlara yükselmesi, ülkede ayyuka çıkmış yolsuzluk dalgaları ile birleştiği noktada kapsayıcı bir ideoloji olan milliyetçiliğin konjonktürel yükselişine tanıklık etmemizi beraberinde getirmiştir. AB yanlısı ve Kosova Sorunu’nun müzakereler ile çözülmesi taraftarı olan mevcut cumhurbaşkanı Boris Tadic’in seçimlerden mağlup ayrılmasına neden olan en önemli gerekçe, ülkenin yaşadığı en ufak bir krizde dahi bir türlü soğutulamayan milliyetçi hezeyanların derhal harekete geçmesi ve toplumun geniş kesimlerini etkisi altına alabilmesidir.

Bu minvalde geçtiğimiz Pazar gerçekleştirilen seçimlerden az bir oy farkla da olsa (% 49,5-% 47,3) Sırp Kalkınma Partisi’nin lideri Tomislav Nikolic galip ayrılmıştır. Nikolic, daha önce de devlet başkanlığına adaylığını koymuş (2003, 2004 ve 2008) ve hep az bir farkla kaybetmiş bir isim olarak bilinmektedir Uzun bir süredir Sırbistan siyasal hayatının içerisinde olan Nikolic, daha önce ultra-milliyetçi, AB karşıtı ve anti-kapitalist Radikal Parti’de üst düzey görevlerde bulunmuş ve 1998-1999 yılları arasında Sırbistan Federe Cumhuriyeti’nde, 1999-2000 yılları arasında da Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nde başbakan yardımcılığı yapmıştır. Nikolic, Sırbistan’ın AB üyeliği noktasında destekleyici bir tavır içerisine girince Sırp Radikal Partisi ile uyumsuzluk yaşamaya başlamış ve 2008 yılında Radikal Parti’den istifa ederek Sırp Kalkınma Partisi adıyla yeni bir parti kurmuştur. Nikolic, Sırbistan’ın AB üyesi olmasını ancak Rusya ile de çok yakın ilişkiler içerisinde olmasını istemektedir. Tüm Sırp milliyetçileri gibi, Nikolic de ABD’ye karşı oldukça mesafelidir. NATO’nun Belgrad’ı bombalaması ve ABD’nin Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi sürecinde oldukça belirleyici olması, başta Nikolic olmak üzere Sırp milliyetçilerinin ABD-NATO tercihini reddetmelerini beraberinde getirmektedir.

Tomislav Nikolic, seçimleri kazanmasının ardından yaptığı açıklamayla ülkesinin AB üyeliği yolunda yürümeye devam edeceğini, siyasal-toplumsal ve ekonomik reformların sürdürüleceğini ve özellikle ekonomik krizin aşılabilmesi yönünde AB ile istişare içerisinde çalışacağını ifade etmiş ancak Kosova konusundaki ulusal duyarlılığı dikkate alacağını kaydederek bu husustaki çözümsüzlüğün süreceğini de kanıtlamıştır. Bu noktada, Tomislav Nikolic’in, eski devlet başkanı Boris Tadic’ten çok daha ketum bir tutum takınacağı AB yetkililerince de ifade edilmektedir. Tomislav Nikolic döneminde, Sırbistan ile Rusya’nın özellikle küresel meselelerde ve enerji ile ekonomi tabanlı işbirliğinde çok daha ileri seviyede işbirliği yapmaları beklenebilir. Hatta Sırbistan’ın AB üyelik sürecinin Kosova nedeniyle tıkanması ihtimali ortaya çıkarsa, bu ülkenin geçtiğimiz aylarda Vladimir Putin tarafından açıklanan Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılması dahi beklenebilir.

Nikolic yönetimindeki Sırbistan ile Türkiye’nin ilişkileri de Balkanlar’da istikrar ve güvenlik açısından çok önemlidir. Zira Tadic döneminde iki ülke ilişkileri oldukça ileri bir seviyeye varmış ve Türkiye, Sırbistan için önemli bir siyasal problem haline gelmiş olan Sancaklı Boşnaklar arasındaki siyasal krizin çözülmesine dahi katkıda bulunarak Sırbistan’da toplumsal-siyasal ayrımların derinleşmesini engelleme yönünde ciddi bir katkı sunmuştu. Nikolic yönetimindeki Sırbistan’ın Kosova konusunda ödünsüz bir tavır sergilemesi ve Bosna-Hersek’in içişlerine sürekli olarak müdahil olması durumunda Türkiye-Sırbistan İlişkileri’nin Tadic dönemindeki iyimserlikten uzaklaşması beklenebilir. Ancak Nikolic, ifade ettiği gibi AB yolunda ilerlemeye devam ederse ve Kosova Krizi’ni de mevcut haliyle dondurursa Türkiye-Sırbistan İlişkileri’ndeki bahar havası devam edecektir.

Balkanlar’ın kilit ülkesi konumundaki Sırbistan’ın yapacağı siyasal tercihler, bölgenin geleceğinin şekillenmesi noktasında her zaman belirleyici bir nitelik taşıyacaktır. Zira Bosna-Hersek ve Kosova’nın siyasal statüsü ve geleceği, Sırbistan’ın çatışma ve işbirliği yönünde yapacağı tercihlere eklemlenmiş durumdadır. Mevcut konjonktürde Sırbistan’ın çatışma tabanlı bir tercihte bulunduğu söylenebilir. Şimdi asıl üzerinde durulması gereken nokta, çatışmayı sahiplenmiş olan Tomislav Nikolic’in bu yönde ne denli ileri gidebileceğidir.

 Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.