DÜNYA EKONOMİSİNDE KÜRESELLEŞME VE BÖLGESELLEŞME EĞİLİMLERİNİN EKONOMİYE YANSIMALARI

upa-admin 03 Temmuz 2012 12.293 Okunma 0
DÜNYA EKONOMİSİNDE KÜRESELLEŞME VE BÖLGESELLEŞME EĞİLİMLERİNİN EKONOMİYE YANSIMALARI

Günümüz dünyasında yaşanan küreselleşme sürecinde, gelişmiş ülkelerin refah düzeyini arttırdığı ve gelişmekte olan ülkelerin ise sermaye kaybının hızlandığı gözlenmektedir. Buradan hareketle, küreselleşmenin; doğrudan doğruya gelişmekte olan ülkeler için bir felaket olduğu manasını çıkarmaksızın, gelişmiş ülkelere karşı nispi olarak fakirleşmeye yol açtığı belirtilebilir. Bunun en önemli nedeni, gelişmiş ülkelerin teknolojik üstünlüklerini, siyasi üstünlükleri ile donatarak kendi çıkarları için maksimum düzeyde kullanmasıdır. Kuşkusuz bu durum, eline fırsat geçmiş bir yarışmacının rakibinin önüne geçmek için bu fırsatı kullanması kadar doğaldır.

Küreselleşmenin birçok boyutunun yanında, kendini en çok gösterdiği alan, teknolojidir. Gelişmiş ülkeler üretimlerini ileri teknoloji ve dolayısıyla yüksek verimlilik ile yaparken, gelişmekte olan ülkeler ise üstünlük sağladıkları faktör yoğun şekilde üretim yapmaktadırlar. Genellikle bu faktör gelişmekte olan ülkelerde göreli olarak fazla miktarda bulunan emektir. Bu yadırganmayacak kadar alışılmış durum, aslında beraberinde bir paradoksu getirir.

Gelişmekte olan ülkeler çoğunlukla neden yüksek miktarda nüfusa sahiptir? Gelişmekte olan ülkelerin yetersiz ekonomik seviyelerine rağmen yüksek olan nüfusları, bu ülkelerde emek faktörünün bol olması ile üretim imkânları eğrisinin artışına katkı yapsa da, düşük milli gelir düzeyinin, yüksek miktarda nüfusa dağılımının yanı sıra, işgücünün kalifiye olmaması nedeniyle emeğin marjinal verimliliğinin daha da düşük olmasına neden olmaktadır.

Küreselleşme süreci, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki teknolojik düzey, eğitim düzeyi gibi üretim, gelir ve dolayısıyla toplumsal refahı etkileyen faktörler arasındaki farkı giderek arttırmaktadır. Gelişmiş ülkelerin eskittiği teknolojiyi, gelişmekte olan ülkelere yeni teknoloji olarak satması ve sınırlı ar-ge çalışmaları ile geliştirme sürecinde, know-how, patent hakları gibi yollarla yenilikleri finanse ederek, standardı oluşan üretimi gelişmekte olan ülkelere yaptırması, dışına çıkılamayan kısır bir döngü oluşturmuştur.

Küreselleşme sürecinin ekonomik ayağında en önemli rolü oynayan çok uluslu şirketler, geniş ve komplike ekonomik ilişkileri ve yüksek istihdam düzeyleri ile özellikle gelişmekte olan ekonomiler için bir fırsatın yanında tehdit haline gelebilmektedirler. Bu kurumsal yapıların, uluslararası siyasi krizlerin oluşması halinde, gelişmekte olan ülke ekonomilerini ciddi bir baskı altına alabilmesi mümkündür.

Örneğin, geçtiğimiz dönemde Fransa ile Türkiye arasında yaşanan “Sözde Ermeni Soykırımı” tartışmaları sonucunda, Fransa’ya müeyyide uygulanması gibi söylemler ortaya atılmış, ancak sonuçta bu konu herhangi bir çözüme bağlanamadan kapanmıştır. Bunun en önemli nedeninin, bu ülke ile olan ekonomik ilişkiler olduğu söylenebilir. Konunun dış ticaret boyutu göz ardı edilse bile, Fransız şirketlerinin Türkiye’de istihdam ettikleri rakamlar düşünüldüğünde, bu ülkeye ekonomik bir yaptırımın yapılmasının ne denli sonuçlar yaratabileceği öngörülebilir.

Bölgeselleşme ise çoğunlukla yeni ekonomik arayışların, stratejik amaçların ya da tarihi ilişkilerin gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Bölgeselleşme eğilimi, gelişmiş ülkelerle birlikte belirli oluşumlara giren, gelişmekte olan ülkelerde büyük değişimlere yol açabilmektedir. Bunlardan en önemlisi de, hızlı bilgi akışı sonucu ortaya çıkan büyük ve ani teknolojik gelişmelerdir.

Bölgeselleşme ile dış ticarette yaşanan değişiklikler, çoğunlukla birlik haline gelen ülkeler arasında ticaretteki engellerin kalkması ve ticaretin yoğunlaşması şekillerinde ortaya çıkmaktadır. Ülkelerin dış ticaret politikaları gereği, uluslararası anlaşmalar ya da kurumsallaşmalar oluşabilmektedir. Dış ticarette kendi ticaret eşlerini seçen ülkeler, çoğunlukla rasyonel davranarak, faydalarını maksimum yapacak şekilde ticarete yönelmektedir. Bu da, her ülkenin elindeki en verimli faktör yoğun şekilde üretime yönelmesi sonucunu ortaya koymaktadır.

Tüm bu gelişmeler altında varılabilecek sonuç, her bir ülkenin karakteristiği, toplumsal yapısı, sosyal, kültürel ve stratejik durumu gibi değişkenlere bağlı olarak farklı neticelerin elde edileceğidir. Belirtilmesi gereken bir diğer nokta, ortaya çıkacak sonucu belirleyecek tek tarafın ülkenin kendisi olmadığıdır. Çoğunlukla gelişmiş ülkelerin iradesi dışında gelişmekte olan ülkelerin bir yıldız gibi parlaması mümkün olmamaktadır. Bu nedenlerle, ülke bazında değerlendirme yapmanın daha doğru olacağı belirtilebilir.

 

Oytun MEÇİK

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.