1923’DEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ

upa-admin 20 Temmuz 2012 6.220 Okunma 0
1923’DEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ

Suudi Arabistan Krallığı, Arap yarım adasında bulunan en büyük ülkedir. Yönetim şekli teokratik monarşi ülkenin resmi dili Arapçadır. Şeriat yasalarının anayasa olarak kabul edildiği bu krallıkta hem yürütme gücünü, hem yasama gücünü elinde tutan Kral, Bakanlar Kurulu’nu kendi atar ve bu kurulca alınan kararlarını veto etme hakkına sahiptir. Ülkenin genelinde Vahhabilik, resmi mezhep konumundadır. Vahhabilik ismi ilk olarak Suudi Devleti’nin Necd bölgesinde doğmuş olan Muhammed bin Abdülvahhab’dan gelmektedir. 18. yüzyılda başlamış olan bu hareket Sünni mezhebinin bir inancı olarak kabul görmektedir. Vehhabiler kendi mezheplerinden olmayanların gerçek Müslüman olmadığını kabul eder ve bu özelliği nedeniyle kimi geleneksel/sufi dini hareketler tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Ancak Vehhabiler’in kendilerini Selefiyye adı altında gizledikleri ve bu yolla tepkilerden kaçtıkları söylenir. Nitekim bu iki mezhep temel olarak aynı temel ilkeleri alır. Ülkemizde de Selefiyye görüşünün hakim olması iki ülke arasında bir kültürel benzerliğe yol açmış ve yakınlaşma aracı olarak da kullanılmıştır.

Müslüman tebaanın kutsal saydığı Mekke ve Medine topraklarının bu ülke de olması ülkenin coğrafi bir avantajı sayılmakla beraber, Suudi Arabistan’ın İslam ülkeleri arasında da önemli bir yere sahip olmasını sağlamıştır. Ülkenin ekonomisi 1936 yılında petrolün bulunmasına kadar ülkeye gelen hacı adaylarına ve yapılan hurma ihracatına bağlıydı. Petrolün bulunup ihracatının yapılmasının ardından ülke ekonomisi büyümüş ve aynı zamanda zaten önemli bir yeri olan coğrafi konumu daha da mühim bir hal almıştır. Bulunan petrol o denli büyük çapta öneme sahiptir ki ülke ihracatının % 80’inini oluşturmakla birlikte dünya petrol rezervlerinin de % 20’sini oluşturmaktadır. Serbest piyasa ekonomisini benimseyen Suudi Arabistan, zamanla oluşan bu petrole bağımlı durumu kırmak adına Kral ve Bakanlar Kurulu’nca farklı sektörlere yatırım yapmasına rağmen henüz petrolün önemini ülke hayati seviyeden indirememiştir. Yalnız bu durumun şöyle bir avantajı vardır ki, küresel çapta bir kriz veya buhran durumunda bile ülke ekonomisinin hissedilir seviyede zarar görmesini dünyanın petrole olan bağımlılığı engellemiştir.

 

Suudi Arabistan hakkındaki bu bilgileri verdikten sonra Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini 1923’den günümüze olarak ele alacağım. Türkiye ile Suudi Arabistan (SA) arasında diplomatik ilişkiler, ülkemizin Hicaz ve Necd Krallığı ile 3 Ağustos 1929 yılında imzaladığı Dostluk ve Barış Anlaşması ile kurulmuştur. Türkiye bu anlaşmayla Hicaz ve  Necd  Krallığı’nın siyasi bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tanımıştır. Bununla birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde 1970’lerin sonuna kadar kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Bu dönem zarfında siyasi bakımdan en önemli sayılabilecek gelişme, dönemin SA Kralı Faysal bin Abdülaziz’in, Müslüman ülkeler arasında birlik sağlamaya yönelik bir konferans düzenlenmesi çalışmaları çerçevesinde, 1966 yılında Türkiye’ye yaptığı ziyaret olmuştur. Suudi Arabistan ile Türkiye arasında 1974 yılında imzalanmış olan Kültür Anlaşması’na karşın, SA’nın kendine özgü koşulları nedeniyle şimdiye dek hep geri planda kalmış bulunan kültürel ilişkilerimizde ülkemizde 2002 yılında hükümet değişikliğinin yaşanmasının ardından bariz bir artış gözlenmiştir. 1979 yılında Uğur Mumcu tarafından yazılan Rabıta isimli eserde çok çarpıcı bir iddia belgeleriyle kanıtlanmıştır. Öncelikli amacı “Müslüman ülkelerin İslamcı kurallara göre yönetilmesini sağlamak” olan Suudi Arabistan kökenli bu Rabıta örgütü, Türkiye’den 73 din adamının yurtdışında görevlendirildiğini söylemiştir. Yurt dışında bulunan bu görevlilere paralar Suudi Arabistan tarafından aktarıldığı söylenmişti. O dönem laik Cumhuriyet’e karşı yapılan bu hareket iki ülke arasında soğuk rüzgârların esmesine ve yoğun tartışmalara neden olmuştur. 1980’li yıllarda ise, Türkiye’nin petrol ihtiyacının güvenli ve elverişli koşullarda sağlanmasına yönelik arayışların da etkisiyle, ikili ilişkilerde ciddi bir hareketlenme yaşanmıştır. 1984 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 1985 yılında ise dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal SA’ı  ziyaret  etmişlerdir. SA tarafından ise, 1984 yılında, Veliaht Prens Abdullah bin Abdülaziz (şimdiki SA Kralı) Türkiye’yi ziyaret  etmiştir. Yapılan bu ziyaretler sıradan gibi görünse de iki ülke arasındaki zayıf diplomasisinin gelişmesini ve sürekli bir iletişim halinde olunmasını sağlamıştır. Yine bu dönemde, Türkiye, SA’a yönelik ihracatını arttırırken müteahhitlik  hizmetleriyle de  bu  ülkede  kendini  göstermeye başlamıştır.

İki ülke arasında 1980’li yıllarda sağlanan yakınlaşma 1990’lı yılların ilk yarısında da devam etmiştir. Birinci Körfez Savaşı sırasında iki ülkenin izlediği paralel politikalar, yani her iki ülkenin de Irak a müdahalede diğer devletlerle birlikte çalışması ikili ilişkilerin bölgesel boyutunda ortak bir payda yaratmıştır. SA, Türkiye’nin Körfez’deki savaş nedeniyle uğradığı kayıpların giderilmesine katkı sağlamak üzere Türkiye’ye 1,2  milyar ABD Doları tutarında petrol hibe etmiş, ayrıca, Türk Savunma Fonu’na 1 milyar ABD Doları karşılığı petrol katkısında bulunmuştur. İkili ilişkilerde en sıkıntılı dönem, 2002 yılında Mekke’deki Ecyad Kalesi’nin yıkımı sonrasında yaşanmıştır. (2002 yılında Suudi Arabistan tarafından yıkılan Osmanlı kalesi olmakla beraber Suudi Arabistan hükümeti tarafından yerine otel yapılmak amacıyla yıkılmıştır.) Bu krizin siyasi ilişkiler üzerindeki olumsuz etkileri 2003 yılından itibaren giderilmeye başlanmıştır. Irak Savaşı başta olmak üzere bölgesel gelişmeler ve İki ülke de bölgenin de bölgede barış ve istikrar istemesi bu süreci hızlandırıyordu. Diğer taraftan, SA’nın, ülke içinde 2003 yılında patlak veren El Kaide menşeli terörle çetin bir mücadeleye başlaması ve uluslararası işbirliğine verdiği önemi de artırması, Türkiye-SA ilişkileri üzerinde ilave bir olumlu etki yaratmıştır. ABD’nin Irak’ı işgali iki ülke arasında kaygıya yol açmış; bu kaygı sayesinde iki ülke arasında diplomatik ziyaretler ve yakınlaşmalar artmıştır. Bu çerçevede o dönem Başbakan olan Abdullah Gül, Suudi Arabistan’ı ziyaret edip ilişkileri aktif tutup görüş alışverişinde bulunmuştur. Yine 2003, 2004 ve 2005 yıllarında karşılıklı olarak üst düzey temaslar ve ziyaretler devam etmiştir.  SA Kralı Abdullah’ın 2006 Ağustos ayında ülkemize yaptığı resmi ziyaret 1966 yılından beri SA’dan ülkemize Devlet Başkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret olmuştur. Bu ziyaret aynı zamanda, 2005 Ağustos ayında tahta geçen Kral Abdullah tarafından bir Batılı ülkeye gerçekleştirilen ilk ziyaret olarak kayıtlara geçmiştir. Suudi Arabistan Şura Meclisi, 2004 yılı Ocak ayında, iki ülke parlamentoları arasında işbirliğini geliştirmek üzere dostluk grubu kurulması önerisinde bulunmuş ve grubun Suudi üyelerinin belirlendiğini bildirerek Türk kanadının oluşturulmasını istemiştir. TBMM tarafından bu öneri kabul edilmiş ve Dostluk Grubu’nun Türk kanadı Karabük Milletvekili Sayın Mehmet Ceylan başkanlığında 9 Nisan 2004 tarihinde oluşturulmuştur. 2006 Kasım ayında Riyad’da gerçekleştirilen “İslam Ülkelerinde Geleneksel El Sanatları” konulu uluslararası sergiye, gerek sanatçı sayısı gerek sergilenen malzemenin sayısı ve değeri bakımından en geniş katılım ülkemizce sağlanmış, nadide, Türk el sanatı eserleri büyük ilgi ve takdire mazhar olmuştur.

Bütün bu bilgiler ışığında söyleyebiliriz ki iki ülke arasında ki ilişkiler tarih boyunca inişli çıkışlı bir seyir izlemiş ancak özellikle 1980’li yıllardan itibaren istikrarlı bir şekilde gelişmiştir. Ülkeler arasındaki rejim ve kültür farklılıklarına karşın her iki ülkenin de Batı müttefiki olmaları sebebiyle iyi ilişkiler kurması olumlu algılanmalıdır.

 

Cebrail KOÇHAN/UPA Uşak Üniversitesi Temsilcisi

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.