ANAYASAYI KORUMA KONSEYİ

upa-admin 21 Temmuz 2012 2.585 Okunma 0
ANAYASAYI KORUMA KONSEYİ

Daha önceki yazılarımda İran İslam Cumhuriyeti’nin yapısını genel anlamda inceledikten sonra Dini Lider ve Cumhurbaşkanı konularını da irdeledim. Bu hafta ise diğer önemli bir kurumu, Anayasayı Koruma Konseyi konusunu aydınlatmaya çalışacağım.

Anayasayı Koruma Konseyi, İran’daki diğer belli başlı Konseyler olan Uzmanlar Konseyi ve Danışma Konseyi’nden daha güçlü ve daha çok yetkiye sahip bir kurumdur. Konsey’in 12 üyesi vardır. Konsey, dini ve hukuki denetimler yaptığı için üyelerin yarısı din adamı, yarısı hukukçudur. 6 üye Dini Lider tarafından ve din adamları arasından atanıyor. 6 üye ise ve Meclis tarafından ve hukukçular arasından seçiliyor. Anayasanın 91. maddesine göre (Iranonline), seçilen hukukçuların Müslüman ve hukukun farklı alanlarında uzmanlaşmış olmaları gerekiyor. 93. maddeye göre ise, eğer Anayasayı Koruma Konseyi var olmazsa Meclis de hiçbir yasal statüye sahip olmaz. Konsey Türkiye ile kıyaslandığında Yüksek Seçim Kurulu ve Anayasa Mahkemesi’nin bir çeşit birleşimi gibi görülebilir ancak Konsey’in Şeriat denetimi bu benzerliği resmi anlamda geçersiz kılar. Konsey’in her zaman muhafazakâr bir kimliği oldu. Bu kimlik Konsey’in yetkileri itibariyle rejimi koruyan bir faktör olarak algılanır.

Anayasayı Koruma Konseyi’nin mevcut başkanı Ahmed Jannati’dir. Kendisi Ayetullahtır. 1988’den beri görevini yürütmektedir. Koyu ve katı bir muhafazakârlık çizgisi vardır. Ahmedinejad’ı radikal muhafazakârlık ve İran’ın düşmanları konularında etkileyen isimlerden biridir. İslam uğruna ölmek veya öldürmek Jannati için çok önemlidir. Bu çerçevede idam cezasını, cihat fikrini ve Hizbullah gibi örgütlerin icraatlarını onaylar. Kadınların adaylıklarının her seferinde reddedilmesindeki en büyük rol yine Jannati’ye aittir. Jannati’nin ve Konsey’in düşüncesine göre bir kadının devleti yöneten pozisyonlardan birine gelmesi ihtimal dahilinde değildir. Bu düşünce sadece dini muhafazakârlığı kapsamaz; dinin, geleneklerin, komplekslerin ve önyargıların karışımıdır aslında.

İran’da bir Anayasa Mahkemesi yoktur. Bu görevi nispeten Anayasayı Koruma Konseyi icra eder. Meclis’ten geçen kanunların önce Şeriata, sonra anayasaya uygun olup olmadığına karar verir. Dolayısıyla bir kanunun yürürlüğe girmesi için Konsey’in onayı gerekir. Yani muhafazakârca düzenlenmemiş bir kanunun geçmesi çok zordur. Bir devletin gidişatının belirlenmesi için kanunların önemi büyüktür. Bu açıdan düşünüldüğünde Konsey ülkenin geleceğine ilişkin olumlu gelişmelerin önünü tıkamış olur ki Meclis’teki reformist vekiller Konsey’in vetoları veya keyfi kararları karşısında çaresiz kalmaktadır. Çünkü kanunlara ilişkin anayasa yorumu ve Şeriat yorumu Konsey’e bağlıdır. Uygunsuzluk yorumu yapılırsa söz konusu kanun revizyon için geri gönderilir. Yine de bir değişiklik olmazsa, Meclis ve Anayasayı Koruma Konseyi arasındaki anlaşmazlığı çözmek için Danışma Konseyi devreye girer ve bu anlaşmazlığı “rejimin selameti” amacıyla, çoğunlukla muhafazakâr açıdan “çözer”, tabii ki son sözün hala Dini Lider’de kalması koşulu ile.

Mevcut İran Meclisi muhafazakâr çoğunluğa sahiptir. Tersini var saydığımızda, Meclis’in çoğunluğu reformist vekillerden oluşsa bile, Meclis’ten reformist bir kanun kararı çıksa bile Konsey bu kanunun Şeriata aykırı olduğunu söyleyip veto edebilir. Başka bir deyişle, reformist Meclis de sonucu değiştirmez. Bu nedenle sadece Meclis’in reformist kompozisyonu yetmez. Anayasayı Koruma Konseyi’nin de din adamları yerine gerçek hukukçulardan oluşup, Şeriata uygunluk yerine anayasaya uygunluk denetimi yapması gerekir. Bu durum için ise Dini Lider’den 6 üyeyi atama yetkisi alınmalıdır ki mevcut düzende bu oluşum planı mümkün görünmemektedir.

Meclis seçimlerinden, Uzmanlar Konseyi seçimlerinden ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce seçimlere girecek adaylar Anayasayı Koruma Konseyi’nin süzgecinden geçerler. Yani bu 3 dalın herhangi birindeki aday ya uygun görülür ve seçime girebilir ya da (muhtemelen dini açıdan) uygun görülmez ve adaylığı sonlandırılır. Ayrıca Konsey’in 3 seçimi de denetleme otoritesi vardır. Konsey’in bu yetkileri özellikle reformist adaylar tarafından yıllardır eleştirilmektedir. Fakat bu yetkiyi kaldırma gücü Dini Lider’dedir. Lider ise doğal olarak kendi muhafazakâr değerlerini koruyan ve bir çeşit uzantısı olan Konsey’in otoritesinin devamından yanadır. Bir eşcinselin, bir komünistin veya bir gayrimüslimin adaylığı bile hayal edilemezken, gerçek anlamda bir demokrat adayın Konsey eşiğinden geçilmesine dahi olanak verilmez. Çünkü seçilme ihtimali bile tehdit olarak algılanır. Bu 3 kurum kilit kurumlar diye adlandırılır ve o makamları dolduracak kişilerin rejimin sürekliliğini sağlamaları garantiye alınmak istenir. Aksi takdirde günümüzde böyle bir rejimin sürmesi mümkün değildir ki devletin ileri gelenleri de bu gerçeğin farkındadır aslında. Bu yüzdendir ki daha önce bahsettiğim oyun kurallarına göre oynanır.

Anayasayı Koruma Konseyi, İran’da katı tutumu ve üyelerin muhafazakâr açıklamaları ile ünlüdür. Şeriat yorumları asla esnek değildir. Özellikle İran’daki kadın erkek eşitsizliğinin gittikçe artan seviyelerde var olmasının nedenlerinden biri Anayasayı Koruma Konseyi’dir. Konsey, kadınları (yaşları, giyiniş tarzları, ideolojileri vb. konularda ayrım yapmaksızın) tahrik edici ve günaha sürükleyici olarak görür. Böyle bir zihniyet kadınların doğuştan kötü algılanmalarına yol açar ki kız bebeklerin öldürülmeleri de bu zihniyetin bir uzantısıdır. Kadınlar sadece kadın olmaları sebebiyle potansiyel günahkâr olarak kabul edilirler. Çarşaflı bir kadından bile tahrik olabilen bir erkek, bir kız bebekten de tahrik olabilir, bir oyuncak bebekten de. Bu durum da oyuncak bebeklerin İran’da yasaklanmasının, kadınların bisiklet sürememesinin, kamusal alanda ve hatta okullarda kadın-erkeğin aynı ortamda bulunmasının büyük bir sorun gibi görülmesinin, kadınların halen recm ile öldürülmesinin ve Ahmedinejad yaşlı bir kadının elini ilkokul öğretmeni diye öptüğü için kriz çıkmasının “mantığını” anlatıyor. Dolayısıyla buradaki esas sorun kadının varlığı değildir; erkeğin düşünce tarzıdır.  Bu hastalıklı düşünce tarzının İran’daki örneklerini çoğaltmak mümkün; ancak konunun dışına çıkmamak amacıyla diğer örneklere sonraki yazılarda yer vereceğim.

Anayasayı Koruma Konseyi’ne en önemli eleştirilerden biri 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra geldi. Konsey (Dini Lider gibi) seçim sonuçlarının meşru olduğunu ilan etti. Hâlbuki seçimler şeffaf yapılmadı. Birçok kaynak aslında reformist aday Mir Musavi’nin Cumhurbaşkanı seçildiğini, fakat çoğu oyun yok edilmesi nedeniyle Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanı olduğunu iddia etti. Bu nedenledir ki önceki seçimlerden farklı olarak, son seçimde Musavi seçmenleri meydanlara aktı ve seçim sonucunu kabul etmedi. Maalesef eylemler ölüm, işkence, sayısız tutuklama gibi sonuçlarla bitti. Dini Lider gelecek eylemleri önleme amacıyla ibret verici bir örnek vermeyi amaçladı ve seçimle ilgili son sözünü söyleyerek noktayı koydu. Bu nokta ironik bir şekilde o kadar büyüktü ki Mir Musavi de, onun partisi Yeşil Hareket de, onun taraftarları da deyim yerindeyse bir daha bellerini doğrultamadılar. Devletin ileri gelenleri tarafından saygınlıkları da yerle bir edilmeye çalışıldı ve sanki İran’ın meşhur düşmanları Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in bir komplosunun parçalarıymış gibi gösterildiler. Böylece halkın reformistlere verdiği destek azaltılarak, rejime ve Dini Lider’e bağlılığın pekiştirilmesi amaçlandı. Yine de bu amacın gerçekleştirildiği söylenemez ki özellikle İranlı gençlerin rejime olan inançları her geçen zaman azalıyor.

Netice itibariyle, bu yazımda sizlere Anayasayı Koruma Konseyi’ni tanıtmaya çalıştım. Gelecek hafta Uzmanlar Konseyi ve Danışma Konseyi konularıyla devam edeceğim.

 

Yüksel KAMACI

 

KAYNAKÇA

– İran Anayasası, Iranonline. http://www.iranonline.com/iran/iran-info/government/constitution-6-2.html

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.