EĞİTİM REFORMUNDA BİR ‘BAŞARISIZLIK’ ÖYKÜSÜ

upa-admin 26 Temmuz 2012 1.488 Okunma 0
EĞİTİM REFORMUNDA BİR ‘BAŞARISIZLIK’ ÖYKÜSÜ

Radikal Gazetesi’nde 24 Mart’ta yayımlanan yorum yazımı paylaşıyorum.

Brüksel’de bir bahar akşamüstü, ‘Avrupa Yurttaş Girişimi’ konulu konferansın sonunda verilen kokteyldeyiz. Avrupa parlamenterleri, AB Komisyonu yetkilileri, diplomatlar, gazeteciler, sivil toplum temsilcileri, uzmanlar, araştırmacılar… Farklı diller, farklı eğitim ve sosyal geçmişten gelen onlarca kişi… Konuklar, ellerinde kadehleri, konferansta konuşulan konularda görüşlerini aktarıyorlar birbirlerine. Parlamentonun cam oval çatısından güzel bir akşam güneşi süzülüyor içeriye. Oya da davetliler arasında. AB Komisyonu’nda staj yapmak için gelmiş Brüksel’e. Bir yandan AB Komisyonu’ndan bir diplomata “Yurttaş Girişimi çok iyi; bunun genişleme sürecindeki aday ülkelere nasıl yansımaları olmasını bekliyorsunuz?” diye sorarken, diğer yandan heyecanla izliyor çevresini. Yüzünde çocuksu bir gülümsemeyle ince bir hüzün perdesinin birbirine karıştığı bir genç kadın Oya. Ancak bunu kocaman ela gözler size ışıl ışıl bakarken değil de, sözcüklerinin renginde, tonlamasında seziyor, tanımlayabiliyorsunuz. Öyküsünü öğrenince anlamlanıyor sevinç ve hüznün birlikteliği.

Anadolu’dan Brüksel’e bir azim ve emek öyküsü 

Diyarbakır’ın uzak bir ilçesine bağlı köyde, üç kardeşten ortancası olarak doğmuştu. Annesi geleceklerini köye bağlayan bir şey olmadığını düşünüp, babasını biraz baskıyla da olsa ikna edip ilçeye taşınmalarını sağlamıştı. Böylece ilkokula başlamış, annesiyle babası resmi nikâh kıymış, Oya’nın da nüfus cüzdanı çıkmıştı. Diğer bir deyişle, o yaşa kadar üç kardeş, nüfus cüzdanları olmadığı için Türkiye’de resmen yoktu. Oya, okula başlar başlamaz en iyi arkadaşı Ayşe’yle okumayı daha çabuk öğrenmek için bir rekabete bile girmişti. Ancak arkadaşının okuldan evlendirilmek için alınmasıyla bu tatlı rekabet sona ermişti. Oya, yaşamın sert rüzgârlarını her yönden hissetmeye başlamıştı. Örneğin, ilkokul öğretmeni öldürülme korkusu yaşarken, o da yanındaydı. Daha ilköğretim öğrencisiyken başlamıştı Oya, evlerde küçük temizlik işleri yapmaya. Haksızlığa hiç tahammülü olmayan bir çocuktu. Bir keresinde onlarca öğretmenin ve yüzlerce öğrencinin önünde kaymakama gözlerini dikip bir yarışma sonucuna itiraz etmişti. Öğretmeni onu kaş göz işaretleriyle susturmuştu. Bu da çoğunluk susarken itiraz ettiğinde birileri tarafından susturulabileceğine dair ilk deneyimlerden biriydi. Babasının vefatından sonra imkânsızlıklar içinde, kendisi için bilinçli ya da bilinçsiz olarak bir çıkış yolu arayan Oya, iyi bir liseye gitmesi gerektiğini düşünmüştü. Şehir merkezine taşındılar. Sınavdan aldığı puan yüksek olmasına rağmen, rehberlik eksiği nedeniyle ‘doğru karar’ verememişti. Açıkta kalma korkusuyla yanlış tercihler yapmış ve öğretmen lisesine yerleştirilmişti. O günlerde çok üzülse de, ilerleyen yıllarda iyi tarafını görüp ODTÜ’ye girmesine vesile olan bu okula girdiği için sevinmişti.

Maddi sorunların ağırlaştığı lise yıllarından hatırladığı güzel anıların çoğu, her yıl okul birincisi olmasıydı. Gözleri parlayarak anlattığı bir başka anı ise belki de onun liseyi başarıyla bitirip ODTÜ’yü kazanmasına olanak sağladı. Bir gün lisede kız öğrencileri bir yere toplamışlardı. Bir dernekten önemli biri gelip konuşacaktı kızlara. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan’ı o gün dinlediğinde umutlandı. Başarabilirdi. Böylece ÇYDD’nin burs verdiği öğrencilerden biri oldu lise yıllarında. Liseden birincilikle mezun olup ODTÜ’de öğretmenlik bölümüne kaydını yaptırdı. İlk kez Diyarbakır dışına çıkıyordu. Mutlaka burs bulmalıydı. Akla gelebilecek her türlü dernek, milletvekili ve daha bir çok kuruma başvurmuştu. Sonunda kendine yetecek kadar bir burs bulabildi. Bu süreçte çok şey de öğrendi. Örneğin, milletvekillerinden birine gidip burs aradığını anlatmıştı. İlköğretim mezunu olan milletvekilinin, burs karşılığında ‘ODTÜ’de kendisini gezdirmesini ve kendisini kız arkadaşlarıyla tanıştırmasını’ istemesi genellenemeyecek bir olay olsa da siyasete ilişkin hayal kırıklığını perçinlemişti.

ODTÜ Matematik Öğretmenliği’nden bölüm birincisi olarak mezun olduğu gün, hem Kamu Yönetimi’nde yan dal yapmış, hem de Uluslararası İlişkiler’den dersler almış durumdaydı. Çok mutluydu. Kararını vermişti; uluslararası ilişkiler alanında bir meslek sahibi olmalıydı. Türkiye, Fransa ve Almanya’da ortaklaşa eğitim veren ve Avrupa Komisyonu’nun destek verdiği beş enstitüden birinde yüksek lisans yapmak için kabul aldı. Yüksek lisans tam bursluydu ama yaşam giderleri için de desteğe ihtiyacı olacaktı. Yoğun araştırmalarının sonucunda aradığı bursu buldu. Yabancı dildeki eksikleri nedeniyle, yüksek lisanstaki ilk üç ay boyunca dersleri neredeyse hiç anlamamıştı. Yurtdışındaydı ama yaşamı ders çalıştığı odasıyla yemekhane arasında geçiyordu. Sosyal ve ekonomik zorlukları, akademik başarıyla aştı sonunda. Program bitirme tezi, başarılı bir analiz olarak ve takdir görerek basılmıştı. Yüksek lisans programının son aylarında sınıf arkadaşlarını, Avrupa Komisyonu’ndaki staja başvurma telaşı sarmıştı. “Kaybedecek bir şeyim yok” diyerek o da başvurdu. Umudu yoktu, çünkü ‘iyi okullar’dan mezun, birkaç dil bilen ve üniversitede uluslararası ilişkiler okumuş arkadaşları ve çevresindekiler, ona öğretmenlik bölümü mezunu olması sebebiyle şansının olmadığını ima ediyordu. Belki de o öyle algılıyordu söylenenleri, tavırları ve vücut dillerini… Sonunda AB Komisyonu’nda girilmesi zor olan ‘Dış İlişkiler’ bölümüne stajyer olarak seçildi. Kısa sürede birkaç stajı daha geride bırakarak ve kaçınılmaz bir sürü idari engeli aşarak bir iş sahibi de oldu Brüksel’de. Oya şimdi Brüksel’de bir yandan ikinci yüksek lisans eğitimini alıyor, diğer yandan da çalışıyor. Yeni hedefi, uluslararası bir kurumda, uluslararası uzman ve yönetici olarak çalışabilmek.

 

Gençler için girişim vakti

Oya’nın başardıklarını görünce, bunu da başaracağından hiç şüphe duymuyor insan. Belki de bugünden hedeflemediği başka ufuklara yelken açması da olası. Onun şu kısa yaşam öyküsü Anadolu’nun değişik bölgelerinde benzer mücadeleler içindeki milyonlarca kız çocuğuna yönlendiriyor düşüncelerimizi. Bazılarımızın kolayca ulaştığı imkânlara, ülkemizin her bölgesinden birçok gencin çok zorlu mücadelelerle ulaştığını hiç unutmamak gerek. İşte o zaman ülkenin her yerine dağılan, çoğunluğu oluşturan bu mücadele içindeki çocukları ve gençleri yargılamak yerine, fırsatların herkese eşit dağıtılmadığını daha iyi anlıyoruz.

Türkiye daha ileri seviyede bir ülke olacaksa eğer, çocuklarına ve gençlerine daha iyi eğitim ve fırsatlar sunabilmeli. Bütün engellere rağmen başarıya erişebilenleri teşvik edebilmeli, diğerlerine örnek gösterebilmeli. Geçmişin önyargıları ve günümüzün dogmalarından arınmış, akılcı bir eğitim reformu bu nedenle çok önemli. Oya’nın gerçek yaşam öyküsü, bir azim ve emek öyküsü aynı zamanda. Oya için bir başarı, Türkiye için bir başarısızlık öyküsü aslında. Belki de bu konuda bir ‘Türkiye’nin Gençleri için Yurttaş Girişimi’ zamanı çoktan geldi.

Kader SEVİNÇ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.