SOĞUK SAVAŞ SONRASINDA BOSNA-HERSEK KRİZİ VE TÜRKİYE-BOSNA HERSEK İLİŞKİLERİ

upa-admin 26 Kasım 2012 19.560 Okunma 0
SOĞUK SAVAŞ SONRASINDA BOSNA-HERSEK KRİZİ VE TÜRKİYE-BOSNA HERSEK İLİŞKİLERİ

Giriş

Soğuk Savaş’ın bitiminden itibaren yaşanan en önemli hadiselerden birisi Yugoslavya’nın dağılmasıdır. Soğuk Savaş boyunca Bağlantısızlar Hareketi’nin kayda değer bir üyesi olarak varlığını sürdüren Yugoslavya çok çeşitli etnik gruplardan oluşan bir mozaiği andırmaktaydı. Fakat bu sistemi senelerce başarıyla idare eden Tito’nun ölümüyle, bu yapıda başlayan sarsılmalar sonucunda 1990’ların başında Yugoslavya parçalandı. 1991’den itibaren bu yapı içerisinde yer alan etnik gruplar milliyetçi unsurların etkisiyle kendi devletlerini ilan ettiler. 1991 yılında Bosna-Hersek’te yaşayan Sırpların burada otonom bir bölge ilan etmeleri ve irredentist bir politika izleyerek Sırbistan’la birleşmeye çalışmaları bu bölgede çatışmalara yol açtı. Bunlardan en kayda değeri olan konumuz bağlamında 1992-1995 döneminde cereyan eden Bosna Savaşı’dır. Hırvatlar, Sırplar ve Boşnaklar arasındaki bu savaş esnasında yüz binlerce kişi hayatını kaybetmiş, bir o kadarı sakat kalmış, kimisi de göç etmek zorunda bırakılmıştır. NATO’nun 1995’te gerçekleştiği hava saldırısı sonucunda bu savaş ancak durdurulabilmiştir. Daha sonra Birleşik Devletlerin girişimiyle Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar arasında bir anlaşma imzalanmasıyla bugün de geçerli olan düzen kurulmuştur.

Bu çerçevede, bu çalışmada Soğuk Savaş sonrası dönemde Bosna-Hersek krizi ve Türkiye-Bosna-Hersek ilişkileri ele alınacaktır. İlk bölümde, Bosna-Hersek krizinin tarihçesine yer verilecektir. İkinci bölümde ise Bosna-Hersek’in bağımsızlığını kazandığı 1992 senesinden günümüze kadar olan süreçte Türkiye-Bosna Hersek ilişkilerine değinilecektir.

Bölüm 1. Soğuk Savaş Sonrasında Bosna-Hersek Krizi

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle beraber dünya düzeninde cereyan eden değişmeler ve Moskova-Washington eksenli ideolojik rekabet Yugoslavya’nın iç politikasını pek etkilememiştir. Soğuk Savaş zamanında bölgenin istikrarlı bir durumda olması aslında kutuplaşmış olan dünyada tarafların oluşturduğu ittifakların Yugoslavya için bir güç dengesi oluşturmasından kaynaklanmaktaydı.[1] Yugoslavya’da Joseph Tito döneminde kurulan totaliter rejim birbirinden çok farklı toplulukları kolektif-liderlik teorisi altında toplamıştır. Ülkeye özgü bir milli komünizm oluşturularak ülkedeki entelektüel özgürlük sınırlanmış ve ayrılıkçı Hırvat ve Sırp milliyetçiliği baskı altına alınmıştır. Tito’nun 1980’de ölmesi üzerine kolektif-başkanlık sistemi tesis edilmiştir. 1960’lı yıllarda Sırbistan’dan Bosna-Hersek’in özellikle kuzey ve güney bölgelerine birçok Sırp köylüsü göç ettirilerek bu stratejik bölgeler, “Sırplaştırılmaya” en azından karışık bir etnolojik yapı haline getirilmeye çalışılmıştı. Kuzey’deki yerleştirmeler, Hırvatlar ile Boşnakları ayırmaya yarayan bir tampon bölge kurmayı; güneyde yapılan yerleştirmeler ise hem Karadağ’da bulunan Müslüman nüfus ile Boşnaklar arasındaki iletişimi kesmeyi, hem de Bosna-Hersek’te Sırbistan ve Karadağ’ın olabildiğince etnik temelde genişlemesini hedeflemekteydi.

1990 sonrasında Yugoslavya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan devletlere kapitalizme geçme aşamasında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından büyük yardımlar yapıldı. Fakat bu yardımların borç ilişkisi doğurmasından ötürü merkez kapitalist ülkeler, Balkanlı eski sosyalist ülkeler üzerinde iktisadi ve siyasi hâkimiyet kurdular.[2] “Sosyalizmden kapitalizme geçiş” biçiminde gerçekleşen “büyük dönüşüm” sürecinde tüm Balkan ülkelerinde aşırı milliyetçilik gelişti. Sosyalizm sonrası dönemde yeni ulus devletlerin inşa edilmesi, kapitalizmin yeniden tesis edilmesi, bu süreç içerisinde artan iktisadi tezatlıklar, yoksulluk, işsizlik, belirsizlik-güvensizlik ortamı ve siyasetçilerin milliyetçi söylemleri aşırı milliyetçiliğin temellerini oluşturdu.

Aşırı milliyetçilik her Balkan ülkesinde “öteki” etnik, kültürel ve dinsel gruplara yönelerek örgütlü ayrımcılık ve şiddet politikaları uyguladı. Ayrıca aşırı milliyetçi siyasetçiler ve hükümetler, komşu ülkelerin topraklarını hedef alan irredentist politikalar izlediler. Bu yolla aşırı milliyetçilik geri dönülemez biçimde Balkanlar’da silahlı çatışmalara, harplere, toplumların ve politikanın etkin ve dinsel temelde parçalanmasına, halklar ve de devletlerarasında güvensizliğin yanı sıra düşmanlığa sebebiyet verdi. Bu süreç, Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin parçalanarak yedi küçük ve zayıf kapitalist ulus devlet haline gelmesiyle sonuçlandı.

Mayıs 1991’de Bosnalı Sırplar önce Bosna’da bir otonom bölge ardından Ekim 1991’de bir meclis kurduktan sonra 27 Mart 1992’de Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin ilan ettiler. Sırp azınlıklar, 1992’de Belgrad ile yakın iletişime geçerek Sırbistan ile birleşme amacı doğrultusunda hareket etmişlerdir.[3] Bosnalı Sırplar, Sırbistan tarafından silahlandırılarak, ikamet ettikleri bölgelerde paramiliter gruplara dönüştürülmüş, ardından Boşnak köylerine saldırmışlardır. Bu arada Slovenya, Belgrad’da bulunan Sırp askerlerinin geri çekilmesi için Belgrad’a 19 Ekim 1991 tarihine kadar bir süre vermiş, Sırpların buna karşı çıkması üzerine 30 Haziran 1991 tarihinde Velika-Vas’da Yugoslav ordusuna saldırmıştır. Bunun ertesinde Sırp ordusunun da Vukover kasabasını işgal etmesiyle savaş başlamış oldu. Sırp ordusunun Bosna’ya saldırmasından 3 ay sonra Bosna-Hersek’te ikamet eden Hırvatlar da Tudjman’ın çağrısıyla Temmuz 1992’de Bosna Hırvat devletini ilan ettiler. Bu devlet daha sonra Hırvatistan’a bağlanmayı amaçlamaktaydı. Tüm bu gelişmelere karşın savaşın başlamasından ancak üç ay sonra 25 Eylül 1991’de yayınlanan BM Güvenlik Konseyi 713 nolu kararına göre bir taraftan çatışmanın tarafları müzakere masasına davet edilirken, diğer yandan ülkeye silah ambargosu uygulanacak, buna ilaveten UNPROFOR adlı barış gücü de bölgeye gönderilecekti.

Bosna-Hersek parlamentosu 15 Ekim 1991’de bağımsızlıklarını ilan edeceklerini açıkladığında ülkede konuyla ilgili herhangi bir halk oylaması yapılmamıştı.[4] Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlık ilanında bulunmaları ve Makedonya’nın da bu hedef doğrultusunda hareket ettiğinin anlaşılması üzerine Aliya İzzetbegoviç’in önderliğindeki Boşnaklar ve Hırvatlar, Sırpların muhalefetine rağmen bağımsızlık kararı verdiler. Türkiye’nin 6 Şubat 1992 tarihinde Bosna-Hersek’i resmen tanımasının ertesinde 29 Şubat 1992’de bu ülkede bağımsızlık kararı, yapılan referandum sonucunda %64’le kabul edildi. Nihayetinde Bosna-Hersek 3 Mart 1992’de bağımsızlığını ilan etti. Aralık 1991’de Almanya, Avusturya, Macaristan, Danimarka ve İzlanda hükümetleri Hırvat ve Sloven cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını hemen tanıdılar. 6 Nisan 1992’de ABD ve AB üye devletleri Bosna-Hersek’in bağımsızlığını tanıdılar. Aynı zamanlarda Hırvat başkan Franko Tudjman ve Sırp başkan Slobodan Miloseviç, Bosna-Hersek’teki taraftarlarını desteklemeye yönelik olarak bölgeye Çetnik paramiliter grupları göndermişlerdir. Ayrıca Belgrad bölgeye hem ordusunu hem de ancak 2005 yılında bölgeden çekilecek olan ve Akrepler olarak isimlendirilen Sırp devlet polisini göndermiştir.

Bu dönemde Birleşmiş Milletler’in yapabildiği tek şey Sarayevo, Gorozde, Bihaz, Tuzla, Srebrenica ve Zepce’yi güvenli bölge ilan etmek olmuştur. UNPROFOR bölgeye gönderilmiş ve mavi bir hatla Sırp kontrolü altındaki bölgelerle, Cumhuriyetin diğer bölgeleri birbirinden ayrılmıştır. Aynı dönemde Batılı liderlerin Bosna-Hersek devlet başkanı İzzetbegoviç’e Sırplar’a karşı mağlubiyeti kabul ederek bir barış antlaşması akdetmesi konusunda baskıda bulunmaları, Bosna’daki Sırp azınlığı cesaretlendirerek yeniden soykırımlara başlamalarına neden olmuştur.[5] 12 Şubat 1994’teki Sarayevo Katliamının ertesinde Washington, Belgrad’a BM kontrolü altındaki bölgelere yaklaşmaması konusunda bir nota vermiştir. Fakat ordunun başındaki General Mladic, Grozde’ye doğru yürümüş ve buraya saldırmıştır. Grozde’nin düşeceği esnada NATO Barış Gücü olarak Amerikan savaş uçakları Sırp mevzilerini bombalamaya başlamıştır.

Haziran 1995’te Sırplar yeniden saldırılara başlayarak BM ve NATO tarafından “Güvenli Bölge” olarak ilan edilen Srebrenica’yı ele geçirmişlerdir.[6] Sırpların burada gerçekleştirdiği soykırım ile kadın ve yaşlılara yönelik uygulamaları son yüzyılda işlenen en büyük savaş suçları olarak tarihe geçecektir. Sırpların bu saldırıyı gerçekleştirmesinde o ana değin uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasına yönelik Amerikan Kongresi’nin kararı etkili olmuştur. Çünkü Sırplara göre bu durumda Boşnaklar silahlanabilecek ve kendilerine karşı bir saldırıda bulunabileceklerdi. Hava bombardımanı için Hızlı Reaksiyon Gücü’nü oluşturan NATO, Temmuz 1995’te BM ile prensipte anlaşarak “Deny Flight” operasyonuyla Sırbistan’ı bombalamıştır. Birkaç hafta sonra ise Sırplar barış masasına oturmaya razı olmuşlardır. Kasım 1995’te ABD’li diplomat Richard Holbrooke’un aracılığında başlayan görüşmelerde Boşnak tarafını Aliya İzzetbegoviç, Hırvat tarafını Franjo Tudjman ve Sırp tarafını ise Slobodan Miloseviç temsil etti.[7] 21 Kasım 1995 tarihinde Dayton Barış Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre;

  • Bosna-Hersek bağımsız bir devlet olarak tanınmaktadır.
  • Bosna-Hersek Devleti, içinde Bosna ve Hırvat Federasyonu’yla bir Sırp Cumhuriyeti’ni içermektedir. Toprakların % 51’i federasyona, % 49’u ise Sırp Cumhuriyeti’ne aittir.
  • Saraybosna bir merkezi hükümet, milli meclis, başkanlık sistemi ve anayasal mahkemeye sahip birleşik bir yapıda kalacaktır.
  • Başkan ve meclis demokratik yollardan seçilecektir.
  • Kolektif başkanlık sistemi birer Boşnak, Hırvat ve Sırp üyenin katılımıyla gerçekleştirilecektir.

 

Bölüm 2. 1990 Sonrası Dönemde Türkiye-Bosna Hersek İlişkileri

Dayton Antlaşması’ndan sonra barış sürecini kontrol etmek ve muhafazasını sağlamak amacıyla Aralık 1995’te “Barışı Uygulama Konferansı” oluşturuldu.[8] 55 devletin içinde bulunduğu Barış İzleme Konferansı’nın Yürütme Kurulu; ABD, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Rusya, Japonya, Avrupa Konseyi, AB Başkanlığı ve İslam Konferansı Örgütü’nden meydana gelmekteydi. Türkiye, İslam Konferansı Örgütü’nün, Barışı Uygulama Konferansı Yürütme Kurulu içindeki temsilcisidir. Ankara, BM Güvenlik Konseyi’nin 31 Mart 1993 tarihli “Bosna-Hersek hava sahasında uçuş yasağı” kararının uygulanmasını kontrol etmek üzere gerçekleştirilen operasyona 18 adet F-16 savaş uçağıyla iştirak etti. Buna ilaveten Türk savaş gemileri ambargonun denizden uygulanan bölümü için Adriyatik Denizi’nde görev aldı.

Aralık 1995’te, Dayton Antlaşması’nın uygulanmasını sağlamak, kontrol etmek ve çatışmaların tekrar alevlenmesini engellemek için 60 bin kişilik “Uygulama Gücü” (Implementation Force-IFOR) oluşturuldu.[9] Türkiye, NATO idaresindeki IFOR’a 1500 asker ile katıldı. IFOR’un adı 1997’de “İstikrar Gücü (Stabilization Force-SFOR)”olarak değiştirilerek personel sayısı 36 bine düşürüldü. 2 Aralık 2004’te SFOR’un görevi “Avrupa Birliği Gücü (EUFOR) tarafından devralındı. Günümüzde EUFOR’un Bosna-Hersek’te görevli personel sayısı 2000’dir. EUFOR bünyesinde bulunan Türk askerleri Bosna-Hersek’te yalnızca askeri görevlerin icrasında yer almamaktadır. Askeri görevlerine ilaveten kültürel faaliyetler tertipleme, savaşta ailelerini yitirmiş çocukların bakımı, giyecek, gıda ve ilaç yardımı, sağlık taraması, öğrencilere kitap ve kırtasiye yardımı gibi çeşitli toplumsal hizmetler de sunmaktadır. Bosna-Hersek’te savaşın bitiminden sonra Sırp gücüne karşı denge oluşturmak amacıyla Washington, Bosna-Hersek Federasyonu ( Boşnak-Hırvat) ordusuna yönelik “Eğit-Donat” adlı programı başlattı. Bu programın “eğit” bölümünde bulunan Türkiye, Mayıs 1996’dan beri Bosna-Hersek ordusundan gelen Boşnak ve Hırvat subaylara eğitim verip onları ülkelerine geri göndermektedir.

3 Kasım 2002’de tek başına iktidara gelen AK Parti döneminde Türkiye’nin Bosna-Hersek politikası dikkat çekicidir. Bunun sebebi 2002-2009 döneminde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a dış politika konularındaki başdanışmanı olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun 2009 yılında Dışişleri Bakanı olmasıdır. Davutoğlu’nun zihninde Osmanlı coğrafyası içinde Balkanlar’ın; Balkan coğrafyası içinde de Bosna’nın özel bir yeri vardır.[10] Davutoğlu, Malezya’da bulunduğu senelerde Aliya İzzetbegoviç’in arzusuyla Bosna-Hersek’in fahri büyükelçiliğini yapmış, Malezya’nın Bosna-Hersek’e yolladığı askerlerin görev alanları gibi hususlarda da danışmanlık görevini yürütmüştü. Davutoğlu’na göre; “Türkiye’de 20 sene önce Bosna’yı kaç kişi bilirdi? Saraybosna dediğimizde ne çağrıştırırdı bu söz insanlara? Üsküp üzerine Yahya Kemal’i okumuş olanların edebi bilgisi dışında ne kadar şey bilinirdi? Ama şimdi Saraybosna, Üsküp her an bizim televizyonumuzda, medyamızda. Orada bir yaprak kıpırdasa, Kırklareli’nde bir tane mülteci kampı açıyoruz. İşte bunlar tarihin yeniden yorumlanmasını gerektiriyor. Yani, “Biz Osmanlı değiliz, yeni bir ulus devletiz, bunlarla alakamız yok” diyemezsiniz; onlar sizi zorluyor. Burada tarihin yeniden yorumlanmasından kast edilen budur.[11]

Davutoğlu, Dayton Anlaşması’nın üzerinden beş yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Bosna-Hersek devletinin hala kendi sınır egemenliğini tümüyle tesis edememesindeki temel nedenin büyük oranda bu anlaşmanın taraflar arasında meydan getirdiği statü eşitsizliği olduğunu düşünmektedir.[12] Etnik temizlik suçlusu işgalci Sırplar, 1992 Nisanından Dayton Antlaşması’na kadar olan süreçte önce Bosnalı Sırplar olarak yasal bir konuma kavuşturulmuşlar daha sonra da Bosna Sırp Cumhuriyeti ifadesi ile devlet kurucu unsur olarak takdim edilmişlerdir. Bir yanda Sırp tarafı Cumhuriyet olarak adlandırılarak güçlendirilirken, öte yanda Müslüman-Hırvat tarafı bir federasyon olmanın tüm aykırılıklarını içermektedir. Böylelikle Sırplar kendilerine ait bölgede tam bir özerk statüye sahipken, Müslümanların diplomatik ve askeri konumu Hırvat faktörü ile denetim altına alınmaktadır. Dayton Antlaşması’nı izleyen senelerde Müslümanlar ile Hırvatlar arasında özellikle Mostar’da cereyan eden gerginlik, antlaşmanın yumuşak karnını ortaya koymuştur.

Savaş öncesinde hemen hemen bütünüyle Müslüman olan ve BM temsilcilerinin gözleri önünde tarihin gördüğü en acımasız soykırımın yapıldığı Srebrenica ve dolayındaki bölgede halen tek bir Boşnak bulunmaması Dayton Antlaşması’nın tesis ettiği statünün meşruiyetini tartışmalı yapmaktadır.[13] Srebrenica ve Zepa gibi BM gözetimi altında olan kitlesel katliamların gerçekleştirildiği güvenlik bölgelerinin eldeki açık savaş suçu kanıtlarına karşın Sırplara verilmesi hiçbir beynelmilel hukuk değeriyle bağdaştırılamaz. Bu anlaşmayla Bosna-Hersek’te kendi içinde bağımsız olan Sırp ve Hırvat bölgeleri tesis edildi. Dahası bunlara merkezi yönetiminin işleyişini felç eden yetkiler bahşeden bu anlaşma adeta “işlemeyen bir devlet” düşüncesi üzerine kuruldu. Bu bölgelerin sınırları da Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünü tehlikeye sokacak biçimde çizilmiştir. Mesela Sancak bölgesindeki yarım milyon civarında Müslüman Boşnak’ın Bosna Müslümanlarıyla arasına “Respublica Sırpska” adı altında özerk Sırp bölgesi kuruldu. Böylelikle Sancak Müslümanları, Sırp ve Karadağ ablukasına alınmış oldu. Dayton Anlaşması’nın Boşnakların lehine yönelik pek çok maddesi de uygulanmadı. Mesela mültecilerin eve dönüşü kapsamında Sırplar ve Hırvatlar evlerine dönerken, savaşın üzerinden seneler geçmesine karşın yaklaşık dört yüz bin Boşnak evlerine dönememiştir.

Ankara, 2002 yılından beri Cumhuriyet döneminde ilk kez Balkan yarımadası ülkelerine yönelik yürüttüğü dış politikanın temel prensipleri; sorunları dondurmak yerine çözmek, devamlı ve mekanizmaları tesis edilmiş üst seviyede politik diyalog, aktörler arasında azami işbirliğini ve karşılıklı ekonomik bağımlılığı arttırmak, toplumlararası etkileşim, iletişim ve ulaşım olanaklarını arttırmak, bölgeyi küresel aktörlerin hesaplaşma alanı olmaktan çıkarmak ve ortak refah ve işbirliği sahaları meydana getirmektir.[14] 2009 senesinde Ankara’dan Saraybosna’ya ilk ziyaret, 14-16 Ocak 2009 tarihlerinde o zamanki Dışişleri Bakanı Ali Babacan tarafından yapılmıştır. Babacan, Bosna-Hersekli mevkidaşı ile yaptığı görüşmenin ertesinde Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünün ve de politik egemenliğinin muhafazasına büyük önem atfettiklerini vurgulamıştır.

Kısa adı TİKA olan Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı çeşitli Balkan ülkelerinde mühim projeler gerçekleştirmektedir, fakat aktivitelerinin en çok yoğunlaştığı ülkelerden birisi de Bosna-Hersek’tir.[15] Devlet Bakanı Faruk Çelik, beraberindeki bir heyetle birlikte 16 Haziran 2009 tarihinde Sultan IV. Mehmet’in padişahlığı esnasında 1682 tarihinde inşa edilmiş bulunan, fakat 2. Dünya Savaşı sırasında Alman piyadelerinin geri çekilişi sırasında gerçekleştirilen bombardıman neticesi kemerleri yıkılan Saraybosna-Mostar karayolunun 52.nci kilometresindeki tarihi Konjic Köprüsü’nün 2005 senesinde başlatılan yenileme çalışmalarının bitirilmesi üzerine köprünün açılışına iştirak etmiştir. Çelik, TİKA’nın “medeniyetimizin ve kültürel değerlerimizin ayağa kaldırılması yönünde Balkanlar’da, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde kültürel değerlerimizin, mirasımızın ayağa kaldırılması, restore edilmesi ve hizmete sunulmasına yönelik çalışmalar” gerçekleştirdiğini belirterek bu kurumun kayda değer başarılara imza attığının altını çizmiştir.

2009 senesinde Davutoğlu’nun, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı bağlamında Türkiye’de bulunan Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj ile Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Jeremiç’i biraraya getirmesi, taraflar arasında politik diyalog kanallarının açık tutulması doğrultusundaki çabalarının göstergesi olarak kıymetlendirilmiştir. 29-31 Temmuz tarihlerinde Türkiye’ye gelen Alkalaj, Davutoğlu ile görüşme gerçekleştirmiş ve Gül tarafından kabul edilmiştir.[16] Davutoğlu, Bosna-Hersek’in AB ve NATO’yla bütünleşmesinin Ankara ve Saraybosna’nın istikrarı bakımından önemli gördüklerinin altını çizmiştir. Davutoğlu, 16-17 Ekim 2009 tarihinde Bosna-Hersek’e resmi bir ziyaret gerçekleştirerek, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyesi Haris Sladziç ve Bosna-Hersekli parti liderleriyle görüşmüştür. Davutoğlu, Bosna-Hersek’e giderken uçakta gazetecilere verdiği demeçte, Boşnakları Dayton Antlaşması’nın gerisine düşürecek davranışlara seyirci kalmalarının ve Ankara’sız bir çözümün mümkün olmadığını sözlerine eklemiştir.

Kısa bir süre sonra, İslam Konferansı Örgütü-Bosna Hersek Temas Grubu Toplantısının ikincisi Davutoğlu’nun ev sahipliğinde örgütün genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu ve Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Haris Sladziç’in iştirakiyle İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.[17] Toplantıda, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü ve politik istikrarına atfedilen önem vurgulanarak Temas Grubu ülkelerinin Bosna-Hersek halkının yanında olduğu mesajı aktarılmıştır. 13-14 Aralık 2009 tarihinde gerçekleştirilen Medeniyetler İttifakı Güney Doğu Avrupa Bakanlar Toplantısı sebebiyle Saraybosna’da olan Davutoğlu, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Zelijko Komsiç ve Cumhurbaşkanlığı Konseyi üyeleri Haris Sladziç’in yanı sıra Nebojsa Radmanoviç ile görüşmüştür. Alkalaj ve Jeremiç ile de görüşen Davutoğlu, görüşmenin çok verimli geçtiğini ifade ederek Ankara ve Belgrad olarak Bosna-Hersek’teki bütünleşmeye destek verdiklerini belirtmiştir.

14-16 Aralık 2009 tarihinde gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında ilk olarak Gül’le görüşen Bosna-Hersek Başbakanı Nikola Şpiriç, daha sonra Başbakan Erdoğan ile görüşmüştür. Görüşmenin ertesinde yapılan basın toplantısında Erdoğan, Türkiye’nin her zaman Bosna-Hersek’in yanında olduğunu ve münasebetlerin artarak sürmesinden yana olduğunu ifade etmiştir. Konuk başbakan Ankara ile her türlü işbirliğine açık olduklarını belirterek iki ülke arasındaki dostluğun iktisadi alanda da geliştirilmesi gereğinin altını çizmiştir.

14 Ocak 2010’da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye-Bosna-Hersek-Hırvatistan Üçlü Danışma Toplantısı’na iştirak etmek için Zagreb’e gitti. Hemen ertesinde 15 Ocak 2010’da Davutoğlu, Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan Üçlü Danışma Toplantısı’na katılmak amacıyla Belgrad’a ziyarette bulundu.[18] 9 Şubat 2010’da Davutoğlu’nun girişimiyle, Türkiye-Bosna-Hersek-Sırbistan Dışişleri Bakanları arasında, Saraybosna ve Belgrad arasındaki münasebetlerin normalleştirilmesine, aralarında güvenin tesis ve idame edilmesine katkı koymak, buna ilaveten, özellikle anayasal reform başta olmak üzere Bosna-Hersek’teki dönüşüm sürecinde Boşnaklar ve Sırpları birbirlerine yakınlaştırmak amacıyla 2009 Ekim ayında oluşturulan Üçlü Danışma Mekanizması kapsamındaki beşinci toplantı Ankara’da gerçekleştirildi. 30 Mart 2010’da Sırbistan Parlamentosu, 1990ların ilk yarısındaki Bosna Savaşı’nda 8 bin Srebrenicalı’nın katledilmesinden dolayı özür diledi. 5-6 Nisan 2010’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, beraberinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve diğer bazı bakanların da bulunduğu bir heyetle Bosna-Hersek’e bir ziyaret gerçekleştirdi. 24 Nisan 2010’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ev sahipliğinde İstanbul’da Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Haris Sladziç ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç’in iştirakiyle Üçlü Balkan Zirvesi yapıldı.

Ankara, Güney Doğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci dönem başkanlığını üstlenmek suretiyle bu görevini yapıcı manada kullanarak, bölgesinde dönüştürücü rol oynamaya çalışmıştır.[19] Ankara’nın bölgedeki çabaları, Brüksel tarafından bir sürpriz olarak nitelendirilse de bölge ülkeleri Ankara’nın tavrını müdahaleci olmadığı müddetçe olumlu bulmaktadır. Batı Balkanlar’da arabulucu-kolaylaştırıcı rolünü üstlenen Ankara özellikle Saraybosna’nın Belgrad’a olan güvensizliğini ortadan kaldırma konusunda çaba göstermiştir.

Bu dönemde Ankara, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünün muhafazası ve güvenlik ve de istikrar içinde hayatını sürdürebilmesi için bu ülkenin NATO ve Avrupa Birliği gibi uluslararası yapılarla bütünleşebilmesine yönelik büyük çaba harcadı. Bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü güvence altına almanın en kestirme yolu NATO üyeliğinden geçmekteydi.[20] 3 Aralık Brüksel zirvesinden önce Ankara konuyu gündeme getirdiğinde NATO’nun başlıca ülkeleri buna sıcak yaklaşmadı. Fakat Türkiye, NATO’nun içinde “Bosna’nın Dostları” adıyla bir grup oluşturmayı başardı. Birtakım Balkan ülkeleri ve orta ölçekli ülkelerden yedisi buna desteklerini bildirdiler. Türkiye’nin önerisini reddedenler, karşılarında bir devlet bulunmadığını, bu devletin ordusunun da olmadığını ve çok çeşitli etnik gruplardan oluşan bir ülke olduğunu belirterek öncelikle devlet yapısının ortaya çıkmasını, reformlar yapılmasını ve sonra bakacaklarını ifade ettiler. Üye yapılması durumunda NATO’nun itibarını yitireceğini savunmaktaydılar. Davutoğlu ise şunu savunmaktaydı: “Bosna’nın özel olduğu doğrudur. Ama özel kılan şey, 1990lı yıllarda iki yüz elli bin insanın öldürülmesi, yüz bin Bosnalı kadına tecavüz edilmiş olmasıdır. Burada oturan herkesin sorumluluğu vardır. NATO’ya itibaren kaybettiren o müdahaleyi üç yıl geciktirmesidir.” Uzun görüşmelerden sonra o gece itibariyle Türkiye’ye destek veren ülke sayısı 12’ydi. Tartışmalar ertesi güne sarktı.

NATO Genel Sekreteri Rasmussen sunduğu uzlaşma teklifinde ‘hayır’ diyelim fakat ‘yapıcı unsurlar katalım’ önerisini ortaya koydu. Davutoğlu ise ‘evet’ diyelim ama şartları sıralayalım önerisinde bulundu ve bu çerçevede karşı bir teklif hazırlandı. Yapılan oylama sonucunda Türkiye’nin önerisi 15 ülke tarafından desteklenirken, diğer tarafın formülüne destek 4’te kaldı. Amerikan heyetinin başkanı devreye girerek uzlaşma metni hazırlanmasını önerdi. 22 Nisan 2010’da Estonya’nın başkenti Tallinn’deki NATO Dışişleri Bakanları toplantısında Ankara’nın ısrarıyla Bosna-Hersek, NATO Üyelik Eylem Planı’na dâhil edildi.[21] Bu gelişme, de facto olarak Bosna-Hersek’in sınırlarının ve toprak bütünlüğünün güvence altına alınması demekti. Bosna-Hersek’in önemli gazetelerinden biri olan Dnevni Avaz bu kararın ertesinde şu ifadeleri kullanmıştı: “Ahmet Davutoğlu’nun çabası, Bosna-Hersek’in NATO Eylem Planı’nda yeşil ışık görmesinin en kayda değer nedenlerinden biridir. Bu zorlu mücadelede Davutoğlu, 28 NATO üyesinin çoğunu, Bosna-Hersek’e olumlu cevap vermeleri için inandırdı. Bu, Davutoğlu’nun şahsi gayretinin yanı sıra Türkiye’nin Bosna-Hersek politikasının bir göstergesidir.”.

Ankara,  Belgrad ve Saraybosna arasında karşılıklı büyükelçiliklerin açılması gibi pratik ama etkili önlemlerin alınmasına da yardımcı oldu. Borisa Arnaut, 3 Mart 2010 tarihinde Bosna-Hersek’in Sırbistan büyükelçisi olarak atandı.[22] Ankara’nın Sancak bölgesinde Müslüman Boşnaklar ve Sırp hükümeti arasındaki problemlerin halledilmesinde olumlu rol üstlenmesi Sırp hükümetinin Ankara’nın kolaylaştırıcı rolüne daha güvenle yaklaşmasına sebep oldu. 2010 Temmuz’unda Sırbistan Cumhurbaşkanı Tadic’in Srebrenitsa’daki anma törenlerine Başbakan Erdoğan ile beraber katılması Saraybosna ve Belgrad arasındaki buzları eriten bir adımdı. Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın aktif rol aldığı bu yumuşama süreci Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü için son derece etkin bir güvence sağlamış oldu. Benzer biçimde Ankara, Zagreb ve Saraybosna arasında özellikle Mostar kantonunda cereyan eden etnik gerilime çözüm yollarının bulunmasında üçlü danışma mekanizmalarını kullanarak olumlu bir katkı verdi. Üçlü danışma mekanizmaları kanalıyla Zagreb, Belgrad ve Saraybosna arasındaki ilişkiler yoğunlaştırıldı. Bu mekanizma bağlamında çeşitli zamanlarda 3 defa toplanan liderler, diyalog sürecinin herhangi bir dayatma olmaksızın, kendiliğinden, ortak çıkarlar bağlamında geliştirilmesi kararını aldılar.

Ankara’nın Saraybosna’ya olan kuvvetli siyasi ilgisinin henüz iktisadi münasebetlere yansımamasının sebebi Bosna-Hersek iç pazarının mevcut durumda birleşik bir pazar durumuna gelememiş olmasıdır.[23] Ülkedeki iki siyasi entitenin birbirinden bağımsız yatırım ve vergilendirme politikalarının bulunması, Federasyona bağlı 10 kantonda yatırımcılardan değişik belgeler talep edilmesi Türk yatırımcıların Bosna-Hersek’e yönelik olası yatırımlarını maliyet anlamında zorlaştırmaktadır. Bosna-Hersek, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülkeler arasında 71.nci sıradadır. Türkiye’nin Bosna-Hersek’e yönelik gerçekleştirdiği mamul ihracatı 2011 yılında 269 milyon dolardı. Türkiye’nin Bosna-Hersek’e gerçekleştirdiği ihracat şu alanları kapsamaktadır: Tekstil ipliği, el yapımı eşyalar, kumaşlar, giysi ve hazır giyim aksesuarları, elektrikli makineler ve parçaları, yol araçları ve çeşitli işlenmiş eşyalar. Bosna-Hersek ise Türkiye’nin mamul ithalatı yaptığı ülkeler arasında 2011 yılı itibariyle 95.nci sıradadır. Türkiye’nin 2011 itibariyle Bosna-Hersek’ten yaptığı toplam ithalat tutarı 90 milyon dolardır. Türkiye’nin bu ülkeden ithal ettiği mamuller; metalik cevherler, metal hurda, kâğıt, kâğıt hamuru, deri, post, kürk, hammadde, kimyasal maddeler ve ürünler, makine sanayi ve donanımlarıdır.

Müteahhitlik ve danışmanlık hizmetleri alanında ise Türk firmaları şu ana kadar toplam değeri 80 milyon dolar olan 9 proje gerçekleştirmiştir.[24] 2002-2011 döneminde Türkiye’nin Bosna-Hersek’e yaptığı toplam doğrudan yatırım tutarı 138 milyon dolardır. Bosna-Hersek’in Türkiye’deki toplam yatırım tutarı ise sermaye bazında 15 milyon dolardır. Günümüzde Bosna-Hersek’te 2 Türk üniversitesi ve Ziraat Bankası’nın toplam 21 şubesi bulunmaktadır. Ülkedeki en büyük doğrudan yatırımlardan ikisini Türklere ait bir kâğıt ve bir soda fabrikası oluşturmaktadır. Bosna-Hersek Havayolları’nın % 49’u Türk Hava Yolları’na aittir. 2012 yılının Ocak-Ağustos döneminde Türkiye’nin Bosna-Hersek’e yaptığı toplam ihracat 163 milyon dolar iken, bu ülkeden yaptığı ithalat 78 milyon dolardır.

Bosna-Hersek Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Dr. Zlatko Lagumdzija, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak 17-18 Ekim 2012 tarihinde Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Ziyaretin ilk gününde, Dışişleri Bakanlarının başkanlığındaki heyetlerarası görüşmelerde Ankara ile Saraybosna arasındaki ekonomik münasebetlerin geliştirilmesi ile Bosna-Hersek’e yönelik Türk yatırımlarının artırılması fırsatları ele alındı.[25] Ayrıca, Bosna-Hersek’teki mevcut politik durum, ikili münasebetler ile bölgesel ve uluslararası konular hakkında kapsamlı bir görüş alışverişinde bulunulmuştur. Gerçekleştirilen ortak basın toplantısında Davutoğlu, Ankara ile Saraybosna arasında diplomatik münasebetlerin kurulmasının 20.nci yıldönümü olduğunu belirterek iki ülke arasındaki münasebetlerin çok köklü tarihi temellere dayandığını vurgulamıştır. Saraybosna’nın istikrar, huzur ve refahının Türkiye’nin istikrarı, huzuru ve refahı kadar mühim bir konu olduğunu belirten Davutoğlu, Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünün muhafazasının Balkanlar’daki barış için stratejik bir gereklilik olduğu kadar uluslararası toplum için de ahlaki bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Davutoğlu, Ankara’nın, Bosna-Hersek’in NATO ve AB üyeliği hususlarında yoğun çaba gösterdiği hatırlatmasında bulunarak Saraybosna’da geçen hafta gerçekleştirilen yerel seçimlerin açık ve şeffaf bir ortamda cereyan etmesinden duyulan memnuniyeti tekrar etti. Ziyaret çerçevesinde konuk bakan, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile de görüşmeler gerçekleştirdi.

 

Sonuç

Soğuk Savaş sonrası dönemin en önemli olaylarından birisi olarak nitelendirilen Yugoslavya’nın dağılması çok kanlı olmuştur. Bosna Savaşı, utanç dolu görüntülerle uluslararası toplumun hafızasında yer etmiştir. Sırpların Boşnaklara yönelik uyguladığı ve soykırım olarak adlandırılabilecek politikaları ancak 1995 yılında NATO müdahalesiyle sona erdirilebilmiştir. Aynı sene içinde ABD’li diplomat Richard Holbrooke’un girişimiyle Hırvat, Sırp ve Boşnak tarafları arasında Dayton Anlaşması imzalanmıştır. Mevcut durumda bu antlaşmanın tesis ettiği yapı aksaklıklarına rağmen devam etmektedir.

Türkiye, Yugoslavya’nın parçalanmasına müteakiben 1992 senesinde bağımsızlığını elde eden Bosna-Hersek’i ilk tanıyan ülkelerden birisi olmuştur. Bosna Savaşı esnasında aktif bir diplomasi izleyerek bu savaşın bir an önce sona erdirilmesi yönünde çaba göstermiştir. Savaşın bitiminde imzalanan Dayton Anlaşması’nın kurduğu sistemi sürdürmek için tesis edilen IFOR, SFOR ve EUFOR gibi milletlerarası girişimlere etkin katılım sağlamıştır. 3 Kasım 2002 tarihinde iktidara gelen AK Parti hükümeti, Ahmet Davutoğlu’nun teorik çerçevesini ortaya koyduğu yeni bir dış politika anlayışı takip etmeye başlamıştır. Bu çerçevede, çevresindeki coğrafyalarda yaşanan sorunların çözümünde komşularla sıfır sorun prensibi temelinde krizleri yumuşak güç yöntemleriyle çözmeye çalışmaktadır. Dayton Anlaşması’nın Hırvatlara ve Sırplara bazı avantajlar sağladığını düşünen Ankara’ya göre burada en mağdur durumda bulunan ülke Bosna-Hersek’tir. Bu bağlamda Bosna-Hersek’teki mevcut yapı içerisinde Boşnak, Hırvat ve Sırplar arasında meydana gelen krizlerde Ankara, arabuluculuk rolünü üstlenerek sorunların çözümünde yardımcı olmak gayretindedir. Ankara’nın oluşturulmasına ön ayak olduğu Üçlü Danışma Mekanizması kanalıyla bu ülkeler aralarında istişareler gerçekleştirerek problemlerini halletmeye çaba göstermektedirler.

Ekonomik alanda ilişkiler istenen düzeyde olmasa da Bosna-Hersek’te Türk firmalarının önemli yatırımları bulunmaktadır. Kültürel alanda ise Türk dizileri ve burada açılan Yunus Emre Kültür Merkezi iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Ankara, Saraybosna’yı hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yalnız bırakmayacağını sürekli vurgulamaktadır. Türkiye’nin Bosna-Hersek’e yönelik artan bu ilgisinin önümüzdeki yıllarda devam edeceği rahatlıkla söylenebilir. Fakat bu politika dikkatli bir biçimde sürdürülmeli, Yeni Osmanlıcılık hissi uyandıracak politikalardan uzak durulmalıdır.

Sina KISACIK

KAYNAKÇA

– Bechev, Dimitar, “A Very Long Engagement: Turkey in Balkans,” içinde Another Empire? A Decade of Turkey’s Foreign Policy Under The Justice and Development Party, Kerem Öktem, Ayşe Kadıoğlu, Mehmet Karlı (eds.), İstanbul: İstanbul Bilgi University Press, 2012, ss. 209-229.

– Coşkun, Birgül Demirtaş, “Yugoslavya’nın Dağılma Krizi (1991-1999)”, içinde Türk Dış Politikasında 41 Kriz 1924-2012, Haydar Çakmak (ed.), Ankara: Kripto Yayınları, 2012, ss.215-227.

– Davutoğlu, Ahmet, Küresel Bunalım 11 Eylül Konuşmaları,  İstanbul: Küre Yayınları, 2011, Yirmi dördüncü Basım.

– Davutoğlu, Ahmet, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası Konumu, İstanbul: Küre Yayınları, 2008, Yirmi dördüncü basım.

– “Davutoğlu: Yorulmaz Diplomat,” Haber 10, 24 Nisan 2010, http://www.haber10.com/haber/200620, Erişim Tarihi: 23 Ekim 2012.

– “Dayton Peace Accords: General Framework Agreement for Peace in Bosnia and Herzegovina”, http://avalon.law.yale.edu/20th_century/day01.asp, Erişim Tarihi: 18 Ekim 2012.

– Dede, Orhan, “Türk Dış Politikası’nın Barış Vizyonu ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci”, Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi, 10 Haziran 2011, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1071:tuerk-d-politikasnn-bar-vizyonu-ve-gueneydou-avrupa-birlii-suereci&catid=95:analizler-balkanlar&Itemid=143, Erişim Tarihi: 23 Ekim 2012.

– Emiroğlu, Hüseyin, Kayalak, Turgay, “Türkiye’nin Balkanlar Politikası 2009”, içinde Türk Dış Politikası Yıllığı 2009, Burhanettin Duran, Kemal İnat, Muhittin Ataman (ed.), Ankara: SETA Yayınları, 2011, ss. 431-497.

– Eralp, Doğa Ulaş, “Türkiye’nin Balkanlar Politikası 2010”, içinde Türk Dış Politikası Yıllığı 2010, Burhanettin Duran, Kemal İnat, Mesut Özcan (ed.), Ankara: SETA Yayınları, 2011, ss. 389-409.

– Genelkurmay Başkanlığı, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Barışı Destekleme Harekâtına Katılımları”, http://www.tsk.tr/4_uluslararasi_iliskiler/4_1_turkiyenin_barisi_destekleme_harekatina_katkilari/konular/turk_silahli_%20kuvvetlerinin_barisi_destekleme_harekatina_katkilari.htm, Erişim Tarihi: 30 Ekim 2012.

– Hale, William, Turkish Foreign Policy 1774-2000, London: Frank Cass, 2002.

– Keskin, M. Hakan, “Bosna-Hersek Cumhuriyeti: Roma’dan AB Entegrasyonuna Yolculuk” içinde Çağdaş Balkan Siyaseti, Murat Necip Arman, Nazif Mandacı (ed.), Ankara: Gazi Kitabevi, 2012, ss. 149-181.

– Kut, Şule, “Yugoslavya Bunalımı ve Türkiye’nin Bosna-Hersek ve Makedonya Politikası: 1990-1993”, içinde Türk Dış Politikasının Analizi, Faruk Sönmezoğlu (ed.), İstanbul: Der Yayınları, 2004, ss. 585-609.

– Republic of Turkey Ministry of Economy, “Countries & Regions – Balkans – Bosnia Herzegovina”, http://www.economy.gov.tr/index.cfm?sayfa=countriesandregions&country=BA&region=9, Erişim Tarihi: 24 Ekim 2012.

– Sancaktar, Caner, “Soğuk Savaş Sonrası Türkiye’nin Balkanlar Açılımı”, içinde 21.Yüzyılda Çağdaş Türk Dış Politikası ve Diplomasisi, Hasret Çomak (ed.), Kocaeli: Umuttepe Yayınları, 2010, ss. 329-351.

– “Turkey inaugurates restored Ottoman bridge in Bosnia”, World Bulletin, 17 Haziran, 2009, http://www.worldbulletin.net/?aType=haberArchive&ArticleID=43482, Erişim Tarihi: 22 Ekim 2012.

– Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı ülkemize resmi bir ziyaret gerçekleştirdi,” http://www.mfa.gov.tr/bosna-hersek-disisleri-bakani-ulkemize-resmi-bir-ziyaret-ger%C3%A7eklestirdi.tr.mfa, Erişim Tarihi: 29 Ekim 2012.

– Vatansever, Muzaffer, “Türkiye’nin Balkanlar’daki Potansiyel ve Limitleri”, Analist, Sayı 3, Mayıs 2011, ss. 8-12.

– Yantuna, İlknur, “Türk Dış Politikasında Bosna-Hersek”, TUİÇ Akademi, 13 Kasım 2010, http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/balkanlar/368-turk-dis-politikasinda-bosna-hersek-, Erişim Tarihi: 22 Ekim 2012.

– Yenigün, Cüneyt, Hacıoğlu, Ümit, “Bosna-Hersek: Batı’nın Güvenini Kaybettiği Medeniyet”, içinde Dünya Çatışmaları: Çatışma Bölgeleri ve Konuları, Cilt 1, Kemal İnat, Burhanettin Duran, Muhittin Ataman (der.),  Ankara: Nobel Yayınları, 2010, ss. 671-691.

– Yürür, Pınar, “Balkanlar’da Uluslararası Himaye Yönetimleri: Bosna-Hersek Örneği”, Avrasya Dosyası, Cilt 14, Sayı 1, 2008, ss. 159-192.

– Zengin, Gürkan, Hoca: Türk Dış Politikasında “Davutoğlu Etkisi”, İstanbul: İnkilap Yayınları, 2010.


[1] Cüneyt Yenigün, Ümit Hacıoğlu, “Bosna-Hersek: Batı’nın Güvenini Kaybettiği Medeniyet”, içinde Dünya Çatışmaları: Çatışma Bölgeleri ve Konuları, Cilt 1, Kemal İnat, Burhanettin Duran, Muhittin Ataman (ed.),  (Ankara: Nobel Yayınları, 2010), ss. 674-675.

[2] Caner Sancaktar, “ Soğuk Savaş Sonrası Türkiye’nin Balkanlar Açılımı”, içinde 21.Yüzyılda Çağdaş Türk Dış Politikası ve Diplomasisi, Hasret Çomak (ed.), (Kocaeli: Umuttepe Yayınları, 2010), s. 335.

[3] Yenigün, Hacıoğlu, “Bosna-Hersek: Batı’nın Güvenini Kaybettiği Medeniyet”, ss. 676-677.

[4] Birgül Demirtaş Coşkun, “ Yugoslavya’nın Dağılma Krizi (1991-1999)”, içinde Türk Dış Politikasında 41 Kriz 1924-2012, Haydar Çakmak (ed.), (Ankara: Kripto Yayınları, 2012), s. 216.

[5] Şule Kut “Yugoslavya Bunalımı ve Türkiye’nin Bosna-Hersek ve Makedonya Politikası: 1990-1993”, içinde Türk Dış Politikasının Analizi, Faruk Sönmezoğlu (ed.), (İstanbul: Der Yayınları, 2004), s. 598.

[6] William Hale, Turkish Foreign Policy 1774-2000, (London: Frank Cass, 2002), s. 263.

[7] Daha fazla ayrıntı için lütfen bakınız, “Dayton Peace Accords: General Framework Agreement for Peace in Bosnia and Herzegovina”, http://avalon.law.yale.edu/20th_century/day01.asp, Erişim Tarihi: 18 Ekim 2012.

[8] Dimitar Bechev, “A Very Long Engagement: Turkey in Balkans,” içinde Another Empire? A Decade of Turkey’s Foreign Policy Under The Justice and Development Party, Kerem Öktem, Ayşe Kadıoğlu, Mehmet Karlı (ed.), (İstanbul: İstanbul Bilgi University Press, 2012), s. 213.

[9] Genelkurmay Başkanlığı, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Barışı Destekleme Harekâtına Katılımları”, http://www.tsk.tr/4_uluslararasi_iliskiler/4_1_turkiyenin_barisi_destekleme_harekatina_katkilari/konular/turk_silahli_%20kuvvetlerinin_barisi_destekleme_harekatina_katkilari.htm, Erişim Tarihi: 30 Ekim 2012.

[10] Gürkan Zengin, Hoca: Türk Dış Politikasında “Davutoğlu Etkisi”, (İstanbul: İnkilap Yayınları, 2010), s. 433.

[11] Ahmet Davutoğlu, Küresel Bunalım 11 Eylül Konuşmaları,  (İstanbul: Küre Yayınları, 2011), Yirmi dördüncü Basım, s. 183.

[12] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası Konumu, (İstanbul: Küre Yayınları, 2008), Yirmi dördüncü basım, s. 303.

[13] Pınar Yürür, “Balkanlar’da Uluslararası Himaye Yönetimleri: Bosna-Hersek Örneği”, Avrasya Dosyası, Cilt 14, Sayı 1, 2008, ss. 169-170.

[14] Muzaffer Vatansever, “Türkiye’nin Balkanlar’daki Potansiyel ve Limitleri”, Analist, Sayı 3, Mayıs 2011, ss. 8-9.

[15] “Turkey inaugurates restored Ottoman bridge in Bosnia”, World Bulletin, 17 Haziran, 2009, http://www.worldbulletin.net/?aType=haberArchive&ArticleID=43482, Erişim Tarihi: 22 Ekim 2012.

[16] Hüseyin Emiroğlu, Turgay Kayalak, “Türkiye’nin Balkanlar Politikası 2009”, içinde Türk Dış Politikası Yıllığı 2009, Burhanettin Duran, Kemal İnat, Muhittin Ataman (ed.), (Ankara: SETA Yayınları, 2011), s. 479.

[17] İlknur Yantuna, “Türk Dış Politikasında Bosna-Hersek”, TUİÇ Akademi, 13 Kasım 2010, http://www.tuicakademi.org/index.php/kategoriler/balkanlar/368-turk-dis-politikasinda-bosna-hersek-, Erişim Tarihi: 22 Ekim 2012.

[18] Doğa Ulaş Eralp, “Türkiye’nin Balkanlar Politikası 2010”, içinde Türk Dış Politikası Yıllığı 2010, Burhanettin Duran, Kemal İnat, Mesut Özcan (ed.), (Ankara: SETA Yayınları, 2011), s. 402.

[19] Orhan Dede, “Türk Dış Politikası’nın Barış Vizyonu ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci”, BİLGESAM, 10 Haziran 2011, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1071:tuerk-d-politikasnn-bar-vizyonu-ve-gueneydou-avrupa-birlii-suereci&catid=95:analizler-balkanlar&Itemid=143, Erişim tarihi: 23 Ekim 2012.

[20] Zengin, Hoca: Türk Dış Politikasında “Davutoğlu Etkisi”, ss. 436-437.

[21] “Davutoğlu: Yorulmaz Diplomat,” Haber 10, 24 Nisan 2010, http://www.haber10.com/haber/200620, Erişim Tarihi: 23 Ekim 2012.

[22] M. Hakan Keskin, “Bosna-Hersek Cumhuriyeti: Roma’dan AB Entegrasyonuna Yolculuk” içinde Çağdaş Balkan Siyaseti, Murat Necip Arman, Nazif Mandacı (ed.), (Ankara: Gazi Kitabevi, 2012), s. 174.

[23] Republic of Turkey Ministry of Economy, “Countries & Regions – Balkans – Bosnia Herzegovina”, http://www.economy.gov.tr/index.cfm?sayfa=countriesandregions&country=BA&region=9, Erişim Tarihi: 24 Ekim 2012.

[24] Vatansever, “Türkiye’nin Balkanlar’daki Potansiyel ve Limitleri”, s. 10.

[25] Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, “Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı ülkemize resmi bir ziyaret gerçekleştirdi, http://www.mfa.gov.tr/bosna-hersek-disisleri-bakani-ulkemize-resmi-bir-ziyaret-ger%C3%A7eklestirdi.tr.mfa, Erişim Tarihi: 29 Ekim 2012.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.