İMF VE DÜNYA BANKASI’NIN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ

upa-admin 27 Şubat 2013 7.869 Okunma 0
İMF VE DÜNYA BANKASI’NIN TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİ

Türkiye 11 Mart 1947’de TBMM’de kabul edilen 5016 sayılı yasa ile IMF’ye 43 milyon dolarlık kotayla üye olmuştur.[1] Bu üyelikle beraber Dünya Bankası üyeliği de gerçekleşmiştir. İlerleyen yıllarda IMF ile 19 kez stand by anlaşmasına gidilmiş, Dünya Bankası ile 26,8 milyar dolar civarında fon programı uygulaması yapılmıştır. Bütün bu programların yanında hukuksal düzenlemeler ile beraber yapısal değişikliklere gidilmiş ve ülkenin ekonomik yapısında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu hukuksal değişikliklerin getirdiği yapısal değişikliklerin inceleneceği bu çalışma, IMF ve Dünya Bankası grubunun yapısal analizinden, Türkiye ile ilişkilerine ve yapısal değişikliklere verilecek örneklerle şekillenecektir. Çalışma içerisinde yapısal değişiklikler için verilecek örnekler stand by düzenlemeleri sonrası yapılan yasal değişiklikler, Dünya Bankası programları çerçevesinde gerçekleştirilen projeler sonrasında oluşan değişiklikler olarak ikiye ayrılmaktadır.

Türkiye’nin gündeminden o veya bu şekilde çıksa da, ekonomi biliminin çok alanlı disiplinler ile etkileşime geçerek gündelik hayatımızdan sosyolojik değişimlere kadar etkileri olduğu düşünülen IMF ve Dünya Bankası yaşanan son gelişmelerle beraber incelenmesi gereken konular arasında güncelliğini korumaktadır. Bu anlamda bu iki kuruluşun yaptırımlarının etkileri uygulanan programların bitiş tarihleri ile sınırlı olmamakta olduğu gözlenebilir bir durumdur. Türkiye özelinde ve dünya genelinde uygulanan programların ülkelerin yukarıda bahsedilen ekonomi politik ve bağlantılı olduğu çok alanlı disiplinler üzerinden oluşturduğu değişiklikler söz konusu ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısını etkilemiştir. Buradan hareketle programların uygulanmasındaki en önemli enstrüman olarak hukuksal yaptırımlar karşımıza çıkmakta. Yapısal değişiklikleri hukuk yolu ile gerçekleştiren IMF, Dünya Bankası ve uygulayıcı devlet üçlüsü, bu değişikliklerin bağlayıcılığını uluslararası bir anlaşma yerine iç hukuk yolu ile düzenleme veya çeşitli programlar ile düzenleme yolu ile kalıcı olmasını sağlama yoluna gitmiştir. Bu çalışma boyunca proje, kredi ve çeşitli program uygulamaları ve bunların yapısal değişikliklerinin IMF ve Dünya Bankası Grubu analizi ile beraber örneklemeleri sunulacaktır.

Avrupa’da yaklaşık olarak iki seneyi aşkın bir süredir devam etmekte olan ve finansal kaynaklı olduğu düşünülen ekonomik kriz; yeniden küresel bazda etkili olan IMF (International Monetary Fund) ve WB (World Bank)’nin yapısal çözüm önerilerini ve iş birliği yapılan hükümetlerle ortaklaşa uygulanan programlarını gündeme getirdi. En son olarak Portekiz ve özellikle Yunanistan’ın içine girdiği ekonomik sorunlar yumağı hemen her platformda çeşitli çözüm önerileri tartışmalarına sebebiyet vermekte. Portekiz ve Yunanistan’ın EURO bölgesinden çıkmasından,kamu maliyesi politikalarının çöktüğüne kadar çeşitlenen bu tartışmalar politik olarak farklı sonuçlara da sebebiyet vermiştir.[2] Özellikle Yunanistan’ın uzun süren bir politik karmaşa sürecine girdiği ve bunun sonucunda böylesine kritik bir dönemde ülkeyi yönetecek olan istikrarlı bir yönetime kavuşması zorlaşmıştır.[3] Sonuç olarak söz konusu ülkeler Avrupa Birliği’nin üyesi bulunan ülkeler  olarak uluslararası sistemde önemli roller üstlenen birer siyasi ve ekonomik aktör konumunda bulunmaktadırlar. Bu anlamda uluslararası sistemin öngördüğü eylem planları önemli bir seçenek olarak sorunların aşılması sürecinde değerlendirilmeye başlanmış ve sonuç olarak öngörülen programlar uyumlu bir şekilde uygulamaya konulmuştur.

İşte bu noktada IMF ve Dünya Bankası ile Avrupa Birliği öncülüğünde çözüm süreci için çalışmalara başlanmıştır. Bu süreç içerisinde özellikle IMF liderliğinin belirgin mesajları anlaşmaya varılmasında etkili olmuştur.[4] Öte yandan Dünya Bankası kredileri için kriz içerisinde bulunan ülkelerin gerekli sorumluluğu alıp özellikle kamu maliyesi üzerine iyileştirme programlarını amaçlayan başvuruları Düna Bankasına yaptığı görülmüştür.[5] Yunanistan’ın içinde bulunduğu politik değişim süreci göz önüne alındığında kabul edilebilir bir şekilde  sancılı ilerleyen anlaşma süreci EURO bölgesi ve üye ülkelerin çekincelerinin belirtildiği bir süreç sonunda tamamlandı. “Avrupa Birliği (AB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF), Yunanistan’ın borç sorununun sürdürülebilir seviyeye çekilmesi konusunda dün 13 saat süren toplantıda, 43,7 milyar euroluk kredi diliminin serbest bırakılmasına ve yeni bir borç kırpmaya yeşil ışık yaktı.”[6] Bakıldığı zaman finansal piyasaların ve ekonomik dünyanın yeniden şekillenmesi sürecinde IMF ve Dünya Bankası uluslararası arenada işlevselliğinden ve etkinliğinden herhangi bir şey kaybetmediği yukarıda verilen örnekle açıkça görülebiliyor. Avrupa krizinden dünyadaki bir çok farklı ekonomik bölgede işlevselliğini yürüten bu kuruluşların ülkeler üzerinde uyguladığı programların ve sonuç olarak oluşan yapısal değişikliklerin incelenmesinde kuruluşların yapısı,uyguladıkları programların genel çerçeveleri ve daha önce uygulanan programların örnekleri çalışma boyunca irdelenecektir.

IMF’nin Kurumsal Yapısı:

1929 Krizi yerel ölçekli olarak Amerika Birleşik Devletleri özelinde başlayıp ulus aşırı bir yapıya bürünerek dünya piyasalarını yıkıma uğratan ve sistem içi köklü değişikliklerin acilen uygulanması gerektiğini gösteren yüzyılımızın en önemli sosyo-ekonomik olaylarından biridir. Bu kriz sonrası oluşan ortamda dünya politik arenasında değişimler yaşanmış ve sonuçları II.Dünya Savaşına kadar etkili olmuştur. Bu süreç içerisinde kalıcı çözümler bulmak üzere farklı toplantılar düzenlenmiş ancak tam olarak istenen sonuca ulaşılamamıştır. Savaş öncesi IMF ve Dünya Bankası Grubu’nun oluşumunda çok önemli bir role sahip olan Bretton Woods sistemine yakın “Üçlü Para Anlaşması-1936” gibi gelişmeler yaşansa da Bretton Woods konferansı sonrasında ulaşılabilen kalıcı bir sistem kurulamamıştır.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Para ve Maliye Konferansı 1 Temmuz 1944’de Bretton Woods’da toplandı. Bahsi geçen konferans sonrası dünya ekonomik sisteminde genel bir şema oluşturan ve sistemi somutlaştıran kararlar alınmıştır. Bu alınan kararların arka planında Amerikalı iktisatçı Harry Dexter White ve İngiliz iktisatçı John Maynard Keynes vardır. Alınan kararlar arasında Uluslararası Para Fonu(IMF)’nun kurulması ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası(IBRD)’nın kurulması da vardır.[7]

IMF; uluslararası alanda örgütlenen ve parasal-mali konularda üye ülkelere yaklaşık altı ana başlıkta sorunlarını gidermek üzere kurulmuş bir kurumdur. Genel olarak bakıldığı zaman sırasıyla; uluslarası parasal işbirliğini artırmak,uluslararası ticaretin dengeli bir şekilde büyümesini sağlayarak üyesi bulunan ülkelerin üreten kaynaklarının geliştirilmesine ve yüksek istihdam,reel gelir düzeylerinin korunmasını gerçekleştirmek,kambiyo istikrarını sağlamak,dünya ticaretinin bütümesine engel oluşturan kambiyo kısıtlamalarını ortadan kaldırmak,ödemeler dengelerinde ortaya çıkacak geçici bozulmaları gidermek amacıyla uluslararası ticaret ve karşılıklı refahı bozacak önlemlere başvurmalarını önlemek üzere üye ülkelere Fon kaynaklarını kullanabilmek imkanı sağlamak ve belirtilen amaçlara paralel üye ülkelerin uluslararası ödemeler dengelerinde meydana gelebilecek dengesizliklerim derecesini azaltmak ve süresini kısaltmak.[8] Bu genel amaçlara bakıldığı zaman IMF’nin genel bir çerçeve üzerinden dünya ekonomik sistemini algıladığını görebilmek mümkündür. Dr. Mahfi Eğilmez’e göre; ”Bu tanımdan hareketle IMF’nin temel teorik yaklaşımının dışticaret teorisinin belkemiğini oluşturan karşılaştırmalı üstünlükler teorisine ya da daha geniş ifadeyle uluslararası ticarette işbirliğinin genel dünya refahını arttıracağı inancına dayalı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.”[9] Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde görüleceği üzere IMF ile yapılan çalışmalar sonrası kamu finasmanı ve kamu yönetimi üzerine yapılan değişikliklerin ödemeler dengesi ve yukarıda bahsi geçen mali konularda sonuçlar verdiği görülecektir.

Bu anlamda 188 üye ülke IMF Anasözleşmesini kabul eder ve FON ile ilişkilerini bu anasözleşme’nin V/1’nci maddesi uyarınca Hazine, Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası veya bu görevlere yakın yükümlülüğü olan bir kuruluş üzerinden yürütür.[10] Bu kurumlardan gelen bakan ve kurum başkanları, IMF Guvernörler Kurulunda guvernor ve vekil olarak ülkelerini temsil ederler.

Dünya Bankası’nın Kurumsal Yapısı:

Dünya Bankası Grubu beş farklı oluşumun bir araya gelerek meydana geldiği gruptur. Bu grubun içinde Dünya Bankası (IBRD), Uluslararası Kalkınma Ajansı (IDA), Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Çok Taraflı Yatırım Garanti Kurumu (MIGA) ve Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) bulunmaktadır.[11] Bu gruplar Dünya Bankası Başkanlığı tarafından yönetildiği için “Dünya Bankası Grubu” ismi ile anılmaktadır. Kuruluşlar arasında kaynak ve hesaplar açısından bağımsız bir durum olması ile beraber yönetimsel olarak Dünya Bankası ile ilişki içerisindedir.[12] II. Dünya davaşı sonrası yeniden yapılandırma programı ile eşgüdümlü bir şekilde faaliyet gösteren Dünya Bankası, daha sonra anasözleşmesinde yapılan değişikliklerle hedeflerinde farklılıklara sahip olmuştur. Günümüz hedefleri arasında “yoksulluğu azaltmak” temel hedefi olarak önümüze çıkmaktadır. Bu temel hedef Dünya Bankası sitesinde özetle şu şekilde belirtilmektedir; Dünya Bankası’nda, dünyanın mücadelesini – yani küresel yoksulluğun azaltılmasını – kendi mücadelemiz haline getirdik.Çalışmalarımızı, yoksulluğun ortadan kaldırılmasını ve sürdürülebilir kalkınmayı gerektiren Milenyum Kalkınma Hedeflerine ulaşmak üzerine yoğunlaştırıyoruz. Hedefler bize amaç ve sonuçları ölçmemiz için kıstas sağlıyor.Misyonumuz, ortaklarımızla birlikte yoksulluğu azaltmak için çalışarak gelişmekte olan ülkelere ve bu ülkelerde yaşayan kişilere bu hedeflere ulaşmalarında yardımcı olmak. Bunu gerçekleştirebilmek amacıyla ekonomilerin gelişmesini sağlamak için yatırım ortamını geliştirmeye, istihdam ve sürdürülebilir büyüme yaratmaya odaklanıyor ve yoksullara yatırım yaparak ve yoksul kişileri güçlendirerek kalkınmaya katılmalarını sağlamaya çalışıyoruz.[13] Kurumun anasözleşmesine bakıldığı dünya ekonomisine bakış açısıyla alakalı genel bir bilgi edinmek de mümkün. Buna göre kalkınma çabalarına verimli sermaye yatırımları kanalıyla yardımcı olmak,yabancı sermaye yatırımlarına garanti vermek veya kredi yoluyla desteklemek,uluslararası ticareti geliştirmek ve bu amaçla ödemeler dengesinin kurulmasını sağlayacak uluslararası yatırımları çekici kılmak şeklinde detaylı amaçlar bulunmakta.[14] 187 üyesi bulunan Dünya Bankası, IMF üyesi olan ülkelerin üyeleri tarafından oluşturulmaktadır. Yani diğer bir deyiş ile IMF üyesi olmak Dünya Bankası üyeliği için bir ön koşul.

IMF Kaynakları:

IMF kaynaklarını bütün üye ülkelere aynı şartlarla sunar ve buna “eşit kabul hakkı” denir. Bu fon kaynakları kullanımı üye ülke tarafından ödemeler dengesi sorununu ortadan kaldırmak üzere IMF’ye başvurması ve IMF tarafından görevlendirilen bir misyonun inceleme sonrası bu başvuruyu olumlu değerlendirmesi ile gerçekleşir. Ödemeler dengesi gereksinimi genel olarak üç başlık altında incelenir; üye ülkenin ödemeler dengesi pozisyonu,uluslararası rezerv pozisyonundaki gelişmeler,uluslararası rezerv pozisyonu. Bu imkaların kullanım koşulları şu şekilde sıralanabilir;

  • Üye ülkenin uygulayacağı ekonomik programa ilişkin olarak IMF’ye sunması gereken niyet mektubu
  • Stand By düzenlemesi veya süresi Uzatılmış Düzenleme
  • IMF’ce üye ülkenin uymak zorunda olacağı performans kriterlerinin belirlenmesi
  • Kullanılacak imkanın taksitlendirilmesi
  • Üye ülkenin uygulamasının gözden geçirilmesi.[15]

Mahfi Eğilmez Niyet Mektubu’nu; “Ödemeler dengesi sorunuyla karşılaşan veya karşılaşma olasılığı bulunan bir üye ülkenin talebi üzerine IMF harekete geçer. Üye ülke bu talebini ve uygulayacağı ekonomik istikrar programını IMF yönetimine açıklayan bir niyet mektubu (letter of intent) sunar. BU talep ve uygulanacak program IMF İcra Direktörleri Kurulu tarafından onaylanırsa bir IMF düzenlemesi yapılır. IMF düzenlemelerine dayalı desteğin üye ülkeye ödenmesi programın uygulanmasına ilişkin denetimlerin onaylanmasına bağlı taksitler halinde yapılır. Buna karşılık güçlü uygulamalara sahip ülkeler için bu ödemeler taksit yerine bir seferlik ödeme halinde yapılabilir.[16] şeklinde açıklar. Niyet mektupları stand-by düzenlemelerinin öncülü olarak görülebileceği gibi bu yazılı belgelerde hükümetler IMF ile yürütülecek programlar için bir yol haritası niteliği taşıyan metinleri oluştururlar. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde görülebileceği üzere niyet mektupları daha sonra yapılan yasal değişikliklerin de izini taşımaktadır.

  • Stand by düzenlemesi üye ülkelerin ödemeler dengesi sorununu çözmek amacıyla IMF ile anlaştığı konuları içeren bir düzenlemedir. Bu tam anlamıyla bir anlaşma değildir.Üye ülkenin IMD ile, uygulanacak ekonomik program üzeirnde görüş birliğine varması ve IMF Başkanı’na hitaben yazılmış bulunan niyet mektubunu IMF’ye göndermesinden sonra, niyet mektubunda taahhüt edilmiş bulunan husular, standard bir form olan stan by düzenlemesine geçirilerek bu belge ekinde niyet mektubu ile birlikte IMF İcra Direktörleri Kurulu’nun onayına sunulur. Stand by düzenlemesinin bir anlaşmadan en belirgin farkı, içinde yer alan performans kriterleri veya diğer uyulması zorunlu koşulların üye ülke tarafından öngörülen sürelerde yerine getirilememesi halinde, IMF’nin tek taraflı olarak kullanımına son verme hakkının mevcudiyetidir. [17] Bu anlamda IMF ile yürütülen program boyunca kuruluşun imkanları taksitler halinde üye ülke tarafından kullanılabilir. Bu süreç içerisinde IMF kullandırdığı taksidi üye ülkenin ekonomik programa bağlılığı ve performansına göre serbest bırakır. Bu sebepten ötürü gözetim ve konsültasyonlar önemli bir konuma gelir. Bu konsültasyonlar ekonomi politik üzerinde etkili olur. IMF imkanlarını kullanmak üzere harekete geçen sorumluların süreç içerisinde IMF yetkilileri ile temasa geçmesi durumu gerçekleşir. Kredi dilimlerinin serbest bırakılması bu süreçler sonucunda gerçekleşir. Çalışmanın ana hattını oluşturan yapısal değişiklikler ve hukuki çerçevenin oluşumu da önemli oranda kendini gösterir. Çünkü üye ülkenin performansı yapısal uyum çerçevesinde bu enstrümanlar üzerinden ölçülebilir. Mahfi Eğilmez bu süreci şu şekilde özetler; “IMF Anasözleşmesi, Fon’un üye ülkeler üzerinde, döviz kuru politikalarının uygulanışı ile ilgili olarak sürekli gözetim yapmasını ve ulaştığı sonuçları Fon tarafından kabul edilmiş genel kurallara uygunluk açısından değerlendirerek İcra Direktörleri Kurulu’na sunmasını öngörmektedir. IMF’nin yapacağı gözetim, üye ülke ekonomilerinin tüm sorunlarını kapsayacak genişlikte olmaktadır. IMF, üye ülkelerin ekonomik durumunu “konsültasyon” adı verilen karşılıklı bir dizi görüşme sonucuna göre değerlendirilir. Üye ülkelerin büyük çoğunluğu yılda bir kez adına “Dördüncü Madde Konsültasyonu” denen konsültasyona tabi tutulurlar. Yalnızca sınırlı sayıda üye ülkeye ilişkin konsültasyonlar 18 – 24 aylık aralıklarla yapılmaktadır. Dördüncü Madde Konsültasyonu, bir IMF misyonunun üye ülkeye iki üç hafta süren ziyareti sırasında yapılır. Genellikle yılın ikinci yarısında yapılan bu ziyarete üye ülkenin dünya bankası ile olan ilişkisinin yoğunluğu dikkate alınarak Dünya Bankası’ndan da bir uzman katılabilmektedir.
  • Üye ülke eğer Fon destekli bir program yürütmekte ya da Fon kaynaklarını kullanmaktaysa söz konusu konsültasyonlar yılda iki kez veya daha fazla yapılabilmektedir. Konsültasyonlar, IMF misyonu ile üye ülkenin yüksek düzeyli bürokratları arasında yapılır. Genel olarak konsültasyonlarda makroekonominin tümü ele alınır. Ekonominin genel gidişi ortaya konulur. Ülkeye özgü çeşitli ekonomik ve sosyal konular üzerinde de durulur.    Konsültasyon sonunda  IMF misyonu görüşlerini bir “Değerlendirme Notu” ile üye ülke yetkililerine iletir. IMF misyonu merkeze döndüğünde bir rapor hazırlar. “Dördüncü Madde Konsültasyon Raporu” adını taşıyan bu raporun, daha çok istatistik bilgilerin yer aldığı ve geçmiş uygulama sonuç ve yorumlarını içeren “Yakın Geçmişe İlişkin Ekonomik Gelişmeler” adlı bir eki vardır. Bu rapor ve eki IMF İcra Direktörleri Kurulu’nda görüşülür ve tartışılır. Böylece üye ülkelerin büyük çoğunluğundaki ekonomik gelişmeler yılda bir kez kurulun bilgi ve görüşlerine sunulmuş olur.Bu,IMF’nin temel amaçları ile üye ülkelerin uygulamalarının ne kadar uyum içinbde olduğunun gözden geçirilmesini sağlar.[18]

Örnekte de görüldüğü üzere yapısal değişikliklerin IMF tarafından takibe alınması bir manada “dolaylı bağlayıcılık” olarak adlandırılabilecek bir durumu oluşturmaktadır. Genel anlamda programın devamlılığını sağlamak için belirli kriterleri yakalaması gereken üye ülkenin ihtiyaç duyduğu kredi diliminin serbest bırakılmasını sağlamak için bahsi geçen süreçlerden başarı ile geçmesi önemli bir aşamadır. Çalışmanın başında örnek olarak gösterilen Yunanistan’ın yardım alma süreci tam olarak bu duruma bir örnek teşkil etmektedir.

Ayrıca IMF içerisindeki oy gücü –temsiliyet ve kredi kapasitesi açısından “kota” olarak adlandırılan SDR önemli bir veri olarak analiz edilmelidir. “SDR (özel çekme hakları) IMF’nin hem yarattığı rezerv hem de hesap birimidir. Bu birim Dolar, Euro, Sterlin ve Yen’in belirli ağırlıklarla oluşturduğu bir sepete göre belirlenir. 2 Aralık 2012 günü itibariyle 1 SDR 1,5348 Dolara eşit olduğuna göre Türkiye’nin kotası 2,235 milyon Dolar etmektedir.IMF’deki kotalar toplamı 238,1 milyar SDR’dır (365 milyar Dolar.) IMF’nin temel gelir kaynağı bu kotalar ve üye ülkelerden ihtiyaç duyanlara sağladığı imkanlardan elde ettiği faiz gelirleridir. IMF, ayrıca üye ülkelerin merkez bankalarından borçlanma yoluna da gitmektedir.IMF’deki kotanın ülke açısından üç açıdan önemi vardır: (1) Kota, IMF’deki oy gücünü belirler. Ayrıca ülkenin IMF içindeki temsil düzeyini belirler. (2) Kota, ülkenin ihtiyaç halinde IMF’den alabileceği imkanın miktarını belirler. (3) Kota, ülkenin IMF’den rezerv olarak kullanabileceği SDR’nin miktarını gösterir. IMF’de en yüksek kota ABD’ye (42,1 milyar SDR ya da 64,6 milyar Dolar) en düşük kota ise Tuvalu’ya (1,8 milyon SDR ya da 2,8 milyon Dolar) aittir.[19]

Dünya Bankası Kaynakları:

Dünya Bankası, IMF’nin aksine kendi çatısı altında farklı kuruluşları bir araya getiren bir organizasyon olarak kaynaklar açısından bir çeşitlendirme durumu söz konusudur. Güncellenen hedefleri ile Dünya Bankası Grubu kaynaklarını Yatırım Kredisi,Projeler,Uyum Kredileri,Karma Krediler,Ortak Finansman olarak örnekleyebiliriz. Dünya Bankası’nın kendi kaynaklarına göre faaliyetleri aşağıda belirtilen şekildedir; “Dünya Bankasının iki yakın bağlı kuruluşu— Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) ve Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA)—uluslararası kredi piyasalarına erişimleri elverişsiz olan ya da hiç olmayan ülkelere düşük faizli veya faizsiz kredi ve hibe sağlıyor. Diğer mali kurumların aksine, biz kâr amacı gütmüyoruz. IBRD piyasaya dayalı bir kuruluş ve yüksek kredi notumuzu, paraya ödediğimiz düşük faizi borçlularımıza—gelişmekte olan ülkelere—aktarmak için kullanıyoruz. Genel giderler için kaynak tedarik etmek üzere dışarıdan kaynaklara dayanmadığımız için, kendi işletme maliyetlerimizi kendimiz ödüyoruz.

  • Fon Oluşturma

Gelişmekte olan ülkelere sağlanan IBRD fonları dünya mali piyasalarında AAA notuna sahip tahvil satışlarından finanse ediliyor. IBRD bu borç verme işinden küçük bir kâr sağlıyor, ancak, gelirlerinin büyük bir kısmını kendi sermayesini borç vermesinden elde ediyor. Bu sermaye yıllar boyunca biriktirilen rezervlerden ve Bankanın hissedarı 185 ülke tarafından ödenen paralardan oluşuyorKrediler

IBRD ve IDA aracılığıyla iki temel kredi sağlıyoruz: yatırım kredileri ve kalkınma politikası kredileri. Yatırım kredileri, ülkelere, geniş bir ekonomik ve sosyal sektör yelpazesinde ekonomik ve sosyal kalkınma projelerini desteklemek amacıyla mal, iş ve hizmetlere yönelik olarak veriliyor. Kalkınma politikası kredileri (daha önceden bilindiği şekliyle uyum kredileri) ülkelerin politika ve kurumsal reformlarını desteklemek üzere, çabuk ödenen finansman sağlıyor. Hibeler

  • Analitik ve Danışmanlık Hizmetleri

Aslında bir finansör olarak tanınmamıza karşın, vatandaşlarının ihtiyaç duyduğu uzun süreli ekonomik ve sosyal gelişmeleri sunabilmeleri için üye ülkelerimize analiz, danışmanlık ve bilgi sunmak rollerimizden bir diğerini oluşturuyor.

  • Kapasite Geliştirme

Bankanın bir başka temel işlevini de kendi personelimizin, ortaklarımızın ve gelişmekte olan ülkelerdeki insanların kabiliyetlerini arttırmak – bu kişilerin, teknik destek sağlamak, hükümetin performansını ve hizmet sunumunu iyileştirmek, ekonomik büyümeyi teşvik etmek ve yoksulluğun azaltılmasına yönelik programları sürdürmek için ihtiyaç duydukları bilgi ve becerileri kazanmalarında yardımcı olmak oluşturuyor. Kalkınma ile ilgili bilgi ve diyaloğa duyulan büyük ihtiyaçlara yanıt vermek üzere Banka tarafından, bunlar gibi bilgi paylaşım ağlarına bağlantılar kuruluyor.[20] Bu fonlar arasında “Yapısal Uyum Kredileri (SAL)” hükümetler tarafından; kamu sektörü yönetimi, sosyal güvenlik sistemi, piyasaya siyasi müdahalelerinin azaltılması, üretim kapasitesinin yükseltilmesi ve ticaret serbestliğine yönelme, fiyat sisteminin piyasa koşullarına göre belirlenmesi gibi makro-ekonomik ve yapısal konularda yapılacak olan reformların devamlılığını destekleyen kredilerdir. Bu krediler, tek başına açılabileceği gibi, IMF tarafından desteklenen ekonomik programların Dünya Bankası’nca da desteklenmesi amacına yönelik olarak da açılabilmektedir.

Yapısal uyum kredileri, IMF stand by düzenlemelerindeki performans kriterlerinde olduğu gibi bir takım taahhütler taşır ve bu krediler, dilimler halinde kullandırılır. Dilimlerin serbest bırakılması sırasında Dünya Bankası, söz konusu taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğini göz önünde bulundurur.[21]

IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye ile İlişkileri:

Türkiye 11 Mart 1947’de TBMM’de kabul edilen 5016 sayılı yasa ile IMF’ye 43 milyon dolarlık kotayla üye olmuştur. TBMM’de onaylanan 5016 sayılı yasa ve IMF ilkeleri gereğince kotanın 43 milyonunun, 10 milyon 750 bin doları altın olarak teslim edilmiş, kalan %75’e karşılık olan 32 milyon 250 bin doların karşılığı 90 milyon 300 bin lira da T.C. Merkez Bankası’nda Fon adına açılan özel bir hesaba yatırılmıştır.[22] Aynı yıl içerisinde Dünya Bankası’na da üye olan Türkiye Cumhuriyeti II.Dünya Savaşı sonrası oluşan ortamda bu kuruluşların oluşturduğu “ana akım” olarak adlandırabileceğimiz ekonomik sisteme eklemlenme yolunda önemli bir adım atmıştır.

Tarihsel Süreç İçerisinde Türkiye’nin Tecrübe Ettiği Uygulamalara Bakış:

Türkiye’nin IMF üyeliği sonrası ilk stand by düzenlemesi 1961 yılında gerçekleştirilmiş olup, son ekonomik krizle beraber yeni bir stand by olacak mı tartışması olmasına rağmen 2005 yılında yapılan düzenleme ile günümüze kadar yenilenen bir çalışma olmadığı görülmektedir. Örnek olarak verilen tabloda Türkiye’nin kronolojik olarak IMF ile yaptığı stand by anlaşmaları verilmektedir.

Tarih

Süre (Ay)

Tahsis  (Milyon USD)

     Kullanım (Milyon USD)

1

1961

12

                                  57                                      24

2

1962

9

                                  47                                      23

3

1963

11

                                  33                                      33

4

1964

11

                                  33                                      29

5

1965

12

                                  33                                      –

6

1966

12

                                  33                                      33

7

1967

11

                                  41                                      41

8

1968

9

                                  41                                      41

9

1969

12

                                  41                                      15

10

1970

12

                                136                                    136

11

1978

24

                                453                                    136

12

1979

12

                                378                                    347

13

1980

36

                             1.888                                 1.888

14

1983

12

                                340                                      85

15

1984

12

                                340                                    255

16

1994

14

                                923                                    696

17

1999

36

                           22.707                               17.726

18

2002

36

                           19.360                               17.990

19

2005

36

                           10.060                               10.060

Toplam

                           56.942                               49.557

Tabloya göre bugüne kadar IMF, Türkiye’ye 19 stand by düzenlemesi eşliğinde toplam 56,9 milyar dolar destek tahsis etmiş, Türkiye bu toplamın 49,6 milyar dolarlık bölümünü kullanmıştır. 1980 yılına gelene kadarki kullanımlar son derecede düşüktür. Çünkü unutmamak gerekir ki Türkiye’nin o tarihlere kadar başlıca ihraç ürünleri fındık, kuru üzüm, incir gibi tarımsal ürünler ve az sayıda sanayi ürünüdür. Hava koşulları kötü gidip de mahsul düşük olunca ihracat düşmekte, Türkiye ödemeler dengesi sıkıntısına girip ithalat yapamaz konuma gelince IMF’nin kapısını çalmaktadır. 25 – 30 milyon dolarlık desteklerle ekonominin kalkınmasını beklemek tuhaf olur. 1980 yılındaki nispeten büyük destek 24 Ocak kararları ve ekonominin 70 cent’e muhtaç halden kurtarılması amacına dönüktür. 1994 yılındaki destek tümüyle o yıl yaşanan ve büyük ölçüde kendi hatalarımızdan kaynaklanan krizden kurtulmak için alınmıştır. 1999 sonunda başlayan ve 2008 yılında sonuçlanan kredilerin kullanımı ise 2001 krizine giden gelişmeler, 2001 krizi ve sonrası için kullanılmıştır. Türkiye’nin son stand by düzenlemesinden IMF’ye 1,7 milyar dolar borcu kalmıştır. Bu borcun yarısı 2012’de yarısı da 2013 yılında ödenerek kapanacaktır.[23]

Dünya Bankası’nın kendi rakamlarına göre Türkiye ; “Türkiye, Dünya Bankası’na 1947 yılında üye olmuş ve ilişkiler güçlendirilerek günümüze kadar gelmiştir. Türkiye’nin Dünya Bankasından bugüne kadar 26,8 MilyarUSD fon sağlamış ve bu fonlar daha çok makro ekonomik istikrarın sağlanması,büyüme, verimlilik artışının sağlanması ve piyasalarda rekabet ortamının oluşturulması hedefleri üzerinde yoğunlaşmıştır.” [24]

IMF ve Dünya Bankası ile uygulanan programlar neticesinde oluşan yapısal değişiklikler:

Çalışmanın bu bölümünde iki kuruluşla uygulanan programlar neticesinde oluşan yapısal değişiklikler incelenecektir. Niyet mektupları, projeler ve kredilendirme süreçleri içerisinde oluşan değişiklikler mercek altına alınacaktır.

IMF ile ilişkiler neticesinde oluşan yapısal değişiklikler:

Yapısal Değişikliklere Giden Yolda İlk Dönemeç: 1958-1980 Dönemi

Her ne kadar Türkiye’nin bahsi geçen kurumlarla resmi ilişki başlangıcı 1947 yılını gösterse de geniş kapsamlı olarak yapısal değişikliklere işaret eden program uygulamalarının başlangıcı “1958 İstikrar Tedbirleri” ile olmuştur. Bu programın amaç ve kapsamlarına uygun olarak alınan kararlara bakıldığında; emisyon ve bütçe harcamalarının kısıtlanması ve bu sayede kamu harcamaları üzerinden bütçe denkliğine ulaşmak, para arzının kontrol altına alınması kararlar görülebilir. Sonuç olarak IMF ile çıkan anlaşmazlık yüzünden tam olarak program tamamlanamamıştır.[25] 1970 yılına gelindiğinde büyüyen dış açık ile beraber yeni bir “istikrar” programı oluşturulmuştur. Alınan istikrarları tedbirleri arasında Türk parasının yabancı paralar karşısında % 66.7 devalüe edilmesi de vardır. Böylece 11 Ağustos itibari ile 950 milyon dolarlık kredinin ilk dilimi kullanıma hazır hale gelmiştir.[26] Takip eden yıllarda her ne kadar ihracat oranlarında belirli bir artış gözlemlenebilse de ithalat karşısında zayıf kalan bu artış denk bütçe politikasını da olumsuz etkilemiştir. Bu yıllar içerisinde IMF önerileri ile tekrardan gerçekleştirilen kur ayarlaması politikaları etkili olmamış ve olumlu sonuçlar vermemiştir. Örnek olarak Şubat 1978’de % 32 oranında gerçekleşen devalüasyon ile 1 dolar 25 TL’ye denk gelmiştir. Ek olarak çeşitli zam ve önlemler yine IMF önerileri doğrultusunda uygulanmıştır. Vergi iadelerinin düşürülmesi, damga vergisinin artırılması gibi çeşitli önlemlere rağmen Kasım ayı denetimi ile gelen yeni önlem ve devalüasyon önerileri yüzünden IMF ile Türkiye arasında ilişkiler bir seneliğine kesintiye uğramıştır.[27] 1970’li yıllar boyunca politik merkezli ekonomik krizler ile beraber artan bütçe açıkları sonucunda bugün hala tartışıla gelen 24 Ocak 1980 kararları alınır. IMF’nin etkisinin güçlü bir şekilde hissedilebildiği 24 Ocak kararları kısa ve orta vadede yapısal dönüşümlere sebep olmuştur. Türkiye, 18 Haziran 1980 tarihinde ilk kez, IMF ile en uzun stand-by anlaşmasını gerçekleştirdi ve bu anlaşma 17 Haziran 1983’te sona erdi. 1983 yılında yeni bir stand-by düzenlemesine giden Türkiye’nin anlaşma süresi bir yıl sürdü. Bu dönemde ülkede kontrol altına alınamayan enflasyon ve gelir dağılımı eşitsizliği gözlendi. Özellikle 1980-1983 yılları arasında yürürlüğe konan ve IMF ile imzalanan stand by düzenlemesi çerçevesinde belirlenen önlemler şu şekilde oldu;

  • Para arzının kısılması ve “serbest fazi”e geçilmesi,
  • Türk Lirasının yüksek oranda devalüe edilmesi,
  • Kamu harcamalarının kısılması, bütçe açığının küçültülmesi,
  • KİT ürünlerine açıklarını kapatmaları için zam yapma yetkisinin verilmesi,
  • Sübvansiyonların asgariye indirilmesi ve fiyat kontrollerinin azaltılması,
  • Esnek kur,günlük döviz kuru uygulamasına  geçilmesi,
  • Yabancı sermaye girişini hızlandıracak önlemlerin alınması,
  • İhracata dayalı sanayileşmeyi özendirirken, ihracata (vergi, ucuz kredi ve döviz kullanım kolaylıkları) sürekli destek verilmesi

Öte yandan bu tarihler içerisine iki önemli gelişme daha yaşandı.  Merkez Bankası 30 Nisan’dan itibaren “günlük döviz kuru”  ilanına başladı. 28 Temmuz 1981’de de Sermaye Piyasası Kanunu yürürlüğe girdi.[28] Bu anlamda değerlendirildiğinde izlenen programın en önemli yapısal değişikliklerinden birisi olarak Sermaye Piyasası kanununun yürürlüğe girmesi olarak değerlendirilebilir. 2499 numaralı kanun olarak yürürlüğe giren Sermaye Piyasası kanunu önemli bir yapısal değişikliktir.[29]

1984 sonrasında on sene boyunca IMF ile herhangi bir stand by düzenlemesine gidilmezken 1994 itibari ile yeniden bir program uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu program uyarınca “5 Nisan” kararlarının alınması kararlaştırılmış ve bu kararlar uyarınca: TL % 39 oranında devalüe edilmiştir. Hazine bonosu, tahvil ve repo gelirlerinden alınan % 5’lik vergi oranı kaldırılmıştır. Döviz kurları serbest bırakılmış ve kurlar 10 bankanın verilerine göre belirlenmeye başlanmıştır. KİT ve TEKEL ürünlerine büyük oranlarda zam yapılmış ve bir defalık ek vergiler getirilmiştir. Akaryakıta ilişkin kesintiler % 10’dan % 25’e yükseltilmiştir. Ayrıca kamu kuruluşlarının paralarının MB’ ye veya Ziraat Bankası dışında tutulmaması kararlaştırılmıştır.[30] 1998 yılına gelindiğinde IMF ile ilişkilerde yeni bir aşamaya geçilmiştir. 1998 itibari ile bir buçuk yıl sürecek bir yakın izleme anlaşması imzalanır ve bu çerçevede önemli yapısal reformlar gerçekleşir. Bağımsız Sosyal Bilimciler’in çalışmasından alıntı yaparak bu reformların kaynağını görebiliriz. “Temmuz 1998 tarihinde uygulamaya başlanan Yakın İzleme Anlaşması, Ey­lül, Aralık 1998 ve Aralık 1999 tarihleri itibariyle, malî, parasal ve enflasyona yönelik hedefler belirlemekte idi. Enflasyon 1999 Aralık sonunda yüzde 20 düzeyine inecek ve faiz dışı fazla 1998 ve 1999 yıllarında GSMH’nin yüzde 4’ü olarak gerçekleştirilecekti. Yakın İzleme Anlaşmalarının standart taleplerinin yanı sıra, anlaşmaya ek olarak hazırlanan Ekonomik Politikalar Bildirgesin­de beş alanda (bankacılık, sosyal güvenlik, tahkim, özelleştirme ve tarımsal destekleme alanlarında) 55. hükûmetin taahhüt ettiği siyasî nitelikler taşıyan kararlar yer alıyordu. Ekonomik Politikalar Bildirgesinde yer alan kararlara göre hükûmet, ban­kacılık ve sosyal güvenlik alanlarında yapısal değişiklikler getiren yeni yasal düzenlemeler yapacak, tahkim ile ilgili Anayasal değişiklikler gerçekleştirecek, özelleştirmede POAŞ, THY, ERDEMİR hisselerini satacak, TEDAŞ dağıtım işletme­lerinin işletme haklarını devredecek, TELEKOM’da yüzde 49 hissesini satacaktı. Hükûmet idarî kararlar ile 1999 sonuna kadar mevcut tarımsal destekleme araçlarının tümünü yürürlükten kaldıracaktı.[31] İlerleyen dönemde gerçekleşen seçimlerle iş başına gelen koalisyon hükümeti ön görüldüğü gibi “Yakın İzleme Anlaşması” “Enflasyonla Mücadele Programı”  ile devam ettirildi. Belirtilen hedeflere ulaşmak için belirli hukuksal değişiklikler gerçekleştirildi. “Haziran ayında TBBM’de Bankacılık Yasası (BDDK’nın kurulması – Bankacılık denetim ve gözetim yetkisinin Hazineden alınması) görüşüldü. Hemen arkasından SSK Yasası gündeme geldi ve kabul edildi. Daha sonra Anayasa değişikliği gerçekleştirilerek tahkim uygulamasının önündeki engeller kaldırıldı. Temmuz-Aralık 1999 dönemi içinde tarımsal kesimde uygulanan destekleme araçları birbiri ardınca Bakanlar Kurulu kararları ile yürürlükten kaldırıldı.[32] 2000 yılına gelindiğinde Kasım ayı ile başlayan ve Şubat 2001 ile kendini hissettiren ekonomik krize karşı yeni bir program hazırlandı. Böylece önemli bir dönemeç olan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” başladı. Türkiye’nin tarihinde gördüğü en derin krizlerinden birisi olan “2001 Krizi” sonrası başlatılan bu programlar çerçevesinde niyet mektupları çerçevesinde belirli yasa değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. Bunlar arasında Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in Amerika’ya bizzat program içerisinde serbest bırakılacak kredi dilimlerini müzakere etmeye gittiği sırada Meclis’ten geçirilmesini talep ettiği ve dönemin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan “15 günde 15 yasa” örnek olarak verilebilir. Dönemin Hürriyet gazetesi arşivine bakıldığında; çıkarılan yasalar 10 Mart 2000 tarihinde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal ve Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in imzaları ile gönderilen niyet mektubunda yer alan “Hükümet, işveren ve işçiler arasında ücret/enflasyon süredurumunu ortadan kaldırmak hedefiyle tutarlı sözleşmeler yapılmasını kolaylaştırmak için Ekonomik ve Sosyal Konsey’de istişareyi artırmak niyetindedir.” maddesi ile 11 Nisan 2001 tarihinde meclise sunulan ve 20 Nisan itibari ile Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan “Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası” birbirleri ile uyum içerisindedir. Görüleceği üzere somut olarak niyet mektubunda  belirtilen hususlarda gerekli çalışma yapılmıştır. [33][34]

2001 sonrası reform programlarında çalışmalar devam etmiş ve özellikle 2002 yılı sonrasında da yaşanan hükümet değişikliğine rağmen öngörülen program uygulanmaya devam etmiştir. Bu anlamda önemli yapısal değişikliklerden bir tanesi de “KAMU FİNANSMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUN” olara görülmelidir. 28 Mart 2002 tarihinde 4749 kanun numarasını taşıyan söz konusu kanunun çıkarılacağına dair 18 Ekim 2000 tarihli Recep Önal ve Gazi Erçel imzalı,20 Kasım 2001 tarihli Kemal Derviş ve Süreyya Serdengeçti imzalı ve yine Kemal Derviş – Süreyya Serdengeçti imzalı 31 Temmuz 2001 tarihli mektuplarda yukarıda bahsi geçen kanuna yönelik çalışma yapacağı bahsi ilgili maddelerde geçmektedir. [35][36][37] Ayrıca Bağımsız Sosyal Bilimciler’in “IMF gözetiminde on uzun yıl 1998 – 2008 farklı hükümetler tek siyaset” isimli çalışmasında belirtildiği gibi kamu yönetimi ve finansmanı üzerinde IMF – DB Grubunun etkisi gözlenebilir derecede belirgindir. “Kamu yönetimi çevresindeki bir diğer mevzuat odağı da kamu gelir ve harcama düzeni ile ilişkilidir. Bu alanda (çok sayıda ek ve değişiklikleri ile) 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu (Aralık 2003) ve 5345 Sayılı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun (Mayıs 2005), IMF’nin 1999’daki mali destek anlaşmasından bu yana ısrarlı olduğu düzenlemeler idi. Bu kanunlardan ilki, dolaylı olarak merkezi kamu sektörünü etkisizleştirirken, ikincisi de IMF ve Dünya Ban­kasının “yönetişim” modelini kamu mali yönetimine yerleştiriyordu.”[38] Bu sebeple anlaşılmaktadır ki bu tür yapısal reformlar IMF programlarının içerisinde gerçekleştirilmektedir. Bilindiği üzere sözü geçen reformların gerçekleşmemesi durumunda IMF ile stand by düzenlemesinde anlaşmaya varılan kredi dilimi büyük ihtimalle serbest bırakılmayacak ve acil olarak ihtiyaç duyulan sıcak para ekonomiye sevk edilemeyecektir. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı 2002 yılında değişen iktidar tarafından da devam ettirilmiş ve program çerçevesinde önemli yapısal değişiklikler olmuştur. 2002 – 2006 yasama döneminde iktidar partisi tarafından çıkarılan 712 yasanın 283’ü uluslararası sözleşmelerin onaylanmasına dair kanundur.[39]

Ancak bu değişiklikler süresince yasaların oluşturulma süreci çeşitli tartışmalara sebebiyet vermiş ve belirli bir kısmı Cumhurbaşkanı ve ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüştür. Bu dönemde yapılan değişikliklere bakıldığı zaman somut olarak örneklemek gerekirse 5 Nisan 2003 tarihli,Ali Babacan ve Süreyya Serdengeçti imzalı niyet mektubu içerisinde yer alan; KİT Sistemi,Kamu Yönetimi Reformu,Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlara dair değişiklikler,Bilgi Edinme  Özgürlüğü,Sosyal Güvenlik Sistemi Reformu ve Kamu Mali Yönetimi üzerine değişikliklere yapılan atıflar Ocak 2003 – Şubat 2006 arasında yapılan yasal düzenlemeler ile karşılığını bulmuştur.[40]

Dünya Bankası Grubu ile yürütülen programlar neticesinde oluşan değişiklikler:

Dünya Bankası amaçlarına bakıldığı zaman anlaşmaya varılan hükümetlerin ulaşmak istedikleri yapısal değişikliklere fon sağlamak olduğu da görülebilir. Bu anlamda Dünya Bankası ile oluşturulan programların çerçevelerine bakmamız ve bunun üzerinden belirli örnekler vermemiz yararlı olacaktır. Bu çerçeveler arasında; “Makroekonomik İstikrar, Kamu Kesimi Mali Yönetiminin İyileştirilmesi, Yapısal Reformların Desteklenmesi” bulunmaktadır. Dünya Bankası Grubunun bu konular çerçevesinde Türkiye ile yürüttüğü programlar mevcuttur. Konuya ilişkin olarak Vinod Thomas öncülüğündeki “Bağımsız Değerlendirme Grubunun”; “TÜRKİYE’DE DÜNYA BANKASI, 1993-2004 Ülke Yardım Değerlendirmesi” çalışmasına atıfta bulunacak olursak grup ile yapılan çalışmalar sonucunda makroekonomik istikrar ve yapısal reformlar boyunca Dünya Bankası’nın sadece fonlarından değil öneri ve yol gösterici faaliyetlerinden de yararlanıldığı görülebilir. “Makroekonomik istikrar ve yapısal reform ihtiyacı dönem boyunca politika diyalogunda merkezi bir yere sahip oldu. Bu reformların zamanlaması ve ekonomi politiği krizlerin ve gerekli değişiklikleri destekleyen geçici bir koalisyon oluşturulabilmesinin bir fonksiyonuydu. Ama Banka reformların tasarlanmasına önemli katkıda bulunmuştur. Geniş kapsamlı bir çerçeve sunan Ülke Ekonomik Memorandumları ve yukarıdaki alanlardan her birinde Banka’nın desteklediği çalışmalar Türk yetkililerin krizden sonra ekonomiyi yeniden şekillendirmek için geliştirdiği stratejilere ve taslaklara kaynak sağladı. Banka’nın bu değişikliklere destek olan geniş finansal paketi de iyi kararlaştırılmıştı. Üst düzey bir Hükümet yetkilisinin belirttiği gibi: “para olmadan yapabilir miydik? Evet, belki, ama Banka’nın tavsiyelerinin kabul edilmesi konusunda kesinlikle bir fark yarattı. Bankanın Hükümet Türk kamuoyunun gözünde aktörlerden biri olmasını sağladı”.[41] Bu çalışmalara örnek olarak 2004-2005 tarihleri arasında 1 Milyar Amerikan Doları bütçe ile gerçekleştirilen “Programlı Finans ve Kamu Sektörü Uyum Kredisi” projesi de gösterilebilir. Türkiye’nin finans ve kamu sektörü reform programının, bankacılık sistemine dair tekrar güven oluşturulmasını hedefleyen ve kamu sektöründe, mali istikrarsızlığa yol açan temel yapısal problemleri ele alan mevcut safhasını desteklemek üzere tasarlanmıştır.[42] Yapısal değişikliklere örnekler aynı zamanda kamusal alanda yapılan değişiklikler ile de açıklanabilir. Bağımsız Sosyal Bilimciler’e göre Dünya Bankası modeline yaklaştırılmak istenen emeklilik sistemi üzerinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır. “2001 yılında bireysel emeklilik sistemine ilişkin yasal düzenlemelerin yapılmış olması da bu kapsamda değerlendirilmelidir.30 1999 yılında emeklilik sisteminde yapılan değişiklikte, SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığının üçü de emeklilik yaşı açısından parametrik değişikliklere tabi tutulmuş ve asgari emeklilik yaşı mevcut sigortalılar için bir geçiş dönemiyle yüksel­tilirken ilk defa sigortalı olacaklar için 58-60 (K/E) olarak belirlenmişti. Şimdi de aynı şeyi yapılmakta; emeklilik yaşının SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı çalışanları için 2036 yılından itibaren kademeli olarak kadınlarla erkekler için eşitlenerek 65’e yükseltilmesi öngörülmektedir. Böylece her üç kurum yüksek bir emeklilik yaşında eşitlenmektedir.[43] Bu örnekte de görüldüğü gibi Dünya Bankası Grubu ile sadece projelendirme üzerinden değil aynı zamanda belirli standartların yakalanması için yasal değişiklikler yoluna da gidilmiştir.

Sonuç:

24.10.2002 tarihinde, tam da Türkiye’nin yoğun bir şekilde IMF ve Dünya Bankası programları üzerinden ekonomi yönetimi deneyimine tanık olduğu bir dönemde Ankara 6.İdare Mahkemesi bir karar verdi. Kararın niyet mektupları ve uygulanan programları ilgilendiren kısmında “uygulanması zorunlu taahhütler içermediği gibi, borç alan ülke açısından mektupta yer alan programın hedeflerinin gerçekleştirilmemesi durumunda uluslararası bir yükümlülük doğurmamakta, yalnızca hükümetin gelecekte hangi politikaları izleyeceği konusundaki arzularını ve bu husustaki görüş ve düşüncelerini belirten bir belge[44] ibaresi yer almaktadır. Bu ifade de belirtildiği gibi söz konusu programların yasal olarak bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Burada dikkate alınması gereken konu bu programların “dolaylı bağlayıcılık” üzerinden yapısal değişiklikler gerçekleştirmesidir. Çalışma içerisinde verilen örneklerde olduğu gibi gözden geçirme ve denetleme süreçleri içerisinde söz konusu kuruluşların denetleme heyetleri uygulanması ön görülen politikalarda gözle görülür eksiklikler görüldüğünde mali yardım içeren programların durdurulması veya başka bir deyişle kredi dilimlerinin serbest bırakılmaması yönünde rapor verebilmekte ve bu raporlar doğrultusunda IMF veya DB Grubu kredi uygulamasını “dondurabilme” yetkisine sahiptir. Bu anlamda “dolaylı bağlayıcılık” olarak tanımlayabileceğimiz yani taahhüt edilen mali yardımın yerine getirilmemesi riski hükümetleri niyet mektuplarında yer alan veya kuruluşlar tarafından ek olarak önerilen değişiklikleri yapmaya itmiştir. Çalışma genelinde görülebileceği gibi IMF ve Dünya Bankası Grubu ile gerçekleştirilen programlar çerçevesinde oluşan yapısal değişiklikler zaman içerisinde içerik olarak farklılaşmıştır.

Anıl Kemal AKTAŞ

Kaynakça

– AB ve IMF’den, Yunanistan için sevindirici karar. (2012, Kasım 27). Aralık 3, 2012 tarihinde Akşam: http://www.aksam.com.tr/ab-ve-imfden,-yunanistan-icin-sevindirici-karar–151275h.html adresinden alındı

– Acar, O. (2011, Ocak). Yapısal reformsuz kredi notu artışı olmaz. Kasım 17, 2012 tarihinde www.tepav.org.tr: http://www.tepav.org.tr/upload/files/12945621674.Yapisal_Reformsuz_Kredi_Notu_Artisi_Olmaz.pdf adresinden alındı

– Alpago, H. (2001). IMF Türkiye İlişkileri. İstanbul: Ötüken.

– Bilimciler, B. S. (2007). IMF gözetiminde on uzun yıl 1998-2008 farklı hükümetler tek siyaset, Yordam Kita. İstanbul: Yordam Kitap.

– Bloomberg. (2012, Kasım 5). Mali krizdeki Yunanistan ve Portekiz, teknik destek için Dünya Bankası’ndan yardım istedi. Kasım 29, 2012 tarihinde Bloomberg: http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1240039-yunanistan-ve-portekiz-dunya-bankasindan-yardim-istedi adresinden alındı

– Boratav, T. (1982). IMF,İstikrar Politikaları ve Türkiye. İstanbul: Savaş Yayınları.

– Derviş Yasaları. (2001). Aralık 26, 2012 tarihinde Almanak 2001: http://dosyalar.hurriyet.com.tr/2001almanak/05eko.asp adresinden alındı

– Dünya Bankası. (2004). Dünya Bankası Türkiye:Operasyon Portföyü. Dünya Bankası.

– Eğilmez, M. (2012, Aralık 2). Güncellenmiş IMF Notu. Aralık 20, 2012 tarihinde Kendime Yazılar: http://www.mahfiegilmez.com/2012/12/guncellenmis-imf-notu.html adresinden alındı

– Eğilmez, M. (1997). IMF,Dünya Bankası Grubu ve Türkiye. İstanbul: Tütünbank.

– Eğilmez, M. (2012, Temmuz 13). Özetle IMF ve Türkiye. Kasım 29, 2012 tarihinde Kendime Yazılar: http://www.mahfiegilmez.com/2012/07/ozetle-imf-ve-turkiye.html adresinden alındı

– Euronews. (2012, Nisan 15). Yunanistan Haziran’da tekrar sandıkta. Aralık 20, 2012 tarihinde Euronews: http://tr.euronews.com/2012/05/15/yunanistan-haziran-da-tekrar-sandikta/ adresinden alındı

– Grubu, B. D. (2005, Aralık 20). TÜRKİYE’DE DÜNYA BANKASI,1993-2004 Ülke Yardım Değerlendirmesi. Aralık 23, 2012 tarihinde OECD: http://www.oecd.org/derec/worldbank/36494162.pdf adresinden alındı

– Halisçelik, E. (2008, Nisan 4). DÜNYA BANKASI’NIN YAPISI, FAALİYETLERİ VE TÜRKİYE’DE FİNANSMANI DÜNYA BANKASINCA SAĞLANAN KREDİLERİN VE ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ . Aralık 23, 2012 tarihinde http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr: http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr/thesis.asp?print=1&detay=1202&q= adresinden alındı

– IMF. (2012, Kasım 26). Statement on Greece by IMF Managing Director Christine Lagarde. Aralık 12, 2012 tarihinde IMF: http://www.imf.org/external/np/sec/pr/2012/pr12458.htm adresinden alındı

– ÖZYAKIŞIR, Y. D. (2005, Ekim). TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 1980 SONRASI YAŞANAN YAPISAL DÖNÜŞÜMLERİN GSMH, DIŞ TİCARET VE DIŞ BORÇLAR BAĞLAMINDA TEORİK BİR DEĞERLENDİRMESİ. Aralık 21, 2012 tarihinde Mevzuat Dergisi: http://www.mevzuatdergisi.com/2005/10a/01.htm adresinden alındı

– TBMM. (tarih yok). 5016 sayılı yasa – IMF ve Dünya Bankasına Üyelik. www.tbmm.gov.tr: http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc068/kanuntbmmc068/kanuntbmmc06803066.pdf adresinden alınmıştır

– TCMB. (tarih yok). Niyet Mektubu. TCMB: http://www.tcmb.gov.tr/yeni/iletisimgm/IMFniyet.html adresinden alınmıştır

– World Bank. (2012). Organizasyon Yapısı. Aralık 23, 2012 tarihinde web.worldbank.org: http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/COUNTRIES/ECAEXT/TURKEYINTURKISHEXTN/0,,contentMDK:21706654~menuPK:4824617~pagePK:141137~piPK:141127~theSitePK:455688,00.html adresinden alındı

– World Bank. (2012). web.worldbank.org. Aralık 13, 2012 tarihinde Hedeflerimiz: http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/COUNTRIES/ECAEXT/TURKEYINTURKISHEXTN/0,,contentMDK:21706623~menuPK:4824519~pagePK:141137~piPK:141127~theSitePK:455688,00.html adresinden alındı

– Yunanistan siyasi krize sürükleniyor. (2012, Nisan 14). Kasım 29, 2012 tarihinde Finans Gündem: http://www.finansgundem.com/haber/yunanistan-siyasi-krize-surukleniyor/301759 adresinden alındı

 


[1] tbmm.gov.tr – 5016 sayılı yasa – IMF ve Dünya Bankasına Üyelik

http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc068/kanuntbmmc068/kanuntbmmc06803066.pdf.

[2] “İrlanda, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’da krizin kamu maliyesi üzerindeki etkileri oldukça yıkıcı olmuştur. Bu ülkelerin krizden çıkmak için bağımsız para politikası uygulayabilmeleri ve dolayısıyla Avrupa Para Birliği’nden çıkmaları gerektiği yönünde görüşler ortaya atılmaya başlanmıştır.” – Ozan Acar, “ Yapısal reformsuz kredi notu artışı olmaz”, http://www.tepav.org.tr/upload/files/12945621674.Yapisal_Reformsuz_Kredi_Notu_Artisi_Olmaz.pdf.

[3] “Yunanistan siyasi krize sürükleniyor“ – Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas’ın, ülkedeki 3 büyük parti lideri ile koalisyon hükümetleri kurulmasına yönelik görüşmelerinde ilk gün sonuç çıkmadı, http://www.finansgundem.com/haber/yunanistan-siyasi-krize-surukleniyor/301759.

“Yunanistan Haziran’da tekrar sandıkta”- Yunanistan’da 9 gün önce yapılan erken genel seçimler sonrası hükümet kurma çalışmaları başarısız olurken, ülke tekrar seçimlere gidiyor.

http://tr.euronews.com/2012/05/15/yunanistan-haziran-da-tekrar-sandikta/.

[4] “Statement on Greece by IMF Managing Director Christine Lagarde” – http://www.imf.org/external/np/sec/pr/2012/pr12458.htm.

[5] Meksika’daki G-20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları toplantısında Jim Yong Kim, Lizbon ve Atina hükümetlerinin resmi olarak paralı tavsiye başvurusunda bulunduğunu, ancak detayların hâlen gözden geçirildiğini söyledi. Jim Yong Kim, bankanın yoksulluk konusundaki uzmanlık ve deneyiminin iş ortamı ve kamu harcamalarının iyileştirilmesi gibi konularda yararlı olabileceğini savundu. – “Mali krizdeki Yunanistan ve Portekiz, teknik destek için Dünya Bankası’ndan yardım  istedi”

http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1240039-yunanistan-ve-portekiz-dunya-bankasindan-yardim-istedi.

[7] Boratav, Türkcan, Erdost, Türel, Berksoy, Kuruç, “IMF, İstikrar Politikaları ve Türkiye”,Savaş Yayınları, 1982, s. 30.

[8] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 22.

[9] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 21.

[10] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 23.

[12] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”,İstanbul, 1997, s. 64.

[14] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 65.

[15] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 39.

[16] “Güncellenmiş IMF Notu” – Mahfi Eğilmez, “Kendime Yazılar”, http://www.mahfiegilmez.com/2012/12/guncellenmis-imf-notu.html.

[17] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 39.

[18]   M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 36-37.

[19] “Güncellenmiş IMF Notu” – Mahfi Eğilmez – “Kendime Yazılar”, http://www.mahfiegilmez.com/2012/12/guncellenmis-imf-notu.html.

[21] M.Eğilmez, “IMF, Dünya Bankası Grubu ve Türkiye”, İstanbul, 1997, s. 79.

[22] H.Alpago, “IMF, Türkiye İlişkileri”, İstanbul, 2002, s. 65.

[23] “Özetle IMF ve Türkiye” – Mahfi Eğilmez, http://www.mahfiegilmez.com/2012/07/ozetle-imf-ve-turkiye.html.

[24] “DÜNYA BANKASI’NIN YAPISI, FAALİYETLERİ VE TÜRKİYE’DE FİNANSMANI DÜNYA BANKASINCA SAĞLANAN KREDİLERİN VE ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ” – Ergül Halisçelik, http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr/thesis.asp?print=1&detay=1202&q=.

[25] H.Alpago, “IMF, Türkiye İlişkileri”, İstanbul, 2002, s. 98.

[26] H.Alpago, “IMF, Türkiye İlişkileri”, İstanbul, 2002, s. 104.

[27] H.Alpago, “IMF, Türkiye İlişkileri”, İstanbul, 2002, s.106.

[28] “TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 1980 SONRASI YAŞANAN YAPISAL DÖNÜŞÜMLERİN GSMH, DIŞ TİCARET VE DIŞ BORÇLAR BAĞLAMINDA TEORİK BİR DEĞERLENDİRMESİ” –  Yrd. Doç. Dr. Salih ÖZTÜRK & Deniz ÖZYAKIŞIR, http://www.mevzuatdergisi.com/2005/10a/01.htm.

[29]   SERMAYE PİYASASI KANUNU, http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/551.html.

[30] “TÜRKİYE EKONOMİSİNDE 1980 SONRASI YAŞANAN YAPISAL DÖNÜŞÜMLERİN GSMH, DIŞ TİCARET VE DIŞ BORÇLAR BAĞLAMINDA TEORİK BİR DEĞERLENDİRMESİ” –  Yrd. Doç. Dr. Salih ÖZTÜRK & Deniz ÖZYAKIŞIR, http://www.mevzuatdergisi.com/2005/10a/01.htm.

[31] Bağımsız Sosyal Bilimciler, “IMF gözetiminde on uzun yıl 1998-2008 farklı hükümetler tek siyaset”, Yordam Kitap, 2007 , s. 19.

[32] Bağımsız Sosyal Bilimciler, “IMF gözetiminde on uzun yıl 1998-2008 farklı hükümetler tek siyaset”, Yordam Kitap, 2007 , s. 20.

[33] Derviş yasaları – Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası, http://dosyalar.hurriyet.com.tr/2001almanak/05eko.asp.

[34] Ek Niyet Mektubu (10/03/2000) – TCMB, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/imf-trk000310.html.

[35] Niyet Mektubu (18.12.2000) – TCMB, “41. Kamu maliyesi şeffaflığı alanında ise, kamu sektörü için açık borçlanma kuralları ve limitleri ortaya koyan ve Hazine’nin devirli kredi -on-lending- ve borç garantilerini de bütçe kapsamına alan kamu finansmanı ve borç yönetimi kanunu 2001 yılı Haziran ayı sonuna kadar Meclis’e sunmaya niyetliyiz (yapısal benchmark).”, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/niyet/mektup.html.

[36] Niyet Mektubu (20.11.2001) – TCMB

“Enflasyon hedeflemesinin uygulanmaya başlanmasının, başarılı geçiş koşullarının oluşmasının beklendiği gelecek yıla ertelenmesine karar verilmiştir. Enflasyon hedeflemesinin, koşulların el verdiği en kısa zamanda nominal çıpa olarak kullanılması hususunda kararlılığımız devam etmektedir. Ancak, 11 Eylül olaylarına bağlı olarak ortaya çıkan son zamanlardaki döviz kuru zayıflığının iç fiyatlara yansıması, bu yılın son çeyreğinde geçilmesi düşünülen yeni rejim açısından oldukça zor bir başlangıca neden olabilecekti. Sözkonusu erteleme, aynı zamanda, kamu finansmanının istikrara kavuşmasında ilerleme sağlanması ve bankacılık sektörünün daha da kuvvetlendirilmesi için zaman kazanılmasını sağlayarak, yeni rejimin başlangıç koşullarını iyileştirecektir.”, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/niyet/nm2811/nm2811.html.

[37] Niyet Mektubu (31.07.2001) – TCMB, “Yeni Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanun Tasarısı (bir yapısal kriter yerine getirilerek) Meclis’e sunulmuş olup, borç yönetiminin güçlendirilmesi için gerekli yasal çerçeveyi sağlayacaktır. Yeni yasal çerçevenin 2001 yılı Kasım ayı sonuna kadar yürürlüğe girmesi beklenmektedir.”, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/niyet/nmt030801.htm.

[38] Bağımsız Sosyal Bilimciler, “IMF gözetiminde on uzun yıl 1998-2008 farklı hükümetler tek siyaset”, Yordam Kitap, 2007, s. 88.

[39] Bağımsız Sosyal Bilimciler, “IMF gözetiminde on uzun yıl 1998-2008 farklı hükümetler tek siyaset”, Yordam Kitap, 2007 , s. 89.

[40] Niyet Mektubu (05.04.2003) – TCMB, http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2003/4gg_nm_tr.pdf.

[41] “TÜRKİYE’DE DÜNYA BANKASI”, 1993-2004 Ülke Yardım Değerlendirmesi”, http://www.oecd.org/derec/worldbank/36494162.pdf.

[42] Dünya Bankası Türkiye: Operasyon Portföyü, Nisan 2004 ,s. 31.

[43] Bağımsız Sosyal Bilimciler, “IMF gözetiminde on uzun yıl 1998-2008 farklı hükümetler tek siyaset”, Yordam Kitap, 2007 , s. 103.

[44] Ankara, 6.İdare Mahkemesi, 24.10.2002, E.2001/379 – K.2002/1354

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.