TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ: ANKARA-RİYAD DOSTLUK HATTI

upa-admin 10 Nisan 2013 3.192 Okunma 0
TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN İLİŞKİLERİ: ANKARA-RİYAD DOSTLUK HATTI

ÖZET: Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden sonra Ortadoğu coğrafyasında yeni oluşan devletlerin ekonomik yetersizliklerinden dolayı, o bölgedeki ilk işbirliği çabalarının zayıf kaldığı görülmüştür. Bu bölgede Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri dönemlere göre belirlendi/şekillendi. Özellikle Soğuk Savaş döneminde ilişkiler güvenliğe dayalı işbirliği olarak gelişti. Soğuk Savaş’ın son dönemlerinde ilişkilerin ekonomik vasıtalarla ilerledi. 2000’li yıllardan günümüze birçok alanı kapsayan çok kapsamlı ilişkiler oluşmuştur. Bu çalışmada, Türkiye-Suudi Arabistan temel diyalogları (başta terör olmak üzere iki ülkeyi yakınlaştıran meseleleri) ve Arap Baharı’nın ikili ilişkilere etkisi incelenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, Suudi Arabistan, Ortadoğu, Arap Baharı

ABSTRACT: After the dissolution of the Soviet Union initial coperative efforts in Middle East have been poor due to economic shortcomings of the newly emerging states. The relations of Turkish and Saudi Arabia have formed according to periods at the region. Especially the relations developed to cooperative of security. The relations improved by the agency of economy Cold War’s at last period. Since 2000s to nowadays, embracing a lot of areas wide extent of relationships have been formed. This article examines basic dialogue and effect of Arab Spring to bilateral relations.

Key Words: Turkey, Saudi Arabia, Middle East, Arab Spring

 

1. Giriş

Türkiye’nin modern devlet ideası Batı ile yakınlaşma olarak tasarlanmıştı. Mevcut eğitim sistemi, kimlik, laiklik gibi hususlar Batı müktesebatları şeklinde düzenlenmişti. Soğuk Savaş’ın başlaması ile birlikte Türkiye yüzünü Batı’ya dönmüş; yakın çevresi ile olan ilişkilerini kuşkuya bırakmıştı. Türkiye’nin sahip olduğu jeo-kültürel[1] mirası uzun bir dönem kullanamamasında; hem içte bulunan karar alıcıların hazırlıksız oluşu, hem de Ortadoğu coğrafyasında oluşan Türkiye algısı yatmaktadır. Türkiye’nin hala tartıştığı laiklik tartışmaları Arap coğrafyası ile çalışmalarında iç kamuoyunda eleştirilere maruz kalmıştı. Hal böyle iken Arap coğrafyası karar alıcıları da Türkiye algısını İslam’dan öte, emperyalist idealar peşinde koşan bir devlet olarak yorumlamıştı.

1970’ler ve Özal dönemi ile başlayan çok yönlü dış politika perspektifi Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerine de yansıyacaktı. 1970’lerden başlamak üzere iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, çok sayıda Türk işçisinin Arap Krallığına gitmesi ve Türk işadamlarının orada büyük çaplı inşaat taahhütleri kazanmasıyla gelişmeye başlamıştı.[2] Türkiye’nin ayrıca ithal ikameci anlayışından ihracata dayalı ekonomiye geçişin sinyallerinin temeli olan 24 Ocak 1980 kararları[3] da Türkiye’nin bu coğrafyaya açılmasında önemli etken olmuştur. Türkiye artık sanayiye önem vermek istiyordu.  Bunun için gerekli argümanların yakın çevresinde -özellikle Suudi Arabistan’da- olduğu bilinen bir gerçektir (petrol vs.). Esasen bu ticaret ağı ayrıca dostluk ağını da şekillendirecekti. Karşılıklı bağımlılık prensibi ile iki ülke mevcut kaynakları, mahsulleri paylaşacak ve böylelikle temel ortaklık gelişecekti. Türkiye elbette dışa açılımı istediği ölçüde sağlaması kolay olmayacaktı. 1980 askeri darbesi, 28 Şubat 1997 süreci ve 2000’li yılların başlarına kadar kurulan koalisyon hükümetleri, sistemin frenleyici etkisi uzun bir süre Türkiye’nin üzerinde olmuştu.[4]

2. Türkiye-Suudi Arabistan Ekonomik İlişkileri

Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki dış ticarete ilişkin tamamlayıcı bir niteliğe sahip olunması sağlanmaktadır. Türkiye ekonomisi 2008 yılında ulaştığı yaklaşık 740 milyar ABD doları GSMH’si ile Ortadoğu bölgesinin en gelişmiş ekonomisi haline gelirken, Suudi Arabistan’ın aynı yılda ulaştığı 476 milyar ABD doları ile bölgede yer alan ikinci önemli ekonomi olmuştur.[5] Aşağıda bulunan tablo iki ülkenin alım-satımını ifade ediyor. Tablo 1’de artışlar ve düşüşleri ekonomik krizlere ve bölgesel yaşanan sorunlar örnek verilebilir. Yine de belirtmek gerekir ki, iki ülkenin ekonomik ilişkileri hatırı sayılır derecede. Ayrıca, genel olarak Orta Doğu ülkelerine olan ihracat gelişimi incelendiğinde dolar bazlı en yüksek artışın Suudi Arabistan’a olan ihracatımızda görülmüştür.[6]

Yıl İhracat İthalat Hacim Denge
2003 741 969 1,711 -228
2004 769 1,232 2,000 -463
2005 962 1,889 2,851 -927
2006 983 2,252 3,235 -1,269
2007 1,487 2,440 3,927 -953
2008 2,202 3,322 5,524 -1,121
2009 1,771 1,692 3,463 79
2010 2,220 2,440 4,660 -221

Tablo 1

3. İkili İlişkilerde Temel Diyaloglar

Suudi Arabistan ve Türkiye idarelerinin ortak dini öğeleri önemli bir başlıktır. Fakat bu durumu mezhepçilik şeklinde yorumlanması doğru değildir.[7] Bu arada Suudi Arabistan’ın Şii mezhebine sahip vatandaşları da bulunmakta; hal böyle olunca İran gibi idarelerin etkileyici rolleri bulunabilme riski karar alıcıları düşündürmüştür. Öyle ki; ABD’nin 2003 Irak müdahalesi Suudi Arabistan’ı etkilemiştir. Irak’ta kurulan hükümet Şii mezhebine bağlı Maliki tarafından idare olunmaktadır. Suriye’de yönetim Şii mezhebine bağlı Beşer Esad tarafından idare edilmektedir. Irak merkezi yönetiminden sorumlu Maliki Suriye meselesinde İran ile Irak aynı idareyi paylaşmaktadır. Türkiye ve Suudi Arabistan’ı İran ve Irak, Suriye konusunda birkaç kez uyarmıştır. Körfez savaşında çatışmalarla hatırladığımız iki ülke günümüz dünyasında mezhep diyalogu neticesinde dost hale gelmiştir.

Belirtmemiz gerekir ki; Suudi Arabistan ve Türkiye’nin paylaştığı bazı temel diyaloglar vardır; Filistin, terörizm ve bölgesel istikrar konuları.[8] Filistin meselesinde iki ülke Filistin’e Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde desteklerini sağlamaktadır. Esasında bu bahsettiğimiz diyaloglar, Ortadoğu ve Arap yarımadasının istikrarına, güvenliğine referans sağlama arzusudur. Türkiye ve Suudi Arabistan yakın çevresinde rahat hareket etmek ve bu çevrede bulunan ülkelerle sıkı ilişkiler kurmak istemektedir. Suudi Arabistan ile Türkiye’nin terör hareketlerinden etkilenmesi ve bölgesel istikrarın korunması konusunda birlikte hareket etme konusundaki kararlılıkları iki ülkeyi birbirine daha çok yakınlaştırmıştır.

4. Suudi Arabistan’ın Dış Tehditleri: Ortak Çıkarlar

Suudi Arabistan’ın dış tehditleriyle ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz gibi öncelikli olarak bölgesel sorunlar teşkil etmektedir. ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesi ile başlayan Irak’ın geleceğinin belirsizliği, Hizbullah ve Hamas gibi devlet üstü aktörlerin istikrarsızlık girişimleri, ABD’nin Lübnan ve Filistin’de olduğu gibi müdahaleciliği ve radikal bloklaşma ve türevlerini dış tehdit olarak sıralayabiliriz.[9] Böyle bir durumda iki ülke arasındaki ilişkilerin ekonomi ile sınırlandırılması düşünülemez. Irak’ın istikrarlı olmasını iki ülkede istemektedir. İran’ın bölgede artan etkisi ve son Suriye olayında İran ve Irak’ın tutumu bölgesel istikrarı zedelemektedir. Başbakan Erdoğan’ın Ocak 2010’daki Suudi Arabistan’da yaptığı açıklamalar oldukça manidardı: “Irak’taki meseleler sadece Irak’takilerin değil hepimizin ortak meselesidir. Filistin sadece Filistinlilerin değil hepimizin meselesi ve hepimizin vicdanını acıtıyor. Öyleyse dayanışmayı artırmamız gerekiyor. Dayanışma, istişare ve işbirliğini daha da artırmamız gerekiyor”[10]. Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da “Türkiye Arap ülkeleri ilişkileri gelişiyor. Bu bağlamda Türkiye Suudi Arabistan ilişkilerini, Arap dünyası ile ilişkilerin en önemli ayaklarında biri olarak görüyoruz. Bu bakımdan ilişkilerimizi bölgesel alanda koordine etmek büyük önem taşıyor. Suudi Dışişleri Bakanı Suud El Faysal ile görüşmemizde bölgesel konuları açık ve samimi bir şekilde görüştük. Filistin sorununa, Gazze sorununa, Kudüs’teki girişimler konusunda aynı yaklaşımlara sahibiz” şeklinde konuşmuştu.[11]

5. Arap Baharı ve Türkiye-Suudi Arabistan Ortak Hareket Alanı

Arap Baharı olgusu bütün coğrafyayı ilgilendiren temel bir gelişmedir. Tunus’ta başlayan hareketlerin geniş bir etki alanı kapsaması hiç şüphesiz kaçınılmazdı. Milli hâsıladaki bozulmalar, rejimlerin katı tutumları, vergilerin adaletsiz toplanması gibi bir takım nedenlerle diktatörler tarihe karışmıştır.[12] Fakat bu durum bölgede henüz istikrarın sağlandığını söylemede yeterli değildir. Suriye’de yaşanan gelişmelerin akıbeti ise belirsiz… Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriye meselesine pro-aktif dış politika benimsemesi Suriye meselesinde yeni perspektifler inşa etti.[13]

Arap Baharı elbette bölge halklarının meydanları doldurması ile çözülecek bir durum değildi. Libya Kaddafi’yi devirmede tek başına başarılı olması beklenmezdi. Önemli destekler neticesinde, konjonktürün sağlanması ile Kaddafi devrildi. Suriye halkı da Kaddafi örneğini Şam’da bekledi. Fakat Rusya ve Çin’in BM’de sert vetoları böyle bir müdahaleyi by-pass etti. Ankara-Riyad-Doha hattı böyle bir ortamda şekillendi. Bu yakınlaşma bölgede iktisadi, ticari, kültürel, savunma gibi birçok meselede ilgili ülkelerin müreffehliğine kaynaklık etmede önemli roller üstlendi. Petrol-merkez kimliğe sahip Suudi Arabistan Doğu Akdeniz’de önemli bir devlet olması kuşkusuz zor değildir. Bölgenin güvenliği bu noktadan da önemli olduğunu ifade edebiliriz.

 

6. Sonuç Yerine

Batı ülkelerine karşı güvenini giderek yitirmeye başlayan Suudi Arabistan, AK Parti yönetimindeki Türkiye’yi alternatif yatırım alanı olarak görmeye başladı. Suudi Arabistan ile Türkiye arasında çok sayıda ekonomik girişim başlatıldı. Bu çerçevede, 1 Ekim 2003 tarihinde Riyad’ta Türk-Suudi İş Konseyi Kuruluş Antlaşması imzalanmış ve Konsey 2004 yılında faaliyetlerine başlamıştır. Arap Baharı ile de şekillenen ikili ilişkileri güçlendirmeye devam edebilir. Ekonomik atılımlar iki ülkenin dostluğunu pekiştirirken, bölgeye de pozitif bir etkisi bulunması kaçınılmaz olacaktır. Suudi Arabistan’ı her yıl yaklaşık 500 bin vatandaşımız Hac ve Umre vesilesiyle ziyaret etmekte, 125.000 civarında vatandaşımız ise bu ülkede çalışmaktadır.[14] Bu tür pozitif gelişmelerin Türkiye’yi ilerleyen dönemlerde 500 bin Hac ve Umre rakamının artması için fırsat sunabilir. Türkiye’de hala binlerce hacı adayı sıralarını beklemektedir. İbadet özgürlüğü bu tür bekleyişlerle geciken vatandaşların ilgili çalışmalarla çözülebilmesi durumu mutlak vardır. Özellikle Türk müteahhitlerine konaklama yönünde büyük işler düşmektedir. Suudi Arabistan aynı zamanda, Türk müteahhitlerin Körfez ülkeleri arasında birinci, dünya genelinde ise altıncı sırada en çok iş aldıkları ülke konumundadır.[15] İkili ilişkilerde temennimiz iyi seyrin devam etmesi yönündedir. Bu tür gelişmelerin birer kültür olarak inşa edilmesi hepimize düşen önemli görevlerdendir.

Şahin KESKİN/UPA Erzurum Atatürk Üniversitesi Temsilcisi


[1] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik,  s. 327.

[2] Graham E. Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti, s. 232.

[3] 24 Ocak 1980 Kararları Hakkında; Setav, http://www.setav.org/ups/dosya/44252.pdf.

[4] İç-dış politika teoreminin negatif yanları şeklinde değerlendirebiliriz. İç meselelerin yoğunlaştığı ortamda dış meseleler geri planda kalmıştır.

[5] Ekonomik veriler ve tablo için bkz. http://riyad.be.mfa.gov.tr/ShowInfoNotes.aspx?ID=121159.

[6] İbid.

[7] “Irak’taki Mezhep Çatışmasını Önlemek için Diyanet Devrede”, Zaman, 3 Mart 2006.

[8] Graham E. Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti, s. 232.

[9] Rami Khouri, “America, the Middle East, and the Middle East, and the Gulf: An Arab View of Challenges Facing the New United States Administration”, Center for International and Regional Studies – CIRS Brief , No:1, 2008; Bülent Aras, “Davutoğlu ile Suudi Arabistan”, Sabah Gazetesi, 06.01.2010

[10] Nazif Erişik, “Başbakan Erdoğan’dan Suudilere mesaj: Bölgede geleceği birlikte inşa etmek zorundayız”, Suudi Arabistan Türk Konseyi Resmi İnternet Sitesi, http://www.saturkkonseyi.net/ReadNews.aspx?ID=56.

[11] Alukah News, “Davutoğlu: Suudi Arabistan İlişkileri, Arap Dünyası ile İlişkilerin En Önemli Ayağı”, http://www.alukah.net/World_Muslims/0/9123.

[12] Arap Baharı ile ilgili bilgi için bkz. http://www.guardian.co.uk/world/interactive/2011/mar/22/middle-east-protest-interactive-timeline.

[13] Tuğçe E. Öztürk, “Ortadoğu’daki Son Gelişmeler ve Türkiye-Katar İlişkileri: Yeni Bir Sünni Bloğu mu?”.

[14] Bütçe Raporu: www.mfa.gov.tr/site_media/html/butce_2013.pdf.

[15] İbid.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.