BATILI GÖZÜYLE ŞEFFAFLIK VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLKELERİ YA DA YAPTIĞIMI DEĞİL, DEDİĞİMİ ÖRNEK ALIN

upa-admin 25 Nisan 2013 1.933 Okunma 0
BATILI GÖZÜYLE ŞEFFAFLIK VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İLKELERİ YA DA YAPTIĞIMI DEĞİL, DEDİĞİMİ ÖRNEK ALIN

Bugün Batı bilim ve teknikteki ilerlemenin sayesinde gelişimin zirvesine yücelmiş ve sahip olduğu başarılar ile dünya kamuoyu için örnek olmaktadır. Doğal olarak, bu olgu olumlu bir durumdur ve ilk bakışta küresel kalkınma için zemin oluşturur, onu teşvik eder ve lokomotif rolü oynar.

Fakat bugün dünyada yaşanan gelişmelere ve bu süreçte Batı’nın tutumuna baktığımızda, meselenin hiç de göründüğü gibi olmadığı, jeosiyasetin perde arkasında, olayların oldukça farklı şekilde meydana geldiği açıkça görülüyor. Zira demokrasi, ifade özgürlüğü, insan hakları gibi ilkeleri uluslararası topluma evrensel değerler olarak telkin etmek isteyen birtakım Batılı devletlerin kendileri bile fikir babası ve bayraktarı oldukları bu değerlere uymuyor.

Bugünlerde Batı basınında yayınlanan birkaç haber bahsettiklerimizin açık kanıtıdır.

Zira hukuk devletinin, şeffaflığın erdemlerinden bahseden bir Avrupa ülkesi olan Fransa’da, Bütçeden sorumlu Bakan Cahuzac (Kaüzak)’ın bir İsviçre bankasında gizli hesabının olması, bunu devletten gizlemesi, meselenin ortaya çıkmasından sonra bile bunu yalanlamaya kalkışarak devleti aldatması, bu bakanın istifasına neden olmuştur [i] . Zedelenen imajını onarmak için ülke yönetimi ve üst tabaka ona sırtını dönmüştür.

Sorun şu ki, Bakan Cahuzac meselesi Fransa’daki tek skandal değildir. Örneğin, 2012 yılında François Hollande (Olland)’ın propaganda grubunun saymanı olan Jean-Jacques Augier de Keymen adalarında iki deniz aşırı şirketin hissedarıdır [ii] . Unutmayalım ki, Fransa’nın eski Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy de seçim propagandasında, Libya’nın o dönem başındaki Kaddafi’nin paralarını geniş bir şekilde kullanılmıştır[iii] . Ayrıca, eski Devlet Başkanı Jacques Chirac’ın [iv] , Başbakan Dominique de Villepin’in [v] , Bakan Dominique Strauss Khan [vi] ve diğerlerinin adları da rüşvet ve mali düzenbazlıklarla anılmıştır.

Yeri gelmişken, yolsuzluk ve mali düzenbazlıklar sadece Fransa’ya özgü değildir. Dünyanın süper devleti olan ABD de bu beladan yakasını halen kurtaramamıştır. Zira El Jazeera televizyon kanalının verdiği bilgiye göre, işgalden sonra Irak’ın yeniden yapılanması için ayrılan 60 milyar doların nereye ve nasıl harcandığı belli değildir. Maliyet çizelgesi belirlenirken Irak devletinin fikri sorulmamış, Irak tarafından sunulan fikirler ise ABD tarafından dikkate alınmamıştır [vii] .

Basın ve ifade özgürlüğünden ağız dolusu bahseden ABD, sıra kendine gelince özgür basının susturulmasında ve küresel karalamaların yayılmasında geniş rol oynuyor. Örneğin, CNN’in eski muhabiri Amber Lyon; ABD yönetiminden Suriye ve İran hakkında olumsuz nitelikli yalan haberler yazıp ve röportajlar hazırlamak için talimat aldığını ve bu amaca hizmet etmeyen röportajlarının yayınlanmadığını açıklıyor [viii] .

Dünya kamuoyunu, uluslararası örgütlerin gözlemcilik görevinin seçimlerin demokratik yapılıp yapılmadığına ilişkin görüşlerinin belirleyici olduğuna ve onların çalışmalarını yürütmesi için her olanağın yaratılmasının önemli olduğuna inandırmaya çalışan Batı, bu örgütlerin ülkelerindeki faaliyetlerine ne olanak sağlıyor ne de onların raporlarına ciddi yaklaşıyor. Örneğin, ABD’de yapılan seçimlerde gözlemcilik yapmak isteyen AGİT heyetinin, seçim yapılan yerlere 100 feet’ten fazla yakınlaşmamasına, aksi takdirde bunun yasalara göre suç olarak değerlendirileceğine ilişkin Texas (Teksas) eyalet başsavcılığının kararına, Batı dünyasının ya da bu örgütlerin herhangi bir tepkisi olmadı [ix] . AGİT bile basit bir açıklama ile yetindi [x] . Bu da iki sebepten olabilir: ABD, ya AGİT heyetinin tarafsızlığından şüphe etmektedir ya da kendi seçimlerinin özgür ve adil olmayacağından emindir. O zaman, bu örgütlerin meşruluğu artık şüphe doğurmakta ve diğer devletleri onlara şüpheci yaklaşmaya itmektedir.

Seçimlerden söz açılmışken, diğer bir ilginç olaya da değinmemek mümkün değil. 18 Şubat tarihinde Ermenistan’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, Ermenistan Merkezi Seçim Komisyonu’nun raporuna göre 2,528,773 seçmen kaydedilmiştir [xi] , oysa CIA tarafından verilen bilgiye göre ülke nüfusu 2,974,184 kişidir [xii] . Bu ise, nüfusun yüzde 85’inin seçmen olduğu anlamına gelmektedir. Bu da mantıksız görünüyor. AGİT ise bunu araştırmak yerine, Ermenistan’daki seçimlerde nüfusun yüksek katılımını alkışladı[xiii] .

Batı’nın ve uluslararası kuruluşların çifte standardının bir örneği de Gürcistan’la ilgilidir. Yeni seçilen Başbakan İvanişvili’nin kaydettiğine göre; Gürcistan’da Saakaşvili rejimine karşı çıktığı için tutuklanan yüzlerce siyasi tutuklu vardır. Hatta geçenlerde yeni hükümet 190 kişiyi bu nedenle salıvermiştir. Batılı devletler ve uluslararası kuruluşların Saakaşvili döneminde Gürcistan’da siyasi tutuklu kelimesini ağzına almadığı gibi, onların salıverilmelerine de sessiz kalmaları ilginçtir. Siyasi tutuklu meselesinin gündemlerindeki en önemli konu olduğu izlenimi yaratmaya çalışan Batılı ülkeler ve uluslararası örgütlerin bu tür bir yaklaşımı şöyle bir soru doğuruyor: Gürcistan’da gerçekten bu kadar siyasi tutuklu vardıysa, neden bunca zaman buna karşı kayıtsız kaldılar? Peki, o zaman neyle meşguldüler? Hayır, aksine, bunlar siyasi tutuklu değilse ve gerçekten suçlularsa, o zaman neden onların salıverilmelerine göz yumuyorlar? Her iki durum için, bu adımla ne amaçlanmaktadır?

Bunlar görüldüğünde ister istemez insanın aklında şöyle bir fikir dolaşıyor: Kendi ülkesinde demokrasi olmayan bir devlet başka ülkelere nasıl olur da demokrasi dersi verir, kendi ülkesinde bağımsız basın olmayan bir devlet başka ülkelerde basının özgürlüğünü savunur, kendi ülkelerinde yolsuzluk vakaları geniş şekilde yaygınlaşan bir devlet başka ülkeleri bu alanda mücadele vermeye çağırabilir; kendi ülkelerinde zerre kadar saygınlığı olmayan uluslararası kuruluşların raporlarını başkaları için kıstas kabul edebilir, kendi ülkelerinde çalışmalarına izin vermedikleri kurumlara başkalarının bütün olanakları yaratmasını talep edebilir? En sade gözle bu durum, başlı başına birer çelişki ve mantıksızlık oluşturmuyor mu?

Kaynak: Newtimes.az


Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.