YENİ ORTADOĞU DÜZENİ: DEVRİM, DARBE VE BATI HEGEMONYASI

upa-admin 10 Temmuz 2013 2.104 Okunma 0
YENİ ORTADOĞU DÜZENİ: DEVRİM, DARBE VE BATI HEGEMONYASI

Geçtiğimiz hafta Mısır’da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı yapılan askeri darbe sonrası aktör devletlerin bölgedeki politikalarında değişiklik olduğu gözlemlenebilir. Peki bu değişiklik nedir ya da bu değişime hangi faktörler neden olmuştur?

Malum Mayıs ayının son günü Türkiye’de çevreci hassasiyetler başlayan ancak kısa sürede hükümet ve otoriterlik karşıtı bir halk hareketine dönüşen “Gezi Parkı” eylemleri, kolluk güçlerinin bu sivil harekete bulunduğu müdahaleler yüzünden adeta sivil ve pasif bir direnişe dönüşmüş ve tüm dünyada yankı yaratmıştır. Hükümete bu noktada Avrupa Birliği başta olmak üzere ABD ve diğer Batı ülkelerinden sert eleştiriler gelmiş ve Batı dünyası bu durumu “İslamcı kesim” ile “Laik kesim” arasındaki dengenin bozulması ve laik kesimin Siyasal İslam’a bir başkaldırısı olarak yorumlamıştır.

Bu noktadan sonra aktör devletlerin bölge ile ilgili politikalarında değişmeler meydana gelmiş olabilir. Hatırlarsanız Arap Baharı’ndan sonra Başbakan Erdoğan, Mısır ve Tunus’a ziyarette bulunmuş ve bu ülke liderleri ve halklarına yeni rejimde bireylerin değilse bile sistemin “laik” olması konusunda tavsiyelerde bulunmuştu. Ama bu ülkeler ne Avrupa ülkelerindeki gibi bir laik anlayışı benimseyebilirlerdi, ne de kendileri laiklikle ilgili bir anlayış ortaya koyabilirdi. Bu ülkelere o an için en yakın ülke Türkiye idi. Ama Türkiye’deki laik anlayışı yine de bu ülkelerin çok ilerisinde kalıyordu. Türkiye, bölgede aktör devlet olabilmek ve bu ülkelere model olmak için bu süreçten sonra kendi sistemi içerisinden hızlı dönüşümler yaşamak ve bu dönüşümleri uygulamaya geçirmek için çalışmalara başladı. Türkiye bu ülkeler için yeni bir model ve bölgede lider ülke olacaktı. Bu ülkelerin tam anlamıyla İslam şeriatına dayalı katı bir İslam rejimi yerine “ılımlı İslam” rejimi ile yönetilmesi, Batı ülkeleri için de çok cazip hale geliyordu. Arap dünyasında bu Batılı aktörlerin istekleri dışında gerçekleşen olayların (Tunus ve Mısır’daki yeni dönem) böylelikle onların istemediği bir noktaya ulaşmamasını umuyorlardı. Zaten tam da bu nedenle Türkiye’nin bu ülkelere tavsiyesi ve bu ülkelere rol-model olması onlar için çok önemliydi.

Ama Türkiye’de yaşanan olaylar ve özellikle hükümet ve polisin bu olaylara tepkisi, Batılıların gözünde Türkiye’nin rol-model kimliği yüzünden desteklenen politikaların tekrar gözden geçirilmesine neden olmuştur. Batı özellikle Türkiye’deki yaşanan olayların Siyasal İslam’a karşı bir başkaldırı olduğunu görmüş ve olayları öyle yorumlamıştır. Bu nedenle şu ana kadar destekledikleri hükümete karşı bakışları bu olaylardan sonra değişmiş ve özellikle eylemcilere yapılan sert müdahaleler yüzünden hükümete karşı sert eleştiriler yöneltilmiştir. Sonuçta desteklenen “Ilımlı İslam” politikası da Batı tarafından ciddi şekilde sorgulanmaya ve Türkiye’nin Ortadoğu için olan rol-model anlayışında değişikliğe neden olmuş olabilir.

Bu aşamadan sonra Mısır’da yaşanan iktidar değişikliğini sadece Siyasal İslam’a karşı olan bir hareket olarak algılamamak gerekir. Evet yaşanan darbe Siyasal İslam’a karşı yapılan bir darbeydi ama sadece bu rejimin kendisine karşıt olan bir darbe değildi. Elbette Batı’nın darbeye destek vermesinin nedenini de sorgulamak gerekir. Kanımca bunun temel gerekçesi Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere tüm Batı dünyasının Orta Doğu’daki en güvenilir ve önemli müttefikleri olan İsrail’in güvenliğiyle ilgilidir. UPA Genel Koordinatörü ve Girne Amerikan Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ozan Örmeci’den alıntılamak gerekirse; “İsrail devleti son dönemde Arap Baharı sürecinde Mısır’da yaşanan iktidar değişimi ve İran’ın artık son aşamaya gelen nükleer programı nedeniyle oldukça sıkışmış durumdadır. İsrail’in varlığına bir tehdit olarak gördüğü İran’ın nükleer programı konusunda son derece kaygılı olduğu ve İran’ın yeni seçilen reformist Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de henüz bu kaygıları gideremediği görülmektedir. İsrail’in bir savaş sebebi olarak gördüğü İran’ın nükleer programı yanında Mısır’da iktidara gelen Muhammed Mursi’nin “Mübarek gibi itaatkâr olmayacağız” benzeri açıklamaları da Batı dünyasında İsrail’in güvenliği açısından alarm zillerinin çalmasına neden olmuştur. Nitekim askeri darbenin ardından atanan yeni Cumhurbaşkanı Adli Mansur’un ilk icraatlarından biri Refah sınır kapısının kapatılması olmuş ve Batı dünyasına açık bir uzlaşma mesajı verilmiştir. Mısır’ın bu şekilde hareket etmesinde kuşkusuz Mısır Ordusu’nun ve genel olarak ülkenin ABD ve Batı dünyasına ekonomik bağımlılığı ilk sırada gelmektedir. Öyle ki darbenin ardından Mısır’da borsa % 5 oranında yükselmiştir! İşte bu nedenle Batı dünyası şimdiye kadar darbeye darbe diyememiş ve tarafsız görüntüsünün altında darbeye destek olmuştur. Darbe sonrası yaşanan gelişmeler jeopolitik açıdan değerlendirildiğinde ise İsrail’in batı sınırlarını güvence altına aldığı söylenebilir.”[1] Bu durumda darbeye verilen desteğin altında farklı olayların neden olduğu anlaşılabilir.

Darbeye destek veren ülkelerin bu darbeden önemli fayda sağladığı da düşünebilir. Darbeye doğal olarak Türkiye ve Tunus destek vermedi ve darbeyi yapanlara karşı sert eleştiriler yapıldı. Mısır’daki darbeyi yorumlayan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Mısır’da en önemli şey şu, meşruiyet meselesi. Bu darbe ile Mısır’dan en fazla oy almış bir siyasi hareket ve bir lider gayrı meşru ilan edilmek isteniyor. Yani bir anda meşru siyasal alanın dışına itiliyor. Bizim 28 Şubat’a bu anlamda çok benziyor. Mısır’da atılması gereken ilk adım Mursi’nin seçilmiş bir lider olarak ve Hürriyet ve Adalet Partisi’nin siyasal süreçlere dönmesinin temin edilmesidir” dedi.[2]

Darbeyi savunanlar arasında bulunan Suriye Devlet Başkanı Esad, “Mısır’da olan şey, Siyasal İslam denen şeyin çöküşüdür. Dünyanın her yerinde dini siyasal emellerine alet eden herkesin akıbeti de bu olacaktır”[3] diyerek aslında Arap Baharı yaşayan ülkelere ve özellikle de Türkiye’de yaşanan olaylara atıfta bulunmuştur. Darbeyi savunanlar arasında bulunan New York Times yazarı David Brooks darbenin meşru olduğunu savunurken, Türkiye, Gazze ve Mısır gibi ülkelerde “İslamcıların” modern ülkeleri yönetemeyeceğinin anlaşıldığını iddia etti. Brooks, İslamcıları iktidardan düşürmek için gerekirse askeri darbelerin bile meşru olacağını kaydetti. Yazısında iktidara gelen radikal İslamcıların ne pahasına olursa olsun iktidardan uzaklaştırılması gerektiğini savunan Brooks, Müslüman Kardeşlerin de radikal olduğunu, çoğulculuğu reddettiğini, seküler demokrasiye inanmadığını ve moderniteye birçok yönden karşı olduğunu iddia ederek, bu sebeplerle askeri bir müdahale ile bile olsa iktidardan düşürülmeleri gerektiğini öne sürdü. Brooks böyle bir askeri darbenin asıl amacının Siyasal İslam’ı güçsüzleştirmek olduğunu ve bunun meşru olduğunu savundu. Mısır, Türkiye, İran ve Gazze’de İslamcıların modern ülkeleri yönetemeyeceğini gördüğümüzü öne sürerek, bu ülkeleri yöneten İslamcıların “ölüm kültürü” ile büyülenmiş olduğunu iddia etti. Brooks yazısında Mısır’daki darbe ile “dünya barışına en büyük tehdit” olarak gördüğü radikal İslam’ın zayıflatılacağını ve iktidardan düşürüleceğini de sözlerine ekledi. Brooks yazısının sonunda da Mısır’ın demokrasi için bir yol haritası eksikliğinden ziyade, zihniyet olarak en temel demokratik özelliklerden yoksun bir toplum olduğunu da iddia etti.[4]

Bazı uzmanlar Türkiye ve Mısır arasında yaşanan olaylardan arasında paralellik kuruyor, bazıları ise farklılıkların olduğunu belirtiyor. Alman Ortadoğu uzmanı Michael Lüders, bugünkü Türkiye’nin şartları göz önünde tutulduğunda iki ülke arasında mukayese yapmanın doğru olmadığını şu sözlerle savundu, “Koşullar tamamen farklı. Mısır’daki askerin rolü, Türkiye’deki ordunun 1950’li, 60’lı yıllarına tekabül ediyor. Türkiye’de ordunun darbe yaparak kendi isteği doğrultusunda yönetimi şekillendirdiği yılları bugün Mısır yaşıyor. Mısır’da ordu her şeyin üstünde, hiçbir iktidar ona karşı hükümet edemez.

Dr. Bilgin Ayata ise iki ülke arasında pareliklerin bulunduğunu ve Mısır’daki gibi Türkiye’de de yönetime karşı duyulan bir hoşnutsuzluk olduğunu ancak bugünden yarına yeni bir siyasi hareketin de beklenmediğinin altını çizdi. Aynı şekilde Dilek Kurban da Türkiye’de önümüzdeki birkaç seçimde CHP’nin ya da yeni bir siyasi partinin iktidara gelmesinin beklenmediğini, fakat tıpkı zamanında Fransa’da De Gaulle’ün partisinden yeni bir oluşum olarak ortaya çıkması gibi AK Parti içinden de yeni bir siyasi hareketin çıkabileceğini iddia etti ve şöyle konuştu, “Orada da hiçbir şekilde öngörülmeden, birden bire her şey olup bitiyor. Yine polis şiddeti ve yine hükümetin bunu önemsemeyen hatta küçük gören tavrı söz konusu. Olaylar bastırılıyor ve hükümet tırnak içinde söylemek gerekirse bir anlamda kazanıyor, Türkiye’deki gibi. Fakat ondan sonra Fransa’da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Kısa süre sonra De Gaulle iktidarı kaybediyor. Bunun nedeni de kendi partisi içinden yakınlarının ona ihanet etmesi ve onun sonunu getirmesi. Türkiye’de de belki böyle bir şey olabilir.”[5]

Sonuç olarak Batı’nın planlarında ve önümüzdeki dönemlerde bölge ülkeleriyle olan politikalarında değişiklikler olacaktır. Amerikan araştırma kuruluşu Nixon Center Başkanı Dmitri Simes, “Mısır’da yaşanan gelişmeler, ABD’nin Suriye’de daha ılımlı politikalar geliştirmesine neden olacak. Müttefikleri farklı davransa da, ABD Suriye konusunda çok daha dikkatli ve ılımlı olacak. Washington Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından Irak’ta yaşanan hataları da tekrarlamak istemiyor. ABD, Irak trajedisinden dersler aldı. Ne Suriye ordusu ne de Suriye polisi tasfiye edilmemeli. Mevcut rejimin gelecek hükümet yönetimi ile entegrasyonunu sağlayacak bir formül için gerekli.” şeklinde ifadelerde bulundu.[6] Bu darbeden sonra aktörler rotalarını hangi ülkeye çevirecek?  Her kesimin bu konu hakkında farklı görüşleri olabilir. Ya olayların en yoğun yaşandığı ve tedirginlik yaşayan ülkede olacak ya da hiç beklemediğimiz bir ülkede herhangi bir müdahalenin olacağını düşünebiliriz. Mısır’da yaşanan olaylar ülkeyi ikiye bölmüş durumda. Bu durum ilerleyecektir. Ve olası bir iç savaş çıkma durumu vardır. Bu durumda BM kuvvetleri ülkeye müdahalede bulunabilir ve durumu tamamen kendi lehlerine çevirebilirler.

Yazının başlığı Yeni Ortadoğu Düzeni olmasına rağmen yıllardır batı hegemonyası çerçevesinde gerçekleşen darbeler ya da devrimler hep aynıdır. Ama aktörlerin bu olaya müdahale şekli aynı değildir. Aktörler yönlendirici konumdadır, oyuncular ise onların belirlediği kurum ve kuruluşlardır.

Murat Çiçek/UPA Eskişehir Anadolu Üniversitesi temsilcisi

KAYNAKLAR

[1] Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ, “Mısır Darbesi ve Jeopolitik Oyunlar”, Uluslararası Politika Akademisi, Erişim Adresi: http://politikaakademisi.org/misir-darbesi-ve-jeopolitik-oyunlar/.

[2] “Davutoğlu: Mısır Darbesi 28 Şubat’a Benziyor” başlıklı haber, Posta, Erişim Adresi: http://www.posta.com.tr/siyaset/HaberDetay/Davutoglu–28-Subat-a-benziyor.htm?ArticleID=185030.

[3] “Darbeye Esad’dan Şok Açıklama” başlıklı haber, Milliyet, Erişim Adresi: http://dunya.milliyet.com.tr/darbeye-esad-dan-sok-aciklama/dunya/detay/1731811/default.htm.

[4] “New York Times Yazarı:  Mısır Darbesi Meşrudur” başlıklı haber, Gündemanşet, Erişim Adresi: http://www.gundemanset.com/2013/07/new-york-times-yazari-misir-darbesi-mesrudur/.

[5] “Mısır ile Türkiye Mukayese Edilebilir Mi?” başlıklı haber, Deutsche Welle Türkçe, Erişim Adresi: http://www.dw.de/m%C4%B1s%C4%B1r-ile-t%C3%BCrkiye-mukayese-edilebilir-mi/a-16936873.

[6] “Mısır Darbesi, ABD’nin Suriye Politikasını Etkileyecek” başlıklı haber, Zaman, Erişim Adresi: http://www.zaman.com.tr/dunya_misir-darbesi-abdnin-suriye-politikasini-etkileyecek_2108602.html.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.