KÜRESEL ORTA SINIF: YENİ KARGAŞA KAYNAĞI?

upa-admin 22 Temmuz 2013 1.804 Okunma 0
KÜRESEL ORTA SINIF: YENİ KARGAŞA KAYNAĞI?

Ünlü çözümlemeci Francis Fukuyama (Frensis Fukuyama) Türkiye ve Brezilya’da yaşanan son protesto eylemlerinin sosyolojik-politik çözümlemesini yapmıştır. O, bu süreçlerde çağdaş toplumlarda meydana gelen yeni sosyal kesimin temel rol oynadığı görüşünü ileri sürmüştür. Hızla gelişen ülkelerde gözlemlenen bu eğilimin dünya jeostratejisine hangi etkilerde bulunabileceği meselesi oldukça gündemde görünüyor.

Hızlı Gelişme ve Yeni Orta Sınıf

Son zamanlarda dünyanın hızla gelişen birkaç devletinde protesto gösterilerinin düzenlendiği gözlemleniyor. Brezilya, Çin, Türkiye, Endonezya gibi ülkelerde binlerce insan sokaklarda mevcut hükümetlere karşı toplu olarak protesto etmektedir. Bu süreçlerin hangi nedenlerden meydana geldiği bilim adamları, sosyologlar, siyaset bilimcilerde ilgi doğurmuştur. Tanınmış çözümlemeci Francis Fukuyama’nın bu meseleye ilişkin görüşleri birçok açıdan düşündürücüdür.

ABD’de yayınlanan “The Wall Street Journal” (Dı Vol Sitrit Cörnıl) gazetesinde onun “Orta Sınıfın Devrimi” başlıklı makalesi yayımlanmıştır (Bkz.: Francis Fukuyama. The Middle-Class Revolution. Www.online.wsj.com, 28 Haziran 2013). Yazıda çağdaş toplumlarda yaşanan sosyo-ekonomik, siyasi ve kültürel süreçlerin çözümlemesi açısından ilginç düşüncelere rastlanır. Ayrıca, “küresel orta sınıf” ile ilgili düşündürücü görüşler vardır.

“Küresel orta sınıf” kavramı, son 10 yıldır daha sık kullanılmaktadır. 2008 yılında “Goldman Sachs”in (Goldmın Seyçs) raporunun yazarları, yıllık gelirleri 6-30 bin Dolar aralığında olan kişileri bu grupta kabul etmiştir. Onların öngörülerine göre, bu kesimin sayısı 2030 yılında 2 milyara ulaşabilir.

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (European Union Institute for Security Studies)’nün 2012 yılında yayımlanan raporunda ise, “küresel orta sınıf” kavramına daha geniş bir tanımlama getirilmiştir. Onların öngörülerine göre, 2030 yılında bu kesimdekilerin sayısı 4,9 milyar olacak. Şunu da belirtelim ki, uzmanların öngörüsüne göre, yeni orta sınıf daha ziyade Asya toplumlarında gelişecek. Bununla birlikte, Afrika Kalkınma Bankası, bu kıtada da yeni orta sınıftan olanların sayısının 300 milyonu geçtiğini düşünüyor.

Bununla birlikte, küresel orta sınıfın statüsünü eğitim, meslek ve mülkiyet temelinde belirleyen bir yaklaşım da vardır. Zira bu unsurlar insanların siyasi davranışlarında daha fazla önem taşıyor. Michigan Üniversitesi’nde yapılan dünya değerler anketi (world values ​​survey), daha nitelikli eğitimin, insanların demokrasi, kişisel özgürlük ve hoşgörüyü üstün tutmasına olanak tanıdığını göstermiştir. Bu sonucu “Pew” merkezinin geçirdiği anketler de doğrulamaktadır (Bkz.: Adı geçen makale).

Vurgulanan görüşlerden, gelişen devletlerdeki belirli benzer özelliklere sahip sosyo-kültürel süreçlerin, gittikçe daha yayıldığı anlaşılıyor. Sonuçta, çağdaş toplumlar için ayırt edici olan somut bir sosyal kesim oluşmaktadır. Onu şartlı olarak “küresel orta sınıf” olarak kabul edebiliriz. Zira öncelikle, bu kesimi belirleyen kıstaslar küresel nitelik taşımaktadır; ikincisi, çağdaş enformasyon ve iletişim teknolojileri bir ülkede oluşan hareketin hızla diğer ülkeleri de kapsamasına izin vermektedir.

Bu görüşler ışığında, gelişmekte olan bazı ülkeleri sarmış olan protesto eylemlerine bakarsak, gerçekten düşündürücü hususlar görülebilir. Doğal olarak, Türkiye’de gençlerin davranışları ile Brezilya’daki protestocuların eylemleri arasında farklar vardır. Recep Tayyip Erdoğan’ın olaylara verdiği tepki ile Brezilya Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff’in attığı adımlar aynı değildir. Türkiye Başbakanı protesto eylemlerine çok sert yanıt vermiş olmasına rağmen, D. Rousseff gençleri anladığını ve sorunları çözmeye hazır olduğunu bildirmiştir. Fakat burada ülkelerin resmi makamlarının süreçlere nasıl tepki verdiğinden ziyade, olayların oluşum sebepleri gündemdedir. İşte bu hususta, küresel orta sınıfın siyasi etkinleşme meselesi üzerinde durmak gerekiyor.

Küresel Kargaşa Tehlikesi Artıyor

Görünüşe göre, gelişen, çağdaş toplumlarda bizim alışık olduğumuz sosyal kesimlerden, farklı mücadele yöntemleri seçen, özellikle siyasi olarak etkin bir kesim oluşuyor. Bu, doğal bir süreçtir ve engellenemez. Bu kesim doğru kabul ettiği değerleri korumak için, sokaklara dökülmekten bile çekinmiyor. Yirminci yüzyılda “klasik asi” olarak görülen sınıflarda kendini gösteren “siyasi korkaklık” küresel orta sınıfa yabancıdır. Fakat F. Fukuyama’nın da dikkat çektiği çok önemli bir hususu da dikkate almak gerekir.

Mesele şu ki, küresel orta sınıfın siyasi etkinleşmesi örgütlü değildir. Onlar sokaklarda dile getirdikleri görüşleri siyasi açıdan sistemli şekilde belirterek, örgüt çapında sunamıyor. Sonuçta, nesnel unsurlardan kaynaklanan hareketler, çeşitli uç (marjinal) grupların macerasına kurban ediliyor. Türkiye’deki olaylarda bu husus tüm açıklığı ile kendini gösterdi.

Taksim’de samimi olarak protesto edenlerin arasına sızan çeşitli köktenci (radikal) gruplar baltalama eylemlerinde bulundu. Atatürk Kültür Merkezi’ne kendi sloganlarını ve bayraklarını yerleştirdiler. O zaman, burada tamamen farklı çıkarların yer aldığı anlaşıldı. Terör gruplarının, solcu köktenci örgütlerin görüşlerini demokrasi adına mücadele adı altında halka mal etmek girişimlerinin varlığına şüphe kalmadı. Türk gençlerin bunu hemen fark etmesi ve uç grupların kışkırtmalarına uymaması ilginçtir.

Buna rağmen, Türkiye deneyimi, yüksek eğitimli gençleri örgütlü bir şekilde temsil edebilen bir birim olmadığını göstermiştir. Meydanda oluşturulan geçici yönetim, kısa zaman içerisinde potansiyelini yok etmiştir. Aynı görünüm yaklaşık olarak Brezilya, Endonezya ve Çin’de de görülmektedir. Rio de Janeiro’nun sokaklarına çıkan çılgın Brezilyalılar bundan sonra mücadelenin nasıl yapılacağını belirleyemiyorlar. Çin’de yüksek eğitimli 10 milyonlarca genç var. Şu anda bu ülkede orta sınıfta 100 milyonlarca insan bulunduğu yazılıyor. Her yıl Çin’de 6-7 milyona yakın genç uzman yetiştiriliyor (Bkz. yukarıdaki kaynak). Onların sosyal ve ekonomik gereksinimlerinin karşılanması konusunda ise, eksikliklerin sayısı artıyor. Her şeyden önce, gençlere iş sağlanması zorlaşıyor. Bu eğilimin giderek daha da arttığı görülmektedir. Fakat bu kesimin protesto hareketinin önü şimdilik kısa zaman içinde resmi makamlarca kesiliyor.

Burada başka bir unsuru vurgulamak gereklidir. Mesele şu ki, hızla gelişen ülkelerde sosyo-politik ağırlığı yükselen orta sınıfa dışarıdan etkiler oluyor. Görünüşe göre, ABD gibi dev bir devlet, bu süreçleri kendi lehine yönetmek için en çağdaş yöntemlere başvuruyor. Avrupa Birliği’nin güçlü devleti olan Almanya’nın da bu yönde çalışmaları gözlemleniyor. Buradan, tarihin evrimi içinde doğal seyrinde oluşan ve siyasi açıdan etkin olan küresel orta sınıfın, bazı ülkelerde yıkıcı rol de oynayabileceği sonucu çıkıyor. Onun siyasi örgütlenme düzeyinin şimdilik çok düşük olması, yüksek yönetim teknolojisine sahip devletlerin eline müdahale etme şansı veriyor. Uzmanlar Türkiye ve Brezilya örneğinde bu yönlerin kendini gösterdiğini vurguluyor.

Tüm bunlar “küresel kargaşanın oluşmasında küresel orta sınıfın rol oynayabileceği” savını ileri sürmeye zemin oluşturuyor mu? Bu soru üstünde düşünmeye değer diye düşünüyoruz. Ayrıca, dış güçlerin çağdaş toplumların gelişiminde önemli rol oynayabilecek sosyal kesimi, kendi amaçları doğrultusunda kullanabilir olması da buna sebeptir. Çağdaş bilişim teknolojileri buna izin veriyor. F. Fukuyama’nın yukarıda açıklamaya çalıştığımız çözümlemesinin kayda değer stratejik önemlerinden birinin bu husus ile ilgili olduğunu düşünüyoruz.

Böylece, Türkiye ve Brezilya deneyimleri, hızla gelişen toplumlarda siyasi yeniliklere duyarlı olan bir orta sınıfın oluşabileceğini gösteriyor. Bu, daha dinamik bir sosyo-kültürel ve siyasi-ekonomik ortamın oluşmasına ciddi ivme kazandırmakla birlikte, istikrarın bozulmasına zemin hazırlayan hususlara da yol açıyor. Anlaşılan, yakın vadede küresel düzeyde bu eğilim, birtakım karşıtlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu unsur bütün dünyada belirsizliğin arttığını göstermektedir. Buradan hareketle, ulus devletlerin güvenliği meselesinin XXI yüzyılda daha da güncelleştiği çıkarımına varılıyor.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.