ERMENİSTAN: GEÇMİŞLE BUGÜN ARASINDA UMUTSUZ TEREDDÜTLER

upa-admin 03 Eylül 2013 1.241 Okunma 0
ERMENİSTAN: GEÇMİŞLE BUGÜN ARASINDA UMUTSUZ TEREDDÜTLER

Son zamanlarda Ermeni medyası Dağlık Karabağ meselesinin çözümüne ilişkin çeşitli fikirler ileri sürüyor. Dış politikanın etkin olmaması fonunda bu gibi girişimler tamamen başkent Erivan’ın ne yapacağını bilmediğini gösteriyor. Geçen yüzyılın 90’lı yıllarında ileri sürülen bazı çözüm planlarını hatırlatmaya çalışan Ermeni analistler aslında, ülke yönetiminin çıkmaza düştüğünü dolayısıyla onaylamış oluyorlar.

“Gilmore Planı”nın özlemi

Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan’dan koparamamasından çok rahatsız olduğu bilinmektedir. Dünya kamuoyu işgal edilmiş bölgelerde ikinci bir Ermeni devleti kurulmasına hiçbir zaman kabul etmeyecektir. Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a birleştirilmesi de artık hatta en katı milliyetçi Ermeni politikacısı için de saçmadır. AGİT Minsk Grubu eş başkanlarının “ortak devlet” denilen sersem planı şimdi hatta propaganda yapmaya bile yaramıyor. Bunu Ermeni analistler açık itiraf ediyorlar (Bkz.: Игорь Мурадян. Что произошло с “планом Гилмора” // “Иратес de facto”,  2 Temmuz 2013).

Bu durum doğal olarak Ermenistan’ın dış politikasını çok zor aşamaya getirdi. Aslında, Erivan ne yapacağını bilmiyor. Onun tek umudu düzensiz ve belirsizliklerle dolu manevralar yapmaya kalmıştır. Bunun belirtileri Ermeni siyasetçilerin görüşlerinde ve analitik yazılarda yer almaktadır. Burada göze çarpan birkaç önemli husus vardır.

Her şeyden önce, Ermenistan yöneticileri devlet geleneğinin geleceğini göremiyorlar. Bunun sebebini bazı analistler “Ermenistan politikacıların dünyada yaşanan siyasi süreçlerin gerçek anlamını derk edememelerinde” arıyorlar (Bkz.: yukarıdaki kaynak). Onların siyasi düşünceleri aslında, zamanın talepleri seviyesinde değil.

Ermenistan’ın siyasi çevresi halen 200 yıl önce dış etkiler sonucu oluşmuş siyasi tefekküre sahiptir. Geçen yüzyılın 90’lı yıllarında devlet düzeyinde bu, radikal milliyetçilik ve şovenizm içeriği taşıyordu. Tüm süreçleri ve değişiklikleri bu düzlemde değerlendiren Ermeniler yanı başlarında meydana gelen gerçek olayları anlayamıyorlar. Bunun en bariz örneği Dağlık Karabağ konusunda başkent Erivan’ın sergilediği konumdur.

Diğer husus Ermenistan’ın bölgesel ölçekte berbat ve tutarsız siyaset yürütmesine ilişkindir. Başkent Erivan’ın bu yönde yürüttüğü politikaya dikkatle bakarsak, burada komşulara karşı iddialardan başka bir şeyin olmadığını görürüz. Ermeniler, Azerbaycan, Gürcistan, İran, Rusya ve Türkiye’nin onlara siyasette, ekonomide, kültürde ve diğer alanlarda borçlu olduklarını zannediyorlar. Onların her birinden kendileri için nedensiz kazanımlar bekliyorlar. Yapıcı ve esaslı politika yürüteceklerine, böylesine bir konum sergilemek tabii ki, hiçbir zaman yarar sağlamaz.

Ermenistan’ın dış politikasında ortaya çıkan diğer bir özellik destekçilerine karşı titiz davranmasıdır. Başkent Erivan, ABD, Avrupa ve Rusya’nın Güney Kafkasya’da sadece Ermenilerin çıkarlarını dikkate alan siyaset yürütmesi gerektiğini zannediyor. Eğer bu olmazsa, o zaman bölgede kanın su yerine akması gerekiyor. Bu nedenledir ki, Türkiye ve Azerbaycan’la ilgili herhangi bir olumsuz görüş beyan edilse, Ermeni medyası ondan “fil yapmaya” çalışıyor. Fakat sadece propagandayla yetinmiyor – yeni toprak iddiaları ileri sürüyor. Bugünlerde Türkiye ve Azerbaycan’la ilgili bazı memurların söyledikleri fikirleri hatırlamak yeterlidir.

Tüm bunların ışığında Ermenistan’ın İran’la ilgili oluşmuş durumdan nasıl yararlanmak istediği ilginçtir. Başkent Erivan’ın iki hususa daha fazla dikkat çekmeye çalıştığı görünüyor. Birincisi, Ermenistan’ı “Güney Kafkasya’nın Suriyesi” gibi sunmaya çalışıyor. Böylece, ülkenin jeosiyasi önemini yapay olarak artırmak amacı güdülüyor. Hatta Ermenistan’ın bölgede yüksek teknolojilere sahip olma ve en güçlü askeri yapı oluşturma kapasitesine sahip tek devlet olduğu iddia ediliyor (Bkz.: Наира Айрумян. Даже с помощью “Смерчей” Баку неполучит Карабах // www.lragir.am, 18 Temmuz 2013). İkincisi, Dağlık Karabağ meselesini kendi yararına çözmek için tüm şantaj ve kışkırtma yöntemlerini kullanmaya çalışıyor. Bunu onaylayan delillerden biri “Gilmore Planı” denilen bir projeyi yeniden siyasi gündeme getirmektir.

Jeosiyasetin Yanlış Kullanımının Akıbeti

Harry Gilmore ABD’nin Ermenistan’daki eski büyükelçilerinden biridir. M. Albright’ın talimatıyla geçen yüzyılın 90’lı yıllarının sonunda Dağlık Karabağ meselesinin çözümüne ilişkin bir belge hazırlamıştı. Orada sorunun çözümü açısından bir takım ilkeler ifade edilmiştir. Bazı hususlarda çelişkiler vardır. Ama birinci ilke Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanımakla ilişkilidir. Ermeni analistler öncelikle bu planın Ermenistan için uygun olmadığını düşünüyorlardı. Şimdi ise toprak bütünlüğü ile ilgili bölümü gölgede tutarak Ermenilerin lehine olan prensipleri öne çıkarıyorlar (Bkz.: birinci kaynak).

Burada amaç bellidir. Bir yandan küresel çapta meydana gelen jeosiyasi süreçlerden yararlanmak istiyorlar. Diğer yandan ise kendilerinin diyaloğa hazır olduğunu göstermeye çalışıyorlar. İşte ABD tarafından ileri sürülen ve artık unutulmuş bir “plan”ı hatırlatarak Batı’ya reverans yapıyorlar. Bu zaman Avrupa ve Rusya’yı sorunu “adil” çözmeye kapasitesi yetmeyen güçler şeklinde sunuyorlar.

Bu bağlılıkta AGİT Minsk Grubu’nu da eleştiriyorlar, çünkü sözde de olsa, bu Grup Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıyor. Fakat Ermenileri kızdıran esas mesele AGİT’in aslında hiçbir şey yapamaması, yani Dağlık Karabağ’ı Azerbaycan’dan koparmaya gücünün ermemesidir. Jeosiyasi gelişmelerin Ermenistan’ın saldırganlığına hak kazandıracak yönde gitmemesi başkent Erivan’ı hayal kırıklığına uğrattı.

Tüm bunlarla birlikte, Erivan Batı’nın artık Türkiye’nin bölgesel önder rolünü kabul etmek istemediğini umuyor. Bunu fırsat bilen Ermeniler Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü sağlama şansını kaybettiğini düşünüyorlar. Hatta yapay savaş senaryosuyla Azerileri oluşmuş durumla barışa zorlamaktan bahsediyorlar. Büyük devletlerin Azerbaycan’ın belli başarı kazanarak, ciddi kayıplar verdiği bir savaş senaryosunu hazırlıyorlar. Böylece, hem Ermeniler işgal ettikleri toprakları ellerinde tutamayacaklarını anlayacak, hem de Azeriler savaş yoluyla toprak bütünlüğünü sağlamanın mümkün olmadığının farkına varacaklar.

Tabii ki, bu tür fikirler safları kandırmaya yarar. Gerçek durum tamamen farklıdır. Azerbaycan tüm uluslararası hukuk normlarına göre kendi toprak bütünlüğünü sağlama hakkına sahiptir. Bu konuda kimseyle pazarlık etmek mümkün değildir. Ermeniler de bunu iyi biliyor. İşte bu nedenle çeşitli yapay deliller kullanarak, kendilerine uygun tezler oluşturmaya çalışıyorlar.

Ayrıca, Azerbaycan’ın hiç kimseyle savaşma niyetinin olmadığı tam açıktır. Başkent Bakü sadece ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanmasını talep ediyor. Buna da tam hakkı vardır.

Aynı zamanda, Azerbaycan yönetiminin izlediği dış politikanın doğru olduğunu tecrübe kanıtlamaktadır. Ülke bölgenin önderi seviyesine yükseldi. Tüm alanlarda sürekli gelişme elde edilmiştir. Her sene askeri gücü artıyor. Bunlar dünyanın ve bölgenin büyük devletleriyle ilişkilerin daha da geliştirilmesine eşlik ediyor.

Son dönemde Rusya ve İran’la ilişkilerin olumlu anlamda yeni içerik taşıması Ermenistan yönetimini, şüphesiz rahatsız ediyor. Moskova Azerbaycan’a modern silahlar satıyor, Tahran ise komşularıyla işbirliğine ayrıca dikkat etmek fikrindedir.

Tüm bunlar bölgede Azerbaycan’ın konumunun daha da güçlendiğini gösteriyor. Artık Ermenistan’ın geçen yüzyılın 90’lı yıllarında olduğu gibi kapris yapamayacağı bellidir. Anlaşılan, onun gücü sadece arşivlerde kalmış eski planlardan tutunmaya yetiyor. Bu yol ise Ermenistan’ı tapınağa götürmüyor. Aksine, onun önünde derin uçurumlar vardır.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.