RUSYA FEDERASYONU ENERJİ STRATEJİSİ: DIŞ İLİŞKİLERDE BİR EKONOMİK VE SİYASİ BASKI ARACI MI?

upa-admin 06 Kasım 2013 8.339 Okunma 0
RUSYA FEDERASYONU ENERJİ STRATEJİSİ: DIŞ İLİŞKİLERDE BİR EKONOMİK VE SİYASİ BASKI ARACI MI?

Özet: 21. yüzyılda devletler açısından en önemli konulardan birisi hidrokarbon kaynaklarına erişimde sıkıntı yaşamamaktadır. Bu durum onların petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip ülkelerle ilişkilerini önemli getirmektedir. 1990-2000 arasındaki döneminde parçalanmanın sıkıntılarını yaşayan Rusya, 2000’den itibaren Vladimir Putin ile toparlanıp uluslararası politikada söz sahibi haline gelmiştir. Bu noktada sahip olduğu zengin hidrokarbon kaynaklarının çok mühim bir role sahiptir. Moskova, sahip olduğu bu karşılaştırmalı üstünlüğünü en büyük müşterisi olan Avrupa’ya karşı zaman zaman bir silah olarak kullanmaktan kaçınmamaktadır. Transit ülkelerin kendi isteklerini yerine getirmemesi durumunda gaz tedarikini keserek, kimi zamanda askeri gücünü kullanarak bunu gerçekleştirmektedir. Ayrıca transit ülkeleri devre dışı bırakacak alternatif boru hatları da geliştirmektedir.

Anahtar Kelimeler: Rusya Federasyonu, Gazprom, Petrol, Doğal Gaz, Ukrayna, Avrupa Birliği, Kuzey Akım, Güney Akım.

 

Giriş

Günümüzde, gelişmiş devletlerin yanı sıra gelişmekte olan devletler için en önemli konulardan birisi de enerji kaynaklarına güvenli ve sorunsuz bir biçimde erişebilmektir. Bu, kendi sistemlerin ve küresel ekonomik sistemin sürdürülmesi açısından çok önemlidir. Bu kaynaklara sahip olan devletler ile bu kaynaklara ihtiyaç duyan diğer devletler arasında kimi zaman yakın ilişkiler kurulabilmekte kimi zaman da problemler cereyan edebilmektedir.

Enerji kaynakları açısından zengin fakat henüz gelişmesini tamamlayamamış ülkeler, ellerinde bulundurdukları petrol ve doğal gaz gibi kaynakları, bu kaynaklara ihtiyaç duyan sanayileşmiş ülkelere satarak kendilerine girdi sağlamayı hedeflemektedirler. Aynı zamanda bu kaynakların satışından elde ettikleri gelirleri kendi ülkelerini gelişmesi yararına da kullanmaktadırlar. Birleşik Devletler gibi gelişmiş ülkeler bu kaynakların kendi ülkelerine problemsiz bir şekilde ulaşması hedefiyle birtakım stratejiler geliştirmektedirler. Bu stratejiler arasında en ön plana çıkanlarından birisi bu kaynaklara sahip olan ülkelerle her alanda yakın ilişkiler geliştirmektir. Bir diğeri ise hidrokarbon kaynaklarının boru hatları ile kendilerine aktarılması hususunda transit ülkelerle yakın ve sağlam münasebetler tesis etmektir.

Bu bağlamda hidrokarbon kaynaklarının sorunsuz olarak üreticilerden tüketicilere ulaşmasını temin etmeye yönelik politikalar geliştiren ülkelerden birisi Birleşik Devletlerdir. Beyaz Saray takip ettiği küresel politikalar çerçevesinde müttefiklerinin enerji temin güvenliğini sağlama konusunda birtakım boru hatları projeleri geliştirmekte ve geliştirilen yeni projeleri güçlü bir biçimde desteklemektedir.

Türkiye coğrafi konum itibariyle bir petrol ve doğal gaz okyanusunun bulunduğu bölgelere komşudur. Bu durum, enerji güvenliği sağlamak için büyük çaba sarf eden AB ve enerji güvenliğini kavramını, bu kaynakların bulunduğu ülkelere yönelik olarak geliştirdiği küresel stratejinin bir parçası olarak düşünen Birleşik Devletler için çok büyük bir öneme haizdir. Türkiye’nin bu kaynakların yer aldığı ülkelerle birçok alanda yakın ilişkilere sahip bulunması, enerji temini konusunda artan ölçüde bağımlılık yaşayan Batılı ülkeler için dikkat çekici bir husustur. Buna ilaveten bu kaynakların transferinin Rusya gibi bu konuyu siyasi baskı aracı olarak kullanan bir ülkenin eline bırakılmaması gerektiği de ön plana çıkarılmaktadır. Rusya geliştirdiği yeni doğal gaz boru hattı projeleri ile bu bağımlılığı artırmaya yönelik bir politika takip etmektedir.

Zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip bulunan Rusya Federasyonu’nun enerji stratejisini ikili ilişkilerde bir baskı aracı –silah- olarak kullanıp kullanmadığı sorusuna bu çalışmada yanıt aranacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde Moskova’nın enerji stratejisinin temel unsurları irdelenecektir. İkinci bölümde ise Rusya’nın Merkezi ve Doğu Avrupa’ya yönelik takip ettiği enerji stratejisi yaşanan gaz krizleri ve doğal gaz boru hattı projeleri kapsamında ele alınacaktır. Bu bölümde son olarak Kremlin’in Orta Asya ülkelerine yönelik geliştirdiği enerji politikası bir örnekle beraber anlatılacaktır.

 

Rusya Federasyonu’nun Enerji Stratejisi

Rusya’nın gerek iç politikasında gerekse de dış politikasında, Vladimir Putin’in 2000 yılında devlet başkanı seçilmesinden itibaren büyük çaplı değişimler yaşanmaya başlanmıştır. Yürürlüğe koyduğu merkeziyetçi politikanın yardımıyla ülke içinde kontrolü tekrar kuran Putin, beynelmilel alanda da Rusya’nın imajının değiştirilmesi konusunda da başarı sağlamıştır.[1] Kremlin, artık bağımsız bir dış siyaset yürüttüğü gibi, dış politikasında bazı araçlardan daha etkili biçimde faydalanmaktadır. Putin Rusya’sının ayağa kalkmasında ve uluslararası arenada tekrar söz sahibi olmak için atmakta olduğu büyük adımlarda, uluslararası ortamın da payının bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Çin ve Hindistan gibi hızla gelişen ülkelerin enerji taleplerindeki yükseliş ve enerji kaynaklarının yoğun olarak bulunduğu bölgelerdeki istikrarsızlıklar gibi unsurlar enerji fiyatlarının artmasıyla sonuçlanmıştır. Moskova, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık olarak %6,6’sına, doğal gaz rezervlerinin ise %26,3’üne sahip bulunmaktadır.[2] Rezerv/üretim oranları incelendiği zaman var olan rezervler ile ham petrolde yaklaşık 22 sene, doğal gazda ise 80 senelik üretim gerçekleştirilebileceği öngörülmektedir. İspatlanmış gaz rezervleri bakımından dünyada birinci sırada olan Moskova, dünyanın en büyük gaz ihracatçısı, ikinci en büyük petrol ihracatçısı ve üçüncü en büyük enerji tüketicisidir. İhracatının %65’ini enerji sektöründe yapan Kremlin, enerji ihracatından sağladığı gelirin bir bölümünü ülke içindeki reformlar için ayırırken diğer bölümüyle de dış borçlarının büyük bir bölümünü temizlemiştir. Netice olarak, Rusya Federasyonu’nun doğal zenginlikleri, Moskova’nın dış politikasındaki önemini her geçen gün arttırmaktadır. Kremlin’in enerji politikasından bahsedildiği zaman akıllara ilk olarak Gazprom firması gelmektedir.

largest proven natural gas reserves

1989 yılında kurulan Gazprom’un çoğunluk hissesi Kremlin’in elindedir. Bugün için dünyanın en büyük enerji firmalarından birisi olarak gösterilen Gazprom, ısı ve elektrik gücünün üretilmesinin, pazarlanmasına ilaveten hidrokarbonların jeolojik keşfi, üretimi, taşınması, depolanması, işlenmesi ve pazarlanması alanlarıyla da ilgilenmektedir.[3] Firma, kendi müşterilerine etkin ve istikrarlı gaz teminin en yüksek oranda sağlanmasının yanı sıra uzun dönemli gaz ihracat kontratlarını güvenilir bir biçimde yerine getirmeyi amaçlamaktadır. Dünya doğal gaz rezervlerinde %17 ve Rusya’da %60 paya sahip olan Gazprom’un yeni pazarlar bulma, faaliyet kollarını farklılaştırma ve arzların güvenilirliğini tesis etme yoluyla küresel enerji firmaları arasında bir lider olmaya yönelik stratejik bir hedefi bulunmaktadır. Firma, aynı zamanda hem enerji üreticisi olması hem de güçlü bir kaynak tabanına ve çoklu bir gaz taşıma altyapısına sahip bir tedarikçi olmasıyla benzersiz bir pozisyondadır.[4] Rusya’nın coğrafi durumundan dolayı, şirketin kendi gazını temin etme ve diğer üreticilere gaz transit hizmetleri sağlama yoluyla Avrupa ve Asya pazarları arasında bir enerji köprüsü olma potansiyeline sahiptir. Dünya Bankası’nın istatistiklerine göre Rusya’nın Gayri Safi Hasılasının %25’ini petrol ve doğal gaz sektörü oluşturmaktadır. Petrol ve gaz sektörü, toplam işgücünün %1’ini karşılamasına rağmen, ekonomide bu denli ağırlığa sahip olması ekonomik yapı bakımından sağlıksız olarak kabul edilse de Rusya Federasyonu yöneticileri mevcut durumdan rahatsız değildirler. Gazprom firması, Rusya’nın vergi gelirlerinin %25’ini tek başına sağlamaktadır. Dünya doğal gaz üretiminin %22,5’ini de Rusya tarafından gerçekleştirilmekte olup Gazprom firması tek başına dünya gaz rezervlerinin %25’ine sahiptir.

 gazprom logo

Kaynak: http://enerjienstitusu.com/medya/gazprom-avrupa-dogalgaz-fiyati-370dolar.jpg

Rus Enerji Politikasında Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri: Gaz Kesintileri ve Yeni Projeler

Kremlin, Kiev’in gaz boru hatlarını kendi kontrolü altında tutmaya çalışmaktadır. Kiev aynı zamanda ticaretinin büyük bir bölümü bakımından da Moskova’ya bağlıdır. Buna rağmen, Avrasya’daki boru hatlarının coğrafyasının tümü Kremlin’in arzu ettiği gibi değildir. Orta Asya hidrokarbonlarını Çin’e getiren boru hatları da bulunmaktadır.[5] Bazı boru hatları aracılığıyla Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki petrolünü Gürcistan’ı geçerek Karadeniz’e ve Türkiye üzerinden Rusya’yı devre dışı bırakarak Akdeniz’e getirmektedir. Ayrıca yine Rusya’yı bypass etmek suretiyle Hazar’dan Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Balkanlar kanalıyla Orta Avrupa’ya gaz taşımak için bir boru hattı inşası planlanmaktadır. Fakat Kremlin, güney yönünden Karadeniz’in altından geçip Türkiye’ye giden bir gaz boru hattı ve batı yönünden yine Karadeniz’in altından geçip Bulgaristan’a giden bir boru hattı inşasını planlamaktadır. Hazar’ın en uzak bölgesinde yer alan Aşkabat kendi doğal gazını Rusya üzerinden ihraç etmektedir. Sonuçta, farklı enerji tedarik kaynakları olsa bile, özellikle Doğu Avrupa ve Balkanlar bağlamında Avrupa hala önemli bir ölçüde Rusya’ya bağımlı olacaktır. Geçmişte olduğu gibi Avrupa’nın geleceği Mackinderci modeldeki gibi önemli bir ölçüde doğuya yönelik gelişmelerde yatmaktadır.

Gazprom ve Rusya için Avrupa’nın özel bir anlamı vardır. Şu anda 540 milyar metreküp doğal gaz üreten Gazprom, gelirlerinin %75’ini sağlayan bir biçimde toplam gaz üretiminin %25’ini Avrupa’ya ihraç etmektedir.[6] Kremlin, Avrupa ve kendi komşularına yönelik gaz ihracatlarını, Avrupa değerleriyle demokratikleşme ve NATO özelinde güvenlik girişimleri çerçevesindeki Avro-Atlantik genişlemeye karşı denge oluşturmaya yardımcı olacak bir biçimde stratejik bir araç olarak değerlendirmektedir. Gazprom’un ana boru hatları, %80’i Ukrayna üzerinden geçmek suretiyle Avrasya’dan Avrupa’ya doğal gaz sağlamaktadır. Rusya, Ukrayna ve Slovakya’yı birbirine bağlayan Kardeşlik Boru Hattı, Batı Avrupa’ya 100 milyar metreküp civarında gaz taşıyabilmektedir ki bu, bölgenin gaz tedarikinin yaklaşık olarak %25’ine tekabül etmektedir. Rusya’dan Avrupa’ya gaz getiren diğer bir hat ise; Rusya’dan Ukrayna kanalıyla Bulgaristan’a giden ve yıllık kapasitesi 18-20 milyar metreküp olan Trans-Balkan Hattıdır. Güney bölümü Bulgaristan’dan Yunanistan’a gaz sağlamaktayken, Doğu Bölümünden ise Türkiye’ye gaz sağlanmaktadır. Trans-Balkan Hattı, Güneydoğu Avrupa’nın gaz ithalatlarının çok büyük bir çoğunluğunu kapsamaktadır. Gazprom, Yamal-Avrupa gaz boru hattından ikisinden birincisinin inşasını bitirmek üzeredir.

İktidarının ilk döneminde ortaya koyduğu politikalar ile “Yakın Çevre” ülkelerini enerji alanında Moskova’ya bağımlı kılan Putin, bu dönemde söz konusu bağımlılıktan faydalanarak dış politika hedeflerine ulaşmayı hedeflemiştir. Enerjinin araçsallaştırıldığı bu tarz bir dış politika yaklaşımında hiç şüphesiz ki en köprübaşı faktör mevzubahis sektörün 2003 sonlarından itibaren, büyük oranda devlet tekeline alınması olmuştur.[7] 2004 Ağustos’unda Ukrayna’ya gazın 1000 metreküpü için 50 dolar gibi ucuz bir fiyat sunan Gazprom, verdiği bu teklifle Ukrayna’da yaklaşmakta olan başkanlık seçimlerinde Washington tarafından desteklenen Viktor Yuşçenko’nun karşısında Kremlin yanlısı Viktor Yanukoviç’in elini sağlamlaştırmayı amaç edinmiştir. Fakat Kiev’de gerçekleşen iktidar değişikliğinin ertesinde Beyaz Saray yanlısı Yuşçenko’nun iktidarı elde etmesi ve Batı taraftarı bir dış siyaset izlemeye takip etmeye başlaması ile birlikte Rusya’nın politikasında değişiklikler olmuştur. 2005 senesinin ilk aylarında Gazprom, eski Sovyet Cumhuriyetleri ile imzalanan gaz kontratlarında “pazar kurallarının” esas alınacağını bir başka deyişle gazın bu ülkelere artık ucuz fiyattan değil Batı Avrupa’ya verilen fiyattan gönderileceğini ilan etmiştir. Yaşanan bu gelişmenin ertesinde, Kiev’e 1000 metreküp gaz için önerilen 50 dolarlık fiyat, önce 160 dolara, sonra 230 dolara yükseltilmiştir.

Ayrıca 2004’teki anlaşma çerçevesinde Avrupa’ya Kiev üzerinden gönderilen gazın geçiş fiyatı olarak Kiev’e gaz vermeyi benimseyen Moskova, 2005 ertesinde bu ödemenin gaz olarak değil nakit para şeklinde gerçekleştirileceğini ilan etmiştir. Böylelikle Kiev’de ciddi manada gaz sıkıntısı yaşanmasına yol açmıştır. Kremlin’in fiyat artışına yönelmesinde Batı yanlısı bir politika izleyen Ukrayna’yı cezalandırma amacının yanı sıra iktisadi kazancını azami seviyeye çıkarma amacı da etkili olmuştur. 2006 Ocak ayında fiyat artışını reddeden Kiev’e yönelik gaz akışı kesilirken, Ukrayna boru hatlarından Avrupa ülkelerine gönderilen Rus gazının pompalanmasında herhangi bir sıkıntı yaşanmamıştır. Ancak Avrupa ülkeleri kendilerine gelen doğal gazda dikkat çekici miktarlarda azalma olduğunu ifade ederek, Rusya’ya şikâyetlerini bildirmişlerdir.[8] Bu olay Rus Gazprom şirketinin adını dünyaya duyurmuştur. Aynı dönemde Gazprom’un sermayesi 200 milyar dolar civarındadır. Böylece Gazprom, dünyanın en büyük yedinci şirketi, enerji şirketleri arasında ise Exxon Mobil, Royal Dutch Shell ve BP’den sonra en büyük dördüncü şirketi olmuştur. Gazprom’un bu kadar hızlı yükselmesinin sebepleri ise şirket senetlerinin satışıyla ilgili sınırlandırmalara son verilmesi, enerji fiyatlarındaki artış ve Gazprom’un devletin de yardımıyla Rusya’daki diğer küçük enerji şirketlerini satın almasıdır.

 

Kuzey Akım ve Güney Akım Doğal Gaz Boru Hattı Projeleri

Avrupa ülkeleriyle olan münasebetlerinde, Kremlin’in esas olarak üzerinde durduğu konu AB ekonomisi ile daha fazla bütünleşmedir. Bu doğrultuda birçok önemli anlaşmayı neticelendirmiştir. Rusya doğal gaz bağlamında Birliğin en köprübaşı tedarikçisiyken, AB, Rus enerji ürünlerinin en büyük satın alıcısıdır.[9] Rusya ile Ukrayna ve Rusya ile Belarus arasında gaz bedeli, transit ücreti, depolama miktarları gibi konularda pek çok defa sorun çıkmış olmasına rağmen 1967’den beri kesintisiz devam eden Rusya’dan Avrupa’ya gaz akışı Ocak 2009’da tarihte ilk defa durmuş ve bazı Avrupa ülkeleri kışın ortasında yakıtsız durumda kalmışlardır. Rusya’nın Avrupa Birliği’nin en büyük üçüncü ticari ortağı olması, başta Gazprom olmak üzere AB’de güçlü bir lobisinin var olması ve AB üyelerine büyük yatırımlar yapması gibi nedenler Rusya’ya bir nevi en müsaadeye mazhar ülke görünümünü kazandırmıştır.

russian cold shoulder

Kaynak:  http://blogs.cfr.org/geographics/files/2009/03/2009112europeanenergysecurity.jpg

AB üyesi olan ve Rusya’ya muhalif olan Baltık Cumhuriyetleri, Putin idaresinin enerji silahını doğrulttuğu ülkeler arasında yer almışlardır. İlk olarak, Moskova 2005 yılında doğalgazda Rusya’ya tamamen bağımlı durumda olan bu ülkelere yönelik gaz fiyatlarında artışa gitmiş ve daha sonrasında ise çeşitli durumlarda petrol kesintilerini gündeme getirmiştir. 2007 ilkbaharında Estonya yönetiminin Tallinn’deki Sovyet dönemine ait Bronz Asker Anıtı’nı kaldırması üzerine cereyan eden kriz, Putin yönetiminin bu ülkeye yönelik petrol sevkiyatını kesmesiyle sonuçlanmıştır.[10] Kremlin, benzer stratejiyi farklı bir durumda Litvanya’ya karşı da uygulamaya koymuştur. Litvanya’daki Mazeikiu Petrol Rafinerisi için gerçekleştirilen ihalede Rus şirketleri yerine Polonya şirketinin tercih edilmesi, Moskova’nın petrol şalterlerini indirmeye yöneltmiştir.[11]

Norveç’teki rezervlerin miktarındaki azalma, Ortadoğu’da devam eden istikrarsızlıklar, Avrupa ülkelerini yeni seçenekler bulma konusunda zor duruma sokmuştur.[12] Öte yandan Avrupa ülkeleri, Rusya’ya alternatif bulma derdindeyken, Rusya’da Ukrayna ile yaşadığı krizlerden ders çıkararak bu ülkeye transit konusundaki bağımlılığını düşürmek için söz konusu boru hatlarına ek güzergâhlar üzerinde çalışmalara girişmiştir. Avrupa’ya gitmekte olan Rus gazının %80’i Ukrayna’dan, %20’si de Beyaz Rusya’dan geçmektedir. Beyaz Rusya ve Polonya üzerinden geçen Yamal-Avrupa boru hattı, 4000 km uzunluğunda olup, yılda 33 milyar metreküp gazı Avrupa’nın çeşitli ülkelerine taşımaktadır. Ukrayna krizinden önce Gazprom yöneticileri, Yamal-Avrupa 2 projesiyle Rus gazını Polonya’nın güneydoğusundan geçirerek Slovakya’ya oradan da Avusturya üzerinden İtalya’ya ulaştırmayı planlamışlardır.

 main oil and gas pipelines in europe

Kaynak: http://img2.allvoices.com/thumbs/image/550/400/64226521-map-europe.jpg

2003 senesinde, Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Almanya’ya Rus gazı tedariki kapsamında North Transgas olarak da bilinen Kuzey Akım Boru Hattı inşa edilmesi konusunda anlaşma imzalandı.[13] 16 milyar dolarlık bu boru hattı, Ukrayna, Belarus ve Polonya’yı devre dışı bırakarak Baltık Denizi’ni geçip Rusya’nın Vyborg Limanı’ndan Alman Greifswald’a ulaşmış olacaktır. Kuzey Akım Boru Hattı’nın ilk başta yıllık kapasitesinin 27,5 milyar metreküp olması planlanmaktadır. Yapılması bu hat sayesinde Batı Avrupa ve Berlin, Moskova’nın Varşova’ya yönelik enerji arzında kesintiye gitmesinden etkilenmemiş olacak ve böylece Kremlin, Varşova’ya karşı elinden enerji kozundan daha rahat bir biçimde faydalanabilecektir. Bu anlaşma sebebiyle Berlin’i AB bütünleşmesine aykırı davranmakla suçlayan Polonya, Baltık Devletleri’nin de desteğini temin ederek, 2006 Martındaki AB Zirvesi’nde enerji konusunda ortak bir Avrupa stratejisi için çözüm önerilerinde bulunmuş, ancak bu öneriler özellikle Berlin ve Paris tarafından geri çevrilmiştir.

Baltık ülkeleri ve Polonya, Kuzey Akım Projesine çevresel nedenlerden ötürü sıcak bakmamışlardır.[14] Hatta Varşova, Moskova ve Berlin’in bu konudaki işbirliğini, 2. Dünya Savaşı öncesinde Stalin’le Hitler’in akdettiği ve Avrupa’yı kendi aralarında paylaşma planlarını içeren Molotov-Ribentrop Antlaşması’yla eş tutmuştur. Bununla beraber Gazprom, eleştirilerin etkisini düşürmeye yönelik olarak Kuzey Boru Hattı Projesi’nin başına, eski Alman Şansölyesi Gerhard Schröder’i getirmiştir. Schröder’in projenin başkanlığına getirilmesinin sebepleri arasında, Kremlin’in enerji politikasında Batı’da destek noktaları oluşturma arzusu olduğu ifade edilmektedir. Böylece Baltık Denizi’nin altından geçecek Kuzey Boru Hattı Projesi’nin, Birlik içerisinde Berlin ve Paris liderliğindeki “eski Avrupa” devletleri ile eski Varşova Paktı üyelerinden meydana gelen “yeni Avrupa” devletlerini karşı karşıya getirdiği söylenebilir.

AB’nin gaz ithalatının gelecek 10 yılda yaklaşık olarak 200 milyar metreküp veya %50’den fazla artacağı öngörülmektedir.[15] Rusya’da bulunan dünyanın en büyük gaz rezervleri ve Avrupa gaz iletim sistemi arasındaki doğrudan bağlantıdan dolayı Kuzey Akım ithal gaza olan ek talebin yaklaşık %25lik bir bölümünü karşılayacaktır. Bu minvalde, Aralık 2000’e dönüldüğünde, Avrupa Komisyonu Kuzey Akım Projesi’ni Trans-Avrupa Ağı kapsamına almıştır ki bu durum 2006 yılında tekrar doğrulanmıştır. Bu, Kuzey Akım’ın Avrupa’da sürdürülebilirliği ve enerji güvenliğini sağlamaya yönelik olarak sınır aşan hayati taşıma kapasitelerinin tesis edilmesini amaçlayan temel bir proje olduğu anlamına gelmektedir.

Kuzey Akım Projesi

sinemaffıds

Kaynak: http://www.gazprom.com/production/projects/pipelines/nord-stream/

Kafkasya bölgesinde aniden patlak veren 2008’deki Moskova-Tiflis savaşı, 2007 Münih Güvenlik Konferansı’nda ortaya konulan tavrın sürdürülmesi niteliğinde olup Moskova’nın bölgedeki hâkimiyet kurma siyasetinin sağlamlaşarak sürdüğüne işaret etmiştir. Bu savaşla Batı ile yakın münasebetler tesis eden Tiflis ve Bakü’ye ciddi uyarılar yapılmıştır.[16]  Kremlin bir yandan bölgedeki güvenlik dengeleri üzerinde oynayarak Kafkasya’yı enerji taşımacılığında riskli unsurlar barındıran bir bölge haline getirmeye ve Batı’nın bölge algısında değişiklik yaratmaya çalışırken, öte yandan da kendi alternatif boru hattı projelerini yürürlüğe koymayı sürdürmüştür. Bu kapsamda Moskova tarafından planlanmış olan Yamal II, Kuzey Akım ve Güney Akım Boru Hatları dikkatleri üzerinde toplamaktadır. Kremlin, Güney Akım Projesi aracılığıyla özellikle bir yandan Kiev üzerinde baskı yaratmayı hedeflerken, öte yandan Nabucco projesine alternatif yaratmakta ve Kafkasya’daki enerji yarışında üstün bir konuma erişmeyi amaçlamaktadır.[17]

dsvffdfd

2008 yılının sonuna doğru Rusya ve Ukrayna arasında yeni bir gaz krizi cereyan etti. Burada kriz oluşturan nokta Rusya’nın Ukrayna’dan talep ettiği gaz ücretini dünya seviyelerine çıkartmak istemesi ve Kiev bunu ödemeyi reddetmesiydi. Bu kez Batılı bir halkla ilişkiler firmasının görevde bulunmasıyla beraber Kremlin, kötü şöhretini önlemeye çabalamaktaydı. [18] Devam eden anlaşmazlık ötürü Ukrayna’yı ve daha Batı’daki müşterilerini uyardı ve de Gazprom kendi üst düzey yöneticilerini Avrupa başkentlerine bir tura göndererek eğer üç yıl önceki gibi tedarikte kesintiler olursa insanların bundan ötürü Rusya’yı değil Ukrayna’yı suçlu olarak bilmelerini sağlamaya çalıştı. Fakat hiç kimse Putin’in bu kadar ileri gidip sadece Ukrayna’ya olan gazı değil aynı zamanda Batı Avrupa için olan tedarikleri de kesme niyetinde olacağını tahmin etmemekteydi. Ukrayna’nın daha önce yaptığı gaz tedarikinden ötürü Rusya’ya 2,4 milyar dolar borcu bulunmaktaydı ve Gazprom 2009 yılı için fiyatı 1000 metreküp başına önce 250 dolara birkaç gün sonrada 450 dolara yükseltmek istemekteydi. 1 Ocak 2009’da Gazprom, 2006’da yaptığı gibi Ukrayna’ya olan gaz tedariklerini kesti.  Ukrayna, tıpkı 2006’da olduğu gibi yine gaz kesintisinin önüne geçmek için boru ihracat hatlarından gaz çekmeye başladı ve daha sonra Macaristan, Avusturya, Bulgaristan, Romanya ve diğer ülkeler kendilerine gelen gazın basıncında önemli bir düşüş olduğunu kaydettiler. Fakat bu sefer hızlı bir çözüm yoktu ve Avrupa ülkeleri panik olmaya başladılar. Slovakya bile kapatmakta olduğu nükleer santrali yeniden çalıştırmayı düşünmekteydi.

5 Ocak 2009’da Putin, çok çarpıcı bir karar aldı. Gazprom başkanı Aleksey Miller’i çağırarak televizyon kameralarının önünde Rusya’nın Batı Avrupa’daki müşterilerine yönelik gaz ihracatını tarihte ilk kez keseceğini ilan etmiştir ki dondurucu kışın ortasında Ukrayna ile Rusya arasındaki krizde herhangi bir suçu olmayan ülkeler bundan büyük bir zarar gördüler.[19] Bu durum tarihte ilk kez Rusya’nın veya Sovyetler Birliği’nin Batı’daki müşterilerine yönelik tedarik kesintisi olmuştu. Bu hareket Rusya’nın Avrupa’nın geçmişte olduğu gibi şimdi de güvenilir bir enerji tedarikçisi olduğu konusundaki temel argümanına büyük bir zarar verdi. Avrupa Birliği bu durumun sadece Ukrayna’yı değil bir başka transit ülke olan Polonya’yı da gelecekte Rus şantajına açık bırakacağı konusunda endişelenmekteydi. Rusya, Polonya ve Ukrayna ile bir anlaşmazlık yaşadığı zaman daha uzaktaki Batı ülkelerine Kuzey Akım ve Güney Akım gibi yeni boru hatlarıyla gaz sağlarken bu iki ülkeye olan gazı kesebileceğini göstermekteydi. Fakat Rusya’yı denklem dışında bırakmaya yönelik Nabucco gibi projelerdeki kaynak eksikliği ki Türkmenistan’ın gazına uzun dönemli bir sözleşme ile Rusya tarafından el konulmuştu, her durumda muazzam enerji kaynaklarıyla Kremlin öngörülebilir gelecekte Avrupa’nın ana tedarikçisi olarak kalmaya devam edecekti. Fakat Putin’in 5 Ocak 2009’daki müdahalesinden sonra Rusya’ya artık tam olarak güvenilemezdi.

Avrupa’ya yönelik yeniden gaz akışı, Putin ve Ukrayna başbakanı Yulia Timoşenko arasında gece yarısında imzalanan bir anlaşma ile 20 Ocak’ta tekrar başladı. Ukrayna, Avrupa fiyatlarından ödeme yapacaktı fakat 2009 yılı için bir indirim aldı ve bunun karşılığında aldığı transit ücretini değiştirmeden bıraktı. Şubat 2010’da 2004 yılında Rusya tarafından desteklenen fakat Turuncu Devrim ile görevden uzaklaştırılan Viktor Yanukoviç Ukrayna’nın devlet başkanı olarak seçildi.[20] Yuşçenko’nun başkanlığı içteki çekişmeler, yolsuzluk ve beceriksiz ekonomik politikalarından ötürü büyük zarar verdi. Bazıları bunu Turuncu Devrimin başarısızlığa uğraması olarak gördüler fakat bu dar bir bakış açısıydı. Yanukoviç, esas rakibi olan Timoşenko’yu adil bir seçimle yenilgiye uğratmıştı ki burada demokrasinin kendisi ana konu değildi. İktidardaki Yanukoviç, tamamen bir Rus yanlısı olmadığını kanıtlamaktaydı. Kendisi, Başkan Medvedev ile Rusya’nın Kırım’daki Karadeniz Donanma Üssü’nün Kremlin’e kiralanmasını 30 sene daha uzatan bir anlaşma imzaladı. Bunun karşılığında Rus gaz tedarikleri için Ukrayna ile yapılan sözleşmelerde çok yıllı bir indirimi de elde etti. Fakat Rusya’nın Kırım’daki bu üs için ödeyeceği para muazzam bir miktardı. Putin, dünya üzerinde hiçbir askeri üssün bu kadar maliyetli olmayacağını ifade ederek basitçe dünya üzerinde bu fiyatların artık var olmadığını ifade etmekteydi. Rusya için bu sözleşmeye bakıldığı zaman bu üssün önümüzdeki on yıl boyunca ülkeye maliyetinin 40-45 milyar dolar civarında olacaktır.

Daha sonra Yanukoviç Kiev’in Moskova’nın gazına ne kadar para ödediğini sorgulamaya başladı (Timoşenko’nun Putin ile 2009 yılında imzaladığı anlaşma şartları çok uygun değildi ki bundan ötürü Timoşenko görevini kötüye kullanmaktan dolayı hapis cezası aldı). 2011 yazında Yanukoviç, Rusya’dan fiyatları 200 doların altına düşürmesini talep etti. Ukrayna’nın Batı’ya yönelik oryantasyonu ve NATO’ya katılmaya yönelik planlarının gündemden düşmesine rağmen, Yanukoviç, AB ile daha yakın bütünleşme yönünde harekete devam ederek Putin’in, ülkesini Rusya ile bir serbest ticaret anlaşması imzalaması yönelik baskılarını geri çevirdi.

7 Kasım 2011’de, büyük Rus-Alman gaz boru hattı projesi olarak adlandırılan iki boru hattından meydana gelen Kuzey Akım Projesi’nin ilk hattından gaz sevkiyatı gerçekleşti.[21] Bu olay göz ardı edilemez. Alman Şansölyesi Merkel, Rus Devlet Başkanı Medvedev’in yanı sıra Fransa ve Hollanda’nın başbakanları ve AB’nin Enerjiden sorumlu Komiseri Günther Oettinger’in de iştirakiyle Almanya’nın kuzeyinde yer alan Lubmin’de iki tane 1224 kilometrelik boru hattından ilki resmi olarak faaliyete geçti. Bu açılış ile Rusya’nın Sibirya’da bulunan Yuzhno-Russkoye gaz sahasından Almanya’ya direkt olarak ilk gazın gönderilmesine başlanmış oldu. Projenin ortakları Gazprom: %51, BASF Wintershall: %15,5, E.ON Ruhrgas of Germany: %15,5. Bu durumda projedeki Rus-Alman hâkimiyet oranı %82’ye yükselmektedir. Hollanda ve Fransa gibi bazı önemli AB ülkelerinden de projeye katılım olmuştur. Hollandalı N.V. Nederlandse Gasunie firmasının %9luk payı vardır. Öte yandan projenin bir diğer ortağı olan Fransız GDF Suez firması ise %9luk paya sahiptir. 2012 yılının son çeyreğinde tam olarak faaliyete geçtiğinde bu iki hat en az 50 yıl boyunca Avrupa Birliği’ne 55 milyar metreküp Rus gazı sağlıyor olacaktır.

Rusya kendisini devre dışı bırakmayı hedefleyen Brüksel destekli Nabucco Boru Hattı Projesi’ne karşı bir hamle olarak Rus gazını Karadeniz’in altından Bulgaristan’a ve oradan da Avrupa’ya ulaştıracak ve böylece Türkiye’yi bypass edecek Güney Akım Projesi’ni ortaya atmıştır.[22] Hatta Gazprom, Roma tarafından da desteklenen bu proje konusunda Sofya ve Belgrad ile uzlaşmaya varmıştır. Üstelik İran gazında Washington’un takındığı tavır problem, Mısır rezervlerinin az olması ve Türkmen gazının büyük ölçüde (2003’te imza konulan bir anlaşmadan ötürü 25 yıllık bir süreyle) Kremlin’e bağlanmış olması, Nabucco’nun gerçekleştirilebilirliği hususunda endişeleri arttırmakta şüpheler ve Paris tarafından da destek verilen Güney Akım Projesi’ni daha şanslı yapmaktadır. Güney Akım Projesi, Rus gazını Avrupa’ya taşıyacak olan toplam 3.200 km’lik bir boru hattı projesi olup boru hattının 900 km’lik kısmı Karadeniz’in altından geçecektir. Nakil hattının AB üyesi ülkelerden geçtikten sonra kuzey ve güney olmak üzere iki kola ayrılması öngörülmektedir. Kuzeye giden hattan Macaristan ve Avusturya’ya, güneyden giden hattan ise Yunanistan üzerinden İtalya’nın Otranto Limanı’na kadar gaz sevk edilecektir. Bu projeyle yılda 30 milyar metreküp gaz sevk edilmesi planlanmaktadır. Projenin maliyetinin yaklaşık 10 milyar avro olacağı öngörülmektedir.

 planned south stream

Kaynak: http://news.bbc.co.uk/2/hi/8051921.stm

Karadeniz altından döşenecek olan Güney Akım Hattı’nın Türkiye’den geçen bölümünün inşasına onay veren anlaşmanın imza törenine Rusya Başbakanı Vladimir Putin de katıldı.[23] Putin bu anlaşmanın her iki ülke için iyi bir yılbaşı hediyesi olduğunu ifade etti. Doğal gaz anlaşmalarının ardından Rusya Başbakan Yardımcısı İgor Seçin de Türkiye’nin 2012 yılında 25,5 milyar metreküp gaz alacağını ve bunun 2011’e kıyasla 1,4 kat artış anlamına geldiğini belirtti. Rusya Başbakanı Putin, Türkiye hükümetine Güney Akım’ın inşasına verdiği izin nedeniyle teşekkür etmek istediğini söyleyerek, iki ülke arasındaki gaz alanında önem verdikleri büyük bir çalışmanın sonuçlandığını görmekten duyduğu memnuniyeti belirtti. Putin, “Bu diyaloğu Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan ile başlattık” dedi.

 taner yildiz-putin

Kaynak: http://www.gazetenizolsun.com/Ekonomi-turkiye,rusya%E2%80%99dan-ek-dogalgaz-aliyor-4287.html

Orta Asya kaynaklarının dünya piyasalarına ulaştırılması sorunun çözüme kavuşturulması ancak ulaşım çeşitliliğinin arttırılmasından ve Moskova’nın tekelinin kırılmasından geçmektedir. Çünkü günümüzde denizlere çıkışı olmayan bu bölgeden dünya pazarına erişmenin biricik yolu mevcut halde Moskova üzerinden gerçekleşmektedir. Enerji kaynakları bakımından zengin durumda bulunan Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan çıkarmış oldukları hidrokarbon kaynaklarını dünya pazarına ulaştırma sorunu yaşamaktadır.[24] Çünkü bu ülkeler, ülke içindeki tüketim düşük olduğundan ( veyahut taş kömürü gibi daha ucuz enerjiden faydalanıldığından) ve hidrokarbon kaynaklarına dünyada artan bir talep olmasından ötürü kaynakları dışarıya satmayı istemektedir. Örneğin, Rusya’nın arkasından eski SSCB ülkeleri arasında petrol üretimi bakımından ikinci sırada bulunan Astana, 2006 yılında üretimini yaptığı 64,8 milyon ton petrolün 57,1’ini dışarıya satmıştır. 2015 senesinde ise Kazakistan, petrol ihracatı yapan ülkeler listesinde ilk 10’da yer almayı kendisine hedef olarak koymuştur. Bu çerçevede bölge ülkelerinin transit rotalarını farklılaştırma çabaları, Beyaz Saray’ın istekleriyle paralellik arz etmektedir. Brüksel de Washington’un takip etmekte olduğu “çoklu boru hatları politikasını” kabul ederek Orta Doğu, Orta Asya ülkeleri ve Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya gelen petrol ve doğal gaz boru hatlarıyla ilgili yeni politikalar geliştirmeye çalışmaktadır. Öte yandan bölgedeki mücadelede yenilgiye uğramak istemeyen Kremlin, bölge devletlerinin artan fiyat politikalarına herhangi bir biçimde itirazda bulunmamakta, fakat alternatif boru hatlarının önünde teknik engeller yaratarak bunları geçersiz hale getirmeye çalışmaktadır.

Sonuç

Sovyetler Birliği’nin 1990ların başında dağılmasından sonra ortaya birçok devlet çıkmıştır.  Bunlar, Orta Asya, Kafkasya ve Doğu Avrupa’da yer alan ülkelerdi. Bunlardan birisi, Rusya Federasyonu’dur. Dağılmanın ertesinde 2000 yılına kadar her alanda çalkantılar yaşayan ülke, Vladimir Putin’in aynı yıl yapılan devlet başkanlığı seçimleri kazanmasıyla beraber toparlanmaya başlamıştır. Merkeziyetçi bir politika tesis etmek suretiyle içte düzeni kuran eski KGB görevlisi Vladimir Putin, dış politika alanında daha agresif bir politika takip etmeye başlamıştır. Burada o dönemki uluslararası konjonktürün de önemli bir etkisinin olduğu unutulmamalıdır.

Muazzam hidrokarbon kaynaklarına sahip bir devlet olan Rusya, bu kaynakları ikili ilişkilerinde ve AB düzeyinde bir stratejik silah olarak kullanmaya başlamıştır. En büyük müşterisi olan Avrupa’ya gönderdiği gazın en önemli transit ülkesi olan Ukrayna ile 2006 ve 2009 yıllarında olmak iki adet büyük çaplı kriz yaşamıştır. Fiyat anlaşmazlığından kaynaklanan bu krizler sadece Kiev’i değil Kiev’in üzerinden gaz alan Avrupa ülkelerini çok zor durumlara düşürmüştür. Bunun özellikle kış dönemlerinde gerçekleşmesi durumu daha da vahim hale getirmiştir. Bu durum özellikle Avrupa Birliği’nde alarm zillerinin çalmasına yol açarak Rusya’nın güvenilir bir tedarikçi olup olmadığı konusunu tartışmaya açmıştır. Avrupa Birliği, Moskova’ya alternatif rota oluşturabilecek doğal gaz projeleri üzerinde çalışmaya başlamıştır. Bunlardan en ön planda yer alanı Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesidir. Fakat bu proje, tedarikçi ülkelerle yaşanan sorunlar, Türkiye ile transit konusunda cereyan kriz ve Rusya’nın karşı hamlelerinden ötürü şu anda rafa kaldırılmış durumdadır.

Rusya Federasyonu, Ukrayna’yla olan krizlerin tekrar etmemesi için Kuzey Akım ve Güney Akım projelerini ortaya artmıştır. Bunları gerçekleştirmeye yönelik çalışmalarını büyük bir hızla sürdürmektedir. Kremlin’in 2008 yılında Gürcistan’a yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyon kendine alternatif enerji projeleri geliştiren ülkelere karşı bir uyarı niteliği taşımaktadır. Ayrıca Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip ülkeleri uzun vadeli sözleşmelerle kendi etki alanında tutmaya çalışmaktadırlar.

Sonuçta, Rusya Federasyonu’nun özellikle 2000 yılından sonra doğal gaz ihraç ettiği ülkelere yönelik olarak elinde bu büyük silahı gerektiği zaman hiç çekinmeden kullandığı açıkça görülmektedir. Avrupa’nın ortak bir dış enerji politika oluşturamamasının avantajlarını sonuna kadar kullanan Kremlin, Gazprom aracılığıyla AB ülkelerinin büyük enerji şirketleriyle ortak projeler yürüterek onları kendi safına çekmektedir. Bu durum, Rusya’ya karşı bir politika takip edilmesini isteyen Doğu Avrupa ülkelerinin ve Ukrayna gibi transit ülkelerin endişelerini bir kat daha arttırmıştır. Enerji temelli dış politikasını büyük bir kararlılıkla sürdüren Moskova’nın önümüzdeki senelerde de bu politikasını bir silah olarak kullanacağı öngörülebilir.

Sina KISACIK

KAYNAKÇA

– Bilgin, Mert, “Orta Asya ve Kafkasya’da Enerji Stratejileri: Rekabet, İşbirliği ve Bölgesel Sorunlar”, Tayyar Arı (der.), Orta ve Kafkasya: Rekabetten İşbirliğine, (Bursa: MKM Yayıncılık, 2010), ss. 157-191.

– Caşın, Mesut Hakkı, Novgorod Knezliği’nden XXI. Yüzyıla Rus İmparatorluk Stratejisi, (İstanbul: Okumuş Adam Yayınları), 2006.

– Cohen, Ariel, “Russia: The Flawed Energy Superpower”, Gal Luft ve Anne Korin (ed.), Energy Security Challenges for the 21st Century, (Santa Barbara, California: Praeger Security International, 2009), ss. 91-108.

– Cohen, Ariel, “Europe’s Strategic Dependence on Russian Energy”, The Heritage Foundation, Backgrounder, No. 2083, 5 Kasım 2007, http://www.heritage.org/research/reports/2007/11/europes-strategic-dependence-on-russian-energy, (Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2013).

– Dempsey, Judy, “Poland supports purchase of refinery”, The New York Times, 31 Ekim 2006, http://www.nytimes.com/2006/10/31/business/worldbusiness/31iht-orlen.3348795.html, (Erişim Tarihi: 02 Ekim 2013).

– Doğalgazda yeni yıl hediyeleri!”, Radikal, 29 Aralık 2011, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&VersionID=96727&Date=30.12.2011&ArticleID=1073886, (Erişim Tarihi: 30 Aralık 2011).

– Engdahl, F. William, “Russia’s High Stakes Energy Geopolitics Nord Stream, the huge Russian-German pipeline project, began delivering gas to the EU”, Global Research, 14 Kasım 2011, www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=27653,  (Erişim Tarihi: 15 Kasım 2011).

– Filipov, Mikhail, “Diversionary Role of the Georgian-Russia Conflict: International Constraints and Domestic Appeal”, Europe-Asia Studies, Cilt 61 (10), Aralık 2009, ss. 1825-1847.

– Kahveci, Hayriye, “Enerji Politikaları ve Uluslararası Rekabet”, Mustafa Aydın (der.), Kafkaslar Değişim Dönüşüm (Avrasya Üçlemesi III), Ankara, Nobel Yayın Dağıtım, 2012, ss. 259-294.

– Kamalovİlyas, Putin Dönemi Rus Dış Politikası: Moskova’nın Rövanşı, (İstanbul: Yeditepe Yayınevi), 2008.

– Kaplan, Robert D. , The Revenge of Geography: What the Map Tells Us About Coming Conflicts and the Battle against Fate,  (New York: Random House, 2012).

– Nogayeva, Ainur, Orta Asya’da ABD, Rusya ve Çin: Stratejik Denge Arayışları, (Ankara: USAK Yayınları, 2011).

– “Nord Stream”, Gazprom Resmi İnternet Sitesi,  http://www.gazprom.com/production/projects/pipelines/nord-stream/, (Erişim Tarihi: 28 Ekim 2011).

– Özel, Sadri, Bitmeyen Opera Nabucco: Türkiye’den Avrupa’ya Bir Gaz Yolculuğu, (İstanbul: Bizim Avrupa Yayınları, 2010).

– “PKN Orlen, Mazeikiu Nafta to complete deal in Nov.,”Ria Novosti, 27 Eylül 2006, http://en.rian.ru/world/20060927/54311008.html, (Erişim Tarihi: 02 Ekim 2013).

– Pirani, Simon, Stern, Jonathan ve Yafimava, Katja, “The Russo-Ukranian Gas Dispute of January 2009: A Comprehensive Assessment”, Oxford Institute for Energy Studies, Ocak 2009, NG 27, http://www.oxfordenergy.org/wpcms/wp-content/uploads/2010/11/NG27-TheRussoUkrainianGasDisputeofJanuary2009AComprehensiveAssessment-JonathanSternSimonPiraniKatjaYafimava-2009.pdf, (Erişim Tarihi: 30 Eylül 2013).

– Roxburgh, Angus, The Strongman: Vladimir Putin and the Struggle for Russia, (I.B. Tauris: New York, 2013).

– Tsreteli, Mamuka, “The Blue Stream Pipeline and Geopolitics of Natural Gas in Eurasia”, The Central Asia-Caucasus Analyst, 30 Kasım 2005, http://www.cacianalyst.org/publications/analytical-articles/item/10483-analytical-articles-caci-analyst-2005-11-30-art-10483.html, (Erişim Tarihi: 15 Haziran 2013).

– White, Stephen, Understanding Russian Politics, (New York: Cambridge University Press, 2011).

– Wieclawski, Jacek, “Challenges for the Russian Foreign Policy – The Lesson of the Georgian Conflict”, Asian Social Science, Cilt 7 (8), Ağustos 2011, ss. 15-16, http://ccsenet.org/journal/index.php/ass/article/view/11488/8053, (Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2013).

– Yapıcı, Merve İrem, Rus Dış Politikasını Oluşturan İç Etkenler: Yeltsin ve Putin Dönemleri, (Ankara: USAK Yayınları, 2010.

– Yergin, Daniel, The Quest: Energy Security, and the Remaking of the Modern World,  (London: Allan Lane, An Imprint of Penguin Books, 2012).


[1] Sadri Özel, Bitmeyen Opera Nabucco: Türkiye’den Avrupa’ya Bir Gaz Yolculuğu, (İstanbul: Bizim Avrupa Yayınları, 2010), ss. 123-125.

[2] Ainur Nogayeva, Orta Asya’da ABD, Rusya ve Çin: Stratejik Denge Arayışları, (Ankara: USAK Yayınları, 2011), ss. 55-56.

[3] Stephen White, Understanding Russian Politics, (New York: Cambridge University Press, 2011), s. 157.

[4] Mesut Hakkı Caşın, Novgorod Knezliği’nden XXI. Yüzyıla Rus İmparatorluk Stratejisi, (İstanbul: Okumuş Adam Yayınları, 2006), s. 501.

[5] Robert D. Kaplan, The Revenge of Geography: What the Map Tells Us About Coming Conflicts and the Battle against Fate,  (New York: Random House, 2012), ss. 181-182.

[6] Mamuka Tsreteli, “The Blue Stream Pipeline and Geopolitics of Natural Gas in Eurasia”, The Central Asia-Caucasus Analyst, 30 Kasım 2005, http://www.cacianalyst.org/publications/analytical-articles/item/10483-analytical-articles-caci-analyst-2005-11-30-art-10483.html, (Erişim Tarihi: 15 Haziran 2013).

[7] Merve İrem Yapıcı, Rus Dış Politikasını Oluşturan İç Etkenler: Yeltsin ve Putin Dönemleri, (Ankara: USAK Yayınları, 2010), ss. 424-425.

[8] İlyas Kamalov,  Putin Dönemi Rus Dış Politikası: Moskova’nın Rövanşı, (İstanbul: Yeditepe Yayınevi, 2008), s. 280.

[9] Mert Bilgin, “Orta Asya ve Kafkasya’da Enerji Stratejileri: Rekabet, İşbirliği ve Bölgesel Sorunlar”, Tayyar Arı (der.), Orta ve Kafkasya: Rekabetten İşbirliğine, (Bursa: MKM Yayıncılık, 2010), ss. 172-174.

[10] Judy Dempsey, “Poland supports purchase of refinery”, The New York Times, 31 Ekim 2006, http://www.nytimes.com/2006/10/31/business/worldbusiness/31iht-orlen.3348795.html, (Erişim Tarihi: 02 Ekim 2013).

[11] “PKN Orlen, Mazeikiu Nafta to complete deal in Nov.”, Ria Novosti, 27 Eylül 2006, http://en.rian.ru/world/20060927/54311008.html, (Erişim Tarihi: 02 Ekim 2013).

[12] Daniel Yergin, The Quest: Energy Security, and the Remaking of the Modern World,  (London: Allan Lane, An Imprint of Penguin Books, 2012), ss. 338-339.

[13] Ariel Cohen, “Russia: The Flawed Energy Superpower”, Gal Luft ve Anne Korin (ed.), Energy Security Challenges for the 21st Century, (Santa Barbara, California: Praeger Security International, 2009), ss. 94-95.

[14] Kamalov, Putin Dönemi Rus Dış Politikası: Moskova’nın Rövanşı, s. 290.

[15] “Nord Stream”, Gazprom Resmi İnternet Sitesi,  http://www.gazprom.com/production/projects/pipelines/nord-stream, (Erişim Tarihi: 28 Ekim 2011).

[16] Jacek Wieclawski, “Challenges for the Russian Foreign Policy – The Lesson of the Georgian Conflict”, Asian Social Science, Cilt 7 (8), Ağustos 2011, ss.15-16, http://ccsenet.org/journal/index.php/ass/article/view/11488/8053, (Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2013) ve Mikhail Filipov, “Diversionary Role of the Georgian-Russia Conflict: International Constraints and Domestic Appeal”, Europe-Asia Studies, Cilt 61 (10), Aralık 2009, ss. 1825-1847.

[17] Ariel Cohen, “Europe’s Strategic Dependence on Russian Energy”, The Heritage Foundation, Backgrounder, No. 2083, 5 Kasım 2007, http://www.heritage.org/research/reports/2007/11/europes-strategic-dependence-on-russian-energy, (Erişim Tarihi: 26 Temmuz 2013).

[18] Angus Roxburgh, The Strongman: Vladimir Putin and the Struggle for Russia, (I.B. Tauris: New York, 2013), s. 255.

[19] Simon Pirani, Jonathan Stern ve Katja Yafimava, “The Russo-Ukranian Gas Dispute of January 2009: A Comprehensive Assessment”, Oxford Institute for Energy Studies, Ocak 2009, NG 27, http://www.oxfordenergy.org/wpcms/wp-content/uploads/2010/11/NG27-TheRussoUkrainianGasDisputeofJanuary2009AComprehensiveAssessment-JonathanSternSimonPiraniKatjaYafimava-2009.pdf, ss. 19-21, (Erişim Tarihi: 30 Eylül 2013).

[20] Roxburgh, The Strongman: Vladimir Putin and the Struggle for Russia, ss. 258-259.

[21] F. William Engdahl, “Russia’s High Stakes Energy Geopolitics Nord Stream, the huge Russian-German pipeline project, began delivering gas to the EU”, Global Research, 14 Kasım 2011, www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=27653, (Erişim Tarihi: 15 Kasım 2011).

[22] Cohen, “Russia: The Flawed Energy Superpower”, s. 97.

[23] “Doğalgazda yeni yıl hediyeleri!”, Radikal, 29 Aralık 2011, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&VersionID=96727&Date=30.12.2011&ArticleID=1073886, (Erişim Tarihi: 30 Aralık 2011).

[24] Hayriye Kahveci, “Enerji Politikaları ve Uluslararası Rekabet”, Mustafa Aydın (der.), Kafkaslar Değişim Dönüşüm (Avrasya Üçlemesi III), (Ankara: Nobel Yayın Dağıtım, 2012), ss. 268-269.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.