“ÜÇÜNCÜ DALGA JEOPOLİTİKASI”: DÜNYA ÖNDERLİĞİNİN YENİ MODEL ARAYIŞLARI

upa-admin 16 Kasım 2013 1.455 Okunma 0
“ÜÇÜNCÜ DALGA JEOPOLİTİKASI”: DÜNYA ÖNDERLİĞİNİN YENİ MODEL ARAYIŞLARI

Son zamanlarda uzmanlar yeni jeopolitik yaklaşımların oluşmakta olduğunu vurguluyorlar. Bu süreç dünya çapında gözlenen siyasi değişikliklerle bağlantılıdır. Meydana çıkan çeşitli çelişkilerin giderilmesi küresel ölçekte önem taşımaktadır. Bunun için verimli bilimsel yaklaşım bulunmalıdır. Ünlü jeostratejistlerin bu açıdan sözleri ilgi çekicidir.

Ulusal Tehlikeler Ve Uluslararası Alan

Bir takım uzmanlar modern dünyanın siyasi değişimlerini anlamak için yeni bilimsel yaklaşımların oluşturulmalı olduğu kanaatindedirler. Onlar meseleye küresel çapta jeopolitik ortamın karmaşıklaşması ve belirsizliklerin çoğalması açısından göz atıyorlar. Bu bağlamda daha çok vurgulanan birkaç husus mevcuttur (Bkz.: Владимир Карякин. Геополитика третьей волны / ”Российский Институт Стратегических Исследований”, 28 Ekim 2013 ).

Her şeyden önce modern dünyada ulusal tehditlerle devletlerarası ilişkilerdeki tehlikeler arasında daha yoğun ilişkinin oluşmasına işaret ediliyor. Bu gerçekten de şimdiki tarihi aşamada yerel ve küresel güvenliğin temini açısından oldukça güncel husustur. Meselenin özü istenilen ülke genelinde meydana gelen tehditlerin hem de uluslararası çapta yankı uyandırmasından ibarettir. Zira Orta Asya veya Afrika’da herhangi toprak, demografik, siyasi ve çevresel sorunun sinyalleri aynı zamanda küresel güvenliğe tehdit oluşturuyor.

Son yılların deneyimi bu savın doğruluğunu tamamen teyit etmektedir. Suriye veya Afganistan’da gözlenen iç çatışmaların sinyalleri dünya jeopolitik ortamında çalkantılar yaratmaktadır. Özellikle, Suriye meselesi halen küresel siyasetin güncel sorunu olarak kalıyor. Onun çözümüne Yakın ve Orta Doğu, Kafkasya, Orta Asya ve tüm Avrasya coğrafyasında barışın olup olmaması bağlıdır.

Başka bir örnek olarak Orta Asya devletlerinin içilebilir su ile ilgili birbiri ile çatışmaya girmesi olasılığının yükselmesini göstermek mümkündür. Günümüzde Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında bu sorunla ilgili karşılıklı suçlamaların güçlendiği gözlemleniyor. Bunun devletlerarası çatışmaya dönüşmesi olasılığını inkar etmiyorlar. Aynı durum Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri arasında gözleniyor. Bazı uzmanlar hatta Orta Doğu’da sıradaki savaşın içilebilir su ile ilgili olacağını tahmin ediyorlar.

Başka örnekler de vermek mümkündür. Fakat bununla meselenin özü değişmiyor: ulusal çelişkiler uluslararası çapta ciddi yankı uyandırıyor. Bu eğilime büyük devletler tepki veriyorlar. Örneğin, onlar “yönetilen kaos”, ”yumuşak güç” ve ”dolaylı etkiler” gibi yeni jeopolitik teknolojilerden yararlanıyorlar (Bkz.: önceki kaynak). Bu husus dünya çapında jeopolitik açıdan belirsizliklerin artmasına neden olan faktörlerden birini ifade ediyor.

Sorunun bu tarafı üzerinde geniş durmaya ihtiyaç vardır. Şu anda Batılı jeosiyasetçiler arasında hangi siyasi hattın seçilmesi etrafında tartışmalar gidiyor. Zbigniew Brzezinski ”küresel egemenlik” döneminin arkada kaldığı fikrini ileri sürer (Bkz.: Бжезинский: В сегодняшнем мире глобальная гегемония невозможна / ”Голос Америки”, 23 Ekim 2013). 85 yaşındaki ünlü analist modern aşamada Amerika’nın dış politikada yeterince ustalıkla hareket etmediğini vurgulamaktadır. O, şimdi dünyanın tek önderi olma iddiasının asılsız olduğunu söylüyor.

Küresel Hakimliğin Sonu

Z. Brzezinski’nin fikrine göre, modern dünyada küresel hakim olmak prensipte mümkün değildir. 1990’lardan sonra ABD 13 yıl süper güç oldu. Bunu herkes itiraf ediyordu. ”Ancak şimdi biz bu durumda değiliz. Onu tekrar elde etme olasılığı da çok azdır… Bir ülke olarak anlamalıyız ki, dünya kıyaslanmayacak derecede karmaşık oldu, tehlike potansiyeli çok yükseldi. Yakın yıllarda müttefikler yok, bizim çıkarları hiç olmazsa kısmen paylaşan ortakların varlığı istenecek” (öncesi kaynak).

Şunu belirtelim ki, 2012 yılında basılmış kısaca ”Stratejik Bakı ” denilen kitabında ünlü stratejist yukarıda belirtilen hususlara geniş yer verdi. O, ”sönen Batı”, ” ”Amerikan Arzusu”nun sonu”, ”Çin yok, kaos” vb. gibi ifadelerle küresel jeosiyasetin aslında yeni safhaya geçtiğine dikkat çekti (Bkz: Zbigniew Brzezinski. Strategic Vision: America and the Crisis of Global Power. Basic Books, 2012, 224 s.). ABD 21’inci yüzyılda sadece ”küresel siyasi canlanma”yı yönetebilirse, kendi önderliğini koruyabilir.

Burada hangi yönetim söz konusudur? Z. Brzezinski dünyanın çeşitli bölgelerinde siyasi hareketliliğin artık dönmez nitelik aldığını kabul ediyor. Bunun belirtisi olarak ”dünyada etkileşimler ve karşılıklı bağımlılığın artması”nı göstermektedir. Bu faktörün oluşmasının bir nedeni ”ani görsel iletişim araçlarının” hızlı gelişimi ile ilgilidir. Diğer neden ise az gelişmiş ülkelerde gençlerin baskın olması ve onların siyasi açıdan esnek davranmasıdır. Bunlara sosyal hakları ihlal edilmiş sosyal kesimi de eklemek gerekiyor (Bkz. önceki kaynak, s.43 ).

Uzmanlar bu fikirlerin arkasında Amerika’nın Batı’nın önderi olarak kendi iradesini dünyaya kabul ettirmesinin durduğunu iddia ediyorlar (Bkz.: Борис Межуев. Геостратегия после утраты глобального лидерства / ”Terra America”, 30 Ekim 2013). Fakat Amerikalı analist burada muhtevası tamamen başka bir önderlikten konuşuyor.

Onun düşüncesine göre, ABD dünyanın tüm bölgelerinde gözlenen siyasi hareketliliğe kendi çıkarları düzleminde müdahale etmelidir. Somut olarak, onu yatırmak veya güç kullanarak kendi çıkarlarına yöneltmeye çalışmamalı. Sadece sürece katılmadan onu kontrol etmelidir. Bunun için işte ”üçüncü dalga jeopolitikası”nın teknolojisi uygulanmalıdır. Onun temel özelliği klasik anlamda süreci kontrol etmeden yönetmeyi ve onu gözaltında tutmayı başarmaktır.

Bu tür yaklaşımda küresel çapta birkaç güçlü jeopolitik oyuncunun yer aldığı bir ortam oluşuyor. Çeşitli bölgelerin önderleri oluyor. Onlar arasında belli mücadeleler gidiyor. Tüm olayların zirvesinde ise stratejik olarak etkileyebilecek önder – ABD duruyor!

Anlaşılan, yukarıda bakılan bağlamda ”üçüncü dalga jeopolitikası” gerçekte dünya önderliği uğruna farklı bağlamda mücadelenin yeni modelidir. Burada çok sayıda önde gelen jeopolitik oyuncuların varlığı kabul ediliyor. Şimdi temel siyasi gidişler o önder çevrelerin kontrol edilmesine yönelmelidir. Tabii ki, bu şartlar dahilinde klasik anlamda tek önder olmak mümkün değildir.

Bunlardan şöyle sonuç çıkarmak olur ki, şimdi jeosiyaset aslında yeni içerik düzeyine kalkıyor. Fakat bu süreç küresel ölçekte tehlikelerin ortadan kaldırılmasına zor ki, hizmet etsin. Sadece, büyük devletler daha karmaşık ve ince oyunlar düşünerek yine hakim olmaya çalışıyorlar. İnsanlığın bu süreçlerden daha istikrarlı gelişme ve barışçı duruma geçeceğini tahmin etmek hayli zordur.

Şunu söylemek gerekiyor ki, en modern bilimsel kelimeleri kullanarak, tekmil jeopolitik teori oluşturulsa bile, o insanın gelişmesine hizmet etmiyorsa, tehlikelidir. Örneğin, ”yönetilen kaos”, kendini organize eden toplum”, ”bifurkasyon toplumu”, ”doğrusal olmayan ve dayanıklı gelişme” ve başka modern terminolojiden gen-bol yararlanmak mümkündür. Ancak temel amaç yine herhangi bir devletin veya devletler grubunun diğerleri üzerinde diktesini sağlamaktan ibaret olacaksa, dünya bundan hiçbir şey kazanmayacak.

Bu sebeplerden dolayı, Müslüman dünyasında gözlenen siyasi canlanmayı bu mekanın ülkelerine karşı kullanmak girişimleri sonraki büyük yanlıştır. Siyasi ve jeopolitik açıdan adaletsizlik ve garezliliktir. Gerçekte ise insanlığı yeni tehlikelerin ateşine atmaktır. Oradan kimsenin aynı şekilde bu düşünce babalarının sağ-salim çıkabileceği büyük şüphe uyandırmaktadır. Adil olarak düşünelim!

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.