UKRAYNA’DAN SONRA: YENİ ALYANSA İHTİYAÇ VAR MI?

upa-admin 10 Nisan 2014 1.534 Okunma 0
UKRAYNA’DAN SONRA: YENİ ALYANSA İHTİYAÇ VAR MI?

Son zamanlarda Kırım meselesinden dolayı Batı’yla Rusya arasında gerginliğin artması meydana çok sayıda güncel jeopolitik sorular çıkarmış. Uzmanlar Ukrayna olaylarına küresel jeosiyasetin geleceği düzleminde göz atıyorlar. Aynı şekilde, Ukrayna’da süreçlerin tamamlanmasından sonra büyük jeopolitik güçlerin hangi adımları atabileceği ile ilgili tahminler veriliyor. Bu bağlamda bağımsızlığını elde etmiş eski Sovyet cumhuriyetlerine de belirli rol ayırmaya çalışıyorlar. Fakat daha derin ve geniş çapta meseleye dikkat edildiğinde burada hiç de tüm konuların anlaşılmadığı ortaya çıkmaktadır.

ABD: “Asya’ya Dönüş” ve Doğrudan Müdahaleden İmtina Stratejisi

Amerika 2010 yılında “Asya’ya dönüş” stratejisini kabul ettiğinde birçokları bunun arkasında nelerin durduğunu sonuna kadar idrak etmeyebilirdi. Şimdi Ortadoğu ve Ukrayna olayları ışığında bu dönüşün bazı önemli noktaları açıkça görülmektedir. Washington basit siyaset yürütmüyor. Onun jeopolitik planlarında başkasına merhamet veya bedelsiz yardım yönü de yok olmuştur. Fakat planları net hazırlanmış, somut amaçları vardır.

Bazı uzmanlar “Asya’ya dönüş” stratejisini jeopolitik denge kavramı çerçevesinde değerlendiriyor (Bkz.: örn., Пэн Нянь. Стратегия “возвращения в Азию”: каковы реальные цели Америки? / “Центр военно-политических исследований”, 5 Şubat 2013). Bu zaman ABD’nin temel amacının kendi çıkarına uygun bölgesel denge kurmaktan ibaret olduğu vurgulanıyor. Somut ifade edilirse, bu, Washington’un her ülkeye kendisinin çıkarları çerçevesinde değer vermesi demektir. Onun jeosiyasetde yeri ve rolü sahip olduğu doğal status, gelişmişlik düzeyi, potansiyeli bakımından değil, Amerika’nın bu dönemdeki amaçları düzleminde belirlenir.

“Asya’ya dönüş”te Çin’in önlenmesi temel hedeftir. Fakat bununla sınırlı değildir. Pekin’e yakın bölgelerde bulunan ülkeler arasında jeopolitik denge oluşturmak da buraya dahildir. Paralel olarak, Çin’in jeopolitik gücü ile bu devletlerin cem halinde jeopolitik olanakları arasında denge kurmak hattı bekleniyor (Bkz.: önceki kaynağa).

Anlaşılan, Washington’un bu hattı yeterince karmaşık içeriğe sahiptir ve jeopolitik meydanda ince adımlar atmayı öngörüyor. İlginçtir ki, bazı analistler Ukrayna meselesine doğrudan veya dolaylı olarak işte bu açıdan yaklaşıyorlar. Gerçekten de, bu durumda şimdi Doğu Avrupa ve eski Sovyet coğrafyasında meydana gelen jeopolitik süreçler yeterince ilginç içerik taşımaktadır (Bkz.: George Friedman. From Estonia to Turkey: American Strategy After Ukrayna / “Stratfor”, 25 Mart 2014).

Bu yaklaşım çerçevesinde Ukrayna konusunda neden Washington’un daha çok dikkatli ve temkinli tavır aldığını hissetmek mümkündür. Obama açık bildiriyor ki, ABD’nin Rusya ile savaşmak fikri yoktur. Tabii ki, askeri savaş hiçbir devletin işine gelmiyor. Bunun fonunda Amerika aktif jeopolitik adım atıyor. “Stratfor”un kurucusu G. Friedman`ın yukarıda belirttiğimiz makalesi bu bağlamda hayli düşündürücü hususlarla zengindir.

Öncelikle, belirtelim ki, ABD’nin Rusya stratejisinin olmadığı hakkında bazı uzmanların öne sürdüğü fikirler o kadar da inandırıcı görünmüyor. Örneğin, 2003-2005 yıllarında ABD Dışişleri Bakanlığı`nda çalışmış, şu anda “The National Interest”in kurucusunun Yardımcısı ve Ulusal Çıkarlar Merkezi’nin Yönetici Direktörü olan Paul Saunders düşünüyor ki, “Obama yönetiminin Rusya politikası bir çok anlamlarda ABD’nin kendisine vurduğu darbedir” (Bkz.: Paul J. Saunders. Obama`s Missing Russia Strategy / “Nationalinterest.org”, 8 Ağustos 2013).

Daha geniş ölçekte bakıldığında ise, işte B. Obama`nın ekibinin Amerika’nın stratejik çıkarlarına uygun olarak Rusya ile pragmatik ilişkiler kurduğu görünüyor. Çin faktörünü dikkate aldığımızda Moskova ile askeri çatışma Washington’un asla işine gelmiyor. Beyaz Saray’ın esas görevi Rusya’nın da dahil olduğu büyük jeopolitik mekanda “devam eden kaos” yaratarak hızla ilerleyen ülkeleri gelişme teorisinden alıkoymaktır. Bunun arka planında Çin’in jeopolitik etkinliğini, bir yönü belirsizlik olan manzara yaratarak düşürmek amacının varlığı hissediliyor. G. Friedman`ın yukarıda vurguladığımız makalesinde ileri sürülen bazı öneriler bu bağlamda ilginçtir.

Yeni İttifak Arzusu: Bu, Kimin İşine Geliyor?

“Stratfor”un kurucusu Washington’a öneriyor ki, Ukrayna’dan sonra Estonya’da tutmuş Azerbaycan’a kadar geniş bir mekanda yeni alyans yaratsın (Bkz.: George Friedman. Gösterilen makalesi). Burada temel amaç Rusya’nın sonraki jeopolitik etkinliğini azaltmaktan ibarettir. Eğer Moskova o bölgede bulunan devletlere karşı askeri güç uygulamak isterse, Amerika doğrudan buna karışmamalıdır. Bunun yerine, Washington bu ülkelere modern silahlar vermeli, onların kendini savunma imkanlarını artırmalıdır. Peki tüm bunlar G. Friedman`a göre, Amerika’nın neyine gerek?

Analist düşünüyor ki, Beyaz Saray’ın temel jeopolitik görevi Ortadoğu’ya dikkatini azaltarak, “Asya’ya yönelmekten ibarettir”. Anlaşılan, bu, yukarıda vurguladığımız “Asya’ya dönüş” stratejisine uygundur. Aynı zamanda, bu siyaset kapsamında hangi adımlar atılmalı olduğunu anlamaya ip ucu veriyor. Burada bizi düşündüren nokta Estonya’dan Azerbaycan’a kadar oluşturulmalı olan İttifak devletlerin silahlandırılarak Rusya’ya karşı yönlendirilmesidir. Örneğin, Azerbaycan askeri yolla kendini Rusya’dan nasıl savunabilir?

Realist olmak gerekir. Her şeyden önce, Azerbaycan’ın Rusya ile askeri çatışmaya girmesine gerek yoktur. Bakü ile Moskova’yı tarihi dostluk, somut ekonomik ve enerjik işbirliği birleştiriyor. İki ülkenin jeopolitik ve stratejik çıkarlarına uygun olan tüm alanlarda yararlı işbirliğini geliştirmektir. Neden, Azerbaycan herhangi Rusya karşıtı birliğe üye olmalıdır? Bunu doğru bulmuyoruz.

Ayrıca, Ermenistan – Azerbaycan, Dağlık Karabağ sorununun adil çözümü için şimdiye kadar ABD başta olmak üzere Batılı devletler hangi adımları atmışlardır? Somut olarak hiçbir iş görülmemiş ve görüleceği de hissedilmiyor. Öyleyse bu sorun belirsiz kaldığı halde Azerbaycan nasıl herhangi askeri – jeopolitik birliğe girebilir? Bu sorunun cevabı bize belli değildir.

Başka bir faktör Gürcistan ve Ermenistan meselesi ile ilgilidir. Sır değil ki, Amerika Gürcistan’ı daha çok tercih ediyor. Ermenistan’a çeşitli yardımlar yapıyor. İnsan hakları, ifade özgürlüğü, ulusal azınlıklar, siyasi tutuklu ve s. gibi konularda ise eleştiri hedefi Azerbaycan oluyor. Buna rağmen, işte Azerbaycan’ı silahlandırarak Rusya’ya karşı koymak niyeti vardır (Bkz.: George Friedman. Gösterilen maddesine).

Dikkat edersek görürüz ki, Amerika, esasen, Müslüman devletlerini riske atıyor. Bu siyaset açısından Azerbaycan’ı herhangi alyansa dahil etmeye İran’ın verebileceği tepkiyi unutmamak gerek. Bakü Tahran’ı kışkırtabilecek herhangi adımdan vazgeçmelidir. Şimdiye kadar Azerbaycan bu görüşü savunmuş. Böyle anlaşılıyor ki, G. Friedman`ın arzuladığı alyans oluşturulsa, İran – Azerbaycan ilişkilerinde belirsizlik oluşabilir.

Nihayet, ABD’nin kendisini askeri çatışmaların dışında tutması küçük mesele değildir. Ortadoğu tecrübesi gösteriyor ki, bu taktik Amerika’yı Müslümanların gözünden salmamağa hizmet ediyor. Örneğin Lübnan deneyimini analiz eden uzmanlar bu bağlamda ilginç fikirler söylüyorlar (Bkz.: F. Stephen Larrabee, Peter A. Wilson. NATO Needs a Southern Strateji / “The National Interest”, 27 Ocak 2014).

Tüm bunlar Ukrayna meselesinin küresel jeopolitik mücadele ile sıkı bağlı olduğunu gösteriyor. Dünyanın güçlü devletleri nüfuz uğruna keskin ve amansız mücadele ediyor. Anlaşılan, onlar bunu tüm eski Sovyet mekanına yaymak aşamasına başlıyorlar. Yeterince karmaşık durumdur. Böyle durumlarda bağımsızlığını elde etmiş devletlerin hangi taktiği seçmesi ilkesel önem taşıyacak. Fakat onu da unutmayalım ki, büyük devletler baskı yöntemi kullanmaktan vazgeçmiyorlar. Bu nedenle abartısız demeliyiz ki, tarihi sınav zamanı yaklaşıyor.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.