ASYA, BÜYÜK İŞBİRLİĞİ İHTİYACI VE MEVCUT ÇELİŞKİLER ARASINDA

upa-admin 30 Haziran 2014 1.956 Okunma 0
ASYA, BÜYÜK İŞBİRLİĞİ İHTİYACI VE MEVCUT ÇELİŞKİLER ARASINDA

Dünyanın jeopolitik ağırlık merkezinin Asya’ya geçeceği ile ilgili tahmini herkes hatırlar. Bu sürecin kolay olmayacağı hakkında da fikirler söylenildi. Reel gidişat da bunu teyit ediyor. Günümüzde uzmanlar ABD’yle Çin arasında stratejik işbirliğini öngören “G2” formatından konuşuyorlar. Fakat bu, sadece teorik bir yaklaşımdır. Somut olarak, bu bölgede çok sayıda çelişkiler vardır ki, onların nasıl ortadan kaldırılabileceği meselesi açık değildir. Onlar, küresel ve bölgesel ölçekte kendini gösteren etkilerle bağlantılıdırlar. Tüm bunlar Asya’da jeopolitik dinamiğin kaderi üzerinde düşünmeye zorlar. Süreçlerin hangi senaryo üzere gelişebileceği meselesi güncelleşiyor.

“Büyük İkilik”: Yeni İşbirliği Modeli mi?

Asya yavaş yavaş küresel jeosiyasetin gerginlik merkezine dönüşüyor. Şimdi analistler “Asya’nın geleceği nasıl olabilir?” sorusunu sık sık soruyorlar. Sorun dünyanın büyük devletlerinin nüfuz uğruna mücadelesinin yeni bir seviyeye yükselmesi ile ilgilidir. ABD, Çin, Rusya, Japonya ve Hindistan’ın Asya’da ilişkilerini nasıl geliştireceği meselesi daha da güncelleşti.

Uzmanlar bu bağlamda bir takım faktörlere dikkat ediyorlar. Singapur Üniversitesi Doğu Asya Ülkeleri Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Ç. Yunnyan yeni işbirliği modeli hakkında yazıyor. Ona göre, ABD-Çin ilişkileri “G2” denilen bir formatın oluşması yönünde gelişebilir.  Bu, ilginç bir formattır. Hatta bazı uzmanlar “Chimerica” (Çin artı Amerika) terimini kullanmayı teklif ettiler. Burada temel olarak iki devletin ekonomisinin karşılıklı bağımlılığı öngörülüyordu. Siyasi işbirliği bunun üzerinde kurulmalı idi (bkz.: Чжэн Юннянь.Будущее Азии: отношения в формате G2 или новая холодная война? / “İnoSMİ.ru”, 2 Haziran 2014).

Ama gerçekte bunun tersi gözlenir. İki büyük devlet arasında ilişkiler giderek daha gergin hale geliyor. Artık küresel düzeyde jeopolitik çatışma ihtimali yükselmiş gibi görünüyor. İlginçtir ki, bunun kökünü uzmanlar bütün Asya’da jeopolitik manzaranın oluşumunun tarihinde görürler. Somut olarak, Batılı ülkelerin Asya’ya nüfuz etmesine kadar bu bölgede “baç-haraç sistemi” denilen jeopolitik ilişkiler sistemi mevcut olup, bunun merkezinde ise Çin emperyalizmi duruyordu. Haraç vermesi gereken ülkeler Pekin’e baş eğmeli, onun kölesi gibi davranmalı idiler.

Bu durum, Batı’nın Uzak Doğu’ya gelişiyle değişmeye başladı. Asya’nın modern jeopolitik manzarası Batı tarafından oluşturulmuştur (bkz.: önceki kaynağa). Burada gelenek ile modernlik arasında gizli bir çelişki mevcuttur. Ancak Çin, oluşmuş bu durumu ciddi değiştirmeye kadir değildir. Pekin, Batı kriterleri mevcut olan jeopolitik dinamiğe uymaya mecburdur.

Mesele şimdi bununla da sınırlı değildir. Asya çok kutuplu jeopolitik düzene geçiş yapmaktadır. Büyük devletlerin bölgedeki mücadelesi de işte bu nokta üzerinde kurulmuşutr. Şu anda ABD, Çin, Japonya, Rusya ve Hindistan arasında kendine özgü jeopolitik ilişkiler oluşmuştur ki, bunları kesin olarak nitelemek zordur. Uzmanlar birkaç seçenekten bahsediyorlar.

Birincisi, dünya çapında “Soğuk Savaş”. İkincisi, lokal “Soğuk Savaş” (Çin ve Japonya arasında). Üçüncüsü, ABD tedricen Asya’da jeopolitik etkinliğini zayıflatır. Dördüncüsü, “Büyük ikilik” (G2) formatını öngören bölgesel yapının oluşması (bkz.: önceki kaynağa). Kuşkusuz başka senaryolar da olabilir. Fakat burada ilginç olanı iki tezin yer almasıdır. Bunlardan biri, Asya’da jeopolitik çelişkilerin ilerlemesinin kesin itiraf edilmesinden ibarettir. Bu tezde  zaman içerisinde Japonya, Çin, Vietnam, Kore, Tayvan ve diğer bölge ülkeleri arasında bir takım ihtilafların oluşması öngörülüyor. Diğer husus gibi ABD’nin bu süreçleri ciddi etkilemesi de kabul edilir.

Durumun bu tür içerik arz etmesi Asya’da Amerika’nın karmaşık jeopolitik oyun oynadığı hakkında sonuca varmaya zorlar. Bu bağlamda ABD-Avrupa, ABD-Rusya ve ABD-Hindistan ilişkileri yeni bir açıdan gündeme gelir. Diğer yandan, bunların arka planında Çin’in attığı adımlar ilginçtir. Son zamanlarda ise Hindistan’ın siyasi ortamında yaşanan olaylar bölgede jeopolitik biçimlenmenin karmaşık nitelik taşımaya başladığını gösteriyor.

Küresel ve Bölgesel Çelişkiler: Tehditler Artıyor

Bu bağlamda iki husus ilginçtir. Birincisi, Çin’in Avrupa ile ilişkilerinin içeriği. Uzmanlar vurguluyorlar ki, son üç ayda Çin yönetimi Avrupa’ya gezilerini yoğunlaştırmış. Öncelikle, ÇHC`nin Cumhurbaşkanı Şi Cinping Hollanda, Fransa, Almanya ve Belçika’ya gezi yaptı. Onda Çin 4 Avrupa ülkesi ile 120 anlaşma imzaladı. 16 Haziran tarihinden ise Başbakan Li Kegiang İngiltere ve Yunanistan’a geziye başladı.

Uzmanların görüşlerine göre, AB ile Çin’in karşılıklı bağımlılığı güçlenmiştir. Avrupa Birliği, stratejide Pekin`le ilişkileri genişletmek istiyor. Bunu üç yönde – ekonomi, siyaset ve kültür temelinde gerçekleştirmek imkanlarının oluştuğunu yazıyorlar (bkz.: Су Сяохуэй. Визиты Си Цзиньпина и Ли Кэцяна в Европу дают три сигнала / “Jenmin Jibao”, 17 Haziran 2014). Bu nedenle Rusya ile ilişkilerinin bozulmasını istemiyorlar. Çünkü Moskova Brüksel`le Pekin arasında koordinatör rolünü oynayabilir.

Dikkat edersek, görürüz ki, Ukrayna olayları diğer hususların yanı sıra, hem de AB ile Çin arasında uçurum yaratabilir. Rusya ile Avrupa’nın ilişkilerinin bozulması böyle bir ihtimali ileri sürmeye esas verir. Aynı zamanda, Kafkasya ve Orta Asya istikametinden AB`nin Çin’le ilişkileri geliştirmesi ihtiyacının arttığını söylemek mümkündür.

İkincisi, ABD-Çin ilişkilerinin hangi yönde gelişeceği meselesi hayli güncelleşmiştir. “G2” teorik olarak ilginç model olsa da, pratik açıdan ciddi engellerin varlığını inkar etmek olmaz. Washington bir yandan, bölge çapında gözlenen çelişkilerden yararlanmaya çalışıyor, diğer yandan ise, Pekin’in Avrupa ve Rusya ile ilişkilerinde belirsizlikler kurmaya çalışıyor. Yukarıda AB-Çin ilişkilerinin bir parçasına dikkat ettik. Moskova’nın Pekin`le enerji alanında işbirliğinin önlemek için ise daha küresel programların hayata geçirilmesi bekleniyor. Onların sırasında Uzak Doğu’da bölgesel çatışmaların oluşturulması ayrıca yer alır.

Bu açıdan Asya’nın büyük devletleri arasındaki ilişkilerin içeriği ilginçtir. Hatta bazı yazarlar bu konuyu küresel jeosiyaset için en ciddi tehlike olarak görürler (bkz.: örn., Nouriel Roubini. Global Ground Zero in Europe / “Project Syndicate”, 30 Nisan 2014). Burada birkaç faktörün etkisi vurgulanıyor. Her şeyden önce, Asya’nın büyük devletlerinde milliyetçi güçlerin iktidara gelişi süreci gözleniyor. Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Çin Başkanı Şi Cinping, Güney Kore Başkanı Pak Kin He ve Hindistan’ın yeni Başbakanı Narendra Modi bu kategoriye aittirler.

Başka bir faktör; bu liderlerin eski modeli inkar eden karmaşık reformları ciddi rekabet ortamında hayata geçirmeli oldukları ve bunun da keskin sorunlar yaratması ile ilişkilidir. Sonraki nokta ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin vaatlerine ne derecede sadık olabileceği meselesi ile ilgilidir. Nihayet, Asya’da muhtemel savaşın sorumluluğunu üzerine almayı başaracak devlet yoktur (bkz.: önceki kaynağa).

Tüm bunlara bölge ülkeleri arasında ihtilafların derinleşmesini ve Hindistan’a milliyetçi moralin güçlenmesini eklemek mümkündür. Birbirine toprak iddialarında bulunan Japonya, Çin, Kore, Vietnam, Tayvan, Filipinler kendi konumlarından geri dönmüyorlar. Bu da bölgede askeri gerginliği yükseltiyor. N. Modi`nin Hindistan’da parlamento seçimini kazanması ve Başbakan görevine sahip olmasını uzmanlar Asya’da yeni bir olay şeklinde nitelendiriyor.

Mesele şu ki, bu siyasetçi Hintlilerin çıkarlarını daha çok savunuyor (“Hindistan Hindliler içindir” sloganının yazarıdır) ve Müslümanlara karşı sert tavrı ile fark ediliyor (bunu N. Modi Gucarat eyaletinde vali görevindeyken göstermiştir). Dış politikada ise daha sinsi bir tavır sergilemeye başladı. O, hem Japonya, hem de Çin’le stratejik ortaklık hakkında konuşuyor. Ancak arka planda Hindistan’ın bölgesel liderliği için faaliyet gösteriyor (bkz.: Алексей Коваль. Индия меняет курс / “Зеркало недели. Украина”, 13 Haziran 2014).

Bunlar Asya’da jeopolitik belirsizliğin habercisidir. Aynı zamanda, büyük devletlerin ciddi çatışması ihtimalinin az olmadığını gösteriyor. Küresel jeosiyasetin ağırlık merkezinin Asya’ya geçmekte olduğunu düşünürsek, bu tür gelişmelerin büyük tehlikeler yaratabileceğini kabul etmeli oluyoruz.

Kaynak: Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.