DÜNYA KUPASI’NIN SİYASİ ÇİZGİLERİ

upa-admin 15 Temmuz 2014 2.534 Okunma 0
DÜNYA KUPASI’NIN SİYASİ ÇİZGİLERİ

“Futbol başkenti” Brezilya’da düzenlenen 20. Dünya Kupası Almanya’nın galibiyetiyle sona erdi. Her büyük spor yarışması gibi bu etkinlik de spor tarihine kaydedildiği gibi bazı siyasi hususlarla da akıllarda kaldı.

Öncelikle tüm dünya kamuoyu Brezilya’da Dünya Kupası’nın bayram gibi kutlanacağını beklediği halde, ardarda grev ve itirazların yapılması şaşkınlık doğurdu. Henüz şampiyona başlamadan önce, yerel nüfus altyapı projelerine ayrılan paranın sosyal ihtiyaçlara yöneltilmesi talebi ile büyük gösteriler düzenlediler. Böylece Latin Amerika’nın ekonomik devi Brezilya’nın küresel sahnede iddia ettiği konumun, ülke nüfusu tarafından ne kadar desteklendiğine de açıklık gelmiş oldu. Öyle ki, yakın gelecekte dünyanın ekonomik güçleri arasında ilk beşe girmeyi hedefleyen Brezilya, BM Güvenlik Konseyi’nin de daimi üyesi olmak iddiasındadır. 21. yüzyılın siyasi mimarisinde küresel oyuncu olmak isteyen Brezilya, bu dünya şampiyonasında sanki ilk testten geçiyordu. Dünya Şampiyonası küresel ölçekli bir eylemdir. Bu durumda yerel halkın itirazları küreselleşme aleyhine adım gibi de ölçülür. Böylece Brezilya’nın dünya sahnesinde iddia ettiği konum ile nüfusun ilişkisinin şimdilik denk düşmediği görülmektedir.

Oyunlara ev sahipliği yapan Brezilya takımının oyunları siyasi düzlemde kendine özgü çizgilere sahiptir. Burada esas rekabet Amerika kıtası genelinde gözden geçirilir. Birincisi, eğer Brezilya kendi evinde Uruguay`la karşılaşıp mağlup olsa idi, muhtemelen bu ülkede iktidar krizine neden olabilirdi. Çünkü, 1950 yılında Brezilya savaştan sonra ilk Dünya Kupası’na ev sahipliği yaparken, Brezilya futbolcularının Uruguay milli takımına yenilmesi bu ülke tarihinde en büyük facialardan sayılır. Bu nedenle Brezilya-Uruguay çatışması her iki ülke vatandaşları tarafından siyasi öneme sahip bir olay olarak kabul edilir. Ancak bu şampiyonada Uruguay’ın Kolombiya’ya yenilgisi bu tehlikeyi uzaklaştırdı. Bunun yerine Brezilya’nın çeyrek finalde Kolombiya ile oynaması, yorumcular tarafından “kahve mücadelesi” gibi değerlendirildi. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre kahve üretiminde dünyada birinci yeri Brezilya, ikinci yeri ise Kolombiya tutuyor. Şampiyonada da “kahve oyunu”nda yerler değişmedi. Brezilya kazandı. Eğer Brezilya finale çıkabilseydi, Latin Amerika’da liderlik uğruna mücadeleye de tanık olabilirdik. Ancak finalde Amerika kıtasının nüfuzunu Arjantin temsil etti.

Futbol Şampiyonası Avrupa ülkelerinin konumu açısından ilginç oldu. Bu şampiyona da gösterdi ki, küresel krizin temel halkası Avrupa’dır. Avrupa ülkeleri dünyada mali-ekonomik, kültür, uluslararası hukuk, adalet krizi ile birlikte futbol krizinden de eziyet çektiklerini gösterdiler. Böyle olmasaydı İspanya, İngiltere, İtalya gibi ülkeler grupta kalmazdı. Doğru, Almanya şampiyon olmakla “İhtiyar kıta”nın imajını korudu. Genelde Almanya son yıllarda İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez kendine özgü siyasi, ekonomik siyaset çizgisi gerçekleştiriyor. Öyle ki, Almanya “Arap Uyanışı” süreçlerinde diğer Batı ortaklarından farklı olarak olaylardan uzak kalmayı tercih etti. Daha sonra Ukrayna sürecinde da Almanya kendi milli çıkarlarına uygun hareket etti. Almanya, Rusya’nın hidrokarbon kaynaklarına bağımlılığı dikkate alarak Ukrayna olaylarına karşı liberal bir tutum ortaya koydu. Almanya, Rusya ile işbirliğine herhangi üçüncü devletten yana zarar vermek istemiyor. Öte yandan, son günlerde Almanya ile ABD arasında belli sorunların yaşandığını görüyoruz. Almanya, ABD tarafından yapılan güçlü casus kontrolüne itiraz etmeye başladı. Aslında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra böyle bir kontrolün olması hiç kimseye, özellikle Alman yetkililerine sır değildi. Sadece ilk kez Almanya buna resmi itirazını açık şekilde bildirdi. Böylece, yeterince bağımsız görünen bu siyasi çizgi sanki takım şampiyon olunca kendi mantıksal sonucunu bulmuş oldu.

Gruptan çıkan Avrupa takımları arasında oyunlar da siyasi ağırlığı göre önemliydi. Bu anlamda Almanya-Fransa oyunu tüm dünyanın ilgisini çekmişti. İlginç nokta ise daha çok şuydu ki, belki de tarihte ilk kez Fransızlar Almanya takımına amigoluk etmişlerdi. Doğru, bu Almanya’nın Fransa ile değil, Cezayir`le oyunu sırasında olmuştur. Öyle ki, dünya şampiyonası tarihinde ilk kez gruptan çıkan Cezayir taraftarları, Fransa’da bu zaferi gösterilerle kutladılar. Marseille ve çevredeki şehirlerde Cezayir asıllı göçmenlerin zafer sevinci Fransızlar tarafından hiç de olumlu karşılanmadı. Bu nedenle Almanya ile Cezayir oyununda Fransızlar kendi ezeli rakipleri olan Almanya’yı tutuyorlardı.

Genellikle, Cezayir’in 20. Dünya Şampiyonası siyasi meydanında en önemli çizgi olduğunu söylersek, zannediyorum, yanılmayız. Bu takımın tüm temel oyuncularının Fransa’da doğmuş olanlar olması meseleye siyasi renk katıyordu. Fransa’da artık bütün bir takım olabilmiş kadar göçmen neslin yetişmesi ve onların kendi ana vatanlarını seçmesi Avrupa’nın artık bu yeni sakinlerle hesaplaşmak gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu şampiyonada Fransa milli takımının Cezayir asıllı yıldızı Karim Benzema olmadan nasıl etki yaratabileceği de ayrı bir meseledir. Genellikle, Fransa milli takımının 23 kişilik kadrosundan 12’si Afrika asıllı ve onlardan çoğu da Müslüman’dır. Avrupa’nın köklü ülkelerinden biri olan Fransa, artık Müslüman azınlığının artan konumu ile karşı karşıya. Özellikle de, Fransa’nın Akdeniz kıyılarında Müslüman göçmenler büyük siyasi ağırlığa sahiptir.

Cezayir milli takımının futbolcularının bireysel hareketleri de siyasi çizgilerle akıllarda kaldı. Öyle ki, bazı Arap işadamları ve sanatçıları 2014 Dünya Kupası’nda Cezayir milli takımı futbolcularının attığı her gole göre para ödülü, galibiyete ise son model otomobil hediye edeceklerini açıklamışlardı. Cezayir oyuncusu İslam Slimani ise kendisinin ve takım arkadaşlarının bu ödüle ihtiyacı olmadığını ve onlara verilecek paranın Filistin halkına gönderilmesini istedi. Bu da, İslam aleminde çok da aktif olmayan Cezayir devletinin oyuncularının Müslüman taassubu gibi değerlendirilmiştir.

Bu Dünya Şampiyonasında siyasi olarak akılda kalan diğer çizgiler de olmuştur. İran takımının açık giyinen kadın hayranları, Brezilya’ya turist vizesi ile gelen 200’e kadar Gana vatandaşının mülteci statüsü almak için başvuruları, Kuzey Kore’nin resmi televizyon kanalında bu ülkenin millilerinin şampiyon olması hakkında montaj görüntülerin yayınlanması vs. Brezilya’da yapılan dünya şampiyonasından hafızalarda kalmıştır.

Böylece, 20. Dünya Şampiyonası küresel çapta siyasi olaylarla zengin bir olay olarak tarihe kavuştu. Yeni dönemde artık bağımsız siyaset hayata geçirmeye başlayan Almanya’nın zaferi tesadüfi kabul edilemez. Avrupa’nın siyasi haritasında oluşmakta olan yeni güçler dengesi futbolda da artık kendi liderini bulmuş oldu.

Arastü HABİBBEYLİ (PhD)

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.