AVRUPA BİRLİĞİ’NDE SON GÖREVLENDİRMELER VE TÜRKİYE

upa-admin 10 Eylül 2014 1.543 Okunma AVRUPA BİRLİĞİ’NDE SON GÖREVLENDİRMELER VE TÜRKİYE için yorumlar kapalı
AVRUPA BİRLİĞİ’NDE SON GÖREVLENDİRMELER VE TÜRKİYE

Avrupa Parlamentosu seçimlerinden bu yana, Avrupalı liderlerden oluşan AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu arasında süren AB Komisyonu Başkanlığı ve diğer üst düzey görevler için devam eden müzakere süreci büyük oranda tamamlandı. Ülkeler, siyasi gruplar, ulusal siyasetteki konumları ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinden elde ettikleri sonuçlarla bu önemli görevlerin beş yıl için kimlere verileceği ortaya çıktı. Bugün belirlenmiş AB Komisyonu, Jean-Claude Juncker tarafından basın ile paylaşılan AB Komiserleri ve Başkan Yardımcıları listesi gündemi oluşturdu.

Buna göre; tepe görevler AB Konseyi ve AB Komisyonu muhafazakâr EPP’den Tusk ve Juncker’in, AB Dış Eylem Birimi ve Avrupa Parlamentosu’ndaki tepe görevler ise sosyal demokrat Mogherini ve Schulz’un oldu. Siyasi dağılımda büyük bir değişim gözlemlenmezken, Tusk ve Mogherini’nin profilleri iyileştirdiği, Schulz’un yerini koruduğu, Juncker’in ise Euro krizi nedeniyle yıpranmış olsa da,  Barosso’nun performansını aşabilecek üst düzey bir AB Komisyonu kurmayı başarmış olduğu gözlemleniyor.

Bu çalışmada AB Komisyonu’na odaklanılacağı için, diğer kurumlarla ilgili ayrıntılı bir değerlendirme yapılmamaktadır. Ayrı bir çalışma ile diğer AB kurumlarında son görevlendirmeler ve bunların Türkiye’ye etkileri somut öneriler ile beraber paylaşılacaktır.

Yeni Komisyon’da görev dağılımı şu şekilde oldu:

Başkan – Jean-Claude Juncker (Lüksemburg)

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi (Başkan Yardımcısı) – Federica Mogherini (İtalya)

İyileştirilmiş düzenlemeler, kurumsal ilişkiler, hukukun üstünlüğü ve temel haklar bildirgesi (Başkan Yardımcısı) – Frans Timmermans (Hollanda)

Bütçe ve insan kaynakları (Başkan Yardımcısı) – Kristalina Georgieva (Bulgaristan)

Dijital ortak pazar (Başkan Yardımcısı) – Andrus Ansip (Estonya)

Enerji Birliği (Başkan Yardımcısı) – Alenka Bratusek (Slovenya)

Euro ve toplumsal diyalog (Başkan Yardımcısı) – Valdis Dombrovskis (Letonya)

İstihdam, büyüme, yatırımlar ve rekabetçilik (Başkan Yardımcısı) – Jyrki Katainen (Finlandiya)

Tarım ve kırsal kalkınma – Phil Hogan (İrlanda)

İklim ve enerji – Miguel Arias Canete (İspanya)

Rekabet – Margrethe Vestager (Danimarka)

Dijital ekonomi ve toplum – Günther Oettinger (Almanya)

Ekonomi ve finansal işler, vergi ve Gümrük Birliği – Pierre Moscovici (Fransa)

Eğitim, kültür, gençlik ve vatandaşlık – Tibor Navracsics (Macaristan)

İstihdam, toplumsal işler, beceriler ve işgücünün dolaşımı – Marianne Thyssen (Belçika)

Çevre, denizcilik ve balıkçılık – Karmenu Vella (Malta)

Avrupa Komşuluk Politikası ve genişleme müzakereleri – Johannes Hahn (Avusturya)

Finansal istikrar, finansal hizmetler ve sermaye piyasaları birliği – Jonathan Hill (İngiltere)

Sağlık ve gıda güvenliği – Vytenis Andriukaitis (Litvanya)

İnsani yardımlar ve kriz yönetimi – Hristos Stilianidis (Kıbrıs)

İç pazar, sanayi, girişimcilik ve KOBİ’ler – Elzbieta Bienkowska (Polonya)

Uluslararası işbirliği ve kalkınma – Neven Mimica (Hırvatistan)

Adalet, tüketiciler ve cinsiyet eşitliği – Vera Jourova (Çek Cumhuriyeti)

Göç ve içişleri – Dimitris Avramopoulos (Yunanistan)

Bölgesel politika – Corina Cretu (Romanya)

Araştırma, bilim ve inovasyon – Carlos Moedas (Portekiz)

Ticaret – Cecilia Malmström (İsveç)

Ulaştırma ve uzay – Maros Sefcovic (Slovakya)

Bundan sonraki aşamalar:

11/12 Eylül :   Yeni AB Komisyonu üyelerinin gelecek politikaları şekillendireceği ve oryantasyon kazanacağı seminer.

29 Eylül – 3 Ekim : Avrupa Parlamentosu’nun ilgili komitelerinde ilgili komiser adaylarının her biri üç saat süren politikalarını, yapacaklarını savunacakları mülakatlar. Yarım saatlik sunum sonrası Avrupa Parlamentosu üyelerinin çoğunlukla oldukça sert olan sorularını yanıtlayacaklar. Görevleri bu mülakatlar sonucunda kesinleşecek.

6 Ekim haftası : AB Komiserleri’nin Avrupa Parlamentosu komitelerindeki savunmalarının sonuçlarının belli olması.

13 Ekim haftası : Eğer gerekli ise ikinci savunmaların Avrupa Parlamentosu tarafından alınması

22 Ekim : Avrupa Parlamentosu ana oturumunda tüm AB Komisyonu üyelerinin basit çoğunluk usulüyle oylanması.

3 Kasım : Yeni AB Komisyonu üyelerinin görevlerine başlaması.

1 Aralık : AB Konseyi Başkanı olarak Donald Tusk’ın göreve başlaması.

AB Komisyonu’nda Juncker Yönetiminde Neler Değişiyor?

AB Komisyonu’nda daha etkili bir çalışma düzeni için Juncker döneminde şu yenilikler uygulanacak:

  • Başkan yardımcıları bu dönem belirlenen “proje takımları”ndan sorumlu olacaklar. Bu proje takımları, AB Komisyonu’nun önceliklerini ileriye taşımak için değişen yedi komiserin takımlarından oluşturulacaklar.
  • Başkan yardımcıları sorumlu oldukları komiserlerin genel müdürlüklerine doğrudan erişim sahibi olacaklar.
  • Başkan yardımcıları alanlarında derin bir deneyim sahibi olan isimler ve başbakanlardan oluşuyor.
  • Yeni üst düzey AB Komisyonu çok sayıda eski başbakan ve eski bakandan oluşuyor.
  • Juncker öncelik olan büyük politikalara daha çok enerji, kaynak ve zaman ayrılacağını, daha az öncelikli olanlara da buna göre eğilineceğini açıklamasında özellikle vurguladı. AB vatandaşlarının hoşlanmadığı mikro-düzenlemeler azalacak.
  • İklim ve eneji, çevre ve denizcilik işleri, adalet ve tüketiciler dosyaları tekrar elden geçirilip yeniden şekillendirildi.
  • Euro ve sosyal diyalog için bir başkan yardımcısı atandı.
  • Başkan yardımcıları, başkan Juncker ile komiserler arasında bir süzgeç rolü üstlenecek ve komiserlerin projelerini veto etme yetkileri olacak.
  • 27 atanmış AB Komiseri’nin kendi ülkelerinin ulusal çıkarlarını AB Komisyonu çalışmalarına yansıtmamaları gerektiğini Juncker özellikle vurguladı. Böyle bir durumda Juncker’in görevden alma ve yeniden atama yetkisi olacak.
  • Avrupa Parlamentosu ile AB Komisyonu arasında sıkı bir işbirliği olacak. İki kurum arasındaki uyumsuzluk ortadan kaldırılacak.
  • Yeni AB Komisyonu’nda komiserlerin yaş ortalaması 53, bir önceki komisyonda bu ortalama 55’ti.
  • Tüm AB Komiserleri’nin tamamı AB Komisyonu’nun politikalarını ulusal düzeyde savunmak, anlatmak üzere hazır olacaklar.

AB Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri Komiseri Johannes Hahn

Johannes Hahn’ın AB Komşuluk Politikaları ve Genişleme Müzakereleri Komiserliği görevi için atandığı diğer dosyalardan sorumlu komiserlerle beraber bugün AB Komisyonu Başkanlığı görevini üstlenecek Jean-Claude Juncker tarafından açıklandı.

İlk olarak dikkati çeken; genişleme komiserliğinin kaldırılacağı haberleri yayıldıktan ve tepkilerden sonra genişleme komiserliğinin adının değiştirilmesi oldu. Çek Stefan Füle döneminde AB Genişleme ve Komşuluk Politikaları olan görevin, AB Komşuluk Politikaları ve Genişleme Müzakereleri olarak değiştirilmesi öncelik sıralamasında değişime işaret etse de, göz ardı edilemeyecek önemde olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koydu. Bazı Türk basın kaynaklarında yer aldığı gibi bu küçük değişiklik Genişleme Komiserliği’nin kapanması anlamına kesinlikle gelmiyor. Tam tersine, birçok komiserliğin isimlerinde değişiklik yapıldı ama genişleme komiserliği korundu. Zaten Genişleme Genel Müdürlüğü de önemli bir kadro ile çalışmalara devam edecek.

Diğer taraftan AB’nin kurumsal bir yeniden yapılandırma içinde olduğu bu dönem içinde, yeni bir kurum olan Avrupa Dış Eylem Birimi’nin (EEAS) kurumsal yapısının oturması ve AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi (Federica Mogherini) görevinin netleşmesi gerekiyor. AB Komşuluk Politikaları ve Genişleme Komiserliği’nin çalışma alanı ise EEAS ve Yüksek Temsilci’nin çalışma alanı ile kesişiyor. Üstelik Yüksek Temsilci Mogherini, aynı zamanda AB Komisyonu Başkan Yardımcısı da olduğu için bu kesişme çoğunlukla yüksek temsilci lehine işleyecektir. Benzer durumlar önceki Yüksek Temsilci Ashton ve AB Komiseri Füle döneminde de gözlemlenmişti.

Bu dönem Hahn’ın AB Komisyonu’nda ikinci dönemi olacak. 2009-2014 dönemi arasında AB Bölgesel Politika Komiserliği görevini yürüten Hahn, Türkiye’yi iyi tanıyor ve çalışma konusu nedeniyle Türkiye ile birçok çalışma ve projeyi yürüttü. Türkiye’den yerel yönetim temsilcileri ile de temasları oldu.

Siyasi olarak Avrupalı muhafazakâr siyasi partileri bir araya getiren Avrupa Halkları Partisi’nin (EPP) hem üyesi, hem de Avrupa düzeyindeki çatı parti EPP’nin Başkan Yardımcısı. EPP içinde Türkiye’nin üyeliğine dair ülke ve partilere göre çeşitli yaklaşımlar öne çıkmakla beraber, son dönemde Türkiye’nin üyeliğine karşıt gruplar seslerini daha fazla yükseltiyorlar. Bunda iki önemli faktör etkili oldu. Birincisi, Türkiye’de artan demokratikleşme sorunları ve insan hakları ihlallerinin Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanların elini güçlendirmiş, destekleyenlerin elini zayıflatmış olması. İkinci neden ise, AKP tarafından yapılan önemli bir stratejik hata olarak EPP’den ayrılarak, Avrupa şüphecilerinin yoğunlaştığı küçük bir çatı parti olan ECR’a dâhil olunmasıydı. AKP’nin Avrupa merkez sağı ile zayıf da olsa var olan bağını böylece koparması, EPP içindeki karşıt gruplara hareket alanı sağladı. Avrupa solu ve ilerici partilerinin çatı partisinde temsil edilen CHP’nin karşısında Avrupa düzeyinde Türkiye için olumlu etki olanaklarında asimetri yarattı. Juncker’ın AB Komisyonu Başkanlığı görevinin netleşmesinden bu yana sürdürdüğü Türkiye’nin üyeliğine mesafeli çizgisinde de bu iki faktör etkili oldu. Yeni komiser Hahn da EPP’nin başkan yardımcılığı görevini yürüten parti içinde aktif bir isim.

AB Komiserleri AB üyesi ülkelerin hükümetleri tarafından belirleniyor. Şu an Avusturya’da Sosyal Demokratlar (SPÖ) ile muhafazakâr Hristiyan Demokrat – ÖVP’nin kurduğu koalisyon görevde. ÖVP küçük ortak olmasına rağmen AB Komiserliği görevine bir sosyal demokrat yerine mevcut AB Komiseri Hahn’ın getirilmesini kabul etti.

Juncker açıklamasında özellikle komiserlerin ülkelerinin siyasi eğiliminin dosyaların yönetimine etki etmemesi konusunda hassas olduğunu net şekilde ifade etse de, uygulamada etkilerini göreceğiz. Hahn’ın Türkiye çalışmalarına ne kadar etki etmesini beklesem de, ülkesi Avusturya Avrupa Birliği ülkeleri içinde Türkiye’ye en sempati ile yaklaşan ülkeler arasında sayılmıyor. Partisi muhafazakâr, Hristiyan Demokrat ÖVP de Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkışları ile tanınıyor. Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başladığı 3 Ekim 2005 gecesi görüşmeleri Türkiye karşıtlığı ile çıkmaza sokan Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de ÖVP’li bir siyasetçiydi. Hahn’ın siyasi çizgisi ise hiçbir zaman Plassnik gibi sert bir çizgide olmadı. Kendisi ile yaptığımız görüşmelerde de Türkiye’ye sempatisini ve müzakere sürecinin devamı yönündeki istencini ifade etmekten çekinmeyen bir siyasetçi.

AB Komisyonu’nun işleyişi gereği AB Komiserlerinin ülkelerinin ilgili alandaki politikalarından bağımsız hareket etmesi beklenmekte ise de, etkilenmediklerini söylemek gerçekçi olmayacaktır. Çek ve sosyal demokrat Stefan Füle’den hem görev içeriği, hem de çizgi olarak belli farkları olabilecek Hah,  bu alandaki tavrını önümüzdeki günlerde görevinin onaylanması için Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin soruları yanıtlarken daha net ortaya koyacaktır.

Mogherini: AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı

Genç bir kadın siyasetçi olarak, İtalya’da Renzi hükümetinin yarattığı rüzgâr ile İtalya Dışişleri Bakanı olan Federica Mogherini, bunun ardından AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilciliği görevini de alarak dış politikada profilini çok yükseltti. Birikimi ve vizyonu ile bu göreve çok uygun olan sosyal demokrat Mogherini, siyasette tabandan yetişmiş ve tıpkı Hahn gibi o da siyasi çizgisi güçlü olan bir siyasetçi. En son partisinde uluslararası ilişkilerden alanında görev üstlenen Mogherini, Brüksel’de PES Başkanlık Divanı’nda beraber görev yaptığımız bir siyasetçi. Hem Avrupa düzeyindeki siyaseti Brüksel’den yakından tanıyan, hem de ulusal siyasette dış politika deneyimi ile bu görev için biçilmiş kaftan.

Mogherini’nin partisi olan İtalyan Demokrat Partisi (PD) ise, Avrupa solu ve ilericilerini kapsayan, CHP’nin de üye olduğu ve yönetiminde temsil edildiği PES’in üyesi. Aynı zamanda PD, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde sosyal demokratlar içinde en çok sandalyeyi kazanan delegasyon olmayı başardı. Böylece S&D Başkanı PD’den bir siyasetçi Gianni Pittalli oldu.

Mogherini’nin uluslararası dış politika gündemi nedeniyle Türkiye ile yakın çalışması gerekiyor. Gündeminde öncelikli olarak IŞİD ile mücadele, Orta Doğu’da barış süreci, mülteciler & göç politikası gibi konular olacaktır. Genişleme ile kesişen alanlarda vize serbestisi süreci, ekonomi boyutuyla Gümrük Birliği’nin revizyonu, Transatlantik Ticaret ve Yatırım İşbirliği – TTİP’ye Türkiye’nin entegrasyon talebi gibi konular ön planda olacaktır. AB dış politika önceliklerinin; genişleme süreci öncelikleri demokrasi, insan hakları, müktesebata uyum sürecinde gerekli öncelik ve vurguları gölgelemesi riskine karşı dikkatli olmak gerekli.

Örneğin, Avrupa Parlamentosu üyeleri ile buluştuğu ilk toplantıda Türkiye ve demokratikleşme hakkında gelen sorulara verdiği yanıtlara da çeşitli Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin bu yönde eleştiri getirmeleri dikkat çekti. Avrupa Parlamentosu üyeleri Mogherini’nin dış politika girişimlerini sürdürürken, Türkiye’den de demokratikleşme konusunda utangaç olmayan bir tavır sergilemesini bekliyor.

Kurumsal yapılanma bakımından ise, AB katılım sürecindeki ülkelerle müktesebat uyumu ve sürecin yönetimi ile ilgili bir başka sorunlu alan dikkati çekiyor. AB’nin Ankara’da olduğu gibi diplomatik temsilciliklerinin Mogherini’nin başında olduğu EEAS kurumuna bağlı olması, ancak genişlemenin kendisinin görev alanları içinde tanımlanmaması, müzakereleri yürüten Genişleme Genel Müdürlüğü’nün ise AB Komisyonu içinde çalışmalarını sürdürmesi Türkiye’deki çalışmalar ve kamuoyu iletişiminde sorunlar yaratıyor. AB katılım sürecindeki Türkiye gibi ülkelerdeki dış diplomatik temsilciliklerin çalışma modelini ve kurumsal yapıyı yenileyerek buradaki tıkanıklığı aşabilir. Bu hem teknik alanda daha fazla ilerlemeye yardımcı olabilir, hem de Avrupa Birliği’nin geçtiğimiz yıllarda giderek zayıflayan Türkiye’deki görünürlük sorununa bir çözüm getirebilir.

Hem Hahn, hem de Mogherini’nin reform gündemini büyük oranda terk eden, AB ile etkileşimini ekonomi ve dış politika ortak girişimlerine kilitleme eğilimi içindeki Türk hükümeti ile genişleme perspektifini canlı tutmalarının güçlüklerini önümüzdeki dönemde göreceğiz. Türkiye hükümetinin siyasi hareketlerinin kısa vadeli çıkarlarına değil, Türkiye’nin ortak çıkarı olan Avrupa Birliği üyelik perspektifinin canlandırılması ve reform gündemine geri dönülmesine öncelik verip vermeyeceği belirleyecek birçok dengeyi.

İlerici vizyon sahibi bir Türk hükümeti, bugünkü hükümetten farklı olarak, Batı dünyasının bugün aşmaya çalıştığı kriz dönemini Batılı bir ülke olarak Türkiye’nin yurttaşlarının yaşam standartlarına ve geleceğine doğrudan etki yapacak AB üyeliği için önemli kazanımlar elde edebilirdi. Üstelik Batı dünyasındaki yerini de sağlamlaştırabilirdi. Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin ve muhalefetin hükümete AB reformları baskısını artırarak sürdürmesi de bu açıdan önem taşıyor.

Kader SEVİNÇ

Comments are closed.