MİT’İN BAŞARISININ PERDE ARKASI

upa-admin 22 Eylül 2014 1.719 Okunma 0
MİT’İN BAŞARISININ PERDE ARKASI

3 aydan fazla süredir Irak Şam İslam Devleti adlı yasa dışı örgütün elinde rehin tutulan 49 Türk diplomatı, örgütün eylem şiddetini en üst seviyeye çıkardığı ve ABD öncülüğünde oluşturulan koalisyon güçlerinin saldırı planları yaptığı bir dönemde Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yönettiği operasyon ile can kaybı yaşanmadan kurtarıldı. Her ne olursa olsun diplomatlarımızın zarar görmeden Türkiye’ye getirilmesinin büyük bir başarı olarak değerlendirilmesi gerekirken, IŞİD ile Türkiye arasında pazarlık yapıldığı ve Türkiye’nin örgüte karşılığında ne verdiği tartışmaları ülke gündemini meşgul ediyor.

IŞİD paraşütle bölgeye inmedi.

Daha önceki yazılarımda da vurgulamış olduğum üzere IŞİD, paraşütle uluslararası gündeme düşmüş bir örgüt değil. Suriye’de Esad karşıtı eylemlerin başladığı günden itibaren Özgür Suriye Ordusu adı altında birçok yasa dışı örgüt ortaya çıkmaya başladı. Bunları kimisi aşırılık yanlısı grupların temsilcilerinden oluşuyordu, kimisi de El-Kaide terör örgütünün uzantıları niteliğinde otorite alanı oluşturmaya çalışıyordu.

IŞİD’i oluşturan güçler Özgür Suriye Ordusunu paravan kullandı.

Dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri; Suriye’de Baas rejimi karşıtı grupların Esad’a karşı silahlandırılması ve maddi yardım sağlanması sürecinde bunun sağlıklı biçimde nasıl yapıldığıdır. Bu süreçte kontrollü şekilde mühimmatların terör odaklı grupların himayesine geçmemesi için dikkatle silahlandırılan muhalif grupların sonrasında, elinden IŞİD’in temelini oluşturan yasa dışı örgütler tarafından zorla mühimmatları alınarak gelir kaynaklarına el konulmuştur. Elbette siyasi otoriteden bahsedemeyeceğimiz ve kaosun hakim olduğu coğrafyada tam manasıyla kontrolü sağlamak veya örgütler arası diyalog düzeyi belirlemek son derece güç.

IŞİD bugün Türkiye sınırına yakın köyleri işgal ediyor, Irak topraklarında yer alan önemli enerji kaynaklarından gelir elde ediyor. Ayrıca dünyanın birçok noktasında IŞİD taraflarına rastlamak mümkün. Amerikalı gazeteci Foe’nin İngiliz aksanlı bir örgüt üyesi tarafından öldürülmesi bunun açık ispatlarından biri.

Türkiye ve İran bireysel istihbarat ağını güçlü tutmalı.

Orta Doğu coğrafyası üzerinde menfaati olan ülkelerin başında ABD, Birleşik Krallık, Rusya, Çin ile Fransa ve Almanya’nın başını çektiği Avrupa Birliği yer alıyor. Bir asırdan fazla olduğu gibi esas amaç, zengin petrol kaynaklarının sorunsuz şekilde Batı pazarına aktarılması ve enerji vanalarının başına Batı’nın şirketlerinin oturtulmasıdır. Bu hedef bundan sonraki yüzyılda da değişmeyecektir. Fakat her seferinde bir “terör kuklası” ile bölgeye nüfuz etmeye çalışan güçlere karşı özellikle Türkiye ve İran bireysel istihbarat ağının bağımsız olarak işleyişini sağlamak zorundadır.

Yerel aşiretler ulusal güvenliği sağlamada anahtar rolünde.

Türkiye adına bu istihbarat ağının sorunsuz çalışmasını sağlayacak en önemli enstrümanlardan biri bölgenin etkili aşiret gruplarıyla tesis edilecek diyalog mekanizmasıdır. Orta Doğu gibi özel bir coğrafyada daha öncede bahsetmiş olduğum gibi merkezi devlet otoritesinden artık bahsedebilmek son derece zor. Şehir devletlerinin otoritesi altında şekillenecek yeni Orta Doğu’da bölgenin büyük aşiretleri de söz sahibi olacaklar.

MİT’in kurtarma operasyonunda yerel aşiretlerin rolü büyük.

49 Türk diplomatının burnu kanamadan IŞİD’in elinden Türkiye’ye getirilmesinde elbette karşılıklı pazarlık olmuştur. Lakin bunu fidye şeklinde düşünmek yanlış olacaktır. Doğru olan pazarlığın diplomasi ve Türk istihbaratının yoğunlaştırdığı diyalog süreci ile başarılmasıdır. MİT tarafından IŞİD ile bağlantı kurulmasında yerel aşiretlerin rolü büyük. İşte yeni dönemde Türkiye istihbaratı ile coğrafyasında etkin bir güç olmak için çevre coğrafyasında yer alan güçlü yerel aileler ile de yakın temas halinde olmalıdır.

IŞİD biterse coğrafyaya huzur gelir mi?

Bir başka önemli husus IŞİD’e karşı savaşan gruplara sağlanan silah ve para desteğinin örgütün ortadan kalkması halinde akıbetinin ne olacağıdır. 1991 Körfez Savaşı’nda Saddam rejimine karşı silahlandırılan radikal Kürt gruplarının sonrasında bunları Türkiye’nin ulusal güvenliğine karşı kullandığını göz önünde bulundurursak, IŞİD sonrası bölge güvenliğini tehdit edecek terör odaklarının nasıl bertaraf edileceği sorusunun cevabının iyi düşünülmesi gerekir.

Furkan KAYA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.