ULUSLARARASI ARENADA KAFKASYA: DAĞLIK KARABAĞ VE SSCB’NİN DAĞILMASINDA ETKİLERİ

upa-admin 03 Ocak 2015 3.110 Okunma 1
ULUSLARARASI ARENADA KAFKASYA: DAĞLIK KARABAĞ VE SSCB’NİN DAĞILMASINDA ETKİLERİ

Sovyetler Birliği’nin Yıkılma Nedenleri

Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş döneminden sonra Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar’da “yayılmacı politika” sergilemeye başlamıştır. Balkanlar’da Arnavutluk, Bulgaristan, Yugoslavya gibi devletler, Sovyet rejimini kabul etmiştir. Fakat Kafkasya ve Orta Doğu milletleri, SSCB’nin uyguladığı yayılmacı politikaya karşı durmaya başlamışlar ve direniş göstermeye çalışmışlardır. Sovyetler Birliği, Orta Asya ve Kafkas halklarının düzenlediği milliyetçi direnişleri kırmak ve bu bölgelerdeki Sovyet otoritesini artırmak amaçlı, bu bölgede baskı kurmaya başlamıştır. Baskılar sırasında bölge halkları, SSCB tarafından ağır cezalara maruz kalmış, topraklarından sürülmüş[1] ve asimile edilmeye çalışılmıştır. SSCB’nin uygulamaya çalıştığı bu yayılmacı politika, zamanla Orta Asya ve Kafkas toplumlarında, sosyal çatlamalara da neden olmuştur.

Soğuk Savaş döneminde SSCB, ekonomik bütçesinin büyük kısmını silahlanma ve savunmaya ayırdığı için, devletin refah seviyesini yükseltememiş, 1975-1985 tarihleri arasında da büyük ekonomik krizlerle boğuşmuştur. Doğu Blokunda kaybettiği siyasi üstünlükleri, 1979 Afganistan Savaşı’ndaki mağlubiyet ve ağır silahlanma; ülke bütçesini ağır zarara sokmuş ve devlet, bu zararı karşılayabilecek ekonomik politikalar üretememiştir.

SSCB’nin, Kafkasya’da milliyetçiliğin önüne set çekilmesi için giriştiği iskân politikaları[2], zamanla Kafkas toplumlarındaki çatışmaları arttırmış ve bu çatışmalar SSCB güçlerinin kontrolünden çıkmaya başlamıştır. 1988’de başlayan Karabağ Savaşı[3], Kafkaslardaki krizleri artırmış ve SSCB’nin yıkılmasına da zemin hazırlamıştır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılması, 25 Aralık 1991 tarihinde SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov’un istifa etmesinin ardından, Sovyetler Birliği’ni teşkil eden Cumhuriyetlerin bağımsızlığını kazanmalarıyla gerçekleşmiştir. 1980’li yılların sonuna gelindiğinde, Sovyetler Birliği’nin Batı Bloku ile girdiği silahlanma yarışından mağlup bir şekilde ayrıldığı artık açıktı. Öyle ki, bu amansız yarış Sovyetler’in ekonomisinde tamiri imkânsız büyük yaralar açmış ve birliğin parçalanmasındaki en önemli unsuru oluşturmuştur. Durdurulamayan bu parçalanma süreci, 1985 yılında Mihail Gorbaçov’un birliğin Başkanı olmasıyla, bu süreci durdurmak için yeni önlem paketleri ortaya çıkmıştır. Temelde Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılandırma) olarak kendini gösteren bu politikalar, bazı ekonomik, sosyal ve siyasal hakların verilmesi ve bu konularda daha esnek bir yönetim anlayışının benimsenmesi prensibini içeriyordu. Ancak bu politikalar, zaten parçalanmakta olan birliği bir arada tutmaya yetmedi. Aksine, süreci hızlandırıcı bir etki yaptı. Glasnost ve Perestroyka’nın sağladığı özgürlük ortamından yararlanan tüm bastırılmış görüşler, daha rahat örgütlenebilecekleri göreceli liberal ortama kavuştular. Bu durumdan rahatsız olan ve Sovyetler’in eskisi gibi yönetilmesini savunan bazı generaller ve Politbüro üyeleri, Mihail Gorbaçov’a karşı darbe girişiminde bulundu. Boris Yeltsin tarafından engellendiği ileri sürülen bu darbe, birliğin birkaç ay içinde parçalanmasına yol açtı. Aralık 1991 yılında bir araya gelen Belarus, Ukrayna ve Rusya Başkanları, Sovyetler Birliği’ni fes ettiklerini ve bunun yerine Bağımsız Devletler Topluluğu’nun kurulduğunu açıkladılar.

Böylelikle, bu tarihten itibaren Avrupa ve Asya’nın siyasi haritası değişmiştir. 1917’de temelleri atılan ve 1922’de kurulan Sovyetler Birliği’nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’na bırakması, 20. yüzyılın en önemli olaylarındandır.[4]

Soğuk Savaş’ın Bitiminde Gorbaçov

Lenin’den sonra SSCB’deki 7. lider olan Gorbaçov, evvelce görülmemiş bir güç ve prestije kavuşmuş olan Sovyetler Birliği’nde, yüksek bir konuma erişmişti. Ancak kurulması bu kadar çok kan dökülmesine ve servete mal olan bir imparatorluğun ölümü sırasında Başkanlık yapmak onun kaderiydi. Gorbaçov, 1985’te iktidara geldiği zaman ekonomik ve sosyal bakımdan çürümeye yüz tutmuş bir nükleer süper gücün lideri oldu. 1991’de iktidardan devrildiği zaman, Sovyet Ordusu desteğini rakibi Boris Yeltsin’in lehine koymuştu; Komünist Partisi hukuk dışı ilan edilmiş ve Büyük Petro zamanından beri bütün Rus liderleri tarafından kan dökülerek kurulmuş olan imparatorluğu dağıtmıştı. 1985 Mart’ında Gorbaçov genel sekreter olarak atandığında, çöküşü düşünmek bile fantastik bir şeydi.[5] Henry Kissinger, Gorbaçov’u kendi görüşü ile böyle tanımlamıştı.

Soğuk Savaş bitip, SSCB dağıldıktan sonra, SSCB’ye bağlı bağımsız Orta Asya ve Kafkas Devletleri, siyasi boşluklardan yararlanarak tam bağımsızlık yolunda ilerlemeye başlamıştı. Bu dönemde SSCB’nin yerini Rusya Federasyonu[6] aldı. Orta Asya, Kafkasya kadar büyük siyasi karışıklıklara sahne olmamıştı. Fakat Kafkas coğrafyası, yeraltı kaynakları, enerji, ticaret ve ulaşım bakımından jeopolitik ve jestratejik bir öneme sahip olduğu için, Rusya Federasyonu bölgenin kontrolünü kaybetmek istemiyordu.

SSCB’nin Dağılmasının Türk Dış Politikası’na Etkileri

SSCB’nin dağılması ve Kafkasya’da oluşan siyasi boşluk, Türkiye’nin yeni siyasi manevralara yönelmesine neden olmuştur. Türkiye, genel özellikleri itibariyle Balkanlara benzeyen Kafkaslarda da, Soğuk Savaş sonrası döneme gerek psikolojik, gerekse diplomatik açıdan hazırlıklı girememiştir. Bu gecikmenin farkına varıldığında ise, Kafkaslar bir bütün olarak yeni bir çerçeve içinde ele alınamamış, Kafkasya politikası sadece Azerbaycan-Ermenistan Savaşı içerisinde değerlendirilmiştir.[7] Fakat SSCB’nin dağılması döneminde (1990-1991), Türkiye’de üç defa Başbakan ve Bakanlar Kurulu değişmiştir. Bir yıl içerisinde hükümetin üç defa değişmesi, sürekli kamu politikalarını ve dış politikaları etkilemiştir. Bu yüzden Türkiye, Kafkasya için nihai bir politika belirleyememiştir.

Kafkasya’daki Siyasi Boşluk ve Karışıklıklar

Kafkasya’da siyasi karışıklıklar aslen SSCB’nin dağılmasıyla başlamamıştır. SSCB, Kafkasya’da hakimiyetini sağladığı dönemde bile karışıklık vardır. Bu karışıklıkların en büyüğü ve günümüz siyasi arenasında tartışılan konu; Dağlık Karabağ anlaşmazlığıdır. Dağlık Karabağ anlaşmazlığı, SSCB dağılmadan önce patlak vermiş ve SSCB dağıldıktan sonra anlaşmazlık savaşa dönüşerek hem Ermenistan, hem de Azerbaycan devletlerinde büyük ekonomik ve askeri kayıplara neden olmuştur. SSCB’nin dağılması, bölgede büyük siyasi boşluklara ve karışıklıklara neden olmuştur. Çünkü daha önceden Kafkasya’da SSCB’ye bağlı devletlerin sınırlarını bizzat SSCB belirlemiş ve bu konuda herhangi bir devletin sorun oluşturmaması için gerekli anlaşmaları zorla imzalatmıştır.

Kafkasya’daki karışıklıkları, SSCB’nin dağılışından önce ve dağılışından sonra olarak ikiye ayırmak gerekir. SSCB’nin dağılışından önce Karabağ Sorunu zaten patlak vermiştir.  Karabağ Savaşı, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı’nın Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmasını isteyen[8] Ermeniler ile, bunu kabul etmeyen Azeriler arasında başlayan ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında çatışmaya dönüşen bir savaştır.[9] Sorun, ilk olarak 1988’de başlamış ve Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra büyüyerek bir savaş halini almıştır. 1991de, Azerbaycan ve Ermenistan devletleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Ermenistan’ın Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ’a, uluslararası hukuk kurallarını ihlal ederek girmesi, savaşı başlatmıştır. 1991’de başlayan savaş  3 yıl sürmüş ve 1994’te tarafların karşılıklı ateşkes anlaşmalarını imzalamasıyla durmuştur. Karabağ Savaşı’nın henüz bittiği söylenemez, çünkü Karabağ bölgesinde hala sıcak çatışmalar devam etmektedir. En son sıcak çatışma, 12 Kasım 2014 tarihinde yaşanmıştır. Azerbaycan semasında, Ermeni işgalci kuvvetlerine bağlı Mİ24 savaş helikopterinin vurulması olayında, üç Ermeni helikopter pilotu öldürülmüştür.[10] İşgalci Ermenistan’ın, Karabağ’da helikopterinin Azerbaycan tarafından düşürülmesi ve üç Ermeni subayının öldürülmesi, Karabağ Savaşı’nın halen bitmediğini göstermektedir. Karabağ krizi, ilerleyen yazılarda daha detaylı anlatılacaktır.

Mustafa Metin KURT

Kastamonu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

[1] Sovyetler Birliği’nde, sosyalist ideolojiye karşı duran milliyetçilerin, yaşadığı topraklardan başka bir etnik kökenin olduğu yere sürülmesi. Genelde Sibirya’ya toplama ve çalışma kamplarına gönderilirler. Birçok milliyetçi Kafkas, Sibirya Çalışma-Toplama Kamplarında kaybolmuş ve bir daha izlerine rastlanamamış.

[2] Kendi etnik kökeni ve kültürü içerisinde yaşayan toplumları dağıtma ve o toplumların arasına farklı etnik kültürdeki bireyleri empoze ederek milliyetçiliğin önüne geçmek. Azerbaycan özerk topraklarına Ermeni vatandaşları, Ermeni özerk topraklarına Azeri vatandaşları, Gürcü, Çerkez, Abhaza, Çeçen, Lez, Rus halklarını yerleştirerek, bunları kendi aralarında harmanlamak.

[3] Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı’nın Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmasını isteyen  Ermeniler ile bunu kabul etmeyen Azeriler arasında başlayan ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Azerbaycan Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti arasında çatışmaya dönüşen savaş.

[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet_Sosyalist_Cumhuriyetler_Birli%C4%9Fi’nin_da%C4%9F%C4%B1lmas%C4%B1.

[5] Henry Kissinger, Diplomasi, İstanbul: Kültür Yayınları, 2014, s. 763.

[6] Resmi Kuruluş Tarihi: 25 Aralık 1991.

[7] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik.

[8] Armenia, Azerbaijan, and Georia Country Studies, Area Handbook Series, Federal Reserch Division Library of Congress, 1994.

[9] http://tr.wikipedia.org/wiki/Karaba%C4%9F_Sava%C5%9F%C4%B1.

[10] http://musavat.com/news/gundem/vurulan-ermeni-vertolyotunda-olenlerden-biri-mayordur_226842.html.

One Comment »

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.