BÖLGESEL BAĞLAMDA İRAN’IN YENİ DIŞ POLİTİKASI

upa-admin 06 Ocak 2015 2.105 Okunma 0
BÖLGESEL BAĞLAMDA İRAN’IN YENİ DIŞ POLİTİKASI

Küresel çapta jeopolitik dinamizmin değişmesinin, İran’ın dış politikasına da etkisi olduğu görülmektedir. Tahran için bazı önemli konular gittikçe daha da öne çıkar. Onların arasında ülkenin nükleer programı ile ilgili yapılan görüşmeler en büyük ilgiyi doğurur. Bu yönde bazı iyileştirmeler olduğu belirtiliyor. Diğer nokta, Ortadoğu’da İslam faktörünün yeni seviyede kendini göstermeye başlamasıdır. Uzmanların görüşlerine göre; Tahran her iki unsurdan da yararlanarak, bölgesel ölçekte jeopolitik nüfuzunu yükseltmeye çalışıyor. Aynı bağlamda İran’ın bazı devletlerle ilişkilerinin içeriğine yeni boyutlar eklemesi de ilginçtir.

İki Husus: Tahran İçin Yeni Fırsat?

Son zamanlarda İran’ın bölgesel çapta jeopolitik nüfuzunun yükselmeye başladığı hakkında bilgiler yayılıyor. Bu, iki nedenle açıklanıyor. Birincisi, Tahran’ın nükleer programına ilişkin görüşmelerde belli ölçüde anlaşma elde edilmesi, ikincisi ise İslam faktörünün güçlenmesi ile ilgili bölgesel düzeyde jeopolitik manzaranın değişmesidir (Bkz.: Сергей Демиденко. Региональная политика Ирана: новое начало? / РСМД, 10 Aralık 2014).

Her iki faktörün de önemini azımsamak olmaz. İran uzun süredir sert dış politikaya ağırlık veriyordu. Ayrıca, nükleer programı konusunda Tahran tavizsizdi. Sonuçta, onun Batı ile ilişkileri çok gerginleşti. Uygulanan yaptırımlar ülke ekonomisine ciddi darbe vurdu. İran’ın bu durumdan kurtulduğunu söylemek halen daha zordur. Ekonomik alanda gözlemlenen dayanıksızlık, nüfusun az gelirli bölümünün durumunu daha da ağırlaştırmıştır.

Hâlihazırda ise, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Batı’ya karşı daha ılımlı siyaset izliyor. Nükleer program konusunda belli oranda yumuşama hissedilir. “Altılar” ile yapılan görüşmelerde birtakım konularda orta yol bulundu. Uzmanlar, bu gibi değişikliklerin jeopolitik boyutu da etkilediğini belirtiyorlar. Hatta ABD-İran yakınlaşması konusundan bile konuşuluyor.

Washington (J. Kerry), bu meseleye “dişini sıkarak” yaklaşır. Ortadoğu’da cereyan eden jeopolitik gelişmeler nedeniyle, o, buna mecburdur. Çünkü Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt’in bölgedeki olaylara tam etki edemediği gittikçe daha da açık olarak görünüyor. Özellikle Amerika’nın bölgedeki nüfuzunun hızla düşmesi, ABD yönetimini rahatsız ediyor. İslami faktörün güçlenmesi ise daha çok İran’ın işine geliyor. Çeşitli radikal dini gruplar arasında onun nüfuzu ve etki imkânları yüksektir. Şüphesiz ki, mevcut karmaşık jeopolitik ortamda Amerika da bu unsurlardan yararlanmak ister. Rusya ve Çin etkenleri zemininde, bu, daha da inandırıcı görünüyor.

Fakat İran meselesi sadece dini faktörle sınırlı değildir. Enerji alanında dünya çapında oldukça ilginç süreçler gidiyor. Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar ve petrol fiyatlarının hızla düşmesi aslında durumu değiştirir. İran enerji ihracatının hacmini artırabilir, Batı’nın önerdiği projelere katılabilir. Örneğin, Nabucco’nun uyanışı hakkında haberlerin yayılması, bizce, rastgele değil (Bkz.: önceki kaynağa).

Bunlardan Moskova ihtiyat duyar. Rusya İran’ın ona karşı hareket etmesini istemez. Fakat Tahran için tarihi bir fırsat ortaya çıktı. Bu imkânı, büyük devlet tecrübesi olan bir ülkenin kullanamaması inandırıcı görünmüyor. Demek ki, Tahran’ın Batı ile ilişkileri geliştirmeye çalışacağı gerçekçi bir durum olarak görünüyor. Bu durumda, onun Rusya ve Çin’le ilişkilerinin içeriği önemli olacaktır. Tahran’ın bu güçler arasında manevralar yapması mümkündür.

Fakat bir husus unutulmamalıdır. Çin için petrol fiyatının düşmesi yararlıdır. Çünkü onun için, daha fazla miktarda enerjiyi nakletme imkânı doğar. Kuşkusuz, Pekin bu fırsatı kaçırmaz. İran’a karşı yaptırımların uygulandığı süreçte Çin, ondan petrolü daha ucuz fiyata alıyordu. Bu nedenle Batı’nın İran’la yakınlaşmasına, Pekin’in tepkisi de ilginç olacak.

Dış Politika: Değişiklikler Gerekli Mi?

Tüm bunlar Tahran’ın bölgesel politikasını etkiler. Aynı bağlamda onun Suriye, Irak, Filistin, Türkiye, Güney Kafkasya, Rusya yönünde yürüttüğü siyasetin bağlamında yeni görünümlerin oluşması dikkat çekiyor.

Her şeyden önce, Suriye, Tahran için çok önemli bir ülkedir. İran Beşar Esad’ı savunuyor. Muhalefetin dini çevrelerle ilgili olmayan kısmının barış görüşmelerine katılımını kabul etmiyor. Bunun temel sebebinin, Suriye’deki isyancıların bu kesiminin, Suudi Arabistan’a yakın olmasından kaynaklandığı zannediliyor.

Tesadüfi değil ki, 2014 yılının başlarında Montrö’de düzenlenen uluslararası konferansta İran yüksek dini rehberinin başdanışmanı Ali Ekber Velayeti, daha önce Suriye’de geçiş dönemi hükümetinin oluşturulmasına katılmayacaklarını ve “Suriye’nin meşru temsilcileri ile dışarıdan kaynak sağlanan teröristlerin bir masada oturmasının doğru olmadığını” bildirmişti.

Tahran bu konumunda ısrarlıdır. Uzmanların görüşlerine göre, İran sonuna kadar Suriye’nin şimdiki hâkimiyetini destekleyecek. Burada dini mezhebin esas faktör olduğu fikri de vardır. Bu açıdan mesele artık Suriye sınırları ile sınırlı kalmayıp, bütün olarak bölgeyi kapsar. Dolayısıyla İran’ın diğer ülkeler yönünde yürüttüğü siyasete de göz atmak gerekir.

Irak Tahran’ı çok yakından ilgilendiriyor. Nuri El Maliki yönetiminin iflasından sonra, burada durum daha da hassastır. Ancak bu, İran’ın bu ülkede nüfuzunun azaldığı anlamına gelmiyor. Bir sıra kaynağın yaydığı bilgiye göre, Irak’a İran askerleri yerleştirildi. Onlar IŞİD’a karşı mücadele ediyor. Amerika ile ilişkilerin iyileşmesini bu hususun da etkilediği vurgulanıyor.

Uzmanların dikkatini ayrıca İran’ın Filistin politikasında gözlenen değişiklikler çekiyor. Uzun süre “Hamas” ile kötü ilişkileri olan Tahran, şimdi bu örgütle yakınlaşmaktadır. Örgüt lideri Halid Meşal beyan etti ki, İran’la ilişkileri “savaş öncesindeki” seviyeye çıkartacaklar (Bkz.: Harriet Sherwood. Hamas and Iran rebuild ties three years after falling out over Syria / “The Guardian”, 9 Ocak 2014).

İlginçtir ki, geleneksel olarak birbirine yakın olan Rusya ve İran’ın mevcut ilişkilerinde bazı zorluklar meydana çıktı. Bu durum, hem Güney Kafkasya uğruna jeopolitik mücadele, hem de Tahran’ın tecritten kurtulmak için Batı ile enerji alanında işbirliğine ilgi göstermesi ile ilişkilendirilir (Bkz.: Сергей Демиденко. Региональная политика Ирана: новое начало? / РСМД, 10 Aralık 2014). Buna rağmen, her iki ülkenin yönetimi ortak jeopolitik çıkarlara sahip olduklarını ve bu düzlemde daha yoğun iş birliği yapacaklarını beyan ediyorlar. Bu sırada, Hazar’ın statüsünün belirlenmesinde tarafların ortak konuma gelmesi de mümkündür.

Tahran’ın Ankara ile ilişkilere özel önem vermeye başladığı sır değil. Ortadoğu ve Güney Kafkasya’da etkili ülke olarak Türkiye, İran’ın ilgi alanı dâhilindedir. Sünni ve Şiiler arasında gözlenen gerilim, bölücülük ve terör tehlikesi alanlarında da bu iki devletin işbirliği yapma zorunluluğu göz önündedir. Burada Batı’nın bölge politikasının karşıt unsurları ve enerji faktörü unutulmamalıdır. Bu anlamda İran’la Türkiye’nin keskin çatışmaya girmeyecekleri öngörülebilir. Bu açıdan Tahran’ın Güney Kafkasya politikasında yenilikler olabileceği muhtemeldir.

İran Cumhurbaşkanı’nın Azerbaycan’a ziyareti sırasında varılan anlaşmalar, bu bağlamda umutları artırıyor. Aynı zamanda, onu da diyelim ki, Tahran Erivan’la yoğun ilişkilerinden vazgeçmiyor. Hatta bu alanda çok daha ilerledi.

Nihayet, İran’ın dış siyasetinde Suudi Arabistan faktörü ciddi yer tutmaktadır. Bu ülke ile ilişkilerde sorunlar az değildir. Her iki ülke birbirine karşı siyasi, jeopolitik ve ekonomik adımlar atıyor. Riyad’ın Katar’ı bölgede sıkıştırması, onu Tahran’la yakınlaşmaya sevk ediyor. Bu sürecin ne kadar süreceğini söylemek zordur.

Öyle anlaşılıyor ki, İran’ın bölgesel çapta jeopolitik önemi gerçekten de artmaktadır. Burada karmaşık oyunlar oynandığına şüphe yoktur. Fakat İran, büyük bir devlet olarak adımlar atmaya çalışıyor. Onun jeopolitik nüfuzunu elden bırakmayacağı da hissediliyor.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.