TÜRKİYE VE BÖLGESEL GÜVENLİĞİN İNŞASI

upa-admin 19 Mart 2015 1.313 Okunma 0
TÜRKİYE VE BÖLGESEL GÜVENLİĞİN İNŞASI

Türkiye ve çevre coğrafyası, sahip olduğu dinamik gündemi sayesinde her geçen gün bir başka uluslararası meseleye şahit olurken, dikkatle incelendiğinde her olayın birbiriyle bağlantılı ve tamamlayıcı olduklarını fark edebiliyoruz. Özellikle ABD’nin yön vermeye çalıştığı Asya-Pasifik politikasını takiben, Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna’da Soğuk Savaş kamplarının yeniden karşı karşıya gelmesinin yansıması sonucunda küresel ölçekte petrol fiyatlarının hızlı düşmesi ve Rusya’nın özellikle AB ülkelerine karşı en kuvvetli kozu olan enerji kartının zayıflatılmaya çalışılması, bu bağlantılara verilebilecek örneklerdir. Elbette Orta Doğu siyaseti de işin içine katılacak olursa, her halkanın aynı zincire ait olduğu görülecektir.

Türkiye bölgesinde “merkez ülke” olma yolunda ilerlemelidir.

Türkiye, söz konusu olan bölgesel siyasetin merkezinde yer alan en kritik ülkelerden biridir. Jeo-ekonomik ve jeo-politik ekseninde cereyan eden meselelerde pasif tutum sergileme gibi seçeneği olmayan Türkiye’nin, dış politikasının seyri daima dinamik olmak zorundadır. Örneğin, Ankara hükümetinin etkili ve sonuca dönük kullanması gereken en önemli politikalardan biri, enerji konusudur. Tabiatı ve coğrafyasıyla Avrupa ve Asya arasında transit, taşıyıcı ülke özelliğine sahip olan Türkiye, enerji politikalarını “merkez ülke” olabilme idealinde geliştirmeye devam etmelidir. Yani “merkez ülke” olabilmenin koşulu; enerjiyi tedarik eden ve tüketen devletlerin politikalarını etkileyebilme kapasitesine sahip olabilmektir. Elbette bunun içine transit taşımacılık, “Yeni İpek Yolu” projeleri de eklendiğinde, tam anlamıyla siyasete yön verebilme kabiliyetine sahip olunacak.

Avrupa’ya TANAP Baharı geliyor.

Son olarak temeli atılan TANAP projesiyle, Batı Avrupa’nın enerji arz güvenliğinde önemli bir adım atılmış oldu.  Hazar Havzası gazını, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak boru hattı, 2018 yılı itibariyle başlangıçta 16 milyon m3 miktarında gazın 6 milyon m3 Türkiye tarafından satın alınırken, geri kalanı Avrupa’ya pompalanacak. Nabucco Projesi’nin rafa kalkmasından sonra bütün umutların TANAP projesine bağlanması, Avrupa’nın enerji arzının çeşitlendirilmesinde bir hayli kritik aşamada olduğunun ispatıdır. Fakat Rusya’nın Gazprom şirketinin Avrupa’ya tedarik ettiği gaz miktarının yaklaşık 80 milyar m3 olduğunu düşünürsek, TANAP’ın yanında kapasitesi yüksek yeni projelerinde hazırlıklarının yapılması gerekmektedir.

Rusya çevresindeki alternatif enerji güzergahlarının cazibesini yok etmek istiyor.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Güney Akım projesini Bulgaristan’ı sebep göstererek iptal etmesi ve yeni projenin adını “Türk Akımı” olarak nitelendirmesi, şüphesiz en çok AB’yi rahatsız etti. Görülüyor ki; Türkiye, ABD, Batı Avrupa ve Rusya ulusal stratejilerinin içinde yer alıyor. Çünkü özellikle Hazar Enerji havzasından taşınacak enerjinin Avrupa nezdindeki terminal ülkesi Türkiye olmaya devam edecek, fakat bu devamlılık Rusya’yı da karşı hamleye teşvik edecektir. Bunun nedeni; en büyük dış politika baskı araçlarından biri olan enerji kartının Rusya’nın elinde sağlam koz olarak sürebilmesi için, kendi sınırları etrafından inşa edilecek alternatif enerji güzergahlarının cazibesini yok etmek istemesidir.

“Gerekirse Esad ile müzakere edilmeli.”

Diğer taraftan ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry’nin, Suriye politikasında Beşar Esad ile gerekirse müzakere edilebileceği görüşünü ileri sürmesi, başta Türkiye olmak üzere rejim muhaliflerini tedirgin etti. Aslında sürecin bu noktaya geleceğini önceden tahmin etmek zor olmamıştı. Çünkü Suriye’de yaşanılanlar Arap Baharı sürecinden bağımsızdı ve öyle de değerlendirilmesi gerekiyordu. Şimdi IŞİD adında bir örgüt, Esad rejimi ve rejim muhalifleri arasında süren etnik ve mezhep savaşlarını da kapsayan bir süreci takip ediyoruz.

Kaç bilinmeyenli denklem?

Rusya ve İran, Esad rejiminin devamını savunurken, P5+1 ülkeleri İran’la nükleer müzakerelerde sona yaklaşıldığını ifade ediyor, İsrail genel seçimlerinin galibi Netanyahu ise görüşmelerin İran’ı nükleer silah edinmede daha da yüreklendirdiğini iddiasında bulunuyor. “Topal Ördek” Başkan Obama, Netanyahu’nun ABD ziyaretinde kendisiyle görüşmek istemiyor, fakat İsrail Başbakanı ABD Kongresi’nde konuşma yaparken ayakta alkışlanıyor. Başkan Obama ise İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile diplomatik flörtünden ödün vermezken, Cumhuriyetçi kanat iktidara hazırlanıyor.

ABD-İran Baharı yaklaşıyor mu?

Günümüz dünyasında artık net olarak anlaşılması gereken en önemli husus; hiçbir ülkenin uluslararası sistemden izole edilerek politika üretememesidir. ABD perspektifinde bunun en somut örneği İran’dır. Ruhani dönemiyle beraber Tahran’ın dış politikası devrim kaidelerinden fazla ödün vermeden yenilikçi ve diyaloga dayanan bir çizgi yakaladı. Washington yönetimi de bu çizgiden istifade ederek, İran’ın nabzını yakından hissetmeye çalışıyor.

Sonuç yerine

Küresel istikrar için, öncelikle bölgesel istikrarın tesisinden faydalanmak gerekiyor. Bunun için de, sınırdaş ülkeler arasında enerji anlaşmalarının yanı sıra “serbest ticaret bölgeleri” gibi projelerin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Haftanın Sözü: “Gücün olmadığı yerde diplomasi, notaları olmayan orkestraya benzer.” – Büyük Frederick

Furkan KAYA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.