SAVAŞ KADINLARI

upa-admin 04 Nisan 2015 1.362 Okunma 0
SAVAŞ KADINLARI

Kadın Haftası ve yüzyıllardır süregelen hak mücadelesi

Kosova’da bu yıl 4.’sü organize edilen “Week of Women” yani Kadın Haftası’nın (23-27 Mart), 5 gün süren toplantı ve aktivitelerine her gün katılarak yakından izleme imkanı buldum. NDI (Ulusal Demokrasi Enstitüsü) ve USAID (ABD Uluslararası Kalkınma Kuruluşu) tarafından organize edilen bu türden toplantıları hangi açıdan değerlendireceğimiz, orada tartışılan konuların önemini değiştirmiyor. Yani, bu kuruluşların ortaya çıkış amaçlarını, faaliyetlerini ve yerleştikleri ülkeleri çoğumuzun bildiğini tahmin ediyorum. Bu yüzden bu konuyu başka bir  yazımızda ele almak üzere virgül koyup, kadınların olması gereken hakları ile ilgili olarak 5 gün boyunca neler konuşuldu kısaca buna değinmek istiyorum.

Gerçi kıyafette size uymayız,

Hakikatte sizden geri kalmayız,

Malumunuz olsun erden saymayız,

Bize nakis diyen budalaları.[1]

Yukarıdaki dörtlüğün, kadınların eşit insan hakları mücadelesini ve patriyarkal bakış açısına karşı duruşun,tam da özünü çok güzel ifade ettiğini düşünüyorum. Hafta kapsamındaki çeşitli toplantı ve seminerlerde, kadınların eşit miras haklarından, kurum ve kuruluşlardaki cinsiyet ayrımcılığına kadar, aslında dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle de erkek-egemen mentalitenin hakim olduğu toplumlarda hep varolan sorunlar konuşuldu, tartışıldı. Önem sırasına göre ilk sıralarda yer alabilecek 2-3 konunun, toplumsal örgütlenmeleri patriyarkal düzene dayanan her yerde olduğu gibi Kosova’da da kadınların toplumdaki yerine daha sağlıklı bir bakış açısını, en azından gelecek nesillere kazandırmayı (mentalite değişimi)  amaçladığını görüyoruz. Tabii bu, çok uzun zaman ve sabır isteyen, aynı zamanda eğitimle alakalı bir gayrettir.

Kadına insan olarak  bakıp  hak ayırımı noktasında tamamen eşit durabilme aşamasına gelmenin hiç kolay olmadığını hepimiz biliriz. Özellikle sert ataerkil yapıdaki toplumlarda vaziyetin ciddiyeti karşısında durumu yumuşatmak adına, ne kadar meşakkatli gayretlerin verildiğini tekrarlamamız, belki de pek çok kimseye göre bir mana  ifade etmeyebilir. O halde neden tekrarlıyoruz? Çünkü verilen çabaların, kadınları eşit insan hakları noktasında değerlendirip, belki de“yeniden” bir duruş belirlemek adına fayda sağlayacağına ve kadın hakkı, insan hakkı düşüncesinden uzaklaşmadan bu mücadelelerin desteklenmesi gerektiğine ve bu sayede kolektif mentalite oluşturululabileceğine inanıyoruz. Bu suretle, kadınların eşit haklar çabalarının her nerede veriliyor ise yazılması ve duyurulması, katkı vermek adına mutlak surette gereklidir. Sonuç olarak, Kadın Haftası süresince yapılan toplantıların tam anlamıyla olmasa da,verimli olduğunu söylemek mümkündür.

Kırılma Noktası

Verilen  mücadelelerde yol katedebilmek için, siyaset yapıcıların ve içinde bulundukları siyasi sistemlerin desteğini almak, bu yolda ciddi ve yılmadan gayret gösteren kişi ve gruplar için mutlaka olması gereken ve hiç kuşkusuz bu çeşit mücadeleleri hukuki sonuçlara bağlayan en temel unsurlardır. Bu bölüme tekrar dönmek üzere, savaşlarda cinsel şiddete maruz kalan kadınlar, savaş taktiği olarak bunun nedenleri ve uluslararası adalette konu ile ilgili yapılan çalışmaların kısa başlıklar altında bir sunumunu yapmanın uygun olacağını düşünüyorum.

Savaşlarda özel kurban: Kadınlar!

Kulaklarımıza hiç hoş gelmiyor değil mi?! Hatta itici ve incitici de olabilir… Fakat bu başlığın hakikati değiştirmediği gibi, aynı zamanda her gün yeniden bu acıyı yaşayan kadınların (post-travmatik stres bozukluğu) paramparça olan dünyalarının yanında hafif kaldığını söylersek, abartmış mı oluruz?

Tarihçiler, savaşlarda tecavüz tarihinin antik çağlara kadar uzanmakta olduğunu söylemektedirler. Askerlerin kadınları seks objesi olarak görmesinden kaynaklanan fırsatçı tecavüzlerin yanısıra, ordular tecavüzü sıklıkla silah olarak kullanmışlardır. Bu silah; hem düşmanı demoralize etmek ve kendi askerlerine moral vermek için kullanılmış, hem de sembolik olarak zafer ispat etmeye yaramıştır.[2]

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü

1990’lı yılların ortalarına doğru Eski Yugoslavya’da tüm  dünyanın gözleri önünde gerçek bir vahşet yaşanıyordu. Bosna-Hersek’teki savaş, asker ve sivilleri ayırmıyordu. Sırplar, Boşnak sivillere karşı en acımasız ve insanlık dışı katliamları gerçekleştiriyordu o yıllarda. Uluslararası camia tarafından 3 yıldan fazla süren bu savaşın sonunda, nihayet ve”lütfen” yeni bir yargılama sistemi kurulmasına karar verildi. Namlı Cenevre Sözleşmeleri (1949), zaman içerisinde yaşanan savaşlarda işlenilen, soykırım ve katliam sorumlularını yakalamakta çoğunlukla başarısız olmuş ve sonuç itibarı ile bu aşamadan sonra Roma Statüsü ve UCM ortaya çıkmıştır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulması için ilk çalışmalar, 1998 yılında Birleşmiş Milletler’in önderliğinde Roma’da toplanan bir konferansta başladı. 17 Temmuz 1998’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü, 7 ret oyuna karşılık, 120 kabul oyuyla ve oyçokluğu ile (21 çekimser) kabul edildi. Roma Statüsü suçları, mahkemenin nasıl çalışacağını ve devletlerin mahkeme ile işbirliği için ne yapmaları gerektiğini tanımlar.[3]

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Roma Statüsü 8. maddesinin başlığı “savaş suçları”dır. Bu yazının odak noktası savaşta şiddet mağduru kadınlar olduğu için, 8. maddeyi tüm bendleri ile alıntı yapmak istiyorum.

Madde 8 – Savaş Suçları:

(…) 2. Bu Statüye mahsus olarak ‘savaş suçları’ şu anlamlara gelir: (…) b) Yerleşik uluslararası hukuk çerçevesinde uluslararası silahlı çatışmalarda uygulanabilir olan hukukun, örf ve adetlerin diğer ağır ihlalleri, yani aşağıdaki eylemlerden herhangi biri: (…) xxii) Tecavüz, cinsel kölelik, fuhuşa zorlama, madde 7, 2 (f) paragrafında tanımlandığı üzere zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya Cenevre Sözleşmeleri’nin de ağır ihlalini oluşturacak cinsel şiddet türlerinden herhangi birini gerçekleştirmek, (…) e) Yerleşik uluslararası hukuk çerçevesinde uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalarda uygulanabilir hukukun, örf ve adetlerin diğer ciddi ihlalleri, yani aşağı- daki eylemlerden herhangi biri: (…) vi) Tecavüz, cinsel kölelik, fuhuşa zorlama, madde 7, 2 (f) paragrafında tanımlandığı üzere zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma ve dört Cenevre Sözleşmesi’nde ortak olan 3. maddenin ciddi bir ihlalini oluşturacak cinsel şiddet türlerinden herhangi birini gerçekleştirmek.[4]

Savaşların yapısı gereği, uluslararası düzeyde olan ve bu türden suçların tekrarlanmaması adına caydırıcı olması gereken  yargılama sisteminin ne kadar başarılı olduğu  kesinlikle tartışmalara açıktır. Sırp askerlerinin Bosna Hersek savaşından sonra Kosova Savaşı’nda da aynı düşünce ve taktik ile hareket ettiklerini görülmüştür. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardaki ortaya çıkan veriler, 1998-1999 Kosova Savaşı’nda, Sırp ordusu ve paramiliterleri tarafından 20.000 civarında kadına tecavüz edildiğini göstermektedir.[5]

Savaş durumlarında sivillere ve özellikle kadınlara yönelik tecavüz eyleminin stratejik hedeflerinin olduğunu, pek çok kaynaktan görebiliyoruz. Bu metodların belirlenmesi ve işlevlerini ele alan bir kaynakta ise, stratejik ve kitle tecavüzleri hakkında şöyle yazılıyor; “Tüm cinsel saldırılarda olduğu gibi, kasıtlı ve planlı cinsel şiddet türünde de amaç, mağdur kalan insanı aşağılamaktır. Stratejik ve kitlesel tecavüzler uygulamasında ise hedef, sadece kurbanı değil, ait olduğu toplumu, etnik grubu veya milleti de tümden aşağılamaktır. Bu aynı zamanda mücadele edilen düşmanın iradesini kırmak ve düşürmek üzere planlanan özel bir uygulamadır. Toplu saldırılarda askeri hedefler yerine, düşman malı olarak görülen kadınlara yönelik kitlesel tecavüzlerde asıl hedef, toplumda iç düzenin ve sosyal ilişkilerin direği olan kadın nezdinde, düşmanın sosyal, toplumsal ve aile yapısını parçalamaktır.[6]

Şimdi, tekrar kırılma noktası başlığı altına dönüp, konu ile ilgili gelinen son aşama ile yazıyı toparlamak istiyorum. Geçen yıl Mart ayında Kosova’da uzun yıllar verilen mücadeleler sonucunda, 15 yıl aradan sonra özelde kadınlar, genelde ise insanlık adına nihayet (kısmen de olsa) umut verici gelişmelere şahit olundu. Şöyle ki; 2011 yılı son aylarında Parlamento’dan geçen bir kanun, savaşta cinsel şiddete maruz kalan  insanları kapsamıyordu. Fakat kadın hakları dernek ve kuruluşlarının kararlı  mücadelesine, siyasi destek olarak da Kosova Parlamentosu’nda Vetvendosja (Self-Determination) hareketinin sürekli ve tam desteği, 1998-1999 Kosova-Sırbistan savaşı sırasında tecavüze uğrayan sivilleri, bu kanunda yapılan değişiklik ve düzenlemeler ile, Kosova resmi gazetesinde de yayımlanan bu kanun kapsamına aldırıp, savaşta zarar gören bu insanların özel kategori statüsünde değerlendirilmesini sağladı.

Kadın Haftası’nın son gününde, önem sırasına göre kanaatimce ilk sırada olması gereken bu konu, 15 yıllık bıkmadan verilen mücadele sonucunda gelinen nokta ve hedeflenenler kısmı ile enine boyuna konuşuldu. Son olarak, adalete ve iyiye ulaşabilmek için bıkmadan çalışanlara hitap eden çok sevdiğim bir söz: “Gutta cavat lapidem non vi, sed sæpe cadendo”, yani “Suyun taşı delmesi gücünden değil, sürekliliğindendir”.

Daha güzel bir dünya dileği ile…

Esma BUNJAKU

[1] İsmail Özmen, Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1998, C. 4, s. 211.

[2] Claudia Card, “Rap as a Weapon of War”, Hypatia, Volume 11, N: 4, 1996.

[3] “Uluslararası Ceza Mahkemesi”, http://tr.wikipedia.org/wiki/Uluslararas%C4%B1_Ceza_Mahkemesi, Vikipedi, Erişim Tarihi: 01.04.2015.

[4] http://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/Books/khuku/insancil_hukuk_baglaminda_kadinlara_yonelik_cinsel_siddet/insancil_hukuk_baglaminda_kadinlara_yonelik_cinsel_siddet.pdf, Erişim Tarihi: 31.03.2015.

[5] http://www.zeri.info/aktuale/24603/viktimat-e-dhunes-seksuale-meritojne-drejtesi-sociale/, Erişim Tarihi: 02.04.2015.

[6] http://www.i-i-p-e.org/projects/mvaw/, Erişim Tarihi: 01.04.2015.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.