İRAN NÜKLEER PROGRAMINA İLİŞKİN ÇERÇEVE ANLAŞMASININ YARATTIĞI UMUT VE ENDİŞELER

upa-admin 10 Nisan 2015 1.963 Okunma 0
İRAN NÜKLEER PROGRAMINA İLİŞKİN ÇERÇEVE ANLAŞMASININ YARATTIĞI UMUT VE ENDİŞELER

12 yıl süren görüşmelerden sonra, nihayet, 1 Nisan 2015’te İsviçre’nin Lozan kentinde ”İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer programına ilişkin ortak bileşik faaliyet planının parametreleri” olarak adlandırılan çerçeve anlaşması imzalandı. Görüşmelerde İran’ın yanı sıra ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği bulundu. Bu anlaşma, taraflar arasında uzun yıllardır var olan ”buzların eridiği” izlenimini yaratıyor.

Öncelikle tarihe kısa bir göz attığımızda belirtelim ki, İran, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na (UAEK) üyedir ve nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasını 1968 yılında imzalamıştır. Anlaşmanın hazırlanmasındaki amaç, nükleer silaha sahip olan ülkelerin bunu başkalarına vermesinin veya başkalarının böyle bir silah hazırlamasına yardım etmelerinin önlenmesidir. Bununla birlikte, belgede her ülkenin sivil amaçlarla nükleer teknoloji kullanma hakkı da tanınır. Nükleer santraller tanınan faaliyetler için yaklaşık % 3-5 civarında zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç duyar, bu oran % 20’nin üstünde olduğunda bu, teorik olarak nükleer silah üretimi için elverişli bir gösterge olarak kabul edilir. Uygulamada ise, askeri amaçlı kullanım için uranyum % 85 veya daha fazla zenginleştirilir (Bkz: Pourquoi le nucléaire en Iran pose problème à l’Occident depuis plus de 10 ans / ”Le Huffington Post”, 31 Mart 2015).

İran’ın nükleer programı ile ilgili anlaşmazlık, 2002 yılında bir muhalifin Natanz ve Arak’ta gizli nükleer tesislerin var olduğunu beyan etmesinden sonra ortaya çıktı. Bölgeye gelen UAEK uzmanları bu ihtimali doğruladıktan sonra İngiltere, Almanya ve Fransa görüşmelere başlamak üzere 2003 Yazında Dışişleri Bakanlarını İran’a gönderdi. 2004 yılında İran ile bu ”üçlü” arasında anlaşma imzalandı ve Tahran uranyum zenginleştirme programını durdurduğunu duyurdu. Fakat 2005 yılında Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, İran nükleer tesislerini tekrar işe başlattı. Batı’ya ciddi rahatsızlık veren bu adım, İran’a karşı yaptırımların uygulanmasına neden oldu. 2013 yılında Hasan Ruhani’nin Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, 2008 yılında bir araya gelen ”altı ülke” ile görüşmeler yenilendi. Böylece, bu yılın mart ayı sonuna kadar kabul edilmesi öngörülmüş olan çerçeve anlaşma, az bir gecikme ile 1 Nisan’da imzalandı. İran’ın nükleer programına ilişkin nihai anlaşmanın ise 30 Haziran 2015’e kadar imzalanması düşünülmüştür.

Kim Daha Fazla Taviz Veriyor: ABD Mi, İran Mı?

”Tam uzlaşı olmadan anlaşmaya varmama” ilkesinin esas alındığı çerçeve belge, İran’ın sivil amaçlarla sınırlı miktarda uranyum zenginleştirmesini kabul eder (Bkz: Details of Agreement to Limit Iran’s Nuclear Program / ”The New York Times”, 2 Nisan 2015). Çerçeve anlaşmasının açıklanan ayrıntılarının bazıları şunlardır: İran sahip olduğu santrifüjlerin sayısını 19 binden 6104’e indirecek, bunlardan 5060’ı önümüzdeki 10 yıl boyunca uranyum zenginleştirilmesi için kullanılacak. Kullanılan tüm santrifüjlerin daha gelişmiş olan son modeller değil, ilk nesil İran santrifüjleri olmalıdır. Uranyumun zenginleştirilmesi Natanz’daki tesiste yapılacaktır. İran en az 15 yıl boyunca uranyumu % 3,67’den fazla zenginleştirmeyeceğini taahhüt eder. İran 15 yıl boyunca uranyumu zenginleştirmek amacıyla hiçbir yeni tesis kurmamalıdır. İran’ın nükleer silah üretmek için gerekli yakıtı elde etmesi için şu anda 2-3 ay zaman gerekiyor. Bu süre önümüzdeki 10 yıl boyunca en az 1 yıl olacak. İran Fordo’daki tesisinde 15 yıl boyunca uranyum zenginleştirmeyecek. Burası nükleer enerji, fizik ve teknoloji alanında araştırma merkezine dönüştürülecek. Arak santrali için gereken ağır suyun arta kalan kısmı 15 yıl boyunca uluslararası piyasada satılacaktır. İran 15 yıl boyunca ağır su santralleri kurmayacaktır.

Şeffaflık konusuna gelince, kullanılmayan santrifüjler, UAEK’nin kontrolündeki depolarda tutulacak. UAEK uzmanları İran’ın tüm nükleer tesislerini kontrol edecek, çekirdeğin zenginleştirilmesinde şüpheli kabul edilen herhangi bir araziye serbestçe girebilecek. Denetçiler 25 yıl boyunca İran’daki uranyum yatakları ve nükleer tesislerinin donanım zincirini denetleyecek.

Yaptırımlar konusunda gösterilir ki, UAEK İran’ın esas şartlara uyduğunu onayladıktan sonra ABD ve AB’nin nükleer programı sebebiyle uygulanan yaptırımları ortadan kaldırılacak. İran yükümlülüklerini yerine getirmediğinde yaptırımlar yeniden getirilebilecektir. ABD’nin İran’a terörizm, insan hakları ihlalleri, balistik füzelerle ilgili yaptırımları yürürlükte kalacaktır.

Belirtelim ki, çerçeve anlaşması İsrail tarafını memnun etmemiştir; çünkü Tel Aviv, İran’ın nükleer programının tamamen iptalini talep etmekteydi ve bu ülkenin az da olsa uranyum zenginleştirmesine izin verilmesini, İsrail’in geleceğine bir tehlike olarak değerlendirir. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu çerçeve anlaşmasının, Ortadoğu’da nükleer yarışa neden olacağını söyledi. ABD Kongresi’nin Cumhuriyetçi üyeleri de bu konuda İsrail yönetiminin tutumunu desteklemektedir (Bkz: Направляемая цепная реакция / ”Коммерсантъ”, 4 Nisan 2015). Bütün olarak bakıldığında, elde edilen ilk anlaşmayı eleştirenler, İran’ın sivil amaçla da olsa nükleer tesislerini kullanmasına razı gelen ABD’nin büyük taviz verdiğini, görüşmelerde yeterli kararlılık sergilemediğini iddia ediyorlar. Bazıları ise, aksine, ilk anlaşma ile nükleer santrifüjlerin üçte ikisinden vazgeçen ve belgede öngörülen diğer birçok talebi kabul eden İran’ın yaptırımlardan kurtulmak için büyük taviz verdiğini düşünüyor.

İran’la Olası Anlaşmanın Beklenen Bölgesel ve Küresel Etkileri

Yaptırımların ortadan kaldırılmasının İran için olası sonuçlarına dair uzmanlar, bunun ilk etapta, İran için ticari kısıtlamalar ve dondurulmuş hesapların ortadan kalkması anlamına geldiğini belirtmektedir. Bilindiği gibi, yaptırımlar İran’ın petrol ihracının 2011-2013 yıllarında % 60 azalmasına, ülkenin her ay birkaç milyar dolar tutarındaki gelirden mahrum kalmasına yol açtı, GSYİH’nın hacmi azaldı, enflasyon % 40 arttı. İran’a milyarlarca dolar borcu olan Çin ve Hindistan gibi ülkelerin borçlarını ödemesi de yasaklanmıştır. Kabul edilir ki, yaptırımların ortadan kaldırılmasından sonra kısa sürede İran petrol ihracını artırabilir, bankacılık sisteminin AB ile ilişkilerini güçlendirebilir ve milyarlarca dolar gelir elde edebilir (Bkz: Iran Nuclear Deal: How Lifted Sanctions Will Benefit The Iranian Economy / ”International Business Times”, 2 Nisan 2015).

Bir hususu da dikkate almak gerekir ki, çerçeve anlaşmada da belirtildiği gibi, İran’ın yükümlülüklerini yerine getirmeyi durdurması halinde, yaptırımlar her zaman tekrar uygulanabilir. İran yönetimi anlaşmanın tüm şartlarını sonuna kadar uygulayacağını beyan etti. Buna rağmen, gelecekte taraflar arasında anlaşmazlık olmayacağına dair hiç kimse garanti veremez. Bu ise bazı yatırımcıları İran şirketleri ile iş birliği veya İran ekonomisine yatırım yapmaktan alıkoyabilir; çünkü herhangi bir projenin gerçekleşmesi, ona yapılan harcamaların ödenmesi ve nihayet, gelirin elde edilmesi bazen yıllar alır. Dolayısıyla, anlaşmaların her an bozulma ve yaptırımların geri gelme tehlikesi, bazı yatırımcılara riskli gelebilir.

İran’la çerçeve anlaşma sağlandığı haberi, dünya piyasalarında petrolün fiyatının biraz düşmesine neden oldu. Ana petrol ihracatçılarından olan İran’ın yaptırımlardan kurtulması halinde, piyasaya daha fazla petrol üretmesinin fiyatlara etki göstermesi bekleniyor. Bu faktör petrol ithalatçıları için olumlu olsa da, ”siyah altın” ihraç eden diğer ülkelerin gelirlerini olumsuz etkiler. Uzmanlara göre, İran üzerindeki yaptırımların kaldırılması, esasen, Rusya ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Bu demektir ki, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle bu ülkenin bankacılık-finans ve diğer alanlarında iş birliği yapamayan yabancı şirketler, İran’a yönelebilir. Bu ise Rusya’ya uygulanan yaptırımların AB ülkelerine vurduğu hasarı azaltabilir.

Ekonomik konuların yanı sıra, İran’ın nükleer programı üzerinde anlaşma sağlanması yönündeki süreçlerin, uluslararası siyasi ilişkiler ve güvenlik düzleminde etkisi de ilginçtir. İsrail’i memnun etmeyen bu süreç ABD-İran ilişkilerinde buzların kırılması ve yakınlaşmaya götürebilir. Bölgede İran’ın nüfuzunun artmasından rahatsız olan ve nükleer santraller kurma niyetini beyan eden Suudi Arabistan başta olmak üzere, bir dizi Arap devleti İran’a karşı İsrail’le yakınlaşabilir. Öte yandan, İran’ın esas ortaklarından Rusya, bu ülkenin ABD ve AB ile siyasi, ekonomik temaslarının artmasından kıskançlık duyabilir.

Böylece, İran’ın nükleer programıyla ilgili nihai anlaşmanın Haziran sonuna kadar imzalanacağını kesin olarak söylemek mümkün olmasa da, böyle bir anlaşmanın bölgesel ve küresel ölçekte önemli siyasi, ekonomik ve güvenliğe dair sonuçlarının olması beklenmektedir.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.