DEMOKRASİ DEVRİLMEDEN

upa-admin 23 Mayıs 2015 1.049 Okunma 0
DEMOKRASİ DEVRİLMEDEN

Son yıllarda Brüksel’de Türkiye konusu her açıldığında, Türkiye’nin dostlarının yüzü her zamankinden daha fazla gölgeleniyor. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu’nun taslağı üzerinde görüşmelerinden biri geçtiğimiz günlerde yapıldı. 11 Mayıs’taki Dış İlişkiler Komitesi’ndeki son toplantıdan sonra Avrupa Parlamentosu genel kuruluna sevk edilecek.

Uzun yollarda nefesin tükenmesini beklemeden arada bir durup soluklanmak iyi olur. Hangi hızla, neler yaşayarak ilerlediğimize bakabiliriz. AB-Türkiye ilişkileri gibi uzun soluklu yolculuklarda bunu sıkça yapmakta fayda var. Bu yılki raporun içeriğine değinmeden önce geriye dönüp bakalım istiyorum. 2006 yılına, AB üyelik müzakerelerin başlamasının üzerinden çok değil sadece bir yıl geçtiği döneme gidelim. O dönem bir “tren kazası” benzetmesi revaçtaydı. Türkiye ile ilgili her toplantıda “aman tren kaza yapmasın, yanlış makasa girdi” denirdi. Hükümet yetkililerin bu uyarılara yanıtı çoğu kez aşırı özgüven, sorunları gözmezden gelen ve “bize bir şey olmaz” kibiri içinde olurdu. Tren çarpışmakla kalmadı rayından da çıktı.

Eski günlüklerden

Önce Avrupa Parlamentosu’nda siyasi danışman ardından da Türkiye’nin ilk AB nezdinde siyasi parti temsilcisi olarak takip ettiğim süreçte Avrupa’da bir çok şey değişti. Türkiye’nin anti-demokratikleşme eğiliminde ise istikrar sürdü. Dönemin AB Genişleme Komiseri Olli Rehn’in Türkiye seyahatinde söylediği “bugün 3 Ekim 2006; müzakerelerin birinci yıldönümü, son dönümü olmasın diye geldim” ifadesi bugün okunduğunda bir çok farklı anlamı da yükleniyor.

2007’ye kadar Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu’nu Hollandalı muhafazakâr Camiel Eurlings ve 2014 seçimlerine kadar bir başka Hollandalı muhafazakâr Ria-Oomen Ruijten hazırladı. Her ikisi de siyasi hayatlarını noktaladılar. Eurlings sonra ülkesinde Ulaştırma Bakanlığı yaptı, bugün de KLM havayolları ceo’su. Ruijten ise emekli. Bu dönemde rapor Hollandalı sosyal demokrat Kati Piri tarafından hazırlanıyor. Piri’nin Avrupa Parlamentosu’nda parlamenter olarak ilk dönemi. 2014’te seçildi.

Aradan geçen yıllarda dünya ekonomisi derin krizler yaşadı, AB kendi içinde dijital tek pazardan çevre politikalarına bir çok alanda yeniliklere gitti; ABD ile AB arasında Transatlantik Ortaklık (TTIP) müzakereleri başladı; diğer tarafta Trans-Pasifik Ortaklık tesis ediliyor; Rusya’dan Çin’e, enerji politikalarından güvenlik sorunlarına her alanda Avrupa ve uluslararası ortam doğal olarak sürekli değişim içinde. Değişmeyen bir sabit etken, Türkiye’nin giderek kötüleşen demokrasisi. Yıllar içindeki Avrupa Parlamentosu raporları da bu durumun bir nevi çetelesi.

Biraz soluklanıp geriye bakmak için notlarımı karıştırmaya devam ediyorum. 2006’da Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nde Türkiye Raporu taslağı tartışılır ve değişiklik önergeleri sunulurken Türkiye’de meclis çoktan tatil rehaveti içine girmiş ve Brüksel’deki yükselen kaygı dalgasını sezememişti. O gün Brüksel’de temaslarını yoğunlaştırması gereken heyetler ancak Eurlings’in Türkiye Raporu’nun ana oturumda oylanacağı günlerde Brüksel’e ulaşabilmişlerdi.

“Türkiye’ye evet”

Avrupa Parlamentosu’nda “siyasi heyetlerin Brüksel’e intikalinin ve tepkilerinin bu kadar gecikmeye uğramış olmasından anlaşılan o ki Ankara-Brüksel arasındaki mesafe son bir yılda oldukça açılmış” yorumu yapıldığını not düşmüşüm. Oysa 3 Ekim 2005’te Lüksemburg’da Türkiye AB ile müzakerelere başlarken, bu uzun yolda büyük bir zaferin altına da imzasını atmıştı. Henüz limanlarını bile açmadığı ve resmen tanımadığı AB üyesi Güney Kıbrıs’a rağmen ve onun da imzasıyla müzakerelere başlamıştı. Ayrıca Avrupa Parlamentosu da, yaptığı oylamada büyük çoğunluk ile “Türkiye’ye evet” demişti. Bu başarı anlaşılamadı ve topluma anlatılamadı.

Henüz müzakerelere başlayalı kısa bir süre olan Türkiye’nin heyetlerinin Avrupa Parlamentosu’nda ve Avrupa Komisyonu’nda karşılaştığı temel konular ise olumsuzluk dolu olmayı sürdürdü. Sorunlar aşılmadı, birikip dağ oldu ülkenin geleceği önünde. Gündemde ön sıralarda o zaman da benzer başlıklar var; TCK’nın 301. maddesi ve uygulamadaki ifade özgürlüğüne yönelik durum, Güney Kıbrıs taşıtlarına hava ve deniz limanlarının açılması, Kürt meselesi ve terörle mücadele sorunları bağlantılı sosyo-ekonomik boyuta yönelik eleştiriler.

Eriyen demokrasi

Yıl 2015. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu üzerine çalışmayı sürdürüyor. Mayıs ayı sonunda nihai halini alacak raporda öne çıkan başlıklar:

Türkiye’den AB değerlerinin merkezinde yer alan demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukuk devletine saygı ve bağlılık göstermesinin beklentiği vurgulanıyor. Müzakerelerde ilerleme de bu alanlardaki ilerleme ile koşut.

Farklı yaşam tarzlarına saygı gösterilmesinin ve din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması gerektiğinin altı çiziliyor. Avrupa Parlamentosu’nun geçmişteki söylemleri ile karşılaştırılınca laiklik hassasiyetinin oldukça arttığı açık.

İnternete ve sosyal medyaya erişimi sınırlama çabaları, internet sayfalarının yargı kararı olmadan kapatmatılması kınanıyor. Türkiye’deki ifade özgürlüğü ihlallerinde Aralık 2013’teki yolsuzluk skandalı sonrası artış olduğu da raporda yer alıyor. Ayrıca eski bakanlarla da ilgili olan son derece ciddi yolsuzluk soruşturmalarının devamının gelmediği vurgulanıyor. Bu da Avrupa Parlamentosu’nun yolsuzluk skandalı konusunda neye inandığını da özetliyor.

İç güvenlik paketine yönelik ciddi eleştiriler içeren raporda, paketin çok geniş kapsamlı olduğu, polisin eylemlerinin yargı denetiminde olması ilkesine ters olduğu ifade ediliyor.

Uluslararası koalisyonda Türkiye’nin aktif rol oynaması istenirken “IŞİD ve diğer aşırı gruplara yabancı savaşçı, para ve ekipman geçişini önleyici önlemlerin artırılması ve etkili sınır kontrolü” talep eden ifadeler Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye’nin işbirliği göstermediği yönündeki yoğunlaşan görüşlerin yansıması.

Türkiye’den askerlerini çekmeye başlaması ve kapalı bölge Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e iadesi isteniyor. Bir önceki yazımda da not ettiğim gibi KKTC seçimlerinden sonra Kıbrıs konusunda AB’nin daha fazla müdahil olacağı yeni bir döneme girildi.

2005’ten 2015’e geçen on yıla bakınca bazılarının yansıtmaya çalıştığı gibi anti-demokratik gelişmelerin son bir kaç yıl ile sınırlanabilir bir eğilim olmadığı ortaya çıkıyor. Türkiye’nin gerçek demokrat kişilikleri o yıllardan bu yana hem Türkiye hem AB tarafında uyarılarını tekrarlarken, olanlara gözünü kapatarak sanal bir ilerleme hissi üzerine kamuoyunu ve kendilerini aldatanlar artık emekli olabilirler.

Kader SEVİNÇ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.