İRAN VE 5+1 VİYANA NÜKLEER TURUNDA SICAK GÜNDEM

upa-admin 17 Haziran 2015 1.048 Okunma 0
İRAN VE 5+1 VİYANA NÜKLEER TURUNDA SICAK GÜNDEM

30 Haziran tarihi yaklaştıkça, İran ve 5+1 ülkeleri arasındaki nihai anlaşma konusu daha da sıcak bir gündem maddesi olarak politika yorumcuları ve gazetecileri meşgul etmektedir. Fakat müzakere eden tarafların arasındaki temel çelişki, İran’ın askeri üslerine gelişigüzel ziyaretlerin gerçekleşebileceği ve “doğruluk ve dürüstlük” denetim mekanizmasının yürürlüğe girmesi konusudur. Ayrıca, “AP Plus” denilen ek protokolün ek maddeler ve sentlerinin imzalanması da, önemli konulardan birisi sayılmaktadır.

Dünden beri Viyana’da yapılan anlaşma hazırlığı müzakereleri öncesinde, ABD Dış İşleri Bakan Yardımcısı Antony Blinken müzakerelerin ancak kalıcı ve daimi bir anlaşmanın hazırlanacağına dair açıklama yaparken, İran Dış İşleri Bakan Yardımcısı Seyyed Abbas Aragchi yapılacak olan anlaşmanın belirli bir sürece yayılacağını vurgulamıştır. Ayrıca Aragchi, İran’ın NPT anlaşmasına bağlı kaldığını ve taahhütleri yerine getireceğini de sözlerine eklemiştir. Zaten ek protokol konusunun kabullenmesi de, işte bu taahhütlerden birisi sayılmaktadır.

Mart 2015 tarihinden beri İran ve 5+1 müzakerecileri tarafından Haziran’ın sonuna dek tanımlanmış süreç, hızlı bir şekilde bitmek üzeredir. Fakat Rusya Dış İşleri Bakan Yardımcısı Sergey Rybakov, geçen hafta yaptığı haftalık basın açıklamasında müzakerelerin çok yavaş ilerlediğini, ancak sonuçta kesin bir anlaşmanın yapılacağını söylemiştir.

Viyana, bugünlerde karşılıklı faaliyetlerin ağırlıklı yürütüldüğüne tanıktır. Müzakereci taraflar genelde zamanlarını Avusturya başkentinde geçirmekteler ve anlaşmanın ana temaları, konuları, taahhütleri, konu alt başlıkları ve detayları çok titiz ve incelikle yazılmaktadır. 17 Haziran 2015 günü dış işleri bakan yardımcıları tekrar bir araya gelip yeni diplomatik müzakereleri sürdürecekler.

Bugünlerde aynı zamanda Uluslararası Nükleer Ajansı Konseyi de Viyana’da gerçekleşmektedir. Konu ve gündem ise yine İran’ın nükleer enerji programıdır. İşte tüm bunları bir araya getirdiğimizde denilebilir ki; tarafların gayesi İran nükleer programı konusunu sorun halinden çıkarıp, aradaki ihtilaf ve anlaşmazlıklara bir çözüm yolu getirmektir. Fakat arada karşılıklı güven olmadığından dolayı süreç yavaş işlemekte ve detayların üzerinde durmak zaman almaktadır. Nitekim İran yetkililerinin açıklamasına istinaden, protokolün hazırlanmasında 20 sayfa yazılmış, ancak 8 sayfası temel konular ve kalanlar ise hep detaylar olarak kalmıştır. İşte bu da, tarafların karşılıklı olarak taahhütlerin yerine getirilmesinde bağlayıcı maddelerin konulmasını göstermektedir.

Uluslararası Nükleer Enerji Ajansı genel müdürü Yukiya Amano, İran’ın açıklamadığı nükleer faaliyetleri hakkında konuşmayı uygun bulmadığı gibi, İran Nükleer Enerji Kurumu sözcüsü Behruz Kemalvandi de henüz ek protokolü kabul etmeleri ama imzalamadıklarından dolayı, ülkenin nükleer faaliyetlerinin açıklanmasını uygun bulmamıştır. Zira ancak ek protokolün imzalamasından sonra, gereği bağlamında her türlü açıklama yapılabilecektir. Zaten İran’ın müzakere ve anlaşmaya bağlı şeffaflığı ve dürüstlüğü de, ek protokolün imzalanması ile güven sağlayacaktır.

İran, 8. Cumhurbaşkanı Seyyed Mohammad Hatemi döneminde gönüllü olarak ek protokolü geçici olarak bir süreliğine kabul edip imzalamıştır. Ancak tek taraflı yaptırımlar ve ambargoların nedensiz uygulanmasından sonra, İran tek taraflı olarak protokolden geri çekilmiş ve anlaşmayı feshetmiştir. Ondan sonraki tarihten itibaren uluslararası nükleer enerji ajansının çeşitli bahane ve güvensizliklerinden dolayı yaptırımlar devam etmiş ve sonunda İran ile Batılı devletler arasındaki diplomatik ve ekonomik krizler ortaya çıkmıştır. Ama 2013 tarihinden beri müzakerelerin sürdürülmesi ve bugüne geldiği aşama, zaten sorunların karşılıklı olarak birçoğunun çözülmesi anlamına gelindiği demektir.

Bu bağlamda, birçok politika yorumcularının açıkladıkları gibi artık İran ek protokolü imzalar ve bölgesel ve evrensel açıdan güveni sağlarsa, hem ekonomi, hem de siyasi yönden pek çok sorunların çözülmesi mümkündür. Artık siyasi istikrarın sağlanacağı ümidi de bir kez daha orta doğuyu sevindirecektir. Fakat buna rağmen, son haftalarda demin söylediğimiz gibi ek protokole ek maddelerin konulması ve bu konu PMD (Savunma güçlerine ait olan yerlerin denetlenmesi) üzere yazılması, işlerin ilerleme hızını azaltmıştır.

Fransa’nın eski İran büyükelçisi Françoise Nicolo, bu bağlamda şöyle açıklama getiriyor: “İran tarafından ek protokolün imzalanması belki güven sağlayabilecektir fakat PMD açısından tarafları endişe içine sokabilir. Bu nedenle son günlerde ek protokole dayalı bir de başka ek maddelerin konulması öngörülmüştür.”

Gerçi İran Savunma Bakanı ve diğer yetkililer buna karşı gelmekte ve ülkenin “secret” denilen bazı savunma sistemlerini hiçbir şekilde denetlenmeye tabi tutmayacaklarını açıklamışlardır. Ama bu konu hala gündemdedir ve bazı yetkili ve uzmanlar da bu konuda açıklamalar yapmaktadorlar. Örneğin, nükleer konular yorumcusu ve Almanya’da Dale Carnegie Enstitüsü yetkililerinden olan Mark Hibbs, 5+1 tarafından ek protokole ek maddelerin konulması nedenini İran’ın yıllarca güven sağlamaması ve Uluslararası Nükleer Ajansı ile yakından işbirliğinin olmamasının sonucu olarak nitelemektedir. Hibbs, bugünkü duruma bakıldığında şöyle bir yorum getirmektedir: “Cenevre siyasi bildirgenin yayımlanmasından sonra ajans devamlı çözüm sürecini desteklemekte ve çözümü artık batı devletlerinin takdirine bırakmıştır. Müzakerelerin mahiyeti zaten anlaşmanın, denetimlerin ve ajans tarafından kararların onaylanması mimarisi doğrultusundadır. Dolayısıyla, bazı istek ve talepler artık müzakere masasında çözüm bulabilecek ve ajans ise bunları onaylayacaktır. Ama bu arada bir boşluk da var ve bunu göz ardı etmemek gerekir. Eğer İran’ın savunma tesislerini ara sıra denetleme konusu 5+1 tarafından değil de ajans tarafından gerçekleşeceği öngörülür ama İran buna imkan tanımıyorsa büyük bir ihtimalle müzakereler çıkmaza girebilecektir.”

Dolayısıyla, İran ve 5+1 müzakere heyetleri çok yoğun ve zor bir maratona girmişlerdir. Önümüzdeki tabloya bakıldığında 2 seçenekten başka bir yol bulunmamaktadır. Ya karşılıklı güvensizliği unutup “win-win” şartları üzere konuşup anlaşmalılar ve yahut başka yöntemleri İran’ın nükleer meselesindeki dürüstlüğünü taahhütleri arasına koymalılar. Yoksa hiçbir ülkenin, özellikle de İran gibi bölgesel gücü tercih eden bir ülkenin, yıllarca çaba gösterip elde ettiği askeri know-how birikimini kolayca bütün denetçilere açması mümkün değildir. Ancak hala müzakerelerin devam etmesini ve tarafların yüzde 50-50 ilerledikleri söylemlerini düşünürsek, konuya yorumcular değilse bile yetkililerin olumlu baktığı iddia edilebilir.

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Uluslararası ilişkiler ve Ortadoğu uzmanı

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.