ORTA ASYA’DA BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ: ŞİÖ’NÜN ROLÜ

upa-admin 30 Haziran 2015 1.432 Okunma 0
ORTA ASYA’DA BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ: ŞİÖ’NÜN ROLÜ

Batı dünyasının dışında bölgesel işbirliği süreçlerinin analizi uluslararası ilişkileri inceleyen araştırmacıların ilgi odağındadır. Bir yandan Avrupa bütünleşme modeline göre bölgesel işbirliği, diğer yandan dünyanın diğer bölgelerindeki etkileşimlerin kurumsal parametreleri arasında benzer ve farklı yönleri öne çıkartan Avro-merkezci yaklaşım, giderek arka plana geçiyor ve Avrupa’nın sınırları dışındaki bölgesel kuruluşların faaliyetlerinin ilke, norm ve uygulamalarının karşılaştırmalı analizi ön plana çıkıyor.

Bu açıdan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), analiz için benzersiz bir konudur. ŞİÖ, Avrasya’nın Rusya ve Çin gibi en büyük iki ülkesini ve Orta Asya’nın 4 devletini (Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan) birleştirir. ŞİÖ üyesi devletler, bölgede güvenliği tehdit eden eski ve yeni unsurlara karşı durup, ekonomik ve sosyal alanlarda işbirliğini güçlendirmek istiyorlar. Ortak tehditlere karşı mücadele etmek ve Afganistan’da normalleşme sürecine ortak yaklaşım geliştirmeye çalışma gerekliliği, işbirliği için doğal zemin oluşturur. Fakat bu ülkelerin ŞİÖ çerçevesinde etkileşimlerinin sonuçları Rusya, Çin, Hindistan, ABD ve AB ülkelerinde farklıdır.

Orta Asya, “yeni” uluslararasılaşmış bir bölgedir. Burada yer alan tüm aktörler SSCB’nin çöküşünden sonra bağımsız devletler olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden tarihi açıdan onların devlet yapılanması alanında tecrübesi nispeten azdır. Burada tarihen mevcut olmuş siyasi otoriteler, etnoslarüstü prensip üzerinde kurulmuştur. İşte bu yüzden, tüm bölge ülkelerinde milli benliği sağlamlaştırma süreci devam etmektedir. Siyasi süreçte ve kurumsal gelişmede ise Orta Asya’da yerleşen ulusların kimlik oluşturma, yerel ve aşiretsel meseleleri güncel hale gelmiştir.

Birçok anlamda bu çelişkiler yüzünden bugüne kadar Orta Asya’da uluslararası bölge içi karşılıklı etkileşimde ikili ilişkiler egemendir. Aynı zamanda, ikili ilişkilerin de konuları tartışmalı alanlardır. Bu nedenle, örneğin, sınır anlaşmazlıkları, su kaynaklarının kullanımı ile ilgili fikir ayrılıklarının olması vb. şimdiye kadar Kırgızistan ile Özbekistan’ın, Kırgızistan ile Tacikistan’ın, Tacikistan’la Özbekistan’ın ilişkilerini gerginleştiren unsurlardandır. Ayrıca, 2000’li yıllarda Orta Asya’da bölgesel örgüt oluşturma yönündeki girişimlere rağmen, hala, Orta Asya’da 5 devleti bir araya getiren herhangi bir çoktaraflı bölgesel oluşum mevcut değildir. Bölge ülkeleri dış oyuncuların katılımıyla çok taraflı kurumlara katılmaya eğilimlidir. Buradan hareketle, İngiliz araştırmacı Roy Allison, Orta Asya bölgeselciliğini “sanal” olarak adlandırır.

Bu bağlamda, Orta Asya’nın birçok ülkesi ile Çin ve Rusya’yı birleştiren ŞİÖ, bölgesel işbirliği modeli olarak özellikle dikkat çekiyor. ŞİÖ’nün kökeni, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın Çin ile sınır meselelerinin düzenlenmesi ile ilgili görüşmeler sürecinde yatar. 2001 yılında “Şanghay Beşlisi”ne Özbekistan’ın da katılması ve ABD’de 11 Eylül 2001 olaylarından sonra bölgede terör tehlikesine tepki verme gereği “Şanghay Forumu”nun daha da kurumsallaşmasına çıkardı. 2002 yılında ŞİÖ’nün, merkezi Taşkent’te (Özbekistan) bulunan Bölgesel Terörle Mücadele Birimi (Regional Anti-terror Structure RATS) hakkında anlaşmaya varıldı. 2004 yılında ŞİÖ, BM Genel Kurulu’nda gözlemci oldu. 2005 yılında ŞİÖ ile ASEAN arasında karşılıklı anlayış konusunda memorandum imzalandı.

Örgütün Hindistan, Pakistan, İran, Moğolistan ve Afganistan’a gözlemci statüsü; Beyaz Rusya, Sri Lanka ve Türkiye’ye diyalog ortağı statüsünün verilmesi ile işlevsel açıdan genişlemesi, hem onun etkinliğine dikkat çekti, hem de güvenlik, ekonomi ve insani işbirliği konularının görüşülmesi için sadece bölgesel değil, aynı zamanda bölgeler arası oluşumun yaratılmasına katkıda bulundu.

Bölge devletleri ile ilişkilerinde Rusya, Rus Çarlık İmparatorluğu’ndan devralınan ve Sovyetler Birliği döneminde süren tarihi, demografik, ekonomik ve kültürel ilişkilere dayanır. Aynı zamanda Rusya, tabii ki, Orta Asya’nın uluslararası işbirliği ortamında rekabetin artması ile ilgili yeni jeopolitik gerçekleri de dikkate alır. Fakat bu bölge, Rusya’nın dış politikasında başlı başına öncelikli görülmez. Orta Asya’nın çeşitli ülkeleri ile ilişkiler daha çok hem ikili hem de çok taraflı düzeyde işbirliğinin çeşitli boyutlarının unsurlarına dönüşmektedir.

1990-2000 yıllarında Orta Asya’da Rusya’nın katılımı ile bölgesel işbirliği tecrübesi çeşitli olsa da, bu tecrübe “yeni” komşularla ilişki mekanizmaları hakkında sistemli tasavvurların olmamasından ileri gelir. Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT), Ortaklaşa Güvenlik Sözleşmesi Örgütü (CSTO), Orta Asya İşbirliği (MAE), Avrasya Ekonomik İşbirliği mekanizmaları aslında bölgede çok taraflı işlek işbirliği yapısını oluşturma girişimleri olmuştur. Gümrük Birliği’nin ve Rusya, Beyaz Rusya ve Kazakistan’ın bulunduğu Ortak Ekonomik Bölge oluşturulması, işbirliği ve bütünleşmeye hazır olan eski Sovyet ülkeleri için nihai ekonomik teşebbüs oldu.

Adı geçen kurumlar ve girişimler sırasında ŞİÖ özel bir yere sahiptir. Rus yetkililere göre ŞİÖ’nün üç işlevi vardır: Birincisi, ŞİÖ dünyada ortaklaşa liderlik sistemini teşvik edecek format olarak kabul edilir. İkincisi, ŞİÖ Asya-Pasifik bölgesinde “bölgesel ortaklıklar şebekesinin” bir unsuru olmalıdır. Üçüncüsü, Afganistan’daki durumun normalleşmesi yönünde gösterilen uluslararası çabalarda BM, BDT ve CSTO mekanizmalarıyla birlikte, bu kuruma da özel bir yer verilir.

Aynı zamanda, ŞİÖ diğer eski Sovyet birliklerinden farklıdır. Onun oluşumu sürecinde ikili ilişkiler giderek çok yönlü bir yapıya geçmiştir. CSTO veya BDT gibi mekanizmalardan farklı olarak, ŞİÖ üyeliği meselesi, katılımcılarda sorgulanmadan kabul edilmiştir. Rus araştırmacılar belirtir ki, güvenlik alanında geniş bütünleşme olanakları olmamasına rağmen, ŞİÖ bölgede özel bir siyasi rol oynar ve üye profilinin kompozisyonu sayesinde küresel seviyeye yükselme olasılığına sahiptir.

Çin’in sınır bölgeleri ile Orta Asya cumhuriyetleri arasında bölgeler arası ticari-ekonomik ve kültürel ilişkiler 1980 yıllardan SSCB-Çin ilişkilerinin normalleştirilmesi ve Deng Xiaoping başta olmak üzere Çin yönetiminin ülkede ekonomik reformların yapılması konusunda aldığı kararlar çerçevesinde yeniden ele alınmaya başladı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Çin, Ocak 1992 tarihinde Orta Asyalı tüm ülkelerle hızla ikili ilişkiler kurdu, böylece de bölgeyle ilgili kendi siyasi çizgisindeki yeni aşamanın temelini atmış oldu.

Çin’in Orta Asya politikalarında modern öncelikler ve yönler hem ÇHC’nin milli güvenlik konularında hem de ekonomik unsurlarla açıklanır. İlk unsur; ÇHC’nin en sorunlu sınır bölgelerinden biri olan Sincan Uygur Özerk bölgesinin bu bölgeye yakınlığıdır. Ekonomik unsur ise, enerjide lider kaynak ülkelerin Orta Asya’da yerleşmesi ile açıklanır. Ekonomik büyüme hızının yükseldiği dönemde Çin’in bu kaynaklara olan talebi daha da artmıştır.

Bu aşamada Çin, sadece bölge devletleri ile ikili ilişkilerin farklı yönlerini geliştirmez. Şimdilerde Çin’in Orta Asya’ya tek bir aktörmüşçesine yaklaşımından bahsetmek mümkündür. Araştırmacılar arasında bölgesel birliğinin mevcut parametrelerine göre, Orta Asya’nın bağımsız ve kendine yeter bir bölge olarak tanımlanıp tanımlanmadığı konusunda geniş tartışmalar süregidiyor. Buna rağmen, bölgede Çin’in stratejisini bu yönde yorumlamak için bazı esaslar da var. Bunlar, ilk olarak, bölgenin tümünü ilgilendiren güvenlik sorunları ve ikincisi, Çin’in bölgeyle ilgili siyasi-ekonomik politika hattı ile ilgilidir. Bazı açılardan o hat, Şanghay İşbirliği Örgütü aracılığıyla gerçekleştirilir.

Tanınmış Çinli araştırmacı Çjao Huaşen, 2000 yılının ortalarında Çin’in Orta Asya stratejisinde altı öncelik yönü belirlemişti. Bunlar: terör, ayrılıkçılık, aşırıcılıkla (“üç şeytani kavrama” karşı mücadele anlayışı) mücadele, sınır bölgelerin güvenliği, bölge genelinde istikrara destek, bölgenin ekonomik kalkınmasına katılma, bölgenin Çin karşıtı devlet ya da askeri blokların etkisi altına girmesinin engellenmesi, bölgenin enerji kaynaklarına erişim meseleleri idi.

Yukarıda belirtilen önceliklere Çin’in çoktaraflı işbirliği zemininde konumunun güçlendirilmesi konusu da eklenebilir. Burada ŞİÖ’ye özel bir yer verilir. Onun çerçevesinde Çin’in katılımıyla çoktaraflı liderlik modelinin değerlendirilmesi de mümkündür. ÇHC’nin ŞİÖ nezdinde liderlik fonksiyonu en az üç faktöre bağlıdır. Şanghay Bilimler Akademisi bünyesinde ŞİÖ Araştırma Merkezi Direktörü Pan Guan’a göre bunlar; Çin’in örgütün gelişmesine kavramsal yaklaşımını (“Şanghay ruhu” adı verilen, kuruluşun temel ilkelerini belirlemesini), ŞİÖ kurumsallaşmaya ve örgüt kapsamında gerçekleştirilen projelere destek göstermesi ve ayrıca, yeni tehditlere karşı mücadele çabalarını birleştirmeye çalışan ŞİÖ üyelerinin, Çin’in “üç şeytani güce” karşı mücadele terminolojisini kullanmasıdır. Bunlar ŞİÖ’nün bu konularda Çin’in görüşlerini tam olarak kabul ettiğini gösterir.

Orta Asya’da Şanghay sürecinde can bulan çoktaraflı işbirliği Çin’e bu yönde komşularıyla anlaşmazlıkları azaltmanın yanında, esasen enerji sektörü ile ilgili ekonomik çıkarlarını gerçekleştirme fırsatı verdi. Ayrıca, ŞİÖ çerçevesinde faaliyet, Çin’e çoktaraflı bölgesel bir oluşumda kendi girişimlerini yürütme alanında deneyim kazandırdı. Çinli uzmanlar, bunun komşularla diplomatik ilişkilerin de yeni modeli (yani ÇHC ile SSCB arasında var olan uluslararası ittifakla karşılaştırıldığında ortaklığın özel şekli) olduğunu da belirtir.

Yapılan analiz sonucunda şu sonuca varabiliriz: Rusya ve Çin için ŞİÖ çerçevesinde Batılı teoriler anlamında bütünleşme değil, bölgenin kurumsallaştırılmasında ŞİÖ’nün potansiyeli özel önem arz etmektedir. Rusya için Asya-Pasifik bölgesinde bölgesel teşkilatlar sistemine katılmak için ŞİÖ’nün sağladığı kurumsal olanaklar da önem taşımaktadır. Bu sistem birçok anlamda Rusya’nın katılımı olmadan şekillenmiştir. O çerçevede bölgesel süreçlere tam ve yetkin taraf olmak için Rusya ek siyasi ve ekonomik kaynaklara gereksinim duyar.

Hindistan, ŞİÖ ile arasındaki karşılıklı etkilere, Orta Asya ile daha geniş işbirliği bağlamında yaklaşır. Buna karşılık Amerika ve Avrupalı analistler, ŞİÖ’nün faaliyetlerinin düzenleyici yönü üzerine odaklanır ve bunu bölgedeki siyasi rejimlerin demokratikleştirilme sorunları ile ilişkilendirir. Bazı araştırmacılar ŞİÖ’nün bağımsız oyuncu olarak verimsiz kaldığını kaydeder ve bölge ülkelerinde iç siyasi reformların yapılması ve bu reformlara destek verilmesi için yabancı ortaklıklara ihtiyaç olduğunu bildirirler.

Adil KENGERLİ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.