PARİS SALDIRILARI: IŞİD’İN YENİ YÜZÜ VE BATI’NIN BEKLENEN ADIMLARI

upa-admin 24 Kasım 2015 905 Okunma 0
PARİS SALDIRILARI: IŞİD’İN YENİ YÜZÜ VE BATI’NIN BEKLENEN ADIMLARI

Bilindiği gibi, 13 Kasım 2015 tarihinde Paris’in çeşitli yerlerinde yapılan 8 terör saldırıları sonucunca 130’dan fazla insan öldü, 300’den fazlası da yaralandı. Terör saldırılarının sorumluluğunu IŞİD kendi üzerine aldı. Belirtelim ki, bu, bir yıl boyunca Paris’te yaşanan ikinci büyük terör saldırısıdır.

Uzmanlar, Paris saldırılarını 2008’in Mumbai terör olayına benzetiyorlar. Öyle ki, Hindistan’da da teröristler birkaç mahallede silahlı saldırılar düzenlemiş, daha sonra da otellerden birindeki insanları rehin almışlardı. Bu saldırıların sonucunda 160’tan fazla insan hayatını kaybetmişti. Her iki saldırıda da benzer yöntemler kendini göstermektedir.

13 Kasım terör eylemi, kendisinin ağırlığı, gaddarlığı ve büyüklüğüne uygun olarak “Fransa’nın 11 Eylül’ü” adlandırıldı. Bununla birlikte, bu olayı 11 Eylül’le karşılaştırmak için başka nedenler de olabilir. Örneğin, Fransa’nın Ortadoğu’daki anti-terör faaliyetlerinin yeni bir ivme alması ve bunun bölgede faaliyet gösteren katılımcılara etkisi, 2001 yılının 11 Eylül olayından sonra olduğu gibi ciddi değişikliklere yol açabilir. Doğru, ABD’den farklı olarak, Fransa tek oyuncu gibi küresel çapta büyük etkiye sahip değildir. Fakat burada Fransa’nın üyesi olduğu NATO faktörünü ve ABD Başkanı Barack Obama’nın kendi sözleriyle söylersek, “ABD’nin en eski müttefiki” olan Fransa’ya her türlü desteği vermeye hazır olan ABD faktörünü gözden kaçırmak olmaz.

13 Kasım Terörünün Ortadoğu Süreçlerine Etkisi

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, terör olayını “Fransa’ya karşı savaş” olarak değerlendirdi. Bu demektir ki, savaşı ilan eden tarafa cevap verilmelidir. Bu konuşmanın mantıksal uzantısı olarak, saldırılardan 2 gün sonra, Fransa askeri uçakları Suriye’de IŞİD’in Rakka kentindeki mevkilerine saldırılar düzenledi. Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’un  Türkiye’deki G-20 Zirvesi’nde söylediği gibi, “Paris saldırıları, Fransa’nın IŞİD’e karşı cevap saldırılarına meşruiyet verdi” (bkz.: Paris Attacks’ Scale underscores Global Threats / “The Wall Street Journal”, 13 Kasım 2015).

Daha ilk günden, Paris saldırılarının siyasi sonuçlarının olacağı bekleniyordu. Saldırılar, Fransız uçak gemisinin (Charles De Gaulle) IŞİD’e karşı Irak ve Suriye’de aktif operasyonlarda katılımı için Fars Körfezi’ne çıkarılmasından 5 gün öncesine kadar uzanır. Eylül ayının sonundan itibaren, Fransa, Suriye’de hava operasyonları gerçekleştiriyor. Terör saldırılarından sonraysa, Fransa’nın askeri operasyonlarının daha da yoğunlaştırması bekleniyordu ve bu doğrulandı. Bazı uzmanlar ise, biraz daha ileri giderek söz konusu terör eylemlerinin Ortadoğu’da güçler dengesini değiştireceğini tahmin ediyorlar. Arap ülkeleri, IŞİD’le karşılaştırıldığında İran’ı kendilerine daha büyük bir tehlike olarak görüyorlar. Fakat IŞİD’in üstlendiği saldırılarının ardından Batı’nın çabalarını daha çok onunla mücadeleye yöneltmesi, Körfez ülkelerini de yeni duruma uymaya itebilir.

Öte yandan, Fransa’nın Suriye’deki etkinliğini arttırmasının, Rusya’nın ülke topraklarında yürüttüğü hava saldırılarına yardım mı ettiği, yoksa aksine buna engel mi oluşturduğu da ilginç bir muammadır. Saldırıların hedefleri ile ilgili Washington’la Moskova arasında ciddi fikir ayrılıklarının olması, iki ülkenin işbirliğine engel oldu. Fransa’nın da bu meseleye yaklaşımının Rusya’nınkinden farklı olması, durumu biraz da gerginleştirebilir. Fakat Suriye’de anti-terör faaliyeti gösteren tarafların etkinliğini arttırması, bölgede farklı ilgi sahiplerinin herhangi bir formatta ortak mutabakata gelmesini kaçınılmaz zarurete dönüştürüyor. Son olarak, Paris’teki terör olaylarını düzenleyenlerin kimliğine dair nihai sonuçların da, süreçlerin gidişatına etkisi istisna değildir.

Bazı analistlere göre; son olaylar, Batı’da Beşar Esad’ın iktidarda kalmasına ilişkin belirli bir yumuşama yaratabilir. Bununla birlikte, Paris saldırılarının yarattığı psikolojik sarsıntı zayıfladıkça, önümüzdeki aylarda Suriye politikasının detayları aydınlanacaktır (bkz.: Paris attacks: The global consequences / “Financial Times”, 14 Kasım 2015).

Batı medyası ise, IŞİD tehlikesinin küresel bir nitelik aldığını bildiriyor. Paris saldırılarından sonra IŞİD’in Washington’da da benzer terör eylemleri yapacağı hakkında yayınladığı bir video, ABD’de endişeyle karşılandı. Bu, aynı zamanda IŞİD’in taktiğinin de değiştiğini gösteriyor. Başlangıçta IŞİD’in esas faaliyet bölgesi Irak ve Suriye toprakları ve terörist örgütün başlıca hedefleri de araziler istila etmekle “hilafet” oluşturmak ve bu ülkelerdeki nüfustan vergi toplamak ve onları kontrol etmek oldu. Fakat son terör olayları, IŞİD’i çok sayıda sivil insanların ölümü ile sonuçlanan büyük ölçekli terör eylemlerine ağırlık veren El-Kaide’ye benzetiyor (bkz.: Мировые СМИ: “Исламское государство” меняет стратегию / “РИА Новости”, 14 Kasım 2015). Bu değişiklik, sadece Rusya’nın Suriye ve İran’la ortak şekilde IŞİD’in Suriye’deki karargahlarını, üslerini mahveden saldırılarından sonra kendini açıkça göstermeye başladı. Görünür ki, kendini dünyaya devlet gibi sunma girişimleri sekteye uğrayan IŞİD, terörist organizasyonların geleneksel yöntemlerine baş vurmuştur.

Terör Saldırılarının Ortaya Koyduğu Avrupa Güvenlik Sistemindeki Boşluklar

Öncelikle belirtmek isteriz ki, Paris terör saldırılarının Fransa’nın iç siyasetine de etkisiz kalmaması bekleniyor. Öyle ki, Fransız hükümeti, göçmenlerin Avrupa ülkeleri arasında dağıtılması konusunda Almanya’nın önerisini destekliyor. Almanya, İsveç gibi ülkelerle karşılaştırıldığında, Fransa’ya gelen mülteciler ve yasadışı göçmenler sayıca azınlık oluşturuyor. Bununla birlikte, bu ülkede de son zamanlarda ırkçı ve yabancı düşmanı eğilimin güçlenmesi kendini gösteriyor ve son terör saldırıları da sağcıların nüfuzunun ve sert göç politikaları talebi ile hükümet üzerindeki baskılarının artmasına ivme verecektir. Yılın başlarında Paris’teki Charlie Hebdo saldırılarından sonra, Marine Le Pen’in radikal sağcı Ulusal Cephe Partisi’nin nüfuzunda artış yaşanmıştı. Analistlere göre, güvenlik konularında ciddi önlemlerin alınması taraftarı olan Nicolas Sarkozy’nin merkez sağcı Cumhuriyetçiler Partisi de, bu olaydan sonra taraftarlarının sayısını arttırabilir (bkz.: What to Expect After the Jan. 13 Paris Attacks / “Stratfor”, 13 Kasım 2015).

Kabul edilir ki, siyasi arenada Avrupa’ya yönelen mültecilerin arasında aktif ve potansiyel radikal dini görüşlü kişilerin olduğuna dair endişeler, bundan sonra daha sık ve açıkça belirtilecek. Bu endişe, Avrupa Birliği ülkelerinin göç politikasında değişikliklerin yapılması için önemli bir rol oynayabilir.

Paris saldırıları, AB genelinde güvenlik sistemindeki boşlukları da gösterdi. Burada en önemli husus; güvenlik ve istihbarat birimlerinin terör saldırılarını önleyememesidir. Diğer bir mesele; teröristlerin AB ülkesinde, özellikle de Schengen bölgesinde serbest hareketine engelin olunamamasıdır. Hatta saldırılardan hemen sonra, Hollande’ın Fransa sınırlarının kapatıldığını beyan etmesine rağmen, ulaşım alanında yapılan araştırmalar bunun yaşanmadığını ortaya koydu. Yani, sınırların kapanması ilanına rağmen, ister hava, ister trenle yolcu taşıma hizmeti veren şirketler, faaliyetlerini olduğu gibi devam ettirmişler, uluslararası otomobil yollarında da ulaşımın hareketi durmamıştır. Mesele şu ki, diğer Schengen bölgesi ülkeleri gibi, Fransa’da da ciddi sınır kontrolleri yıllar önceden kaldırılmıştır; sınır kontrol noktalarının oluşturulması ve işi yürütecek personelin katılımı içinse aylarca zaman gerekir. Böylece, bir yandan şirketlerin kendi faaliyetlerinde herhangi bir sınırlandırmaya izin vermeye sıcak bakmaması, diğer taraftan ise sınırları kısa zamanda kapatmak için teknik imkanların yetersizliği sonucunda, Hollande’ın talimatı sadece bir bildiri niteliği taşımıştır (bkz.: What did it really mean when France ‘closed’ its borders ? / “The Washington Post”, 15 Kasım 2015).

Oluşan güvenlik sorunları, Avrupa kurumlarının ve siyasi modelinin ciddi bir kriz yaşadığını gösteriyor. Bu ise, şunu gösteriyor ki, bugün Avrupa’nın güvenliği Ortadoğu’daki durumla yakından alakalıdır (bkz.: örn., Поворотный момент Европы? Последствия парижского теракта для французской и мировой политики / “Россия в глобальной политике”, 14 Kasım 2015). Avrupa’nın göçmen ve terörizm sorunları, özellikle Ortadoğu’daki savaşlar, kaos ve terörizmin genişlemesinin doğrudan sonucudur.

Teröre Karşı Ortak ve Samimi Mücadeleye İhtiyaç Var

Bilgilere göre; Paris’teki saldırıların Suriye’de planlandığı bildirildi. Bununla birlikte, Paris saldırılarını gerçekleştiren teröristlerin bir kısmının Fransa ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinin vatandaşları olması gösteriyor ki, zamanında kendi kaynağında nötralize edilmeyen terör, Avrupa içlerine doğru kök salmaktadır. IŞİD’in tehdit edici videosundan sonra, ABD’de endişe yaratan esas husus şu ki, Suriye ve Ortadoğu’dan gelen mültecilerin yüzüne kapılar kapalı tutulsa böyle, Avrupa’da doğmuş ve bu ülkelerin vatandaşlığını taşıyan radikalleşmiş kişilerin ülkeye seyahat etmesinin önüne geçmek çok zordur. Onların, ABD gibi serbest silah satışı olan bir ülkede silahlanması da hiç zor değil.

Böylece, Paris saldırıları terör tehlikesinin tüm dünyayı tehdit ettiğini bir daha gösterdi. Bu tehlikenin önlenmesi, ortadan kaldırılması içinse, dünya ülkelerinin ortak etkinliğine büyük ihtiyaç var. Ancak bu mücadele, Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İdaresi Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Novruz Mammadov’un ifade ettiği gibi, diğer çıkarların kenara konulması şartı ile yapılmalıdır. Diğer bir deyişle, uluslararası terör karşıtı faaliyetler net bir şekilde terörün imhasına yönelmeli, herhangi küresel gücün veya bir grup ülkenin jeopolitik, jeoekonomik çıkarları sağlanması aracına dönüşmemelidir. Aksi takdirde, belirtilen faaliyet bir yandan teröre darbe vurursa, diğer taraftan çıkar çatışması sonucunda gizli ve açık destekten yararlanan terörist örgütler faaliyetlerini daha da genişletmiş olurlar. 2001 yılı 11 Eylül sonrası oluşan küresel anti terör koalisyonunun sorunu ortadan kaldıramamasının kökünde de bazı küresel aktörlerin nüfuz mücadelesi, ikinci, üçüncü derece çıkarlarının terör belasıyla mücadele amacından öne geçmesi ve adalet ilkesinin ihlali duruyor.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.