RUSYA-TÜRKİYE GERİLİMİ: OLASI JEOPOLİTİK SONUÇLAR

upa-admin 04 Aralık 2015 2.183 Okunma 0
RUSYA-TÜRKİYE GERİLİMİ: OLASI JEOPOLİTİK SONUÇLAR

Bir Türk savaş uçağının sınır ihlali yapan Rus savaş uçağını vurması, iki ülke arasında ciddi ihtilafların oluşmasına yol açtı. Moskova, olayın ardından sert ve sinirli tepkiler veriyor. Ankara ise, kendi konumunu esaslandırmaya çalışıyor. Dünyanın çeşitli ülkeleri bu konuda farklı fikirler bildiriyorlar. Batı, net olarak Türkiye’nin hareketlerini destekleyen beyanatlar veriyor. İran ve Çin tarafları, tarafları temkinli olmaya davet ediyorlar. Ancak şunu unutmamak gerekir ki; oluşan durumun arkasında bir takım jeopolitik ve askeri hususlar duruyor. Mesele, büyük bir jeopolitik mekanda güvenliğin sağlanması ile ilgilidir. Üstelik, uluslararası terörle mücadelede çok önemli bir aşama başladı. Soruna bu düzlemde yaklaşıldığında, birkaç düşündürücü hususu görmek mümkündür. Onların analizi yararlı olacaktır.

Stratejik Hata: Düzeltmek Mümkün mü?

Ortadoğu’da zaten çok gergin olan jeopolitik duruma yeni bir etken daha eklendi. Türk savaş uçağının Rusya’nın “SU-24” askeri uçağını vurmasından sonra, her iki taraftan da endişe verici bilgiler yayılmaktadır. Ankara, bu adımı atmak zorunda olduğunu ispat etmeye çalışıyor, Moskova ise hiçbir argümanı kabul etmeden, sert cevaplarla önlemler alacağını beyan etmektedir. Dünya medyasında ise farklı analizler, yorumlar ve tahminler yer alıyor. Onlar arasında, iki büyük devlet arasındaki ilişkileri bozma amacını güden yazılara da rastlanır.

Açıktır ki, Rusya-Türkiye ilişkilerinin bu olaydan önceki durumda kalması zorlaşmıştır. Sorunun jeopolitik açıdan yaratabileceği komplikasyonlar üzerinde düşünmeye ciddi şekilde ihtiyaç vardır. Hem tecrübe de göstermektedir ki, oluşan durumdan bir takım güçlerin kendi amaçları için yararlanma girişimleri istisna değildir. Bu bakımdan, yaşanan olayı her iki tarafın da stratejik hatası olarak değerlendirmek mümkündür. Diğer faktörlerle birlikte, iki büyük devletin işbirliği potansiyeli hayli fazladır. Onların birbiriyle anlaşması, geniş jeopolitik mekanda, hatta Avrasya çapında istikrar ve barışa ciddi katkı verirdi.

Burada “The Washington Post” gazetesinde yayınlanan bir makalede yer alan “meydana gelen olay durumu kontrolden çıkaracak mı?” gibi tedirginlik doğuran soruyu vurgulamaya ihtiyaç vardır (bkz.: Daniel W. Drezner. Will this Russia-Turkey business get out of control? / “WashingtonPost.com”, 24 Kasım 2015). Çünkü uzmanlar, olayın genel olarak Ortadoğu’da jeopolitik-askeri durumu idare olunmaz bir düzleme sürükleyebileceğinden endişeleniyorlar. Bunun için, onlar birkaç faktörü özel olarak vurguluyorlar.

O sırada, iki ülke arasında enerji alanındaki işbirliğinin ve ticari ilişkilerin sıkıntıya düşmesi, güvenlik sisteminin oluşumu perspektifinin azalması ve Suriye’deki terörü yok etmek için tek bir uluslararası koalisyonun kurulması imkanlarının azalması ayrıca kaydediliyor (bkz.: Liam Denning. Russia, Turkey and World War G / “Bloomberg”, 24 Kasım 2015). Bunların arka fonunda, Ankara ve Moskova’nın stratejik hata yapması daha net görülmektedir.

Ortak Seçimi: Aceleciliğin Zararı

Burada bir hususu özellikle belirtmek isteriz. Bizce, Rusya ortak seçiminde biraz acele etti. Şimdi Ortadoğu’da jeopolitik dinamikler çok karmaşıktır. Dolayısıyla, mutlaka seçim karşısında kendisine ortak bulmanın önemi büyüktür. Uzmanlar şu görüştedirler ki, Suriye sorununu Türkiye’siz çözmek imkân dışındadır (bkz.: örn., Нета Бар. Сбитый российский самолет: неужели Эрдоган на самом деле обезумел? (Maariv) / “ИноСМИ.ru”, 25 Kasım 2015).

Moskova ise, bu olguyu gereğince değerlendirmeden, bölgenin çeşitli devletleri ve Suriye’deki radikal grupların bazıları ile işbirliği kurdu. Bunun arka fonunda, Ankara ile ilişkilerin olası sonuçları dolgun olarak değerlendirilmedi.

Ayrıca, Rusya Ermenistan faktörünün genel olarak ne kadar olumsuz rol oynadığının farkına varmadı. Sır değil ki, Rusya’da belirli görevler tutan Ermeniler, daima Kremlin’in Ankara ile ilişkilerini bozmaya ve Moskova’yı provokasyonlara çekmeye çalışırlar.

Meselenin diğer yönü, Rusya’da bazı çevrelerin bazı tarihi gerçekleri dikkate almaması ile ilgilidir. 1 Eylül 1983 tarihinde, Güney Kore “Korean Air Lines” şirketine ait bir yolcu uçağını, SSCB askeri hava kuvvetleri Sahalin üzerinde rotasından çıktığı için vurmuştu. 22 Haziran 2012 tarihinde ise Türkiye’ye ait F-4 eğitim-egzersiz uçağı Suriye tarafından uyarı yapılmadan imha edilmişti. Yayılan bilgilere göre, ateş, Rusya’nın Suriye’deki askeri üsünden açılmıştı (bkz.: Özlem Albayrak. Rus uçağı ve ibret verici angajman tarihi / “Yeni Şafak”, 25 Kasım 2015). Kanaatimizce, tüm bunlardan haberdar olan güçler, aynı adımı başkasının da atabileceğine sabırlı yaklaşmalılar.

Genel olarak, büyük devletlerin ortak seçiminde aceleciliği negatif sonuçlar doğurur ki, bunları da bazen yıllarca ortadan kaldırmak mümkün olmuyor. Rusya gibi büyük ve güçlü bir devletin her bir hareketi küresel ölçekte hissedilen etkiye neden olur. Artı, Moskova’nın ortak seçiminde daha temkinli ve makul olması olumlu hal olurdu. Güney Kafkasya’da Ermenistan gibi saldırganı kendisine en yakın müttefik etmenin gelecekte kime hayırlı olacağını bu hükümler açısından tam belirlemek zor iştir.

Ankara: Yeterince Tedbirli mi?

Fakat adalet namına diğer bir diğer husus da unutulmamalıdır. Bizce, Türkiye de neredeyse kendi geleceğini derinden düşünmeden bir adım attı. Durum karmaşık ve çelişkili olsa da, jeopolitik çıkarlar göz önüne alınsa da, stratejik açıdan Ankara’nın bu konuda biraz dikkatli hareketleri daha etkili olurdu. Bunun iki nedeni üzerinde durmak istiyoruz.

Birincisi, Ortadoğu’da jeopolitik nüfuz uğruna rekabet güçlenmiştir. Şimdiki şartlarda hangi tarafın kazanacağı belli değildir. Üstelik, bölgenin büyük devletleri de ortak görüçte değillerdir. Onlar arasında rekabet de hayli yoğunlaşmıştır. Böyle bir ortamda, Rusya ile ilişkileri kötüleştirmek Türkiye için ne derece uygundur? İşte, İran ve Çin, Türkiye ile Rusya’yı soğukkanlı olmaya çağırıyorlar. Batılı devletler de “iki toplum kendi aralarında ilişkileri düzenlemelidir” gibi fikirler bildiriyorlar.

Ankara’nın dikkatli davranmak zorunda olmasının ikinci nedeni aşağıdaki hususlarla bağlantılıdır. Dikkate almak gerekir ki, stratejik açıdan mesele sadece Batı’nın-NATO’nun güçlü olmasında değil. Söz konusu tamamen iki devletin ve iki halkın gelecek ilişkileridir. Bir çok alanda onlar arasında yakın işbirliği mevcuttur. Ayrıca, Kafkasya’da Rusya ve Türkiye ortak katkıları ile terörün önünü alabilirler. Yüzyıllardır devam eden Ermeni radikalizmini azaltma olanağı da bu şekilde oluşabilir.

Anlıyoruz ki, iki ülke arasındaki gerginliğin kaynağında Beşar Esad meselesi duruyor. Suriye’nin mevcut Cumhurbaşkanı, halen ülke topraklarının az bir kısmını kontrol edebiliyor. Türkiye, onun yönetimden gitmesini istiyor. Rusya ise, aksini daha doğru buluyor. Fakat asıl sorun şu ki, kişiler gelir-gider, halk ve devletler ise sonsuza dek kalır. İşte bu gerçeklik bağlamında, şimdi sormak isteriz: Bir kişiye göre iki büyük ve dost devletin bu derecede ihtilafa gitmesinin önemi var mı? Biz bu soruya olumlu yanıt veremiyoruz.

Diğer taraftan, şimdi aslında büyük devletler iki cepheye bölünmüştür. Kritik anda onların çoğu NATO’yu seçecek. Biz, esasen Batı devletlerini kastediyoruz. O halde, gerçekte Rusya-NATO çatışması oluşmuş olur. Inanmıyoruz ki, bu, taraflardan herhangi birine yarasın. Çünkü onların askeri kudreti o düzeydedir ki, ikisi de zayıflayabilir. Dünyanın büyük bir hissesinde ise, amansız savaş oluşur. Tecrübe göstermektedir ki, böyle durumlarda en çok uluslar zarar görüyor.

Tüm bunlar, Türkiye ile Rusya arasında şimdi gözlemlenen çelişkili hususların karmaşık jeopolitik ve askeri faktörlerle ilişkili olduğunu gösteriyor. Mesele sadece bir askeri uçağın vurulmasından ibaret değildir. Süreç, bölgesel ölçekten küresel düzeye kadar genişleyebilen sonuçları belli olmayan içerik alabilir. Buna dikkat etmek gerekir.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.