ULUSLARARASI TERÖR: ÇİFTE STANDARTLAR FONUNDA GENİŞLEYEN SÜREÇ

upa-admin 23 Nisan 2016 1.237 Okunma 0
ULUSLARARASI TERÖR: ÇİFTE STANDARTLAR FONUNDA GENİŞLEYEN SÜREÇ

Mart 2016 tarihi, çeşitli ülkelerde kanlı terör olaylarının gerçekleşmesiyle akılda kaldı. Türkiye’de ve Avrupa’da gerçekleştirilen ve yüzlerce masum insanın helak olmasına sebep olan olaylar, uluslararası terörle mücadele konusunu daha da güncel bir hale getirdi. Uzmanlar, terör eylemlerinin arkasındaki nedenler hakkında fikir bildiriyor ve sorunun çözümü için kavramsal çözümler hakkında konuşuyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, terör ağı Batı’da geniş ve derin köklere sahip. Bunun temel nedeni, Avrupa ülkelerinin yıllardır yürüttüğü yanlış iç ve dış politikadır. Aynı şekilde, farklı dini inanç sahiplerinin Batı toplumlarına entegrasyonunda ciddi sorunlar mevcuttur. Onlar arasında işsizlik oranı yüksektir. Bunların dışında, psikolojik olarak Müslümanlar orada kendilerini gergin hissediyorlar. Onlar, yapay ayrımcılığın hüküm sürmesine itirazlarını çeşitli yöntemlerle bildirmeye mecburdurlar. Çifte standartlar ve İslamofobi, bu bağlamda daha fazla endişe yaratan hususlardır. Fakat Avrupa, halen yol verdiği hataları itiraf edip, objektif sonuçlar üretemiyor.

21. Yüzyılın Tehditleri: Terörün Sert Yüzü

Uluslararası terör, insanlık için en büyük tehlikelerden biridir. 21. yüzyılın başlangıcı, onun etki gücü ve alanı daha da arttı. Uzmanlar, terörün bu denli geniş biçimde yayılmasının nedenlerini anlatmaya çalışıyorlar. Özellikle Batılı uzmanlar çeşitli fikirler ileri sürüyorlar. Onlar, somut nedenlerde farklı tutum sergileseler de, bir hususta ortak görüştedirler: uluslararası terör modern dünyanın sosyo-politik, kültürel, ekonomik ve jeopolitik faktörleri ile yoğun bağlıdır. Bu anlamda, o, geçici değil – bu faktörler kaldıkça, uluslararası terör de kendisini gösterecektir. Peki uzmanlar, bu bağlamda hangi hususları vurguluyorlar?

Son zamanlarda Fransa’da, Türkiye’de ve Belçika’da meydana gelen kanlı terör olaylarını analiz eden uzmanlar, birkaç faktörün üzerinde duruyorlar. Onları en çok Avrupa’da işlenen terör eylemlerinin nedenleri ilgilendiriyor. Fakat kuşkusuz ki, burada Türkiye’de gerçekleştirilen kanlı eylemlerin nedenleri de saklı kalmış olabilir. “The Guardian” ve “Le Figaro” gazeteleri, uzmanların görüşlerini argüman olarak getirerek vurguluyorlar ki, Batılı devletlerin uyguladıkları yanlış dış politika ve göçmenlere karşı yanlış tutum kıtada terör riskini artırmıştır (bkz.: örn., Emma Graham-Harrison. Why did the bombers target Belgium? / “Theguardian.com”, 22 Mart 2016).

Meselenin kökü geçen yüzyılın 80-90’lı yıllarına dayanmaktadır. Bu dönemde Fransa ve Belçika’yı Ortadoğu’da oluşan kaos fonunda terör dalgası sarmıştı. Birçok uzman bu süreçlerde Cezayir’deki iç savaşın de ciddi rol oynadığına inanıyor. Örneğin, Gent Üniversitesi’nde terör uzmanı olarak çalışan Rik Coolsaet, işte yukarıda vurgulanan hususları dikkate alarak diyor ki, “Fransa ile Belçika’da yaşanan terör olayları arasında ilişkilerin çok uzun geçmişi vardır” (bkz.: önceki kaynağa).

Uluslararası terörün uzun süredir yetiştiğini doğrulayan ve “buzdağı teorisi” olarak adlandırılan yaklaşım da meydana geldi. Onlar da Avrupa’da terörün geçen yüzyılın 80’li yıllarından başlayarak şekillenen şebekeden kaynaklandığını iddia ediyorlar. Dolayısıyla Fransa ve Belçika’da meydana gelen terör olaylarının doğrudan katılımcılarının buzdağının sadece görünen tarafının olduğu tezini ileri sürüyorlar (bkz.: Natasha Bertrand. The Brussels attacks hint at a worrying ‘iceberg’ theory about terror networks in Europe / “Business Insider”, 22 Mart 2016).

Aynı konumda bulunan analistler, son terör olaylarının Avrupa’da radikal gruplaşmaların “derin kök saldığını” doğruladığını vurguluyorlar. Terörle mücadelede ünlü uzman sayılan Ben Taub, Brüksel terör olayından sonra Twitter’da kısaca yazmış: “Ağ çok derine işlemiş” (bkz.: önceki kaynağa). Bu fikri kabul ediyormuş gibi, henüz 2015 yılında William McCants yazıyordu ki, “IŞİD modern dünyada en potansiyelli terör grubudur ve o, Ortadoğu’dan bin kilometrelerce uzakta bile siyah bayrağını dalgalandırabilir” (bkz.: The ISIS Apocalypse: The History, Strategy, and Doomsday Vision of the Islamic State. New York: St. Martin`s Press, 2015, 256 s.).

“Avrupa’ya Meydan Okuma”: Adalet İlkesinden Uzaklaşınca

Tüm bunların sonucu olarak Arap ve Müslüman dünyası uzmanı Mathieu Guidere, Brüksel terörünü “Avrupa kamuoyuna meydan okuma” olarak değerlendirmiş. O düşünüyor ki, IŞİD şöyle bir mesaj verdi: “Bizim sadece bir üyemizi hapsettiniz (söz konusu Brüksel’de yakalanan Paris terörünün organizatörlerinden biri olan Salah Abdeslam’dır – Newtimes.az), şimdi görün profesyoneller nasıl çalışır” (bkz.: Christophe Cornevin. Attentats de Bruxelles “Un pied de nez à la France et à la Belgique” / “Lefigaro.fr”, 22 Mart 2016).

Batılı analist ve uzmanların son günlerde yaşanan terör olaylarına karşı tutumunun yukarıda vurgulanan hususları, jeopolitik açıdan ilginç tasarruflar elde etmeye esas verir. Burada bir takım faktörleri tanımlamaya ihtiyaç duyuyoruz. Her şeyden önce, Avrupalılar hesap ediyorlar ki, uluslararası terörün hedefine dönüşmüşlerdir. Bu süreçte, esas düşman olarak IŞİD’i ve ona yakın olan grupları görüyorlar.

Batılı uzmanlar “uluslararası terör” derken, diğer terör gruplarını, örneğin Ermeni ve mezhep emilimine göre Ortadoğu’da terör eylemleri işleyen kurumlardan bahsetmiyorlar. Bu durum, halen Avrupa’nın soruna objektif ve kapsamlı yaklaşmadığını gösteriyor. Onlar, sadece kendilerini tehdit edebilecek tehlikeler üzerinde durmayı adet edinmişler. Bu ise, sorunu kökünden çözmeye asla izin vermez. Bazı uzmanlar, Belçika’da radikal düşünceli insanları takip etmek için polis gücünün az olduğundan yakınıyorlar. Fakat bu, çok yüzeysel ve taraflı bir yaklaşımdır. Onu Batılı analistlerin kendilerinin terör konusunda görüşleri yalanlamaktadır.

Mesele şu ki, Avrupa’da artık terör şebekesinin kıtada geniş ve derin kök attığına emindirler. Onların Ortadoğu’dan gelmesine gerek yok. Üstelik Avrupa’da bu süreç yıllarca devam etmiş. Bizce temel soru işte bu noktadan kaynaklanıyor. Yani, neden Müslümanlar Avrupa’da doğsalar da, yaşadıkları ülkelere karşı kinlidirler? Uzmanlar, burada daha çok aşağıdaki nedenleri gösteriyorlar: Müslüman azınlığın yerel toplumlara zayıf entegrasyonu, onlar arasında işsizlik seviyesinin yüksek olması, silahların serbest yayılması ve siyasi istikrarsızlık (bkz.: Emma Graham-Harrison. Why did the bombers target Belgium? / “Theguardian.com”, 22 Mart 2016).

Öyle anlaşılıyor ki, Avrupa’da terörün yayılmasını kökünde esasen bu mekanda bulunan ülkelerin yanlış iç ve dış siyaseti duruyor. Özellikle Avrupa Birliği’ne üye devletler önyargılı ve çifte standart nitelikteki siyaset gerçekleştiriyorlar. Tesadüfi değil ki, işte bu kuruma dahil olan ülkelerden son yıllarda IŞİD’e daha çok katılanlar oldu. İstatistiki verilere göre, Belçika bu alanda birinci sıradadır (2012-2014 yılları arasında bu ülkeden 500 kişi IŞİD`e katıldı). Sonra Danimarka, İsveç, Fransa, Avusturya, Hollanda, Finlandiya, Norveç ve Almanya geliyor (bkz.: önceki kaynağa).

Yukarıda vurgulanan husus bağlamında son terör olaylarına ilişkin Türkiye’ye Avrupa ülkelerinden ilgisiz tutum gösterilmesi ve orada yaşanan terör olaylarının sebepleri hakkında suskunluğun hüküm sürmesi tesadüfi değildir. Hatta ABD, Belçika olaylarına göre bayrağını 3 günlüğüne yarıya kadar indirdi, ama Ankara ve İstanbul’daki teröre göre Washington sözde başsağlığı vermekten öteye gitmedi. Açıkça, Batı devletleri dış politikada çifte yaklaşımın en yüksek seviyesine yükselmişler ve adalet duygusunu tamamen kaybetmişlerdir. Böyle bir ortamda uluslararası terörü nasıl yenmek mümkün olabilir?

Öte yandan, Batı, Ermeni ve PKK teröründen bir kelime bile etmiyor. Batı devletleri sanki bunları unutmuşlar. Aksine, Brüksel’de terör çetesi gibi tanıdıkları örgütün etkinlik düzenlemesine olanak sağlıyor, bunun için çeşitli bahaneler sunuyorlar. Tabii ki, Allah’ın kendi kanunu var ve “bumerang ilkesi” her zaman çalışır. Aynı mantıkla Güney Kafkasya’da binlerce sivil insanın kanını akıtmış Ermeni terörüne, onun Hocalı’da işlediği katliamlara göz yuman Avrupa, insanlık vicdanının sesini bile duymak istemiyor. AB’ye üye bazı ülkelerin yöneticileri “biz değerlerimizden dönmeyeceğiz” diye bağırırlar. Görünür, onlar tarihten ibret alamamışlar.

Tüm bunların sonucu bir bütün olarak dünya için korkunç olabilir. Uluslararası teröre karşı ayrım yapmadan birleşmek gerekir. “Benim teröristim, senin teröristin” ayrılığına son verilmelidir. Terörle mücadele, terörist kim olursa olsun, kesinlikle yapılmalıdır. Bu açıdan Avrupa ile Asya, Güneyle Kuzey, Doğu ile Batı, Amerika ile Avrasya birleşmelidir. Bizce, başka yol kalmadı!

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.