CHP MERSİN MİLLETVEKİLİ SAYIN HÜSEYİN ÇAMAK’LA RÖPORTAJ

upa-admin 11 Haziran 2016 1.584 Okunma 0
CHP MERSİN MİLLETVEKİLİ SAYIN HÜSEYİN ÇAMAK’LA RÖPORTAJ

Sayın Hüseyin Çamak, öncelikle yoğun çalışma temponuz içerisinde bize makamınızda zaman ayırıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için Uluslararası Politika Akademisi (UPA) olarak size teşekkür ederiz. Bu röportajımız kapsamında, genel olarak son zamanlarda Türk Dış Politikası’nda yaşanan gelişmelerle ilgili fikirlerinizi alacağız. Fakat öncesinde okuyucularımızın sizi biraz daha tanıması için bize kısaca özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

1948 yılında Kahramanmaraş Pazarcık ilçesi Cennetpınarı köyünde doğdum. 1968’de yılında girdiğim Tıp Fakültesi’ni burslu olarak okuyup, 1974’te birincilikle bitirdim. 1980’den 1983 yılı sonuna kadar atandığım Mersin Devlet Hastanesi’nde İç Hastalıkları Uzmanı olarak çalıştım. Devlet memurluğumun bittiği 1984’ten bu yana önce SODEP, SHP ve sonra da CHP’de parti üyesi ve kurultay delegesi olarak yer aldım. 7 Haziran 2015 milletvekili genel seçimlerinde 25. dönem Mersin milletvekili olarak seçilinceye dek serbest hekim olarak görev yaptım. 26. yasama dönemi için tekrar milletvekili olarak seçilerek ikinci kez şehrimize ve ülkemize hizmet etme onuruna eriştim.

rprtj2Hüseyin Çamak

Şimdi arzu ederseniz röportaj konumuza geçebiliriz. Son zamanlarda Türkiye’de yaşanan gelişmeler doğrultusunda hükümetin dış politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Son zamanlarda yaşananlara bakınca maalesef hiç iyi şeyler düşünemiyorum. Öncelikle bir ülkenin dış politikasında günlük kısa vadeli çıkarlar söz konusu olamaz. Türkiye’de AKP dönemi kadar dış politikada hiç bu denli büyük bir sapma ve kırılma olmamıştı. Aslında dış politikadaki bir eksen istikrarı gerekliliği sadece Türkiye’ye ait bir durum değil. Belirli bir devlet geleneği olan ülkelerin hepsinde, dış politika belirli bir istikrar içinde seyir alır. Her yönetim değiştiğinde, onun siyasi yansımaları olarak tabii ki ufak nüanslar olur, ama ülkenin genlerindeki tüm dış politika anlayışı toptan reddedilip yeni baştan bir maceraya girişilmez. Fakat özellikle 2010 anayasa referandumunun kabul edilmesinden itibaren, AKP iktidarı maalesef dış politikada istikrarlı geleneği tamamen altüst etti. Herşeyden önce “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesinden kopmanın getirdiği bir sorunun yansıması olarak adeta “yurtta savaş, cihanda savaş” yaklaşımıyla, hem iç siyasette, hem de dış siyasette sadece gerilimden beslenen ve bu gerilim sayesinde kutuplaşan safların sıklaştırıldığı bir strateji uygulandı. Özellikle Suriye ile yaşananlar bunun en trajik örnekleridir. Komşularla sıfır sorundan, sıfır komşuluk ilişkilerine gelinen mevcut durumun en önemli nedeni, maalesef komşularımızın içişlerine mezhepçi bir yaklaşımla müdahil olma hatasıdır. Bunun yansımalarını halen ülkemizde vatanını terk etmek zorunda kalan milyonlarca Suriyeli sığınmacının içler acısı durumunda görüyoruz. Türkiye olarak, AKP iktidarı nezdinde Suudi Arabistan ve Katar’la beraber Ortadoğu’da Suriyelilerin mezhebi farklılıklarını kaşıyıp hatırlatmaya çalışan bir ittifakın içinde yer alınması, bu memleketin dış politikada gelmiş geçmiş en büyük stratejik hatasıydı.

rprtj1-1

Röportaj esnasında çekilmiş bir fotoğraf

Suriye ile yaşanan sorun ve bunun Türkiye’ye etkileri hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Bir önceki soruda da değindiğim üzere, Türkiye olarak Suriye ile ilişkilerin iflası ve Suriye’de bir savaşın patlak vermesinde iktidarın yangına benzinle giden yaklaşımının maalesef onarılması güç zararları oldu. İşte bunun sonucu olarak, çok kısa bir süre içerisinde “Kardeş Esad’ın, Katil Esed’e” dönüştüğü ibretlik bir sürece tanık olduk. Suriye ile ortak Bakanlar Kurulu toplantılarının yapıldığı, Erdoğan ve Esad ailelerinin beraber Bodrum’a tatile gittikleri günlerden bugünlere geldik. Bir anda Ortadoğu’nun her yerinde patlak veren Arap baharlarının kâbusa dönmesinden önce esen rüzgâra kendini kaptıran hükümet, Mısır’da olduğu gibi Suriye’de de kendilerinin şubesi olarak düşündükleri “Müslüman Kardeşler” ekolünü egemen kılmak için maceraperest bir yol izledi. Tarihinde ilk kez Türkiye bir ülkenin iç siyasetine bu denli müdahil olup, dışarıdan gelen savaşçıların geçiş güzergâhına döndü. Tabii ki, komşunuza ateş düşerse sizi de etkilememesi imkânsız. Nihayetinde bu ateş memlekette birçok ailenin ocağına ateş düşürdü. IŞİD ve PKK gibi terör örgütleri, o bölgedeki otorite boşluğu ve iç huzursuzluktan beslenip palazlandı. Bu terör örgütleri, Suriye dışındaki en yoğun idmanlarını da maalesef bu topraklarda yapma olanağı buldular. Şam’da Emevi camisinde namaz kılmak isteyenler, bugün Cizre, Sur ve Nusaybin gibi ilçelerde namaz kılmak için taş üstünde taş kalan tek bir mekân bile bulamaz oldu. Bunun bir stratejik derinlik değil, aksine stratejik bir hata olduğu sınıra milyonlarca sığınmacı dizilince anlaşıldı. Şimdi de Suriye’deki kaosu Türkiye’de bir siyasi malzemeye dönüştürmenin peşindeler.

Sonuçta olan, hayatını kaybeden yüzbinlerce insana ve evini yurdunu terk etmek zorunda kalan ve henüz Türkiye’deki ikamet statüsü bile sorunlu olan “zorunlu sığınmacılara” oldu. İktidar, henüz bu hatadan dönmüş değil, ama böyle bir yükün altında kalkamayacakları her geçen gün biraz daha anlaşıldıkça, birçok sorunda olduğu gibi belki yine “kandırıldık” söylemiyle suçu başkalarının üzerine atarak ilişkileri düzeltmeye çalışabilirler. Her ne şekilde olursa olsun, umarım bir an önce bu hatadan dönülür ve Suriye’deki sorunun çözülmesi için en azından Türkiye üzerine düşen görevi yapar. Böylece, hem bir anda milyonlarca insana kucak açan ülkemiz açısından bir nefes alma fırsatı olur, hem de yerlerinden yurtlarından edilen milyonlarca Suriyelinin çektiği eziyet ve vatan hasretleri biter. Ancak bu şekilde bizim de ocağımızı yakan komşudaki ateşin söneceğine inanıyorum.

Kahramanmaraş Sivricehöyük’te yapılan kamp çalışmalarıyla ilgili yaşanan gerilimleri biliyorsunuz. O bölgede yaşayan halk günlerdir direnişte ama halen seslerini duyabilen veya endişelerini dinleyen bir yetkili yok. Kamp alanlarının seçiminde bile hükümet maalesef sağduyulu davranmıyor. Hem Kahramanmaraş örneğinde, hem de duyumları gelmeye başlayan Sivas, Malatya ve Tunceli’de planlanan kampların tamamen sığınmacı mültecilerden farklı inanç ve kültürlerdeki vatandaşların yoğun olduğu yerlerde yapılmak istenmesi akıllara ciddi soru işaretlerini getiriyor. Bu kampların halihazırdaki kurulu yerlerinden kaldırılıp, buralara taşınmak istenmesinin altındaki mantığın özellikle irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

rprtj3

Rus uçağının düşürülmesinden sonra Rusya ile yaşanan krizle ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Suriye ile olduğu gibi, bizim Rusya’yla da hiçbir sorunumuz yoktu. Son yıllarda inşaat, turizm ve ihracat açısından Rusya’yla çok iyi ekonomik ilişkilerimiz vardı. Özellikle Rusya’nın Ukrayna ile yaşadığı sorunlardan sonra uygulanan bazı ambargolar nedeniyle, hem Rus yatırımların yoğun bir şekilde Türkiye’ye yapılıyor, hem ihracatın en yüksek olduğu zamanları yaşıyor, hem de Almanya’dan sonra en fazla turistin Türkiye’ye geldiği bir ülke olarak Rusya turizmde de adeta bir dinamo niteliğindeydi. Fakat ne oldu da birdenbire Rusya ile uçak düşürecek bir seviyeye geldik? Hava sahamızın ihlal edildiği söyleniyor ama bu gerilim yaşanmadan öncesinden de (basından öğrendiğimiz kadarıyla) biliyoruz ki hava sahamız birçok kez Rusya dahil birçok ülke tarafından ihlal edilmiş. Rus uçakları Türkiye sınırına yakın yerlerdeki cihatçı teröristleri bombalamaya başladıkları andan itibaren hava sahasına girildiği iddia edilen ihlalin çok daha fazla görünür hale geldiği anlaşılıyor. Bilindiği gibi, Suriye’de tek cihatçı terörist örgüt IŞİD değil, şu an orada her türlü cihatçı örgüt mevcut. Sanırım burada asıl sorun; Rusya’nın hedef aldığı cihatçı örgütler için hissedilen yakınlık ve bu minvalde gelişen bir aşırı hassasiyet. Daha öncede söylediğim gibi, dış politikadaki yaklaşımlar ideolojik yakınlıklara göre değil, rasyonel bir mantık içerisinde olmalıdır. Fakat maalesef gelinen durum; mantık kavramını iç politika da olduğu gibi, dış politikada da tamamen yitirmemizin bir sonucudur.

İki hafta önce Antalya’daydım ve turizmle karnını doyuran vatandaşların içler acısı halini bizzat gördüm. Seçim bölgem Mersin’de de benzeri sorunların olduğunu söyleyebilirim. Narenciye ürünleri ihraç eden çiftçilerimizin bir kısmı işçi parasını dahi çıkaramayacaklarını düşünerek, ürünlerini dalından bile toplatamadı. Bir kısmı da adeta yok pahasına sattılar. Bu örnekler, Rusya gibi büyük bir ülkenin bizim için ne kadar önemli bir pazar olduğunu gösteriyor. Dış politikada bir hamle gerçekleştirirken, birçok şeyi birden düşünmek gerekir. Sonuçta, keyfimize göre karar verebileceğimiz bir şirket yönetmiyoruz, en ufak bir kararda bile her gün evine ekmek götürmek zorunda olan milyonlarca vatandaşın sorumluluğunu üstlendiğimizi hatırlamalıyız.

Sayın Çamak, son zamanlarda Türk Dış Politikası’nda yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için Uluslararası Politika Akademisi (UPA) olarak size çok teşekkür ederiz ve siyasi hayatınızda başarılar dileriz.

 

Röportaj: Özcan ÖĞÜT

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.