RUSYA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: CUMHURBAŞKANLARI GERİ DÖNÜŞ YARATABİLİR Mİ?

upa-admin 26 Ağustos 2016 885 Okunma 0
RUSYA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: CUMHURBAŞKANLARI GERİ DÖNÜŞ YARATABİLİR Mİ?

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Saint-Petersburg`da Vladimir Putin’le görüşmesi, dünya çapında geniş yankı buldu. Batılı politikacılar ve uzmanlar, genel olarak bu olayı olumlu değerlendirse de, belirli ölçüde kıskançlık da ifade ediyorlar. Ankara’nın askeri darbeye teşebbüs sırasında yönetimi gereğince desteklememekte suçladığı ABD ve Avrupa Birliği, şimdi biraz daha aktif bir tutum sergilemeye çalışıyorlar. Washington, şimdilik daha temkinli davranıyor. R. T. Erdoğan`ın “Ya Türkiye, ya Gülen” seçimi yapmak zamanı olduğunu söylemesine rağmen, ABD yönetimi böyle bir tercih karşısında olmadığını söyledi. Fakat, aynı zamanda, Fethullah Gülen’in Ankara’ya iade edilmesi ile ilgili yasal prosedürlerin başlandığı hakkında da bilgiler yayılıyor. AB ise, Türkiye’yi kaybetmek istemediğini açıkça beyan etti. Bunların arka planında, Moskova ile Ankara arasında işbirliğinin yeni bir içerik alması ayrıca jeopolitik önem arz etmektedir.

Bağımsız Siyaset: Türkiye’nin Değişmeyen Siyasi Çizgisi

Askeri darbe girişiminden sonra, Türkiye, dünya siyasetinin en güncel konularından birine dönüşmüştür. Anlaşılıyor ki, bu olay üzerinden bu büyük Müslüman nüfusu yoğun ülkeye siyasi, ekonomik, jeopolitik ve askeri açılardan ciddi darbe vurma niyeti oluşmuştur. Fakat esasen halkın iradesi sayesinde, komplocu çevrelerin tüm planları bozuldu. Bunun fonunda, Ankara’nın yürüteceği siyasi hat merakla bekleniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, darbe girişiminden sonra ilk ziyaretini Rusya’ya yapmakla bu soruya bir ölçüde cevap vermiş oldu.

Bazı uzmanlar düşünüyorlar ki, Türkiye, bundan sonra dış politikada daha çok Rusya eğiliminde olacaktır. Hatta onun Avrasya Ekonomik Birliği’ne (AEB) ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olacağı bile iddia ediliyor. Tabii ki, siyasette hiçbir şeyi tam istisna etmek modern gerçeklik düzleminde yapıcı görünmez. Ancak, bizce, şimdiki aşamada Türkiye yönetiminin attığı adımlar, herhangi bir büyük jeopolitik güce doğru atılmış adımlar değildir. Aksine, Ankara dünyaya gösteriyor ki, o, bağımsız ve ulusal çıkarlara cevap veren dış siyaset çizgisinden vazgeçmeyecektir. Esas mesele bundan ibarettir. R. T. Erdoğan’ın Saint-Petersburg seferi de, işte bu hattın onayıdır. Almanya’nın “Tagesspiegel” baskısı, bu hususu itiraf ediyor. Burada yayınlanan makalelerin birinde değiniliyor: “Bu, Türkiye’nin NATO’dan çıkması anlamına gelmiyor, ancak onu ifade ediyor ki, Ankara alyansla ortak olan çizgiye özel önem vermiyor” (bkz.: Erdogans Besuch bei Putin ist ein Signal an den Westen / “tagesspiegel.de “, 8 Ağustos 2016).

Ankara’nın bu tür davranışının nedenleri açıktır. Türkiye’de askeri darbe yapmaya çalışanlar, onun son yıllarda bölgesel lider olarak gerçekleştirdiği siyasete silahlı itirazlarını belirtiyorlar. Türkiye, Ortadoğu konusunda, göç sorununun çözümünde, terörle mücadelede, ekonomik reformları hayata geçirmekte ve İslami ahlakın yaşam tarzında güçlendirilmesinde (özel belirtelim ki, siyasette değil, sosyal hayatta da güçlendirilmesinde) ciddi programlar gerçekleştiriyor. Aynı şekilde, askeri alanda da Batı’ya bağımlılığını hissedilir derecede düşürüyor. Görünür ki, Batı’da bu hususu idrak edenler vardır. “Der Spiegel” yazıyor ki, Türkiye ideolojik amile göre değil, sırf pragmatik nedenlerle Rusya ile yakınlaşıyor (bkz.: Erdogan und Putin: Freundschaft meistbietend zu verkaufen / “spiegel.de”, 9 Ağustos 2016).

Burada daha derin hususlara baş vurmadan üzülerek onu belirtelim ki, Batı’nın belli çevreleri şimdilik Müslüman ülkelerin başarılarına objektif yaklaşmanın siyasi terbiyesine ulaşamamışlar. Biz Azerbaycan’ın elde ettiği başarılara, onların kıskançlık ve çifte standartlar çerçevesinde yaklaştığına defalarca tanık olduk. Türkiye gibi büyük bir Müslüman devleti, bunu kendi üzerinde daha da fazla hissediyor.

Hiç şüphesiz, bu demek değildir ki, Rusya veya Çin Müslüman devletlerine tam objektif ve dost yaklaşımı göstermektedir. Elbette, her devletin kendi çıkarları vardır. Ancak Ankara ve Bakü, dünyaya “bağımsız devlet olarak dış politika yürütmek bizim doğal hakkımızdır ve buna kimse engel olamaz” mesajını veriyorlar. Deneyimler de gösteriyor ki, bu iki Müslüman ülkesi dediklerini başarıyla gerçekleştiriyorlar. R. T. Erdoğan’ın Rusya yolculuğunu bu bağlamda ele almak istiyoruz.

Ekonomik İşbirliğinde İlerleme: Jeopolitik Çelişkiler Sürüyor mu?

Her şeyden önce, Moskova’nın Türkiye liderinin işbirliği teklifine oldukça dikkatli ve yapıcı yaklaşımını vurgulamak gerekir. Bu, Kremlin’in dış politikada yeterince etkin davrandığını doğrulayan faktörlerden biridir. Putin-Erdoğan görüşmesi sırasında Rusya Devlet Başkanı’nın belirttiği fikirler de bu tezi doğruluyor (bkz.: Путин и Эрдоган перевернули кризисную страницу в отношениях России и Турции / “РИА Новости”, 9 Ağustos 2016).

Bunlara rağmen, uzmanlar ülkeler arasında ilişkilerin gelişmesine önemli etki yapabilecek iki olguyu vurguluyorlar. Bunlardan biri, “Türk Akımı” projesinin sürdürülmesi hakkında anlaşmanın elde edilmesidir (bkz.: Мнение: договоренности России и Турции вынудят ЕС задуматься Турции / “РИА Новости”, 10 Ağustos 2016). Her iki taraf için de bunun stratejik önemi vardır. Rusya, gazını Avrupa’ya çıkarmak için alternatif bir rota elde etmiş olur. Aynı zamanda, Türkiye de, kendisinin doğalgaza olan ihtiyacını karşılama imkanı kazanıyor.

Meselenin bu tarafı, Moskova için ilkesel önem taşımaktadır. Çünkü onun bölgede bu alandaki rakibi İran da Türkiye’ye gaz satışını artırmak fikrindedir. Bunu, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in Ankara’ya son ziyareti de doğruladı (bkz.: Zarif: Türkiye halkının yanındayız / “Deutsche Welle”, 12 Ağustos 2016).

Ayrıca, Ortadoğu’nun bazı devletleri de, enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaştırılmasına olumlu yanaşırlar. Rusya, tabii ki, tüm bunları dikkate alıyor ve “Türk Akımı” olarak adlandırdığı, ama aslında daha çok kendi çıkarlarına cevap veren bu projeyi gerçekleştirmekte kararlıdır. Ancak Avrupa ülkelerinin de bu projeye yaklaşımı etkili olabilir. Vladimir Putin birkaç kez vurguladı ki, “Avrupalı taraftaşlarımızın bu projeye ikna olması gerekir”.

Herhalde, Ankara, “Türk Akımı” için engel oluşturma niyetinde değildir. Süreçlerin gerçek gidişini ise zaman gösterecek. Buna rağmen, Rusya ve Türkiye için stratejik önemli başka bir proje olan Mersin Akkuyu nükleer enerji santralinin inşası konusunda ilerleme gözlenmiştir. R. T. Erdoğan, bu projeyi stratejik statüye yükseltebileceklerini açıkladı. Projenin maliyeti yaklaşık olarak 21 milyar ABD doları civarındadır.

Eğer Akkuyu’ya stratejik statü verilirse, Rusya ile Türkiye’nin nükleer enerji alanında işbirliğini uzun süreli olabilir. Tabii ki, bu hususta Batı memnun değildir. Burada anlamaktadırlar ki, bu, gelecekte Ankara ile Rusya ilişkilerini çok daha derinleştirebilir. Belki de bu yüzden, artık AB yetkililerinden Türkiye ile ilişkilerin soğumasında kendilerini suçlayan görüşler duyuluyor (bkz.: Avrupa Konseyi Başkanı’ndan Avrupa’ya ‘Türkiye’ uyarısı / “Habertürk”, 13 Ağustos 2016).

Tüm bunlara iki ülke arasında inşaat ve turizm alanlarında beklenen işbirliğini da ilave edilebilir. Moskova ve Ankara için, her iki alan da önemlidir. Fakat bu yöndeki süreçlerin biraz uzun zaman gerektireceği kanaati vardır. Çünkü turizm sezonu sona eriyor, inşaat sektöründeki kısıtlamaları ise Rusya tedrici gidermek fikrindedir. Uzmanlar, bunun arkasında başka bir amacın durduğunu düşünüyorlar. Stratfor’un analistleri düşünüyorlar ki, Rusya ile Türkiye arasında jeopolitik açıdan ayrılıklar kalmaktadır. Özellikle Suriye meselesinde, taraflar kendi konumlarından geri çekilmemişlerdir. Tesadüfi değil ki, Putin’le Erdoğan basın toplantısını Suriye meselesini müzakere etmeden önce yaptılar (bkz.: Russia Keeps Its Friends Close and Turkey Closer / “stratfor.com”, 9 Ağustos 2016). Bu “düşünce kuruluşu”nun analistlerinin geldikleri nihai sonuca göre, Putin ve Erdoğan için dost kalmak ilginç değil – onlar kendilerini tam olarak ulusal çıkarlara ithaf etmişlerdir. Dolayısıyla, “ileride Türkiye ve Rusya arasında ulusal çıkarlar alanında yeni çatışma noktaları vardır” (bkz.: önceki kaynağa).

Belki de Merkezi Haberalma Teşkilatı`nin (CIA) “gölge” yapısı olarak kabul edilen “Stratfor”un uzmanları haklılar. Ancak siyaset gerçeği seviyor. O ise gösteriyor ki, Ankara ile Moskova pragmatik davranıyor ve karşılıklı yararlı işbirliğine hazırdırlar. Bizce, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Rusya ziyaretinin esas gayesi bundan ibarettir ve bu da sadece olumlu olarak değerlendirilebilir.

Newtimes.az

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.