GUY VERHOFSTADT’DAN BREXIT SONRASI AVRUPA’NIN GELECEĞİ KONUŞMASI

upa-admin 02 Şubat 2017 984 Okunma 0
GUY VERHOFSTADT’DAN BREXIT SONRASI AVRUPA’NIN GELECEĞİ KONUŞMASI

2009 yılından beri Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı’nın (ALDE) Avrupa Parlamentosu’nda Grup Başkanlığını yapan Guy Verhofstadt (1953-)[1], Belçikalı deneyimli ve önemli bir siyasetçidir. Verhofstadt, son olarak Brexit sürecini yönetmek için Avrupa Parlamentosu tarafından başmüzakereci olarak görevlendirilmiştir. Verhofstadt, 30 Ocak 2017 tarihinde İngiltere’nin ünlü Chatham House (Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü)[2] adlı düşünce kuruluşunda “Brexit sonrasında Avrupa’nın geleceği” konulu bir sunum yapmıştır. Bu yazıda, bu konuşmadan önemli bölümler özetlenecektir.

Verhofstadt’ın yazıya kaynaklık eden konuşması

Verhofstadt, konuşmasına Europe’s Last Chance: Why the European States Must Form a More Perfect Union (Avrupa’nın Son Şansı: Neden Avrupa Ülkeleri Mükemmel Bir Birlik Kurmak Zorundalar) adlı yeni kitabının[3] reklamını yaparak başlamakta, daha sonra da Avrupa Birliği’nin bugünlerde ciddi bir tehdit altında olduğu tespitini yapmaktadır. Verhofstadt’a göre; AB, bugün 3 açıdan (yönden) tehdit altındadır. Tehditlerden birincisi, radikalleşmiş İslami grupların 2004 yılından başlayarak Avrupa topraklarında belli aralıklarla gerçekleştirdikleri terör eylemleridir. İkinci önemli tehdit, Rusya lideri Vladimir Putin’in, daha önce Gürcistan ve Ukrayna’da da gösterdiği şekilde, Avrupa ülkeleri ve onlarla iyi ilişkiler kurmak isteyen bölge ülkelerine yönelik saldırgan tutumu ve Avrupa’nın Birlik karşıtı aşırı sağ partilerine verdiği destektir. Verhofstadt’a göre, AB’ye yönelik üçüncü büyük ve yeni bir tehdit ise, ABD’nin yeni Başkanı seçilen Donald Trump’tır. Verhofstadt’ın düşüncesine göre, Trump’ın Başkan seçilmesinden sonra AB’nin Amerika’daki dostları hiç olmadığı kadar azalmış durumdadır.

Verhofstadt, daha sonra kitabında ele aldığı üç temel konuyu sıralamaktadır. Bunlar; (1) AB’nin neden gerçekten dağılabileceği, (2) neden bu ihtimalin Avrupa ülkeleri ve müttefikleri -hatta tüm dünya- açısından bir felakete neden olacağı ve (3) bunun nasıl önlenebileceğidir. Verhofstadt, konuşmasında bu konulardaki fikir ve önerilerini sırayla açıklamaktadır. Verhofstadt, AB’nin birçok krizle (göç sorunu, iç güvenlik riskleri, Avrupa’nın jeopolitik zaafiyeti ve özellikle Güney Avrupa ülkelerinin 2008-2009 küresel ekonomik krizinin etkilerinden tam olarak kurtulamamış olmaları) karşı karşıya olduğunu söylemekte ve bu nedenle -kitabında yaptığı şekilde- yapıcı Euroscepticism’in (Avrupa kuşkuculuğu) Birliğin geleceği açısından faydalı olabileceğine dikkat çekmektedir. AB’nin sorunlar karşısında çok geç hareket ettiğini ve çok az çaba gösterdiğini iddia eden Verhofstadt, ABD’nin küresel finansal kriz karşısında yaptıklarıyla AB’de yapılanları kıyaslamakta ve bu alanda AB’nin hantal kaldığına dikkat çekmektedir. Konuşmacıya göre; bunun temel sebebi ise, 28 üyeli (Brexit sonrası 27 olacaktır) çok uluslu bir ulusüstü (supranational) birlik olan AB’nin krizleri aşabilecek mekanizmalara sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu noktada, oybirliği (unanimity) ilkesinin kötüye kullanılabildiğine dikkat çeken konuşmacı, tüm ülkeleri aynı çizgide buluşturmanın çok zor bir şey olduğunu ve bunun karar almalarını geciktirdiğini belirtmektedir. Daron Acemoglu ve James Robinson’ın Why Nations Fail kitabına[4] atıfla, siyasetin çok önemli ve can alıcı bir konu olduğunu belirten Verhofstadt, iyi işleyen bir demokrasi ve hukuk devleti olmaması durumunda bunun ekonomiyi de çok olumsuz etkileyeceği tespitini yapmaktadır. Kuzey Kore-Güney Kore örnekleri arasındaki büyük gelişmişlik farklarının da gösterdiği üzere, AB’nin etkin ve hızlı bir karar mekanizması ve iyi işleyen bir demokrasi ve hukuk devleti oluşturamaması durumunda rahatlıkla çökebileceğini iddia eden Verhofstadt, AB’nin büyük bir reforma ihtiyaç duyduğunu ve Brexit sürecinin de bunun için çok iyi bir şans yarattığına dikkat çekmektedir. AB’nin kurumsal olarak büyük bir bütçesi olmadığını da iddia eden Verhofstadt, AB reformları konusunda ihtiyaç duyulan tüm fikirlerin aslında 1950’lerde Avrupa Kömür ve Çelik Birliği’nin oluşturulduğu dönemde ortaya atıldığını belirtmektedir.

Avrupa Birliği’nin Avrupa ülkelerindeki ders kitaplarında büyük bir başarı hikâyesi olarak anlatıldığını söyleyen Verhofstadt, aslında gerçekte AB’nin genişlemesi ve derinleşmesinin zorlu bir süreç olduğunu ve bugün olduğu gibi geçmişte de herşeyin tozpembe olmadığını söylemektedir. Terörizmle mücadele konusunda istihbarat paylaşımı ve koordinasyona ihtiyacı olduğunu söyleyen konuşmacı, AB’nin istihbarat ve genel olarak savunma anlamında büyük eksiklikleri olduğunu itiraf etmektedir. Konuşmasının son bölümünde, Avrupa halklarının -sanılanın aksine- AB’ye değil, AB’nin bugün iyi işlemeyen yapısına tepki gösterdiklerini söyleyen Verhofstadt, tüm anketlerin de Avrupa entegrasyonu konusunda halkların aslında olumlu görüş beslediklerini ispatladığını söylemektedir. AB’nin “loose confederation” (gevşek konfederasyon) yapısından mutlaka kurtulması gerektiğine vurgu yapan Guy Verhofstadt, bu noktada karar alma mekanizmalarında uygulanan oybirliği ilkesi ve üye ülkelerin dar görüşlü milliyetçi politikalara yönelmelerinin temel sorunlar olduğunu dile getirmektedir. AB’nin bu sorunlara karşı bir vizyon ve proje ortaya koyamaması durumunda aşırı sağcı ve AB karşıtı popülist hareketlerin daha da güçleneceğini belirten Verhofstadt, çözümün AB’nin kendi değerlerinin korunmasından geçtiğine vurgu yapmaktadır. Avrupa’nın milliyetçiliği keşfeden kıta olduğunu söyleyen Verhofstadt, aşırı milliyetçiliğin geçmişte yol açtığı büyük felaketleri (İkinci Dünya Savaşı) unutmamak gerektiğini söylemekte ve ABD’deki Trump yönetiminin de hatalı politikalar uyguladığını iddia etmektedir.

Milliyetçiliğin ateşle oynamak olduğunu söyleyerek konuşmasını tamamlayan Verhofstadt, AB’nin geleceği konusunda daha fazla derinleşme ve karar alma mekanizmalarında daha etkin yöntemler önermektedir. Bu noktada AB kurumlarındaki oybirliği ilkesine sıklıkla -olumsuz şekilde- vurgu yapması, oyçokluğu ilkesinin tercih edilmesi gerekliliğini akıllara getirmektedir. Verhofstadt’ın konuşması oldukça mantıklı gözükürken, ABD’de bazı ülkelere uygulanan geçici vize yasağını “Müslümanlara vize yasağı” şeklinde yanlış lanse etmesi dikkat çekicidir.

 

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

[1] Hakkında bilgiler için; https://en.wikipedia.org/wiki/Guy_Verhofstadt.

[2] Web sitesi için; https://www.chathamhouse.org/.

Wikipedia – https://en.wikipedia.org/wiki/Chatham_House.

[3] https://www.amazon.com/Europes-Last-Chance-European-Perfect/dp/0465096859.

[4] Kitap hakkında bilgiler için; http://whynationsfail.com/.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.