SOSYAL ACI TEORİSİ VE TÜRKİYE

upa-admin 14 Mart 2017 421 Okunma 0
SOSYAL ACI TEORİSİ VE TÜRKİYE

ABD’li sosyal psikologlar Geoff MacDonald ve Mark Richard Leary’in geliştirdiği “Sosyal Acı” teorisi, sosyal dışlanmaların sonucunda ortaya çıkan şiddet olaylarının temellendirilmesi açısından önemli bir veri oluşturmaktadır. MacDonald ve Leary’nin bu alandaki deneysel çalışmalarından elde ettikleri sonuçlara göre; dışlanma karşısında verilen tepkileri düzenleyen mekanizmaların temelinde bedenin acı sistemi yatmaktadır. Grup üyeliği, evrimsel geçmişimizde bireyin hayatta kalması bakımından oldukça kritik bir önemdeydi. Bu sebeple, grup üyeliğinin devamına yönelik bir tehdit, kişinin direkt olarak kendi yaşamına yönelik temel bir tehdit olarak algılanmaktaydı (MacDonald ve Leary, 2005).

Geçmişten günümüze değin böylesi bir döngü içerisinde var olan grup üyeliğine yönelik tehditler karşısında verilen tepkilerin düzenlenmesi, bedenin acı sistemi tarafından üstlenilmektedir Bu noktada, dikkatin yara üzerine yoğunlaşmasını ve bunun farkına varılıp ortadan kaldırılması için organizmanın güdülenmesini sağlayan acı duygusudur. Bu acı duygusu, aslında sosyal yaraya neden olan bir dışlanma tehdidine karşı tepki verilmesini sağlamaktadır. Böylece bir dışlanma olasılığı karşısında hemen verilecek bir acı tepkisi, dışlayanların dikkatini çekerek bu durumu düzeltmek için gerekenlerin yapılmasını tetikleyebilmektedir (MacDonald ve Leary, 2005). Öte yandan, acı duygusuna yol açan bu sosyal dışlanma farkındalığı, dışlayanların durumu onarma eğilimlerinde toparlayabilme şansı varken, acıyı acıtmaya devam ederek bastırma eğilimlerinde ise acı çekenleri saldırganlaştırarak bir kaos ortamına neden olabilmektedir (DeWall, 2009).

Diğer insanlar veya gruplar tarafından dışlanmanın olumsuz sonuçlarının birçok sosyal psikoloğun dikkatini çekmesi neticesinde, bunun yol açtığı tepkileri ve davranışsal sonuçlarını belirlemeye yönelik çeşitli araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda üzerinde durulan davranışsal sonuçlardan bir tanesi de saldırganlıktır. Dışlanmanın (ya da yok sayılmanın) saldırgan davranışlara neden olması görüşü birçok araştırmacı tarafından dile getirilmiş ve bu görüş çeşitli araştırma bulgularıyla desteklenmiştir. ABD’deki okul saldırıları üzerinde yapılan bir araştırmada, bu şiddet eylemlerini gerçekleştiren kişilerin çoğunun toplum tarafından dışlanan çocuklar olduğu gerçeği dikkat çekmektedir. Bu vaka çalışmasından elde edilen veriler; ABD genelinde 1995-2001 yılları arasında gerçekleşen 15 okul saldırısının 13’ünün kronik bir biçimde dışlanan ve reddedilen bireyler tarafından gerçekleştirildiğini göstermiştir (Leary vd. 2003).

Buna göre; çeşitli dışlanma veya yok sayılmalarla ortaya çıkan acı hissi, insan zihninde saldırıyı meşru kılan argümanlar gelişmesine neden olmaktadır. Bu sosyal psikolojik acı hissi, bumerang etkili fizyolojik yansımaları olan şiddet sarmallarının tetikçisidir. Buna göre, sosyal acılarla yüzleşilemeyen yerlerde ortaya çıkan tüm şiddet olayları aslında bir sosyo-psikolojik infial süreçlerinin sonuçlarıdır. Böylece anlaşılamayan ve onarılamayan her sosyal acı başka acılara da sebep olan zincirleme acı dalgaları yayma potansiyeline sahiptir. Türkiye’de yaşadığımız sosyal ve siyasal sorunların temelinde de bu ortaklaştırılamayan acıların yansıması söz konusudur. Oysa ortak bir yaşam alanı çeşitli grupların kimliksel eşitsizlikleriyle dolu olan toplumlar, her bir yanında sosyal acı patlamalarının yaşandığı kaotik bir ortam içerisinde kendilerini bulurlar. Dolayısıyla, grupsal özdeşim maksimizasyonuyla salt kendi toplumsal aidiyet güdülerine odaklanıp, evrensel değişim ve gelişimden faydalanamayan toplumlar farkında bile olmadan kendi kronik kaos süreçlerini yaratırlar. Bu anlamda her an patlamaya hazır sosyal acılarımızı yarıştırmak yerine, bu mevcut acıların başka zincirleme acılara sebep olmadan yüzleşip tüm acıları ortaklaştırarak onarmayı öğrenmeliyiz. MacDonald ve Leary’in temellendirdiği gibi; her şeyden önce bu acı hissinin sorunlara çözüm bulmaktaki insani özelliğine odaklanmalıyız.

Nihayetinde bir insanın metabolizmasında bir sorun olduğunun ilk sinyalleri acı hissiyle anlaşılır. Bu acıyı hisseden hastalar buna bir çözüm bulabilmek için ilk olarak hekimlerden yardım isterler. İşte, bu acının maalesef başka acılara yol açabilen bir de sosyal bir boyutu vardır. Bu sosyal acıları dindirebilecek hekimler ise siyasilerdir. Türkiye gibi bir ülkede iç huzurun ağır kanayan yara durumlarında, acı çekilmemesi için yapılabilecek sadece iki alternatif vardır. İlki; o ülkenin kucağında cebelleşen umutların fark edilebileceği bir onarım alanı olan yoğun bakım ünitesidir. Diğeri ise; sadece fişi çekerek tüm umutların sonlandırabileceği bir ötenazi servisidir. Burada kılıç ve neşter arasındaki hayati tercihe mazhar olan hekimin kılıçla kuşanması ise aslında bir çeşit farkındasız harakiridir. Sonuç olarak; her şey ellerindeki gücü bir ölüm uykusundan uyandırabileceği bir şifa için mi, yoksa Azrail’den rol çalma peşindeki bir “ölüm meleği” misyonunu yerine getirmek için mi kullanacağı meçhul karar verici konumundaki muktedir siyaset hekimlerine bağlıdır (Öğüt, 2015).

Özcan ÖĞÜT

KAYNAKÇA

DeWall, C. N. (2009), “The pain of exclusion: Using insights from neuroscience to understand emotional and behavioral responses to social exclusion” in Harris, M. J. (Ed.), Bullying, rejection, and peer victimization: A social cognitive neuroscience perspective, New York: Springer Publishing Company, pp. 201-224.

Leary, M. R. et. Al (2003), “Teasing, rejection and violence: Case studies of the school shootings.” Journal of Aggressive Behavior, 29 (3), pp. 202-214.

– MacDonald, G. and Leary, M. R. (2005), “Why does social exclusion hurt? The relationship between social and physical pain.” Psychological Bulletin, 131 (2), pp. 202-223.

– Öğüt, Ö. (2015), “A Nightmare in the Deeply Asleep Nation State: ‘The Ghost Identity,” Centre for Policy and Research on Turkey (Research Turkey), Vol. IV, Issue 9, pp. 47-62.

Leave A Response »