İRAN VE AVRO-ATLANTİK İTTİFAKI ARASINDAKİ BALAYI DÖNEMİ SONA MI ERİYOR?

upa-admin 27 Nisan 2017 1.617 Okunma 0
İRAN VE AVRO-ATLANTİK İTTİFAKI ARASINDAKİ BALAYI DÖNEMİ SONA MI ERİYOR?

Soğuk Savaş dönemindeki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (Nuclear Non-Proliferation Treaty) taraf olan İran, barışçıl amaçlarla nükleer teknolojiden yararlanma hakkını elde etmiştir. Fakat o zamandan bu yana elinde bulundurduğu çok zengin doğal gaz ve petrol kaynaklarına rağmen nükleer enerjiye de sahip olması istemesi şüpheyle karşılanmıştır. 1979’daki İslam Devrimi’nden sonra yönetime gelen molla rejimi, kitle imha silahlarının geliştirilmesini dine aykırı bulduğu için söz konusu programı askıya almıştır.[1] Öte yandan, 1980-1988 arasındaki İran-Irak Savaşı’nın ertesinde caydırıcılık elde etme amacıyla bu programın devam ettirilmesine yönelik girişimler de olmuştur. Ilımlı olarak adlandırılan Rafsancani ve Hatemi dönemlerinde Batı ile bu konuda çeşitli görüşmeler yürütülmüşse de, herhangi bir başarı sağlanamamıştır. Mahmud Ahmedinejad döneminde ise, sertlik yanlısı bir tutum izlenmesinin neticesinde İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik Avro-Atlantik Blok öncülüğünde yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır. Başta İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere birçok bölge devletinin yanı sıra Batı Blok’unda bulunan devletler de Tahran’ın nükleer programının şeffaf olmadığını ve birçok gizli unsurun bulunduğunu belirterek, nihai amacın nükleer silah elde etme olduğuna işaret etmişlerdir. Tahran yönetimi ise bunu şiddetle reddederek, dini inançları gerekli kitle imha silahlarının geliştirilmesine karşı olduklarını ve diğer devletlerdeki nükleer silahların da incelenmesi ve denetim altına alınması gerektiğini vurgulamışlardır.

2013 senesinde İran İslam Cumhuriyeti’nde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini reformcuların ve ılımların adayı olan Hasan Ruhani kazanmıştır. Seçilmesinin ertesinde Avro-Atlantik Blok ile yakınlaşma sinyalleri veren Ruhani’nin önündeki en önemli konu, nükleer programdan ötürü ülkesine uygulanan yaptırımların kaldırılması olmuştur.[2] Yakınlaşma politikasının bir sacayağı olarak nükleer program ile ilgili P5+1[3] ülkeleriyle müzakereler yürütülmüş ve bu süreç 14 Temmuz 2015’te nükleer anlaşmaya varılmasıyla sonuçlanmıştır. Mevzubahis anlaşmanın maddeleri şöyledir:

  1. Tahran 15 sene süreyle yüksek zenginleştirilmiş uranyum üretimi gerçekleştiremeyecek,
  2. 10 yıl süresince gelişmiş santrifüjler kullanmasına izin verilmeyecek,
  3. 15 sene süresince de ağır su reaktörü yapılamayacak,
  4. Bütün bu süreçte BM denetçileri tarafından istenilen dönemde kontroller yapılacak olup Tahran bu konuda tam bir işbirliği göstermekle yükümlüdür,
  5. Tahran, anlaşma çerçevesinde nükleer silah elde etmek hedefine dönük ihtiyaç duyulan aşamalara geçmeme taahhüdünde bulunmaktadır. Mesela zenginleştirme işlemi hiçbir zaman yapılmayacak, nükleer tesislerinin bazılarının kapılarına kilit vurulacak ve yeni nükleer tesis inşası söz konusu olmayacaktır.[4]

iran nuclear agreement

Tahran ve Batı Dünyası arasında yukarıdaki anlaşmayı takiben birçok yakınlaşma girişimi söz konusu olmuştur. Ancak burada dengeleri kökünden değiştiren olay, 2010 senesinde Tunus’ta başlayıp yakın coğrafyasındaki diğer ülkelere de sıçrayan Arap Baharı olmuştur. Halk ayaklanmalarının sonucunda Tunus, Libya ve Mısır gibi ülkelerde rejimler değişmesine karşın, bölgede halen istikrarsızlıklar devam etmektedir. Söz konusu halk ayaklanmalarının sıçradığı en önemli Orta Doğu ülkelerinin başında ise Suriye gelmektedir.[5] Bu ülkede başlayan protesto gösterilerinde ortaya konulan taleplere Şam yönetimi tarafından kayıtsız kalınması ve gösterilerin şiddetle bastırılması neticesinde, olaylar, günümüzde de tüm şiddetiyle süren iç savaşa evrilmiştir.  İç savaşın başından bu yana, Moskova ve Pekin ile beraber, Şam rejiminin en önemli ve güçlü destekçisi Tahran yönetimidir. Esad rejimine her türlü siyasi, ekonomik, askeri ve lojistik destek İran tarafından sağlanmaktadır. Burada Suriye’de Şii bir rejimin yönetimde kalmasını sağlamak kadar, bu ülkenin toprak bütünlüğünü muhafaza etmekve terörle mücadele gibi faktörler de İran’ın siyasi hedeflerinde ön planda yer almaktadır.

Bu noktada, Tahran’ın Hasan Ruhani’nin 2013’te Cumhurbaşkanı seçilmesinin ertesinde bölgesel gelişmelere yönelik izlediği tutumların ele alınması mevcut durumda ve gelecekte izlenebilecek politikaların anlaşılması bakımından kritik önemdedir. Ruhani yönetimi, Rafsancani’nin “hem Doğu-hem Batı, hem Kuzey-hem Güney” politikası kapsamında Batı düzleminde ABD ve Avrupalı devletlerle münasebetlerini yumuşatma arayışında bulunurken, Doğu düzleminde ise Moskova ve Pekin ile ortaklık münasebetlerini daha da sağlamlaştırmayı sürdürmüştür.[6] Tahran, Hazar Denizi’ni Batılı güçlere kapatma hususunda Moskova ile arasındaki uzlaşıyı devam ettirmek suretiyle 2014 senesinde nükleer enerji işbirliğini ve ikili ticareti arttırma doğrultusunda imzaladığı anlaşmaların ertesinde, Ocak 2015’te Moskova ile geniş ölçekli bir askeri işbirliği anlaşması yapmıştır. Bunu müteakip Kremlin, Tahran’a uyguladığı S-300 savunma sistemlerinin ihraç edilmemesi yasağını sona erdirerek S-400’lerin satışı Putin tarafından onaylanmıştır. Buna ilaveten, Tahran, Moskova ile beraber Suriye iç savaşında Esad rejiminin desteklenmesi konusunda ortak bir tutum takınmış ve Rus Hava Kuvvetleri’nin Eylül 2015’te başlatmış olduğu hava harekâtı İran destekli Şii milislerin koordineli harekâtıyla muhalefeti hedeflemiştir.[7]

russian air raids on syria from iran

Kaynak: http://www.iranreview.org/file/contentImage/I1/dc434a50-c878-40bf-9e1f-769a43fb778e.jpg

Ayrıca Ruhani, İran’ın en büyük ticaret ortağı ve enerji piyasası durumundaki Pekin ile münasebetlere de ayrı ehemmiyet atfetmiş ve bu zaman içinde Çin savaş gemilerinin ilk kez Basra Körfezi’nde boy göstermesine ek olarak, iki ülke donanmaları körfezde ortak askeri tatbikat yapmışlardır. Pekin, Yeni İpek Yolu Projesi çerçevesinde yapmayı düşündüğü ulaşım yollarının içine Tahran’ı da almayı öngörmekte ve Pekin, Batılı devletlerle imzaladığı nükleer anlaşmanın ertesinde İran İslam Cumhuriyeti’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyeliğine olur vermektedir.[8]

ruhani-cinping yeni ipek yolu

Kaynak: http://iranprimer.usip.org/sites/default/files/Rouhani%20Xi%20with%20text_0.png ve http://www.dw.com/image/18910484_304.png.

Ruhani yönetimi tarafından Orta Doğu’da bölgesel lider olma hedefi muhafaza edilerek, Tahran’ın bölgedeki Şii gruplar vasıtasıyla etki sahası oluşturma politikası devam ettirilmiş ve bununla paralel olacak şekilde, Batılı devletlerle iletişim de sürdürülmüştür. Yine bu dönemde, Tahran, Irak merkezi yönetimi ve bu ülkede ABD işgali sonrasında meydana getirilen ordu ve polis teşkilatı üzerindeki etkisini IŞİD tehlikesiyle beraber daha da sağlamlaştırmıştır. Ayrıca Tahran, bu ülkede kurduğu eğitim merkezleriyle Iraklı Şii milisleri (Haşdi Şabi) yetiştirmiş, Irak sınırları içerisindeki IŞİD’e karşı gerçekleştirilen operasyonlarda Irak güvenlik kuvvetlerinden ziyade Devrim Muhafızları’nın sınır ötesi harekâtlardan sorumlu birimi Kudüs Gücü ön planda yer almıştır.[9] Mevzubahis duruma benzer şekilde, Tahran, Ruhani döneminde de aynen Ahmedinejad dönemindeki gibi Suriye iç savaşında Esad rejiminin devrilmesini engelleme politikasını daha aktif bir biçimde icra etmiştir. Hasan Ruhani, Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kasım Süleymani idaresindeki Kudüs Gücü’nün ve Hizbullah’ın alandaki pozisyonunu güçlendirmiş, öncelikle Iraklı Şii milisler olmak üzere ülke dışındaki Şii grupları kısa bir silahlı eğitim ve fikri altyapının verilmesinin ertesinde Esad rejimi ile beraber savaşmak maksadıyla Suriye’ye yollamıştır.[10] Ayrıca Ruhani, Yemen’de Şii gruplar üzerinden bir politika izleyerek Tahran’ın geçmişte Hizbullah vasıtasıyla teçhiz ettiği Husilerin başkent San’a’da hâkimiyet kurmasına ve güneydeki Aden’e ilerlemesine yardımcı olmuş ve böylelikle söz konusu coğrafyadaki en kayda değer rakibi olan Suudi Arabistan’ı güneyden kıskaca almayı amaçlamıştır. Riyad liderliğindeki koalisyon güçlerinin Husilere dönük müdahalesini şiddetle eleştiren Ruhani, Yemen’de politik çözüm taraftarı bir tutum takınmasına karşın, Husi güçlerine silah ve ekipman göndermeyi sürdürmüştür.[11]

syria map

Kaynak: http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2016/08/01/20/36C8605F00000578-3718583-image-a-6_1470078485252.jpg.

Bu kapsamda ele alınması gereken diğer bir konu ise Türkiye ile olan ilişkilerdir. Ruhani döneminde karşılıklı olumlu açıklamalara ve iktisadi münasebetleri sağlamlaştırma girişimlerine karşın[12], Orta Doğu özelinde Ankara-Tahran hattında rekabetin öncelikli olduğu ve Tahran’ın bu zaman içerisinde Bağdat-Şam-Beyrut üçgeninde etkin bir bölgesel güç konumuna eriştiği söylenebilir. Ruhani yönetimindeki İran, Irak’ta çok ciddi bir güvenlik meselesi olarak vücut bulan IŞİD tehlikesi sonucunda bu ülkedeki etkinliğini daha da güçlendirmiş ve Ankara’nın Tahran’ın etkisi altında bulunan Bağdat ile münasebetleri oldukça azalmıştır.[13]  Ankara, Barzani önderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) vasıtasıyla Kuzey Irak politikasını ortaya koyarken, öte yandan Tahran, KDP karşısında KYB (Talabani) ve GORAN hareketi kanalıyla Kürt politikasında nüfuz elde etmeye girişmiştir. Ankara, Suriye’de Batılı ortaklarıyla beraber bir politika izleyerek muhalefete destek sunmuştur. Buna karşılık Ruhani yönetimi ise Esad yönetiminin yerini korumasını önceleyerek, PKK/KCK’nın Suriye’nin kuzeyindeki uzantısı olarak nitelendirilen PYD’nin güçlenmesine fırsat vermiştir.[14]

iran syria istanbul

Kaynak: http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2016/08/01/20/36C8600F00000578-3718583-image-a-8_1470078490053.jpg  ve http://iranfreedom.org/en/images/extremism/February2017/27022017-what-is-behind-the-hostility-between-iran-and-turkey-1.jpg.

Tüm gelişmeler çerçevesinde dünya politikasını çok yakından etkileyen bir olay ise Birleşik Devletler’de meydana gelmiştir. Kasım 2016’da yapılan Başkanlık seçimlerinde, Demokrat Parti’nin adayı eski First Lady ve Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton’a karşı yarışan Cumhuriyetçi Parti’nin adayı ünlü işadamı Donald Trump, herkesi şaşırtarak ABD’nin yeni Başkanı olmuştur. Seçim kampanyası süresince dikkat çekici açıklamalar yapan Trump’ın en öncelikli gündem maddelerinin başında ise İran ile yapılan nükleer anlaşma gelmektedir. Söz konusu anlaşmayı iptal edeceğinin sinyallerini veren Trump’a karşı, Tahran yönetiminden buna asla izin verilmeyeceği yönünde açıklamalar yapılmıştır.[15]

iran hürmüz

Kaynak: https://img.washingtonpost.com/news/checkpoint/wp-content/uploads/sites/33/2016/08/USIRAN-strait-of-hormuz.jpg.

Nitekim Trump kabinesinde Dışişleri Bakanlığı görevine atanan Exxon-Mobil şirketinin eski CEO’su Rex Tillerson, 18 Nisan 2017 tarihinde Birleşik Devletler Temsilciler Meclisi Sözcüsü Paul Ryan’a bir mektup göndermiştir.[16] Söz konusu mektupta, bu tarih itibariyle Tahran’ın Kapsamlı Ortak Harekat Planı’na uyum sağlamakta olduğunu ancak Dışişleri Bakanı Tillerson’un İran’ın teröre destek veren bir devlet olma rolü konusunda endişeleri bulunduğunu ve yaptırımları kaldırmaya devam etmenin Beyaz Saray’ın çıkarlarına uygun olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılması için çaba ortaya konulmasına dönük Başkan tarafından Kongre’nin alarma geçirildiğini ifade etmiştir. Ayrıca mevzubahis mektupta, Tahran’ın birçok platform ve yöntem kanalıyla devlet destekli terörde öncü konumda olduğu vurgulanarak Başkan Trump’ın Ulusal Güvenlik Konseyi’nin liderliğinde kurumlar arasında Kapsamlı Ortak Harekat Planı çerçevesinde İran’a yönelik yaptırımların askıya alınmasının Washington’un çıkarlarıyla uyumluluk arz etmeyeceğini değerlendirmesini talep etmiştir. Buna ilaveten kurumlar arası değerlendirme süreci tamamlandığında Yönetim, Kongre ile bu konuda çalışmaya istekli olacaktır denilmiştir.[17]

letter ryan

Kaynak: https://pbs.twimg.com/media/C9wXYUkXoAAURMk.jpg.

Yukarıda çizilen çerçeve bağlamında birtakım analizler yapılabilir. İran ve Avro-Atlantik Blok arasındaki ilişkiler, 1979 senesine kadar aynı ittifak içinde bulunmalarından dolayı aslında yakın geçmişte çok iyi bir seviyedeydi. Ancak 1979’da gerçekleştirilen İslam Devrimi neticesinde İran bu bloktan ayrılmış ve Batı ve özellikle de İsrail ile Suudi Arabistan karşıtı politikalar izlemeye başlamıştır. Devrimden önce Batı Bloku’nun teşvikiyle nükleer program geliştiren İran’ın devrimden sonra bu programa sahip olması, günümüzde de devam eden tartışmaların merkez noktasına oturmuştur. ABD liderliğindeki Batı Bloku ve Avrasya bölgesinde İran ile ciddi problemleri bulunan Tel-Aviv ve Riyad, Tahran’ın nükleer programının şeffaflıktan uzak olduğunu ve nihai hedefinin nükleer silahlar elde etmek olduğunun altını sürekli olarak çizmişlerdir. Buna karşılık, İran tarafı, hem dini liderlik, hem de yönetim kademelerince sıklıkla vurgulandığı gibi Şiilik inancı gereği kitle imha silahlarına sahip olmanın “HARAM” görüldüğüne işaret ederek, bu yöndeki iddiaları şiddetle reddetmiştir. 1990’lardan günümüze İran’ın nükleer programı konusunda ciddi sürtüşmeler yaşanmıştır. Hatemi ve Rafsancani dönemlerinde izlenen ılımlı tutumlara Avro-Atlantik Blok tarafından olumlu cevaplar verilememesinin sonucunda, İran’da iktidara gelen sertlik yanlısı Mahmud Ahmedinejad yönetimi bu programın sürdürüleceğini ilan etmiştir. Nitekim bu kararın ertesinde, ABD öncülüğünde İran’a dönük yaptırımlar yürürlüğe sokulmuştur. Öte yandan, İran’daki ılımlı kesim ve muhalefet, izlenen uzlaşmaz tutum neticesinde uygulanan yaptırımların ülkeye çok büyük zararlar verdiğine işaret etmişlerdir.

Bunlar neticesinde, 2013 senesinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini reformcuların adayı olan Hasan Ruhani kazanmıştır. Seçilmesinin hemen ertesinde Avro-Atlantik Blok ile yakınlaşma sinyalleri veren Ruhani, bu girişimlerine olumlu karşılık bulmuştur. Bunun neticesinde, P5+1 ülkeleri ve İran arasında nükleer program konusunda sürdürülen görüşmeler Temmuz 2015’te anlaşmayla sonuçlanmıştır. İran’a nükleer program konusunda birtakım kısıtlamalar getiren bu anlaşmaya göre, Tahran, taahhütlerine sadık kalması durumunda üzerindeki yaptırımların kaldırılmasıyla karşılaşacak ve uluslararası piyasalara erişimine izin verilecektir.

Öte yandan, bu olumlu hava üzerinde kara bulutların dolaşmasına neden olan en önemli olay 2011 senesinde başlayan Arap halk ayaklanmalarının Suriye’ye sıçramasıdır. Suriye’deki halk ayaklanmaları, kısa bir süre sonra iç savaşa dönüşmüştür. Halihazırda devam eden bu savaşa sadece bölge ülkeleri değil, aynı zamanda bölge dışı örgütlerin yanı sıra terör örgütleri de dahil olmuştur. Suriye rejiminin en büyük destekçisi olarak İran, Rusya Federasyonu ve Çin’i saymak mümkündür. Özellikle ilk ikisi, Şam yönetimine her türlü siyasi, diplomatik, ekonomik, askeri ve lojistik desteği vermektedir. Ayrıca Tahran ve Moskova, sahada aktif olarak bulunmak suretiyle Esad rejiminin ülkede kontrolü sürdürmesine yardımcı olmaktadırlar.

Aralık 2016’nın sonlarında Moskova, Tahran ve Türkiye arasında varılan mutabakat neticesinde Suriye sorununun çözümüne yönelik görüşmelerin başlatılmasına karar verilmiş ve bu üç başkentin sürecin garantörü olması kararlaştırılmıştır. Ancak İran-Rusya-Türkiye üçgeninde Suriye meselesinin halledilmesi konusunda ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Türkiye, Esad rejiminin iktidardan gitmesini isterken, diğer iki ülke buna şiddetle karşı çıkmaktadırlar.

Kasım 2016’da ABD Başkanı olarak seçilen ve 20 Ocak 2017’de resmen göreve başlayan Donald Trump’ın iç ve dış politikada attığı ve de atacağı adımlar dünya kamuoyu tarafından dikkatle değerlendirilecektir. Bu kapsamda, içinde bulunduğumuz ay içerisinde Amerikan yönetiminin İran Nükleer Anlaşması’nın yeniden gözden geçirileceğine dair yaptığı açıklamalar ve İran’ı önde gelen terör destekçisi bir devlet olarak tanımlaması, Avrasya bölgesinde alarm zillerinin yeniden çalmasına neden olabilecektir. Zira Asya-Pasifik’te Kuzey Kore sorunuyla boğuşan ABD’nin İran’a yönelik yeniden saldırgan bir tutum içerisine girmesi akıllıca bir hareket olmayacaktır. Çünkü Tahran elindeki yumuşak güç ve sert güç kapasiteleriyle[18] Avrasya bölgesinde Avro-Atlantik Blok açısından her zaman tehdit oluşturabilecek bir konumdadır.

iran balistik füzeler

Kaynak: https://static-ssl.businessinsider.com/image/55afbb70371d22dc0b8b7c9f-1138-733/screen%20shot%202015-07-22%20at%2011.48.26%20am.png.

Nükleer Anlaşmanın çöpe atılacağı iddiaları ve İran’a yönelik Washington tarafından daha sert bir tutum takınılması, zaten karmaşa içerisinde yüzen bölgede gerilimlerin daha da artmasına yol açabilecektir. Unutulmamalıdır ki, İran, dünya en önde gelen petrol ve doğalgaz üreticilerinden birisi olarak Hürmüz Boğazı gibi dünya üzerindeki petrol taşımacılığının can damarı noktalarından birisini elinde tutmaktadır ki buranın gerilimin artması durumunda kapatılma riski dünya ekonomisinin nefessiz kalmasına sebebiyet verebilecektir.

iran hormuz game

Kaynak: https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/37/63/d5/3763d57ab4709284762910e56dc68b06.jpg.

Sonuç olarak, binlerce yıllık bir kadim medeniyet olarak İran’ın Avrasya bölgesinde hayati çıkarları olduğu gerçeği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır. Tahran ve Washington arasındaki karşılıklı suçlamalar ve dozu giderek tırmanan gerginlik kimsenin yararına olan/olabilecek bir durum olarak görülmemelidir. Taraflar arasındaki gerginliği ortadan kaldıracak politikaların izlenmesi gereklidir. Aksi takdirde, zaten sorunlar yumağı içindeki Avrasya bölgesinde yaşanacak/yaşanabilecek yeni ve büyük ölçekli bir çatışmanın söz konusu coğrafyadaki yangını daha da körüklemesine ilaveten, devlet dışı grupların da bu mücadeleye dahil olması öngörülemeyen felaketlerle neticelenebilecektir. Avrasya bölgesinin en kayda değer güçlerinden birisi olan İran İslam Cumhuriyeti ve Avro-Atlantik Blok arasındaki 2013’ten bu yana süren yakınlaşma çabalarının sekteye uğratılmaması bölgesel barış açısından elzemdir. Bunu korumak maksadıyla herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeli ve birbirlerini tahrik edici söylemlere ilaveten eylemlerden de kaçınmalıdır.

Sina KISACIK

KAYNAKÇA

[1] Sina Kısacık, “The Approach of Turkey on the Internationalising Iranian Nuclear Question”, içinde Turkish Foreign Policy in the New Millenium, Hüseyin Işıksal ve Ozan Örmeci, Frankfurt Am Main, Peter Lang GmbH, 2015, ss. 207-240.

[2] Sina Kısacık, “İran’la Nükleer Anlaşma Büyük Uzlaşının İlk Adımı mı?”, Uluslararası Politika Akademisi, 5 Ağustos 2015, http://politikaakademisi.org/2015/08/05/iranla-nukleer-anlasma-buyuk-uzlasinin-ilk-adimi-mi/, (Erişim Tarihi: 26 Nisan 2017).

[3] P5+1 Ülkeleri: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, İngiltere, Fransa’ya ilaveten Federal Almanya Cumhuriyeti’dir.

[4] Detaylı bir analiz lütfen bakınız. Mesut Hakkı Caşın, Novgorod Knezliği’nden XXI. Yüzyıla Rus İmparatorluk Stratejisi, (Ankara: Atlas Kitap, 2015), İkinci Basım, ss. 735-761.

[5]  Daha fazla bilgi için bakınız, Barış Doster, “Arap Baharı Sonrasında İran-Suriye İlişkileri”, içinde Doğu-Batı Yol Ayrımında İran: İdeoloji, Devlet ve Dış Politika. Barış Adıbelli (ed.), İstanbul: Bilim + Gönül Yayınları, 2012, ss. 265-275.

[6] Atilla Sandıklı ve Bilgehan Emeklier, “İran’ın Dış Politika Hedefleri ve Türkiye”, içinde Bölgesel Sorunlar ve Türkiye, Atilla Sandıklı ve Erdem Kaya (ed.), İstanbul: BİLGESAM Yayınları, 2016, s. 628.

[7] “Iran Negotiating to Buy S400 Missile System”, Veterans Today, 11 Mart 2017, http://www.veteranstoday.com/2017/03/11/iran-negotiating-to-buy-s400-missile-system/, (Erişim Tarihi: 26 Nisan 2017).

[8] Sandıklı ve Emeklier, “İran’ın Dış Politika Hedefleri ve Türkiye”, s. 629,  Sara Hsu, “China’s Relations with Iran: A Threat to the West?”, The Diplomat, 27 Ocak 2016, http://thediplomat.com/2016/01/chinas-relations-with-iran-a-threat-to-the-west/  ve John W. Garver, “China and Iran: An Emerging Partnership Post Sanctions”, Middle East Institute Policy Focus Series MEI Policy Focus 2016-3, February 2016, http://www.mei.edu/sites/default/files/publications/Garver_ChinaIran.pdf, (Erişim Tarihi: 26 Nisan 2017).

[9] Sandıklı ve Emeklier, “İran’ın Dış Politika Hedefleri ve Türkiye”, s. 629.

[10] Shenaz Kermalli, “Why thousands of Iranians are fighting in Syria”, Al Jazeera, 20 Ocak 2017, http://www.aljazeera.com/indepth/features/2016/11/thousands-iranians-fighting-syria-161120090537447.html ve Martin Chulov, “Iran repopulates Syria with Shia Muslims to help tighten regime’s control”, The Guardian, 14 Ocak 2017, https://www.theguardian.com/world/2017/jan/13/irans-syria-project-pushing-population-shifts-to-increase-influence, (Erişim Tarihi: 26 Nisan 2017).

[11] Anthony Biswell ve Elana DeLozier, “Talks could help degrade Iran’s influence in Yemen”, The National Opinion, 12 Nisan 2017, http://www.thenational.ae/opinion/comment/talks-could-help-degrade-irans-influence-in-yemen ve “Iran’s Presence in Yemen; Saudi’s Illusion or Reality?”, ALWAGHT News and Analysis, 30 Ağustos 2016, http://alwaght.com/en/News/65916/Iran%E2%80%99s-Presence-in-Yemen;-Saudi%E2%80%99s-Illusion-or-Reality, (Erişim Tarihi: 26 Nisan 2017).

[12] Sina Kısacık, “2000’li Yıllarda Gelişen Türkiye-İran Enerji İlişkileri, Uluslararası Politika Akademisi, 16 Mart 2014, http://politikaakademisi.org/2014/03/16/2000li-yillarda-gelisen-turkiye-iran-enerji-iliskileri/, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2017).

[13] Sandıklı ve Emeklier, “İran’ın Dış Politika Hedefleri ve Türkiye”, s. 630.

[14] Ayrıca bakınız, Barış Doster, “Suriye Sorununda Atlantik-Avrasya Rekabetinin Yansıması Olarak Türkiye-İran Rekabeti”, içinde Stratejik Derinlikte Savrulan Türk Dış Politikası, Ümit Özdağ ve Yelda Demirağ (ed.), Ankara: Kripto Basım Yayım Dağıtım, Kasım 2016, ss. 103-124.

[15] Saeed Kamali Dehghan, “Rouhani: we won’t let Trump tear up US–Iran nuclear deal”, The Guardian, 6 Aralık 2016, https://www.theguardian.com/world/2016/dec/06/hassan-rouhani-us-iran-nuclear-deal-trump-tear-up-sanctions, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2017).

[16] U.S. Department of State, “Iran Continues To Sponsor Terrorism – Press Statement Rex W. Tillerson  Secretary of State Washington, DC, April 18, 2017, Trump Administration Undergoing Interagency Review of Iran Deal”, 18 Nisan 2017, https://www.state.gov/secretary/remarks/2017/04/270315.htm, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2017).

[17] “Trump Orders Review of Iran Sanctions”, United States Institute of Peace The Iran Premier, 20 April 2017, http://iranprimer.usip.org/blog/2017/apr/19/trump-orders-review-iran-deal-sanctions-relief, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2017).

[18] İran İslam Cumhuriyeti’nin Balistik Füze Sistemi hakkında bakınız, Farhad Rezaei, “Iran’s Ballistic Missile Program: A New Case for Engaging Iran? ,  Insight Turkey, Cilt: 18, Sayı: 4, 2016, ss. 181-205.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.