İRAN’DA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ NE YÖNDE OLUR?

upa-admin 16 Mayıs 2017 858 Okunma 0
İRAN’DA CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ NE YÖNDE OLUR?

İran İslam Cumhuriyeti’nin 1979 yılından itibaren en önemli siyasi olaylarından birisi de Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Çünkü seçimlerle, halkın düşünce ve siyasi yaklaşımı belirlenmektedir. Ayrıca İran halkının, seçimler sayesinde siyasal ve sosyal değişimlere katkı sağlayacağı ve hatta yön vereceği de kesindir. Nitekim Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki halkın seçime katılım oranı, bugüne kadar İran’daki siyasi gidişatın rotasını belirlemiştir. Örneğin, 2005 yılında aydın ve entelektüel kesimin reformlardan ümitsizlenmesi nedeniyle seçime katılım oranı epey düşmüş; sonuç olarak da, muhafazakar aday Mahmud Ahmedinejad sadece 12 milyon oyla ikinci turda Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Ahmedinejad’ın 8 yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde halkın ekonomi ve refah seviyesinde hiçbir gelişim yaşanmamış, hatta enflasyon zirvelere ulaşmış ve İran ekonomisinde devalüasyon bile yaşanmıştır. Dolayısıyla, İran seçimlerinde halkın seçimlere katılım oranı ile siyasi ve sosyal değişimlerin arasında çok önemli bir bağlantı vardır.

7. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine baktığımızda, bu seçimde halkın katılımının sayısı toplam 29.145.745 kişi olarak % 79,92’lik seçim oranını oluşturmuştur. Bu katılım, devrimden sonra katılım oranlarının nüfus ve oran bakımından en yüksek oy miktarı olan sonucu ortaya koymuştur. Tabii ki, bu başarı, halkın reformist kanattan ümitleri ve beklentilerinin olduğu gerçeğini yansıtmaktadır. Sonuç olarak, o seçim sonucunda reformist Muhammed Hatemi Cumhurbaşkanlığına seçilmiş ve İran’ın iç ve dış politikasında önemli adımların atılmasına, anayasada bazı ek maddelerin yazılmasına ve bazı maddelerin de yürürlüğe girmesine zemin hazırlamıştır. Bunun tersi olarak, 9. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, İran halkı, reformcular pasif davrandığı için hayalkırıklığına uğrayıp seçim sandıklarına gitmemekle meydanı boş bırakarak, bu kez gelenekçiler-muhafazakarlar kanadına (Usul-gerâha) Mahmud Ahmedinejad liderliğinde seçimi kazandırmışlardır. Ahmedinejad döneminde halkın seçime katılım oranı % 63 oranında kalmış, katılım sayısı ise 27,8 milyon kişi olmuştur. Yani bir önceki seçime göre katılım oranı % 5 düşüş göstermiştir. Dolayısıyla, bu düşük katılımla başlayan 8 senelik Ahmedinejad iktidarı sürecinde, İran’ın iç ve dış siyasetinde ve ayrıca ülkenin uluslararası çapta imajında çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldığını görmekteyiz.

İran’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın katılımının ne kadar etkin olduğunu kabul etsek de, ülke siyasetinde aktif rol almış bazı kuruluş ve güçlü lobilerin de seçimlerde etkin oldukları inkar edilemez bir gerçektir. Şüphesiz ki, yakın geçmişte seçimi Ahmedinejad’ın kazanmasında ülke içinde çok güçlü olan Kum’daki Büyük İlahiyat Merkezi’nin Başkanlığını yapan Ayetullah Misbah Yezdi ve Cevadi-yi Amoli önemli rol oynamışlardır. Çünkü gelenekçi kitle, Kum şehrindeki Ayetullah kisvetindekileri olgu olarak kabul ederler ve bu kitle, İran nüfusunun ilçe, kasaba ve köy bazında önemli bir oranı kapsayıverir. Bunun yanı sıra, İslam Vakıfları, İslam Devrim Muhafızları Ordusu ve ona bağlı olan Basij (Seferberlik Ordusu) ve hatta radikal dini gruplar da, seçim sürecindeki diğer önemli etkenlerden sayılıyorlar.

8 sene Ahmedinejad’ın radikal yaklaşımı ve uluslararası ambargolar altında ezilen İran’da, Hasan Ruhani, işte tam bu haziz ve düşüş yıllarında reform ve dünya ile entegrasyon konusundaki planlarıyla seçim kampanyasını başlatıp, 2013 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmıştır. Ruhani, seçimden önce söz verdiği şekilde, İran’ın nükleer programı konusundaki sorunun P5+1 ülkeleriyle anlaşma yoluyla çözülmesini sağlamış, bunun yanı sıra, enflasyon oranını bayağı düşürerek İran’ın yeni petrol satışlarının önünü açmıştır. Bu olumlu gelişmelerin gerçekleştiği bir ortamda, İran halkı yeni Cumhurbaşkanlığı seçimleri için 19 Mayıs 2017 tarihinde sandık başına gidecektir. İşte bu durum karşısında, seçimi kim kazanacak; acaba İran yine radikallerin mi eline geçerek soruları karşımıza çıkmıştır…

Şu anki durum şöyle özetlenebilir; Yeni Cumhurbaşkanlığı seçimi İran’daki iki değişik siyasi yaklaşım ve kanadın tekrar karşı karşıya gelmesinin göstergesidir. Bir tarafta Seyyid İbrahim Reisi, Muhammed Bakır Kalibaf, Mustafa Aga Mirselim (hepsi temelciler ve yahut radikaller kanadından sayılmaktadır), öte tarafta ise Hasan Ruhani, İshak Cihangiri ve Mustafa Haşemi Tabâ (reformcu kanadı adayları sayılıyor) Cuımhurbaşkanlığı makamı için rekabetlerini sürdürüyorlar. Fakat belli ki, bu arayış ve düzen, yalnızca Cumhurbaşkanlığı için değil, gelecek İran politikasının portresi içindir de…

Bugüne dek genellikle herhangi bir kanat iktidara gelmeyi tercih etmişse de, ülkenin ulusal ve uluslararası çıkarlarını ve sistemin ilkelerini gölgelememişlerdir. Fakat bu kez ciddi bir kutuplaşma ve hatta günümüze dek uzanan İran dış ve iç siyasetiyle alakalı tartışmalar ve yolsuzluk iddiaları gibi mevzular gündeme gelmektedir. Bugün önümüze çıkmış olan durum, İran siyasetinde bir çatlağın oluştuğunun habercisidir. Ancak bu çatlak, uçuruma gidilecek bir yol değil, tam tersine çatlağın ortasında demokratikleşecek sistemin doğum haykırışı ve ışığının ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Zira İran halkı ve siyasileri (hatta başta radikal olanlar ancak sonradan değerlendirme yapıp gerçekleri anlayanlar), politik metamorfoza ve yahut başkalaşıma yönelik temayül göstermekteler. Halk ve özellikle entelektüel kitle, karıncalar gibi duvarı tekrar katetmeyi değil, var gücüyle geride bırakılmış yolu bitirip yeni rotaları belirlemeyi tercih etmekteler. Bu, bir değişim ve pozitif siyasal ve sosyal uyanış anlamına gelmektedir.

Birkaç haftadan beri Cumhurbaşkanlığı adayları rekabet arenasında halkın sesini, gereksinimlerini, verilecek vaatlerini dile getirmekle birlikte, bazen halkın bilmediği siyasi, ekonomi ve sosyal sorunları da ifşa etmekteler. Bu bağlamda, seçim kampanyaları ve tartışmalarında aşağıdaki gerçekler ortaya çıkmaktadır:

  • Popülizm, İran’da pek fazla işlev görmemektedir.
  • İran halkı, devletten siyasi şeffaflık talep etmektedir.
  • Milletin çeşitli sınıflarından oluşan sanatçılar, sendikacılar, din adamları, akademisyenler, esnaf, tüccarlar ve özellikle kadın topluluğu, dünya ile entegrasyon siyasetinden yana olduklarını göstermekte ve adaylardan bu yönde siyaset beklemekteler.
  • Hasan Ruhani tarafından yürütülen dış ve iç siyasetin getirileri halkı memnun etmiştir ki, halk bunların devamını istemektedir.

Dolayısıyla, seçime birkaç gün kala bazı adaylar belki adaylığından vazgeçecek veyahut seçimler ikinci tura kalacaktır. Tahmin edecek olursak, demin söylediğimiz gibi, bugün adayların bireysel değil, kanatçı yaklaşımıyla seçimlerin geleceği belli olacaktır. Popülizmin işlemediği bir ortamda, Kalibaf, kendi kanadından olan Reisi için adaylığından vazgeçecektir (ki bunu açıklamıştır). Karşı taraftan ise, şu anda Ruhani’nin Birinci Yardımcısı konumunda olan, aynı zamanda reformcu kanattan sayılan Cihangiri de durum gereği Ruhani için adaylığını iptal ettirecektir. Zaten Haşimi Tabâ da, en son söyleşisinde açık olarak kendisinin Ruhani’ye oy vereceğini açıklamıştır. Bu da, kendi yandaş ve taraftarlarının Ruhani çıkarına oy vermelerinin talebi anlamına geliyor. Mir Selim ise, şu anda yapılan anketlere göre % 2 ile % 5 arası bir oy kazanacaktır. Bu nedenle, seçimlerin ilk turda biteceği öngörülmektedir.

Bu seçim öncesinde Hasan Ruhani’nin verdiği sözler; kalan bütün ambargoların da kaldırılması, 2030 UNESCO eğitim programının kabul görmesi konusunda uzlaşı sağlanması, sadece petrol gelirlerine bağlı kalınmayarak turizme yönelik açılımlar sağlanması, işsizlik oranının hizmet sektörünü geliştirmekle azaltılması, dünyada tekrardan İran ve İranlılar için iyi bir imajın oluşturulması ve iç ve dış siyasette istikrar sağlanmasıyla yabancı yatırımcıların ülkeye çekilmesidir. Bu pozitif vaat ve sözlerle, Ruhani’nin yeniden seçilmesi yüksek ihtimaldir.

Bilindiği üzere, bazı siyasi think-tank (strateji ve yönetim geliştirme merkezleri) kuruluşları da halkın temayülü üzerine araştırmalar yapmışlardır ve Hasan Ruhani’nin seçimi kazanacağını iddia etmektedirler. Nitekim Stratfor sitesinin politika bölümü bunu şöyle ifade ediyor: “İran politikası genellikle tahmin dışındadır. Ancak bu kez Cumhurbaşkanlığı seçimleri pek muğlak görünmemektedir. Zira sosyal paylaşım sitelerinin aktifliği, halkın siyasal uyanış ve aydınlanması, ekonomi, sosyal ve siyası açıdan gelişmelerin sağlanması, İranlıların ülkenin uluslararası camiaya geri dönmesi talepleri tamamen Ruhani’nin kazanacağı denklemindedir.” (ir.sputniknews.com/14.05.2017)

Sonuç olarak, şu konuyu unutmamak gerekir; aslında reformcularla birlikte temelciler de İran’ın dünya ticaretinde başarılı olması talebindeler. Fakat radikal kanat olarak, temelciler, sosyal reformlardan yana değillerdir; zira herhangi bir sosyal ve kültürel açılımın devrimin ilkelerine zarar verebilecek düşüncesindedirler.

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.