MARTIN JACQUES’IN PERSPEKTİFİNDEN ÇİN HALK CUMHURİYETİ

upa-admin 20 Temmuz 2017 732 Okunma 0
MARTIN JACQUES’IN PERSPEKTİFİNDEN ÇİN HALK CUMHURİYETİ

1945 doğumlu İngiliz gazeteci, yazar ve akademisyen Martin Jacques[1], ilk kez 2009 yılında yayınladığı When China Rules the World (tam ismiyle When China Rules the World: The End of the Western World and the Birth of a New Global Order) adlı kitabıyla[2] dünya çapında büyük ses getirmiş bir kişidir. Jacques, 2012 yılında Avustralya’daki Melbourne Üniversitesi’nde kitabı ve Çin’in dünya siyasetindeki yükselişi hakkında önemli bir konuşma yapmıştır. Kitabın büyük ilgi görmesi ve güncel gelişmeler nedeniyle, yazar, 2012 yılında kitabın ikinci edisyonunu da yazmıştır. Kitap, “Çin Dünyayı Yönetince” ve “Çin Hükümetinde Dünyayı Neler Bekliyor?” gibi isimlerle Türkçe’ye de çevrilmiştir.[3] Bu yazıda, Jacques’ın bu konuşması özetlenecek ve bazı fikirleri tartışmaya açılacaktır.

Martin Jacques’ın yazıya kaynaklık eden konuşması

Martin Jacques’a göre, Batı dünyası açısından Çin’in son yıllardaki hızlı yükselişiyle ilgili iki ilginç sorun söz konusudur. Bunlardan ilki, Batı medeniyetinin daha önce 1,3 milyarlık devasa bir güçle hiç karşı karşıya gelmemiş olmasıdır. Konuşmanın yapıldığı dönemde Çin ekonomisinin ABD ekonomisinin yarısından büyük olduğunu belirten Jacques (günümüzde Çin ekonomisi ABD ekonomisi ile başabaş hale gelmiştir), bunun son birkaç on yılda gerçekleştiğini vurgulamakta ve Çin’in hızlı yükselişine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, yazara göre, Pekin, yeni dünya düzenini şekillendiren en önemli aktörlerden birisidir. İkinci önemli sorun ise, Çin’in Batı dünyası tarafından algılanmakta zorluk yaşamasıdır. Martin Jacques, Çin’in kendisine özgü ve Batı’dan çok farklı değerleri olan bir medeniyet olduğuna vurgu yaparak, klasik Batılı paradigma ve değerlerle Çin’i anlamaya çalışmanın hatalı sonuçlar vereceğini söylemektedir. Ancak son iki asırdır dünyayı yöneten Batı medeniyeti, bunu yapmakta zorlanmakta ve bu durum da Çin’le ilişkilerde sorunlara yol açmaktadır. Modernleşmenin sadece teknoloji kullanımını değil, başka sosyokültürel ve sosyoekonomik değerleri de kapsadığını belirten Jacques, bugün dünyada bu değerler bağlamında en farklı ülke ve medeniyetlerden birisinin Çin Halk Cumhuriyeti olduğunu iddia etmektedir. Hatta yazara göre, Çin, hiçbir zaman Batılı olmamıştır ve asla Batılılaşmayacaktır.

When China Rules the World

Bu girişin ardından, Çin’in Batı’dan farklılıklarını sıralamaya başlayan Jacques’a göre, ilk önemli özellik, 2000 yılı aşkın bir süredir hemen hemen aynı coğrafyada yaşayan Çinliler ve onların kurdukları Çin medeniyetinin köklerinin tarihin derinliklerine dayanması ve bu medeniyetin günümüze kadar fazla bozulmadan gelmeyi başarmasıdır. Jacques, bu noktada Çin’in bir devletten daha çok bir medeniyet olduğunu da sözlerine eklemektedir. Çin’in Batılı anlamda bir ulus-devlet modelinden çok daha farklı şekilde oluştuğunu belirten Jacques, Batılı devletlerin “ulus”, Çin’in ise “medeniyet” paradigması etrafında şekillendiğine dikkat çekmektedir. Çin’in bir diğer önemli özelliği de, binlerce yıldır hemen hemen aynı siyasi sınırlarda yaşayan bir medeniyet olmasıdır. Milattan önce kurulan Çin devletlerinin haritaları incelendiğinde bile, bu devletlerin bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti ile aynı topraklarda kurulduğu kolaylıkla fark edilecektir. Üçüncü bir farklılık ise, Çin’in toprak ve nüfus anlamında devasa bir ülke olmasıdır. Bu durumun doğal bir sonucu ise, Çin’in eyaletleri arasında birçok farklılık olmasıdır. Bu farklılıklar, nüfus, sanayileşme, sosyal gelişme ve daha birçok alanı kapsamaktadır. Martin Jacques, Çin’in en önemli siyasi değerinin ise “birlik” (unity) olduğunu da iddia etmektedir. Avrupa tarihinden farklı olarak, Çin tarihi, uluslara ve ulus-devletlere bölünmenin değil, birleşmenin ve birliğini korumanın tarihidir. Ancak bu kadar büyük ve kalabalık bir ülkede bunun sağlanabilmesi için, “birlik” konusunun en önemli siyasi değer olması ve sürekli gündemde tutulması gerekmektedir. Bu bağlamda, Çinli devlet yetkililerinden sıklıkla işitilen “düzen” (order) ve “istikrar” (stability) kelimeleri, aslında birliği vurgulamak ve sağlamak için tercih edilen sözlerdir. Zira bu kadar geniş topraklar üzerine kurulu ve kalabalık bir ülkede bunu yapmak (birliği korumak) hiç de kolay değildir. Mao Zedong’un son yıllarda Çin’de yeniden popüler olmasının sebebinin de ülkede birliği sağlaması olduğuna dikkat çeken Martin Jacques, buna karşın Çin’in 1997’de Hong Kong’u Birleşik Krallık’tan devralmasının ardından bu bölgenin “one country, two systems” (tek ülke, iki sistem) prensibiyle yönetilmeye devam ettiğini ve Pekin yönetiminin bu konuda verdiği sözleri tuttuğunu belirterek, Çin’in “birlik” anlayışının uluslararası norm ve ülkenin verdiği sözlere uygunluğuna dikkat çekmektedir. Batı’nın bu konuda yaptığı yanlış değerlendirmelerin ulus-devlet anlayışından kaynaklandığını düşünen Jacques, Çin’in farklı sistemler ama tek bir medeniyet çatısı altında birliği sağlamak düşüncesinin ilerleyen yıllarda Tayvan’da da etkili olabileceğini ve önümüzdeki 20 yıl içerisinde Tayvan’ın Pekin’in egemenlik alanına girebileceğini iddia etmektedir. Yazara göre, Hong Kong’a benzer şekilde, Pekin, Tayvan’a da “tek ülke, iki sistem” modelini önerecektir. Bu anlamda, Çin’in yönetim modeli ve egemenlik anlayışı, Batılı ulus-devlet modelinden çok daha farklıdır.

Dünyanın Avrupa merkezli bir dönemden Asya merkezli bir döneme geçtiğini ve dünya nüfusunun yüzde 85’ini oluşturan Batı dışı toplumların da tarihte ilk kez “özne” haline geldiğini vurgulayan Martin Jacques, bu süreçte dünya siyasal sisteminin çok değişeceğini ve Çin ve Hindistan gibi ülkelerin bu değişimin öncüleri olacağını vurgulamaktadır. Bu bağlamda, Çin’in küresel bir aktör ve hatta bir “süper güç” olması durumunda nasıl hareket edeceğini analiz etmeye başlayan Jacques’a göre, tarihinde hiçbir dönemde kolonicilik yapmamış olan Çin, günümüzde de Afrika veya başka bölgelerde gösterdiği faaliyetlerde emperyal ya da kolonyal amaçlar taşımamaktadır. Nitekim tarih boyunca birçok dönemde komşularından çok daha üstün olan Çin, kendisini daima bir “merkezi krallık” olarak düşünmüş ve dışarıdaki tehlikeler ve barbar nüfusa hükmetmek yerine, onlardan korunmayı tercih etmiştir. Dünya kültürel mirasının en önemli öğelerinden olan Çin Seddi de bunun tarihi ve açık bir kanıtıdır. Avrupa medeniyetinde genişlemek ve hükmetmek önemliyken, Çin medeniyetinde kültürel açıdan üstün konumda olunduğu düşünülür ve dışarıdaki tehditlerden korunma düşüncesi ön plana çıkar. Ancak Çin’in ilerleyen yıllarda dünya siyasetinde hâkim güç olması durumunda nasıl hareket edeceği elbette sadece tarihi referanslarla anlaşılabilecek bir husus değildir. Doğu Asya’da Çin’in başını çektiği yeni bir güç dengesi dönemine girildiğine dikkat çeken Jacques, bunun bölge ülkeleri ve dünya siyaseti açısından önemli sonuçları olacağını söylemektedir. Doğu Asya’nın dünya nüfusunun üçte birine ev sahipliği yapan ve dünyanın en gelişmiş ekonomik bölgelerinden birisi olduğunu belirten İngiliz akademisyen, Çin’in tarihteki “tributary” (haraç ödenen) yönetim şeklinin modern bir versiyonunun ilerleyen yıllarda bu bölgede kurulabileceğine işaret etmektedir.

Çin’le alakalı bir diğer önemli konu ise, Çin halkının yüzde 90’ının “Han” ırkından olduğunu düşünmesidir. Bu anlamda, Çin, etnik açıdan çoğulcu bir toplum değildir. Bu etnik birlik düşüncesi, binlerce yıllık özgün bir kültür ve Konfüçyüs gibi asırlar önce devlet yönetimi konusunda çağdaş fikirler üretmiş düşünürlerle birleştiğinde, Çinlilerde kendileri ve medeniyetleri hakkında büyük bir üstünlük ve gurur duygusunun doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda, Han kimliği etno-kültürel bir kimliktir ve olumlu yanları da vardır. Örneğin, yazara göre, Çin’i böyle bir çimento kimlik olmadan birlikte yaşatabilmek imkânsızdır. Olumsuz bir özellik ise, bu kimliğin çok baskın olması nedeniyle, Çinlilerin kendi bölgelerinde yaşayan diğer etnik toplulukları da “Hanlaştırma” düşüncesine kolaylıkla yönelebilmeleridir. Nitekim Sincan bölgesinde yaşayan Uygurlar ve Tibet konusunda bu gibi sorunlar daha şimdiden hissedilmektedir.

Konuşmasının ilerleyen dakikalarında Batı kamuoyu ve akademik dünyasında Çin’de devletin meşruiyetinin zayıf olduğu yönündeki yaygın görüşlerin de yanlış olabileceğine dikkat çeken Martin Jacques, Batı’dan farklı olarak Çin ve benzeri ülkelerde devletin meşruiyet kaynağının demokrasi ve insan hakları olmadığını söylemekte ve Çin’de devletin meşruiyetinin ve halkın memnuniyetinin son yıllarda giderek arttığını istatistiki verilerle göstermektedir. Bunun nedenini Çin halkının devletten beklentisinin demokrasi olmak değil, Çin medeniyetini korumak olduğu görüşüyle açıklayan yazar, Çin’de hükümetin ancak devletin birliğine yönelik bir tehdit olması durumunda halk nezdinde meşruiyetini kaybedeceğini iddia etmektedir. Çin’de devletin insanlar tarafından adeta bir aile reisi gibi görüldüğünü ve bunun Batı ülkelerinden çok farklı olduğunu savunan Jacques, bu durumun Çin’in hem avantajı, hem de dezavantajı olduğunu söylemektedir. Çin’de devletin “işinin ehli” (competent) olduğuna dikkat çeken yazar, Batılı devlet tasavvurlarında sadece demokrasi ve insan hakları açısından değerlendirme yapıldığının ve devletin yetkinliğinin göz ardı edildiğinin de altını çizmektedir. Çinlilerin ise genelde sadece devletin işinin ehli olup olmadığına dikkat ettiğini ve siyasetin demokrasi ve insan hakları boyutunu görmezden geldiğini söyleyen Martin Jacques, Çin’in hızlı yükselişini Çin devletinin (dolayısıyla Çin Komünist Partisi’nin) başarısıyla açıklamaktadır. Hindistan’ın Batı kamuoylarında bir tür demokrasi uygulaması nedeniyle sık sık övüldüğünü ama Hindistan’da devletin işinin ehli olmadığını söyleyen yazar, bu ülkedeki yolsuzlukların da Çin’e kıyasla çok daha üst düzeyde olduğunu vurgulamaktadır.

Konuşmasının sonraki bölümüne farklı olanı ve “öteki”yi anlamak gerektiğine dikkat çekerek başlayan Martin Jacques, dünyanın giderek daha az Batılı olmaya başlayacağı bir dönemde sürekli Batı değerlerini övmenin yanlış bir strateji olacağını da sözlerine eklemektedir. 2008 finansal ekonomik krizinin Batı-Doğu ilişkileri ve ABD-Çin rekabeti açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu da belirten yazar, Çin’in 2027 yılı civarında ABD’yi gayrisafi milli hâsıla açısından geçebileceğini belirtmektedir. Dünyada küreselleşmenin yeni savunucusunun da ABD’den daha çok Çin olduğunu belirten yazar, Çin’in ekonomik hâkimiyetinde yeni bir dünya düzeninin kurulma aşamasında olduğunu savunmaktadır. Yazar, bu noktada Çin’le ilgili bazı önemli tespitler yapmaktadır. Birincisi, Çin’in çok önemli bir ticari aktör ve güç olmasıdır. Çin, hem ithalat, hem de ihracat açısından bugün dünyanın en önemli ülkesi haline gelmiştir. Çin’in son yıllarda başta Doğu Asya olmak üzere dünyanın dört bir tarafında birçok ülkenin en önemli ticari partneri haline geldiğini istatistiki verilerle ortaya koyan Jacques, ikinci önemli tespit olarak ise, Çin’in son yıllarda önemli bir finans gücü haline geldiğini söylemektedir. İngiliz akademisyen, Çin’in dünyanın en büyük bankalarına sahip muazzam bir finansal güç olduğunu ve bu durumun daha da derinleşeceğini belirtmektedir. Bu noktada Çin’in ticari ilişkilerinde dolara karşılık olarak “yuan” veya “renminbi” olarak bilinen kendi para birimini devreye soktuğunu hatırlatan Jacques, Avrupa’nın yeni dünya düzeninde giderek marjinalize olduğuna vurgu yapmaktadır. Avrasya’ya kayan dünyanın ekonomik ağırlığı nedeniyle Büyük Petro’nun günümüzde bir Rus başkenti seçmek istese, bunu St. Petersburg değil, Vladivostok olarak seçeceğini belirten yazar, Rusya’nın da artık Avrupa’dan koptuğunu ve bir Doğu gücü haline geldiğini söylemektedir. Doğu Asya’nın önümüzdeki yıllarda Çin tarafından yeniden şekillendirileceğini söyleyen Jacques, ABD’nin ise buna karşılık olarak bölgedeki Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi geleneksel müttefikleriyle askeri güç bağlamında bağlarını güçlendireceğini iddia etmekte, ancak bunun başarılı olamayacağını söylemektedir. Bunun nedenini ise Çin’in ekonomik gücüyle açıklamaktadır.

Konuşmasının son bölümünü Avustralya’ya ayıran yazar, Avustralya’nın Batı’dan coğrafi olarak çok uzakta olmasına karşın Avrupalı göçleri ve kültürel bağlar nedeniyle Batılı bir ülke olarak konumlandırıldığını, ancak Çin’in hammadde açığı nedeniyle Avustralya’nın aslında Batı’dan daha çok bu ülke açısından önemli hale geldiğini belirtmektedir. Avustralya’nın artık Batılı bir ekonomi olmadığını ve Çin’in etkisi altına girdiğini belirterek gelecekte bunun daha da artacağını öngören yazar, 2008 küresel finans krizinden Avustralya’nın etkilenmemesinin sebebinin de Çin Halk Cumhuriyeti olduğunu iddia etmektedir. Avustralya’nın Çin ve Asya’nın hâkim olacağı yeni dünya düzenini ilk yaşayan ülke olarak dünyanın geleceğini anlamak ve şekillendirmek açısından çok önemli bir konumda olduğunu belirten Martin Jacques, Çin’le yoğun ekonomik entegrasyon nedeniyle Avustralya’nın artık dış politikasında da ABD ile her konuda ortak hareket edemeyeceğini söylemektedir. Bunun Avustralya’yı bağımsız bir dış politika izlemeye yönlendirmesi gerektiği fikriyle konuşmasına son veren Martin Jacques, seyircilerden büyük alkış alarak soru bölümünde kendisine yönelen sualleri cevaplamaya geçmektedir.

Konuşmanın genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse, yazarın istatistiki veriler ve siyasal gerçeklerle örülü güçlü bir sunum yaptığı ve Çin hakkındaki görüşlerinin son derece mantıklı olduğu söylenebilir. Ancak Jacques’ın üzerinde fazla durmadığı konular da burada belirtilmelidir. Bunlar; Çin’in başta Doğu Türkistan sorunu ve Tibet olmak iç sorunları, bölge ülkelerinin tamamının ve keza Avustralya’daki halkın bir bölümünün Çin hâkimiyetini kabullenmek istememeleri ve ABD’nin Çin karşısındaki teknolojik üstünlüğüdür. Bir diğer unsur ise, bugüne kadar ucuz işgücü sayesinde büyük atılım yapan Çin’in, bölgedeki diğer devasa nüfuslu ve ucuz emekle kalkınan ülkeler nedeniyle (örneğin Endonezya) ekonomik büyüme oranlarını gelecekte korumakta zorlanmaya başlayabilecek olmasıdır. Ayrıca Kuzey Kore, Senkaku Adaları ve Tayvan başta olmak üzere bölgede savaş başlatma potansiyeli olan sorunların varlığı da Çin’in ekonomik kalkınması açısından yakın gelecekte sorun teşkil edebilir. Bu nedenle, yazarın görüşlerinin Çin açısından fazla iyimser olduğu söylenebilir.

 

Yrd. Doç. Dr. Ozan ÖRMECİ

 

[1] Web sitesi –  http://www.martinjacques.com/.

Wikipedia – https://en.wikipedia.org/wiki/Martin_Jacques.

[2] Amazon.com – https://www.amazon.com/When-China-Rules-World-Western/dp/0143118005.

[3] Bakınız; http://www.dr.com.tr/Kitap/Cin-Hukumetinde-Dunyayi-Neler-Bekliyor/Martin-Jacques/Egitim-Basvuru/Is-Ekonomi-Hukuk/Ekonomi/urunno=0000000686229.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.