TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA “AVRASYACILIK” GÜÇ KAZANIYOR

upa-admin 14 Ağustos 2017 765 Okunma 0
TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA “AVRASYACILIK” GÜÇ KAZANIYOR

Bilindiği üzere, son dönemde uluslararası gündemi en çok meşgul eden konuların başında Kuzey Kore ile ABD arasındaki nükleer gerginlik yer alıyor. Kuzey Kore’nin ABD’nin askeri üssünün bulunduğu Guam adasına nükleer saldırıda bulunacağını açıklamasının ardından, “dünya yeniden nükleer savaşın eşiğine mi geliyor?” sorusu akıllara gelmeye başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrası nükleer silahlanma yarışı insanlığı büyük bir nükleer facianın eşiğine getirmişti, fakat bu yüksek gerilim en çok büyük güçler arasında caydırıcılık yönünde işi yaradı. Yeni dünya düzeninde keskin kırmızı çizgiler yerine, her ülke kendi ulusal çıkarları doğrultusunda teorik ve pratik yolda stratejik entegrasyon yollarını arayacak. Bu mücadelenin esas alanı da Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasında görülecektir.

“Tarihin sonu” görüşü ile ABD’nin artık tek süper güç görüşü ortaya çıktı.

Soğuk Savaş sürecince dünya iki kamp arasında bölünmüş, komünizm tehlikesine karşı NATO şemsiyesi altında birleşen ülkeler Sovyet tehlikesine karşı ortak hareket ettiler. Zaman zaman büyük savaşların eşiğine gelindi, kimi zaman da Afganistan Savaşı ve İran-Irak Savaşı gibi bölgesel büyük savaşlarda iki blok vekaleten savaşların içinde yer aldı. Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla artık “tarihin sonu”nun geldiği ve ABD’nin tek süper güç olarak dünyanın hakimi olacağı görüşü ortaya çıktı. Halbuki Sovyet Birliği’nin dağılması ve ortaya çıkan yeni devletlerin Rusya’nın güç kaybetmesinin değil, aslında uzun vadede daha güçlü bir imparatorluk stratejisiyle ortaya çıkacağını belki de kimse tahmin edemiyordu.

“Çok evrenlilik” ne anlama geliyor?

Bugün mücadele  Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasında yaşanıyor. Atlantikçi görüş, milli devletlerin varlığını kabul eden eski dünya yerine, küreselleşmiş dünyayı hedefliyor. Bu da tek kutuplu küreselleşme anlamında ABD’nin hakimiyetinde bir dünyanın ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. İşte bu noktada ünlü jeopolitikçi Aleksander Dugin’in ifadesiyle “çok evrenlilik” manasına gelen Avrasyacılık düşüncesinin Atlantikçi düşüncenin karşısında çıktığı görülüyor. Moskova-Tahran ekseninde kurulan bu görüş temelinde, Rusya ve İran’ın ekonomik ve askeri potansiyellerini birleştirmesi iki önemli gücün Avrasyacılık anlayışına katkıda bulunacaktır.

Türkiye’nin Avrasyacılar için önemi

Türkiye ise bu noktada Moskova için büyük önem arz ediyor. Çünkü Rusya’nın büyük Avrasya anlayışı içinde Türkiye’nin anahtar rolü Kafkaslar, Orta Asya ve Orta Doğu coğrafyaları üzerinde olacaktır. Hatta Avrupa içinde günümüzde şiddeti artan Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasındaki mücadele de Türkiye’nin iki taraf içinde önemi vazgeçilmez.

Türkiye’nin daha güçlü “çok yönlü dış politika” anlayışı için.

Rusya’nın ve ABD’nin Orta Doğu, bilhassa Suriye ve Irak üzerindeki mücadele bu anlayışlar üzerinden şekilleniyor. Çok yönlü dış politika anlayışını geliştirmesiyle Türkiye, Avrasyacılık boyutunu keşfetmiş bu sayede sadece Okyanus ötesi güven yerine Kafkaslar da, Orta Asya’da ve Orta Doğu’da yepyeni bir politika anlayışı benimsemeye başlamıştır. Önemli olan Türkiye ve Rusya’nın bölgesel sorunların çözümüne yönelik mümkün olduğu kadar ortak ulusal çıkarlar etrafında birleşmesidir.

Yeni İpek Yolu ve yeni enerji nakil hattı projeleri ile Avrasyacılık anlayışı güç kazanırken, barış ve refahın diğer ülkelere ihracında büyük bir şans yakalanacaktır. Türkiye’nin önem vermesi gereken bu anlayış, Atlantikçilik görüşüne bir alternatif değil, jeopolitik önemi bağlamında çok yönlü dış politika stratejilerine güç katacak önemli bir tamamlayıcı rol olacaktır.

 

Furkan KAYA

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.