KİTAP ELEŞTİRİSİ: YAZICI BARTLEBY

upa-admin 13 Eylül 2017 270 Okunma 0
KİTAP ELEŞTİRİSİ: YAZICI BARTLEBY

“Spinoza’nın Dediği Gibi, Bir Duygulanış Hali.” Başkaldırıyorum!

Yazar: Herman MELVILLE, Yazıcı Bartleby (2015), Çeviren: Murat BELGE, İstanbul: İletişim Yayınları, Sayfa Sayısı: 91.

“Evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren, üzücü ve gerçek bir kitap.” – Jorge Luis Borges

Wyn Kelley’nin önsözü ve Murat Belge’nin sonsözü başlayıp biten, bir kere de okunabilecek kadar yalın ve heyecan verici bir Wall Street Öyküsü ile karşı karşıyayız. Her kitap, her yazar ve düşünür ile olduğu gibi Herman Melville ile de bir tanışma hikâyem var. Bazılarımız belki de okudukları kitaplara, gündemdeki politik sorunlara yer yer sessiz ya da duyarsız kalmakta. Oysa her kitabın kendine ait bir öyküsü ve “duygulanımı” söz konusudur. Yazılanları bu kadar çok “içselleştirmemizde” bizim farklı “duygulanımlarımızdan” süre gelmektedir. Çoğu için içselleştirmek ya da “duyguların akışı” pek bir anlam ifade etmez. Ya da onlar böyle olduğunu iddia ederler. Oysa doğa hali hazırda bir “içkinlik düzlemi” içerisindedir. Bu yüzden hem benim, hem de Melville’in “doğasında” bu “içkinliği” net olarak görmemiz mümkündür. Buradan sesleri şimdiden işitir gibiyim. Evet, o sesleri boşa çıkarmamak adına biraz taraflı hatta baya taraflı bir şekilde “Spinozacı” olduğumu hemen onaylamak isterim. Burada uzun uzun Spinoza’dan bahsetmek isterdim. Ama onu şu anda başka bir çalışmamda sürdürmekteyim. Belki de bu yazıdan sonra “yeniden rastlaşabilirsek” neden Spinozacı olduğumu ve Melville ile ne alakası olduğunu belki de bulabiliriz. Ne demiş Spinoza mektuplarının birinde. “En iyi felsefeyi bulduğumu iddia etmiyorum. Âmâ şunu da iyi biliyorum ki hakikatin bilgisine sahibim… Zira hakikat hem kendisinin, hem de yanlışlığın biricik kanıtıdır.” [1] Bu halde Melville ve Yazıcı Bartleby ile karşılaşmam da Spinoza’nın ve Spinoza sevenlerin etkili olduğunu söylemeden geçmek istemedim.[2]

Peki, kim bu Herman Menville? Putnam’s Monthly dergisinin Kasım 1853 sayısının kapağında Yazıcı Bartleby’nin ne işi var? Tarihe şöyle bir göz attığımızda, kendimizi 19. yüzyılın New York’un buluyoruz. Daha önce de belirttiğim gibi, bu bir Wall Street öyküsü. 1819 yılında 1 Ağustos günü New York’ta doğan Menville, İskoç kökenli bir tüccar olan Allan Melville ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı kahramanı General Peter Gansevoort’un kızı Maria Gansevoort Melvill’in ikinci oğludur. O yıllarda ABD Kongresi yerlilerin beyazlara tarım, okuma-yazma ve aritmetikte uyum sağlayabilmesi için 10.000 dolar değerinde bir “medeniyet formu” oluşturmuştur. Ayrıca İngiltere’de parlamenter sistem yanlılarının bastırıldığı Peterloo Katliamı da bu tarihe tekabül etmektedir. George Eliot doğmuş, stetoskop icat olmuştur. 1820’lerde Birleşik Devletler dünyanın en önemli pamuk üreticisi haline gelmiş, Antarktika kıtası ileride başına geleceklerden habersiz keşfedilmiştir. Ayrıca Friedrich Engels doğmuş (1820) ve ilk Amerikalı yerleşimciler Teksas’a ulaşmışlardır (1821). Hatta Massachusetts’te kadın işçilerin çalıştığı pamuk imalathaneleri de 1822’de açılmış ve 1823’de Monroe Doktrini yürürlüğe girmiştir.

Menville ise 1825 yılında New York Erkek Lisesi’ne başlamıştır. Aynı yıl, John Quiney Adams, Birleşik Devletlerin altıncı Başkanı olmuştur. Elektromıknatıs Sturgeon tarafından icat edilmiş, Samuel Morey tarafından 1826’da keşfedilen içten yanmalı motor hayatımıza girmiştir. 1828’lerde Andrew Jackson Başkanlık seçimlerini kazanarak Demokrat Parti’den seçilen ilk Başkan olmuştur. Melvılle ise 1829’un Eylül’ün de New York’taki Columbia Grammar School’a yazılmıştır. Ama baba Alan Melvill iflasın eşiğine geldiği için, Menville 1830’da okuldan ayrılmak zorunda kalmıştır. 1832’de Kasım ayında işlerini halletmek için ayrıldığı New York’a geri dönerken Hudson Nehri’ni yürüyerek aşmak zorunda kalan babası, ateşler içinde ve arkasında büyük bir borç yığını ile 28 Ocak’ta ölmüştür. Herman ise New York Eyalet Bankasında yazıcı olarak işe başlamıştır.

Kitabı işte duyguların akışına geçtiği nokta tam olarak bu evrede başlamaktadır. Çünkü Yazıcı ya da Kâtip Bartleby sadece bir öykü değil, bir yaşanmışlık ve belki de Herman’ın kendi dünyasıdır.

Herman Melville

1832’lerde Mısır bağımsızlığını ilan etmiş ve Asya’dan Amerika’ya geçen ilk kolera salgını tüm New York’a yayılmıştır. 1834’de Herman bankadaki işinden ayrılarak amcası Thomas’ın Pittsfield’deki çiftliğinde çalışmaya başlamıştır. 1835’ler de Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi’nin ilk cildini yayımlamış, Fırat ve Dicle nehirlerinde buharı ilk gemiler seyahat etmeye başlamıştır. Herman ise 1835’de girmiş olduğu Albany Akademisi’ni 1837’de tamamlayarak 1838’de genç bir münazara kulübünün çıkarmış olduğu Albany Microscope dergisinin 24 Mart sayısında hicivler yazmıştır. 1839’da “L.A.V” takma adı ile, Democratic Press ve Lansingburg Advertiser’da yazılar yayımlamıştır. 4 Haziran’da ticaret gemisi St Lawrence’da mürettebat görevlisi olarak çalışmış, mühendislik ve haritacılık okumuştur. Aynı yıllarda ise L’Amistad gemisindeki köleler ayaklanma çıkarmış ve ABD Yüce Mahkemesi 1841’de köleleri özgür bırakarak Afrika’ya geri göndermiştir.1841’de balina gemisi Acushnet ile Güney Denizi’nde ilk seyahatine çıkmış, öğretmenlik deneyimi yaşamış ama iş bulamamıştır. Samuel Slcum da tel zımbayı bu yıllarda icat etmiştir.

1843 ile 1848 yılları arasında Herman, gemiden ayrılarak bowling salonlarında kuka dizicilik, mağazalarda tezgâhtarlık yapmış olsa da, okyanuslara açılmaya devam etmiştir.1845 yılında Markiz Adaların’da Typee yerlileri ile yaşamış olduğu serüvenleri kaleme almıştır. 1847’de ise Omoo’yu yazarak Ağustos ayında, Yüce Mahkeme üyesi Lemuel Shaw’un kızı Elizabeth ile evlendi. Cyrus McCormick de o dönemde Chiago’da biçer-döver üretimine başlayarak ABD’de ve Avrupa’da tarımda bir devrim başlatmıştır. 1848’de Avrupa’da devrimler patlak vermiş ve modern feminist hareketinin başlangıcı olarak kabul edilen New York’ta yapılan bir kadın hakları konferansı düzenlenmiştir. Lucretia Mott ve Elizabeth Cady Stanton önderliğinde kadın hakları bildirgesi yazılmıştır. Karl Marx ve Friedrich Engels ise Komünist Manifesto‘yu kaleme almışlardır.

Herman ise 1850’de White-Jacket romanı yayımlamış, 1851’de Moby Dick, 1852’de ise Pierre ya da Belirsizlikleri yayımlanacaktır. Bu yılllarda ABD’de kese kağıdı makinesi icat edilmiştir. 1854 ise bugün Big Ben adıyla bilinen Londra saat kulesi yapımı tamamlanarak şehirleşme ve sanayileşmede yeni bir çağa girilmiştir. 1856 yılında ise Yazıcı Bartleby ve Benito Cereno adlı yapıtları The Piazza Tales’de yayımlanmıştır. 1864 yılına gelindiğinde, iç savaşın Virginia cephelerini gezmiş ve kuzeni Albay Henry Gansevoort’u ziyaret etmiştir. 1866’da Harper’s dergisine iç savaş hakkında dört şiir yazmış, 1867’de Menville’den korkan ve evliliğinden mutsuz olan eşi Elizabeth ondan ayrı yaşamak istediğini belirtmiş, Eylül ayında oğlu Malcom kendisini tabanca ile kafasından vurarak intihar etmiştir. 28 Eylül 1891’de ise kalp krizi sonucu Herman hayatını kaybetmiştir.

Tüm bunları sadece Herman Menville’i anlatmak ya da dönem içerisinde siyasi bir kronoloji vermek için değil, bunların hepsinin iç içe geçtiğini söylemek için belirttim. Nitekim Gilles Deleuze bizlere Bergsonculuğu ve neden Bergsoncu olduğunu anlatırken, her bir filozof ya da düşünürün kendi yaşamsal pratiklerinden ayrı düşünülemeyeceğini, bu yüzden de problemlerin her birinin bütüncül bir okuma[3] ile şekilleneceğini belirtmektedir.[4] Bu yüzden Menville’i ve dönemi bütüncül bir okuma yaparak anlatmayı tercih ettim.  Nitekim Menville, uzun yaşamı boyunca birçok kere öykülerinin ve şiirlerinin konusunu değiştirmiş olsa da, edebi yaratıcılık meselesine yönelik merakın hep diri tutmuştur. Bu uzun metrajlı bir filme benzeyen hikâyesinde New Bedford’dan bir avukatla karşılaşması ya da “tesadüfi rastlaşmalarının” olması ve Yazıcı Bartleby’i kaleme alması onun evrelerini anlamlandırabilmek için önemli kapitone noktalarıdır.[5]

“BARTLEBY’IN SIRRI – YAPMAMAYI TERCİH EDERİM.”

Yazıcılar… Herman’ın da bir ara tecrübe etmiş olduğu bir meslek. Kendisi yazıcıların hikâyelerinin hemen hemen hiç yazılmadığını belirterek daha önce de hiç karşılaşmadığı ve kendisine oldukça sıra dışı gelen Bartleby’in hikâyesini bizlere aktarmaktadır. En kolay hayatın en iyi hayat olduğunu düşünürsek, Bartleby’in hayatını sorgulamaya ve neye göre iyi, neye göre kolay olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Bartleby, yazıcılığın ilk zamanlarında oldukça iyi ve olağanüstü denebilecek şekillerde yazılar çıkarmaktadır. Hatta mum ışığı, gündüz ışığı da dâhil olmak üzere gece gündüz çalışan Bartleby, ilk bakışta bir yazıcıdan daha fazlasını yapmaktadır. Ama ta ki bir gün patronu onu yanına çağırıp gereken belgeleri doldurmasını söylediğinde ondan “Yapmamayı tercih ederim.” şeklinde bir cevap alana kadar.

Ne demek istediğini anlamayan patronun üstüne yeniden basarak yenilediği ve yeniden “Ay mı çarptı? Ne oldu. Şu metni benimle beraber karşılaştırmanı istiyorum” şeklinde belirtmesi ile yeniden aldığı o cevap “Karşılaştırmamayı tercih ederim.” Ve daha sonra verilen diğer tüm cevaplar kitabın sayfaları boyunca devam etmekte. “Okumamayı tercih ederim”, “Söylememeyi tercih ederim…” Aradan geçen birkaç gün patronun olayı idrak etmeye çalışması ve Bartleby’in tam olarak ne yapmaya çalıştığı sorgulaması ile Bartleby’in hiç yemeğe çıkmadığı gözlemlenmiştir. Ofis dışında da bir yere gitmemiş olan Bartleby, bir nevi pasif direniş halindedir. Aradan geçen zaman ile Bartleby’e yer yer acıyan ve ona merhamet eden patronu, bazen de onu işten çıkarmayı bile düşünmüştür. Aradan geçen süre sonrasında Bartleby’in ofisten hiç çıkmadığı, orada yiyip içtiği ve hatta orada kaldığı ve orada yaşadığı patronu tarafından anlaşılacaktır. Bir süre sonrasında Bartleby artık yazıcılığı bıraktığını açıklayacaktır. Patronu Bartleby’in yazı yazması, dışarı çıkması ya da ofisten ayrılması yönünde ne yaparsa yapsın, Bartleby bunların hiçbirini yapmamayı tercih etmektedir. En sonunda, patronu, “o beni terk etmiyorsa o halde ben onu terk etmeliyim” şeklinde bir karar alacaktır. Peki, ofisi boşaltan avukat sonrasında Bartleby nerededir? Bartleby ofisi terk etmemiş, hatta artık binanın girişinde kalmıştır. Fakat aradan geçen zaman sonrasında Bartleby binayı terk etmeyince, oradakilerin de rahatsızlığı sonucunda polisler tarafından götürülmüştür. Ve bir hapishanede yüksek duvarlar ile çevrili bir yerde yememeyi tercih ederek ölecektir.

Hikâyenin adından anlaşılacağı gibi, kitabın kahramanı Bartleby’dir. Onunla beraber bir “tercih etmeme” dönemi başlamıştır. Birçok kere hikâyede ofisin duvarlarına boş boş bakmaktadır. Ofisin dışı aydınlık olarak nitelendirebilecek olan beyaz duvarlar ile kaplı olsa da, Bartleby, daha kirli ve tuğlalar ile çevrilmiş olan tuğla dolu duvarlara bakmayı tercih etmektedir. Bu nokta aslında Bartleby’i düşünmemiz için önemli bir kesittir. Çünkü aslında karanlık ve kirli olan ve Bartleby’in da bizlere göstermek üzere olduğu ofisin dışındaki duvarlar ve hayattır. O karanlık ve kirli olan duvara bakarak aslında asıl aydınlığa çıkmaktadır.

Herman Melville’nin bu eseri varoluşçuluk, absürdizmin ve nodernizmin başyapıtlarından birisi olarak kabul edilebilir. Avukat anlatıcımız (patron), 19. yüzyıl New York’unda Wall Street’deki hukuk bürosuna üçüncü bir yazıcı olarak girmiş olan Bartleby’i bizlere anlatmaktadır. Kafka’nın “Dava“sı, Camus’un “Yabancı“sı, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza“sı yanına bir de Yazıcı Bartleby’i eklemeliyiz. Çünkü bu eser, özgür iradenin tuzaklarını konu alan ve çağımıza da seslenen bir başkaldırı öyküsüdür.

Not: Çalışmada Spinozacı birçok terim bulunmaktadır.

 

Gülçin SAĞIR

 

KAYNAKÇA

  • Benedictus De Spinoza, Mektuplar, Çev. Emine Ayhan, Dost Kitabevi Yayınları, 2014.
  • Gilles Deleuze, Bergsonculuk, Çev. Hakan Yücefer, Otonom Felsefe, İstanbul, 3. Baskı 2014.
  • Gilles Deleuze, Müzakereler, Çev. İ. Uysal, Norgunk, 2006.
  • Gülçin Sağır, “N. Machiavelli ve İnsan Doğası Üzerine”, Koza Düşünce, Ocak-Şubat 2017, Sayı: 16.
  • Herman Melville, Yazıcı Bartleby, Çeviren: Murat Belge, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015.
  • Michael Hardt, Gilles Deleuze Felsefede Bir Çıraklık, Çev. İ. Ögretir, A. Utku, Otonom Felsefe, 2012.

 

[1] Spinoza, LXXVI, Mektup, (A. Burgh’a). Ayrıca Bkz. Benedictus De Spinoza, Mektuplar, Çev. Emine Ayhan, Dost Kitabevi Yayınları, 2014, s. 363.

[2] Konu ile ilgili daha önce Spinoza’yı hangi filozoflar üzerinden düşünerek yorumladığıma dair bir dipnot için bu çalışmama bakılabilir. Gülçin Sağır, “N. Machiavelli ve İnsan Doğası Üzerine”, Koza Düşünce, Ocak-Şubat 2017, Sayı: 16

[3] M. Hardt, Deleuze’ü anlattığı eserinde onun kendine özgü bir okuma tarzı benimsediğinden bahsetmektedir. Bkz. M. Hardt, Gilles Deleuze Felsefede Bir Çıraklık, Çev. İ. Ögretir, A. Utku, Otonom Felsefe, 2012, s. 29.

[4] G. Deleuze, Müzakereler, Çev. İ. Uysal, Norgunk, 2006, s. 35. Ayrıca G. Deleuze, Bergsonculuk, Çev. Hakan Yücefer, Otonom Felsefe, İstanbul, 3. Baskı 2014, s. 7.

[5] Lacancı bir terimdir.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.