8. ULUSLARARASI ENERJİ VE İKLİM FORUMU KAPSAMINDA ENERJİ GÜVENLİĞİ, YENİ TEKNOLOJİ VE YATIRIMLARA GENEL BAKIŞ

upa-admin 16 Ekim 2017 533 Okunma 0
8. ULUSLARARASI ENERJİ VE İKLİM FORUMU KAPSAMINDA ENERJİ GÜVENLİĞİ, YENİ TEKNOLOJİ VE YATIRIMLARA GENEL BAKIŞ

Giriş

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından 2010 senesinde kuruluşundan bu yana her yıl düzenlenen ve  ulusal ve uluslararası karar mercileri için interaktif bir şekilde görüş alışverişinde bulunmalarına imkân tanıyan IICEC 8th International Energy and Climate Forum, yani 8. Uluslararası Enerji ve İklim Forumu, bu yıl “Küresel Enerji Yatırımları: Sırada Ne Var?” (Global Energy Investments: What’s Next?) temasıyla Beşiktaş Conrad Bosphorus Hotel’de gerçekleşti. Bu yıl 13 Ekim 2017 Cuma tarihinde gerekleşen Forum’a ben de bizzat katıldım. Bu makale, söz konusu Forum’da ele alınan konuların konuşmacılar tarafından ortaya konan vizyonları çerçevesindeki aktarımlarına yönelik olarak özet bir çerçeve halinde hazırlanmıştır ve bunun neticesinde farklı okumalarla analiz yapılabilmesi için bir belge olmayı amaçlamaktadır.

  1. Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nda Çiğdem Yorgancıoğlu

İklim alanında objektif ve üstün nitelikli ekonomik ve politik çalışmalar yapmak amacıyla kurulmuş, gelecek odaklı ve bağımsız bir araştırma ve politika merkezi olma gayesi ile kurulmuş olan Istanbul International Centre for Energy and Climate – IICEC’in düzenlediği 8. IICEC Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nun sabahki açılış konuşmalarının bulunduğu kısımdan, bu makalede Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Sayın Güler Sabancı, Sabancı Üniversitesi IICEC Direktörü Prof. Dr. Carmine Difiglio, IEA – Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol, ve Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Berat Albayrak’ın konuşmalarına yer verilmiştir.

Güler Sabancı’nın Konuşması

Sayın Güler Sabancı ve Forum katılımcıları

IICEC 8. Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nun ev sahipliğini üstlenen Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, açılış konuşmasında enerji sektörüne küresel mesajlar verirken, Forum’a ev sahipliği yapan IICEC’in “Küresel enerjinin birleştiği yer” mottosu ile küresel anlamda tanınmış bir merkez olmasından kıvanç duyduğunun altını çizdi. Öte yandan, Sabancı, enerji sektörünün ekonomik büyüme ve teknolojik gelişimde belkemiği vazifesi gördüğünü ve toplumların yaşamı sürdürülebilir kılmalarıında kilit rolde olduğuna değinirken, küresel emtiaların pek çok endüstri alanı, jeopolitik ve toplumların günlük yaşamsal ihtiyaçları bağlamında küresel alanda en stratejik sektörlerden birisi olduğunu da vurguladı. Sürdürülebilir enerji çözümleri geliştirmedikleri sürece toplumların müreffeh bir biçimde sağlıklı büyümesini başarmanın da mümkün olmadığına dikkat çeken Sabancı, bir önceki sene düzenlenen 7. IICEC Forumu’nda “küresel enerji sisteminin sunduğu önemli fırsatların yanı sıra çeşitli zorlukları da beraberinde getirdiğine yönelik geçtiğimiz sene söylediklerini de hatırltarak, bahsi geçen zorluk ve fırsatların bugünün dinamik dünyasında kentleşme, dijitalleşme, enerji güvenliği, elektrikleştirme ve iklim değişmini hafifletme gibi bazı farklı önemli küresel trendler çerçevesinde geliştiğine ve bunların herbiri bugünün enerji sektörünün kendini nasıl ve hangi yönde dönüştüreceğine yeni bir boyut kazandırdığına dikkat çekti. Sabancı, işte tam da bu bakış açısıyla IICEC Forumu’nun temasını “Küresel Enerji Yatırımları: Sırada Ne Var?” şeklinde belirlediklerini dile getirdi. Küresel ölçekte enerji yatırımlarının % 90’ından fazlasının özel sektör yatırımcıları tarafından finanse edilmesinin sürdürülebilir endüstri kazanımlarının enerji sektörünü finanse etmesinin noktasında endüstri eğilimleri, enerji piyasaları, düzenleme ve politikaların kilit rol oynadığına dikkat çeken Sabancı, burada anahtar kelimenin “optimizasyon” olduğunu düşündüğünü vurguladı. Enerji sektörünün çeşitli stratejik öncelikler, finansal kısıtlamalar, çeşitlendirilmiş enerji piyasası modellemeleri ve sahip olunan en gelişmiş enerji teknolojileri kapsamında optimize edilmesi gerektiğini de hatırlatarak, bu bağlamda enerji arz güvenliği, rekabet ile ekonomik verimlilik ve sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik konularına eşit ağırlık verilmesi gerektiğinin de altını çizdikten sonra, Enerji Bakanlığı’nın elektrik tedarik ağının daha fazla çeşitililiği amaçlayan yerel ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan stratejisİ ve doğalgaz tedariğinin gelişmiş güvenliği ve esnekliği konusunda attığı kritik adımların sektör için çok önemli olduğunu da belirtti. Güler Sabancı, ayrıca yerel ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artması için son zamanlarda atılan adımların bir yandan tedarik güvenliğini  arttırırken, bir yandan da cari açığın azaltılması için büyük önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin mevcut üretim kapasitesinin etkin kullanımı ve yerli linyit kaynaklarımızı modern bir tarzda kullanma çabalarının da enerji tedariği güvenliği için kritik öneme haiz olduğunu belirten Sabancı, “Yine son dönemde atılan FSRU ve depolama yatırımları gibi adımlar elektrik tedariğinin güvenliğini oluşturan doğalgaz tedariği güvenlik ve esnekliğinin iyileştirilmesi için doğru zamanda atıldı. Bu kıymetli girişimleri ilerletmek için şunları beslemeliyiz: Doğalgaz piyasasının serbestleşmesi, ön görülebilir doğalgaz fiyatlaması ve küresel ve bölgesel LNG gelişmeleri ile nisbeten avantajlı fiyatların çeşitliliği arttırması. Özetle, Türkiye’nin bölgesel doğalgaz dinamiğinde oynadığı rolü büyütme vizyonunu kuvvetle destekliyoruz.” şeklinde konuştu. Türkiye enerji sektörünün rekabet odaklı enerji politikalarının yanı sıra, verimlilik, şeffaflık ve enerji sektöründe rekabetçiliğe ilişkin özel sektörün tabloya ve geleceğe olan güveni neticesindeki 90 milyar doları bulan yatırımı sayesinde geçtiğimiz 15 yılda göze çarpan bir büyüme gerçekleştirdiğini de vurgu yapan Sabancı, konuya ilişkin “Enerji Bakanlığı’nın liderliği ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun sürekli çabalarının Türkiye’de rekabet odaklı enerji piyasalarının gelişmesinde etkili birer enstrüman olduğu ifade etmekten memnuniyet duyuyorum. Bunların hepsi harika gelişmeler. Finansal sürdürülebilirliği sağlamak ve bu stratejik sektörün yaşaması ve Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesine katma değer sağlaması için öngörülebilir, rekabetçi ve geleceğe dönük bir enerji piyasasını geliştirmeliyiz. Tüm ekonominin ve enerji müşterilerinin çıkarlarını destekleyecek şekilde enerji piyasamızın öngörülebilirliği, rekabetçiliği ve verimliliği yönünde pozitif adımlar atılmaya devam edilmelidir. Bu bağlamda ‘öngörülebilir enerji piyasası’nın ilan edilen 3 enerji politikasından biri olmasından dolayı memnunum.” şeklinde konuştu. Linyit santralleri için uzun dönem enerji satın alma anlaşmalarının projenin finansmanını sağlamayı mümkün kılacağını ve rekabetçiliği olumsuz etkilemeyecek şekilde, farklı ülkelerde kullanılan kapasite mekanizmalarının kullanımının finansman sağlayacağı şeklinde konuya ilişkin önerilerini sunan Güler Sabancı, her iki önerinin de doğası gereği uzun vadeli olan enerji yatırımlarının finansal sürdürülebilirliği açısından kritik rol oynamakta olduğunu, bunun da tüm dünyada yaygın ve IEA istatistikleri geçtiğimiz yıl üretim yatırımlarının % 94’ünün benzer mekanizmalar sayesinde kapsandığını gösterdiğini belirtti. Üçüncü önerisi olaraksa, Türkiye’nin arz, talep, maliyet, verimlilik ve teknoloji gibi piyasa dinamiklerine dayalı piyasa fiyatlandırma mekanizmasını kurulmasını gündeme getirdi. Bu bağlamda düzenlenmiş enerji tarifelerini kaldırmayı göz önüne alınmasını da vurgulayarak, bunun hem rekabeti, hem de ülkemizin kuvvetli enerji verimliliği potansiyelini kullanımını sağlayacağını ifade etti. Enerjiye bağlı meseleleri sadece arza odaklanacak şekilde sınırlandırmanın yetersiz kalacağını söyleyen Sabancı, enerji verimliliğinin çoğunlukla ilk yakıt olarak kote edilmekte olduğunu belirtirken, Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA)  göre enerji verimliliğinin aynı zamanda dünyanın ısı artışını 2 derece ile sınırlandırmak için en önemli strateji olduğunu da hatırlattı. Bu minvalde, maliyetlerin altında fiyatlandırmanın da enerji verimliliğinin düşmanı olduğunu belirtti. Neticede, enerji verimlilik potansiyelinden ancak işleyen, rekabetçi enerji piyasaları ve herhangi bir sübvansiyon veya sağlıksız fiyat sınırlarının uygulanmaması sayesinde tam olarak istifade edebileceğini dile getiren Sabancı, yeni teknolojiler ve inovatif işletme modelleri gibi geleceğe dönük eğilimlerle Türkiye için önemli verimlilik ve sürdürülebilirlik kazanımları sunabilmenin mümkün olduğunu ifade etti ve bu çözümlerin daha güvenli, verimli ve rekabetçi enerji geleceği için katkı sağlayabileceğini, bu alanlardaki potansiyelimizin daha etkin kullanılması için  de çaba ve işbirliğimizi yoğunlaştırmanın önemini işaret etti.

Carmine Difiglio’nun Konuşması

Prof. Dr. Carmine Difiglio

Ulusal politikaların, yerli kaynakların artan kullanımı ve ithal edilen enerjinin çeşitlendirilmesi yoluyla enerji güvenliğini de ayrıca dikkate alması gerekliliğine ve en iyi yerli enerji kaynaklarından birinin yenilenebilir enerji kaynağı olduğuna dikkat çeken Sabancı Üniversitesi IICEC Direktörü Prof. Carmine Difiglio, bunun özellikle büyük fosil yakıt rezervlerine sahip olmayan ülkeler için geçerli olduğunu belirtti. Küresel yatırımların dünya çapında artan enerji talebini karşılaması, daha az emisyon üretmesi ve giderek daha rekabetçi hale gelen küresel enerji pazarında geri dönüş sağlama değeri sağlaması gerektiğinin altını çizen Profesör, “Bir başka büyük yerli enerji kaynağı da, normalde enerji arzı olarak ele almadığımız enerji verimliliğidir. Enerji verimliliği en önemli enerji kaynağımız olabilir zira bu sayede pek çok enerji santrali inşa etmenin ve yüklü miktarda petrol ithal etmenin luzumu ortadan kaldırılabilir. Bu bağlamda enerji verimliliğini daha çok teşvik etmek için birçok fırsat var.” şeklinde konuştu.

Fatih Birol’un Konuşması

Dr. Fatih Birol’la

IICEC Yönlendirme Kurulu Fahri Başkanı ve Uluslararası Enerji Ajansı Direktrü / Başekonomisti  Dr. Fatih Birol  ise, Onursal Başkanlığı’nı yürüttüğü Sabancı Üniversitesi Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nunda  (IICEC)  küresel enerji piyasalarına ilişkin kilit değerlendirmelerde bulundu. Birol, 2016’da küresel olarak toplamda 1,7 trilyon dolarlık enerji yatırımı yapıldığına işaret ederken, enerjide yapılan tartışmaların bazen ikincil ya da yanlış alanlarda yoğunlaştığına işaret ederek, sera gazı emisyonlarında ulaşımın ve özellikle de kamyon ve tırların önemli bir role sahip olduğunun yanı sıra, 2000 senesinden bu yana petrol talep artışının yüzde 40’ının kamyon ve tırlardan kaynaklandığına dikkat çekti. Petrol piyasasında önemli bir döneme girildiğini ve geniş ölçüde değişiklikler yaşanacağını kaydeden Birol, yakın gelecekte ABD’nin kaya gazı (shale gas) üretiminin Irak’ın petrol üretimini yakalayacağını ve bunun da dengeleri değiştireceğini belitti. Buna ilaveten, petrol pazarlarında yeni dönemde bir-iki sene fiyatlar bu seviyelerde devam etmekle birlikte volatilitenin de yüksek olacağını vurguladı. Doğalgaz piyasası cephesinde ise, LNG’nin giderek daha önemli olacağına inandığını dile getiren Dr. Fatih Birol, konuya ilişkin “Avustralya, ABD, Katar gibi ülkeler LNG üretmeye devam edecek. Onun için doğalgaz fiyatlandırma mekanizmalarında LNG sözleşmeleri ve esneklik şartları değişecek. Hatta değişmeye başladı bile. Bu, özellikle doğalgaz ithalatçıları açısından son derece önemli bir durum.” şeklinde konuştu. Enerji güvenliğinin halihazırda politikaların belirlenmesinde kilit taşı olması gerektiğini ifade eden  Fatih  Birol, “Enerji güvenliği bizce halihazırda politikaların belirlenmesinde temel taş olmalı. Petrol güvenliğine ek olarak doğalgaz güvenliği de çok önemli konu. Bu bağlamda, mesela TANAP gibi projelerin planlanandan daha erken tamamlanacağının duyurulması bile Türkiye, Hazar ve AB ülkeleri açısından son derece önemli.” şeklinde konuştu. Yenilenebilir kaynakların özellikle elektrik alanında çok önemli hale geldiğini, ancak bunun ulaşım ve ısıtma alanlarında çok önemli bir etkisi bulunmadığını vurgulayan Fatih Birol, enerji meselesini ele alırken çeşitli çevresel zorlukları göz önünde bulundurmak gerektiğini de kaydetti. Buna ilaveten, yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretim yatırımlarının giderek daha çok arttığını da vurgulayan Birol, “Güneş enerjisi maliyetleri 2014-2017 yılları arasında yarıya düştü. Bir fiyatın üç yıl içinde yarıya inmesi çok önemli bir gelişmedir” dedi. Güneş enerjisi yatırım maliyetlerinin 2017-2020 arasında da yine yarıya ineceğini vurgulayan Fatih Birol, “Bu yüzden güneş enerjisi yatırımları giderek daha yaygın hale geliyor. Güneş yatırımları çevreyle ilgili kaygılardan değil, ucuz olduğu için yaygınlaşıyor. Yenilenebilir enerjinin çevreye de büyük bir avantajı var.” ifadelerini kullandı ve  konuşmasını “Bunları aşabilmek için çok kapsamlı çaba sarfetmek gerekiyor. İşte bu nedenle, bu tür çabaların uluslararası düzeyde koordine edilmesi lazım. Burada birçok ülkeden gelen meslektaşlar olarak akademisyenler olarak bir araya gelmemiz çok önemli. Sayın Güler Sabancı’ya tekrar teşekkür ediyorum. Sayın Albayrak’a (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak) da burada bulunduğu için teşekkür ediyoruz”. sözleriyle konuşmasını sona erdirdi.

Berat Albayrak’ın Konuşması

Berat Albayrak

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası İklim ve Enerji Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen 8. Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’nun açılışında konuşmasında bu nevi organizasyonların sürdürülebilir bir enerji geleceği kurulabilmesi için önemli olduğunu aktaran T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Berat Albayrak, bugünün dünyasında yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ve sürekli inovasyonla birlikte daha önce ulaşılamayan alanlarda üretimin artık mümkün olmasının ve yeni kaynakların doğuşunun, daha önce net enerji ithalatçısı konumdaki ülkeleri, bu alanda ihracatçı durumuna getirdiğini vurguladı. Milli enerji ve maden politikası kapsamında gerek arz güvenliği, gerekse yerlileşme hedeflerine erişmek için oluşturdukları yol haritasında en önem verdikleri konunun “sürdürülebilirlik” olduğuna işaret eden Albayrak, ülke olarak karbon ayak izini azalttıklarını ifade etti. Albayrak, bu kapsamda 2016’da kurulu güce eklenen kapasitenin yüzde 55’ini yenilenebilir enerji kaynaklarının oluşturduğunu belirterek, “Bu yılın da 8 ayında devreye aldığımız enerji üretim tesislerimizin yüzde 64’ü yine yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik tesisleri oldu. Türkiye olarak devreye alınan rüzgâr enerjisi kapasitesi büyüklüğüne göre 2016’da dünyada 7., 2017’de ise Avrupa’da 3. ülke olduk. Türkiye’nin 2017 Ağustos sonu itibarıyla 81 bin 355 megavatlık kurulu gücünün 35 bin 874 megavatını, yani, kapasitesinin yüzde 44,8’ini yenilenebilir enerji kaynakları oluşturuyor. Bu oranın Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ortalaması ise yüzde 42 civarında.” dedi. Buna ilaveten, Albayrak, 2016 rakamlarına göre AB’de üretilen toplam elektriğin yüzde 29’u yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanırken, Türkiye’nin bu alanda da AB’yi geride bırakarak, elektriğinin yüzde 33’ünü yenilenebilir kaynaklardan ürettiğine dikkat çekti. Bu verilerin bile başlı başına Türkiye’nin ne kadar çevreyle barışık, sürdürülebilir ve iklim değişikliğiyle mücadelede örnek bir enerji üretim portföyüne sahip olduğunu gösterdiğinin altını çizen Berat Albayrak, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) modelinin de Türkiye’nin temiz enerji yatırımlarına ne kadar önem verdiğinin bir işareti olduğunu vurguladı. Gelecek 10 sene içinde 10 bin megavat güneş ve 10 bin megavat rüzgâr enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının azami oranda enerji sepetine girişini sağlayacağını da dile getiren Albayrak, YEKA modeliyle 10 yıl Ar-Ge yapma şartı da getirdiklerini aktarırken,  “YEKA stratejimiz, Türkiye’nin sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğiyle mücadele alanında üstlendiği sorumluluğu ortaya koymaktadır. Rüzgar ve güneş ihalelerine dünyanın önde gelen şirketlerinin başvurması ve ortaya çıkan rekabetçi fiyatları, Türkiye’nin adımlarını ne kadar doğru attığını teyit ederken, Türk ekonomisine duyulan güvenin de en net resmi oldu.” şeklinde konuştu.  Albayrak, yenilenebilir enerjinin yanında, yerli kömürün yeni nesil, doğa dostu ve ileri teknolojiye sahip santrallerle ekonomiye kazandırılması için gereken her türlü yatırım altyapısını hazırladıklarını aktardı. Yeni nesil santrallerin emisyon değerlerinin AB tarafından belirlenen kriterlerin altında tutulacağını dile getiren Albayrak,  bu sayede ekolojik denge ve hassasiyetlere zerre zarar vermeden, kaynaklarımızın yüksek teknolojiyle milletimizin hizmetine sunulacağını ifade ettikten sonra sözlerini şöyle sürdürdü; “Son 10 yılda enerji ve maden ithalat faturası yıllık ortalama 55 milyar Amerikan doları oldu. Eski nesil termik santrallerin ise tamamını çevreci ve bugünkü teknolojilerle dönüştüreceğiz. 2019’a kadar eski nesil termik santrallerde gereken tüm çevre yatırımları tamamlanacak ve bu santraller insan sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisi olmayan çevreyle uyumlu santraller haline getirilecek. Santralin ömrü, maliyeti var ama çevrenin maliyeti yok. Türkiye olarak, gelişmekte olan bir ülke olarak, elbette tüm yerli kaynaklarımızı enerji ihtiyacımızı karşılamak için azami ölçüde kullanacağız.”. Albayrak, iklim değişikliğinin önlenmesi için Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’ne taraf olan Türkiye’nin sözleşmeler kapsamındaki yükümlülüklerini en iyi şekilde yerine getirdiğini bildirirken, mezkur sözleşmeler kapsamında, Türkiye’nin özel şartları çerçevesinde öncelikli sektörlerde uygulanacak sera gazı emisyon kontrolü ve uyum önlemlerinin belirlendiğini de ifade etti. Bunun ardından ise, “Enerji alanındaki karbondioksit salınımını azaltmak için Bakanlık olarak gerekli adımları hızla atıyoruz. Emisyon sınırlamasını, ülkemizin sürdürülebilir kalkınma çabalarını olumsuz etkilemeyecek şekilde hayata geçiyoruz.” şeklinde konuştu. Paris İklim Zirvesi ile istenilen sonuçlara ulaşabilmesi için uygulamada hakkaniyet ilkesinin göz önünde bulundurulmasının icap ettiğini belirten Albayrak, bu çerçevede bütün yükün ülkelerin kapasiteleri oranında eşit dağıtılmasının da elzem olduğuna, diğer yandan 2015 Paris İklim Zirvesi’nde ortaya çıkan ve Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olmasına rağmen gelişmiş ülkeler arasında sayılmasının kendileri açısından kabul edilebilir olmadığına dikkat çektikten sonra, konuşmasına şöyle devam etti; “Türkiye’nin dünyanın kirletilmesindeki sorumluluğuna bakıldığında bu daha net ortaya çıkacaktır. Zira Türkiye, dünyayı en az kirleten ülkeler arasında yer alırken, en fazla kirletenlerle aynı kategoride, aynı külfete tabi tutulmaktadır. 2017 rakamlarına göre, Türkiye’nin kişi başına düşen sera gazı salımı 6,07 ton karbondioksit eşdeğeri olmuştur. OECD ortalaması kişi başı 9,5 karbondioksit eşdeğer sera gazı salımı gerçekleşmiştir. Kişi başı sera gazı salınımında dünyada aynı sınıfta görüldüğümüz ülkelere bakacak olursak, ABD (Amerika Birleşik Devletleri) 16,2 ton, Almanya 8,9 ton, Rusya 11,2 ton kişi başı sera gazı salımı ile dünyayı en fazla kirleten ülkelerin başında gelmektedir. Bu rakamlara baktığımızda, Türkiye nerede, bu ülkeler nerede?”…  Yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlar, nükleer enerji dahil düşük emisyon yatırım ve teknolojilerine verdiği destek ve temiz kömür teknolojilerine dönüşümle Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilirlik alanında karşılaştırılan ülkelerin çok ötesinde bir hassasiyet sergilediğini ifade eden Albayrak, “Bu tablo ortadayken, Türkiye’nin dünyayı en fazla kirleten ve bugün ortaya çıkmış olan gelecek için büyük tehdit oluşturan bu tablonun gerçek sorumluları ile aynı külfeti paylaşması ve bunun beklenmesi asla doğru olmayacaktır. Bugün Paris İklim Anlaşması üzerindeki tartışmaları, bu anlaşma içindeki ülkelerin statüsünün yeniden belirlenmesi, daha doğru bir sınıflandırma ve sorumluluk paylaşımıyla daha güçlü bir sinerji oluşturulması açısından önemli fırsat olarak görüyorum.” şeklinde değerlendirmelerde bulunduktan sonra, Türkiye’nin yaklaşık 10 doğalgaz boru hattı projesi, ekonomi ve enerjideki büyümesiyle bölgedeki en önemli ülkelerden biri olduğunu da kaydetti ve buna ilaveten yabancı yatırım noktasında da bir başarı hikayesi ortaya konulduğunun altını çizdi. Yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ve sürekli inovasyon ile birlikte daha önce erişilemeyen  alanlarda üretimin artık mümkün olması ve yeni enerji kaynaklarının doğuşu, daha önce net ithalatçı olan benzer ülkelerin enerji ihracatçısı durumuna gelmelerinin önünü açtığına dikkat çeken Albayrak’ın Forum kapsamında ortaya koyduğu önemli değerlendirme ve vizyonlardan birisi de ekonomik büyümeye paralel enerji talebi artık çok daha yoğun bir şekilde Batı’dan Doğu’ya kayıyor olmasına  dairdi. Albayrak, bu bağlamda Çin, Hindistan, Afrika, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya ekonomilerinin belirledikleri ve ortaya koydukları büyüme, kalkınma hedeflerine ulaşabilmeleri ve gelişen sanayilerin gereksinimlerini karşılayabilmeleri için enerji kaynaklarını çeşitlendirmeleri, büyük bir önem arz etmeye başladığının da altını çizdi.

Paneller

Forum kapsamında düzenlenen iki ayrı panelde “Global Enerji Politikaları” ve “Enerjinin Teknolojik Geleceği” mercek altına alındı ı. “Global Enerji Politikaları” paneli AB Büyükelçisi Christian Berger, Columbia Üniversitesi Global Enerji Politikaları Merkezi Kurucu Direktörü Prof. Jason Bordoff, Total İklim ve Stratejiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ladislas Paszkiewicz, BP Bölgeler Başkan Yardımcısı ve Alternatif Enerji CEO’su Dev Sanyal ve Rusya Ekonomi Yüksekokulu Enerji Enstitüsü Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov’un katılımıyla gerçekleştirildi.

I. Panel: “Global Energy Policy – Küresel Enerji Politikaları”

Moderator: Dr.Fatih Birol Executive Director, IEA Murat Yavuz Ateş Ambassador, Deputy Undersecretary for Economic Affairs, Ministry of Foreign Affairs HE Christian Berger Ambassador of the European Union to Turkey Prof. Jason Bordoff Founding Director, Center on Global Energy Policy Columbia University, USA Jefferson Edwards GM, Global Gas & LNG Market Development, Shell Ladislas Paszkiewicz Senior VP Strategy & Climate, TOTAL Dev Sanyal Executive Vice President of Regions and Chief Executive of Alternative Energy, BP Dr. Vitaliy Yermakov Head of Center for Energy Policy Research, Energy Institute of Higher School of Economics, Russia

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı (IICEC) Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol moderatörlüğünde gerçekleşen ilk panelde, enerjinin global ölçekteki dönüşümü ele alındı. Panele katılan Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Christian Berger, AB için enerji güvenliğinin ve sürdürülebilir enerji arzının öncelikli hedefler arasında olduğunu belirti ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önemine ve fosil yakıt kullanımının da azaltılması gereğine vurgu yaptı. Berger, ayrıca sera gazı emisyonu azaltımı hedeflerine 2020’de ulaşacaklarının da altını çizdi. 2005’te yüzde 8 civarında paya sahip olan yenilenebilir enerjinin payının 2030’da yüzde 27’ye ulaşacağını söyledi. Panelistlerden  Columbia Üniversitesi Global Enerji Politikaları Merkezi Kurucu Direktörü Jason Bordoff, enerji piyasasının gelecek 10 sene zarfında  büyük değişikliklere gebe olduğuna dikkat çektiği konuşmasında enerjide regülasyonun kolay bir süreç olmadığını vurguladı.  Bordoff, kömürün yapısal bir inişe geçtiğini, yakıt ekonomisi standartlarının düşmesi ve kömüre verilecek sübvansiyon gibi konuların da önem kazandığını da ifade etti. TOTAL’in İklim ve Stratejiden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Ladislas Paszkiewicz de, “TOTAL’in öncelikli gayesi uygun fiyatlı, sürdürülebilir, temiz enerjiyi mümkün olduğu kadar çok insana ulaştırabilmek” dedi. Panele katılan BP Bölgeler Başkan Yardımcısı ve Alternatif Enerjiler CEO’su Dev Sanyal ise, konuşmasında enerjinin bugün de ekonomik refahın önemli parçalarından biri olmaya devam ettiğini vurgularken, enerji güvenliği ve uygun fiyatların yanı sıra, sürdürülebilirliğin de önemli olduğuna dikkat çekti. Sanyal, 2050’ye gelindiğinde, dünya nüfusunun yüzde 70’inin kentsel alanlarda yaşayacağını tahmin ettiklerini söyledi ve geçtiğimiz 40 yıl içinde güneş enerjisinin maliyetindeki düşüşün % 99 teknoloji kaynaklı olduğunu sözlerine ekledi. Rusya Ekonomi Yüksekokulu Enerji Enstitüsü Başkanı Dr. Vitaliy Yermakov da, Rusya’nın doğalgaz rezervlerinin, üretiminin ve ihracatının oldukça ciddi boyutlarda olduğunu belirtti. Doğalgaz gelirlerinin federal bütçenin önemli bir parçası olduğunu ifade eden Yermakov, Rusya’nın doğalgaz ve petrol fiyatlarından dolayı hidrokarbonlara bağımlılığını azaltma yönünde adımlar atmaya başladığını söyledi. Amerika’nın yaptırımlarından negatif etkilendiklerine değinen Yermakov, bu yaptırımların sonucu olarak Asya ülkelerine odaklandıklarını; Hindistan ve Çin ile yapılan anlaşmaların örnek teşkil ettiğini söyledi.

II. Panel: “Technological Future of Energy – Enerjinin Teknolojik Geleceği”

Panel II: Technological Future of Energy Moderator: Prof. Carmine Difiglio Director, IICEC Luay Al-Khatteeb Executive Director, Iraq Energy Institute Dr. Tareq Emtairah Director of the Energy Department, United Nations Industrial Development Organization Hans Jørgen Koch CEO, Nordic Energy Research Paddy Padmanathan President and CEO, ACWA Power Dr. Hans-Holger Rogner Senior Scientist, International Institute for Applied Systems Analysis (IIASA)

Sabancı Üniversitesi IICEC Direktörü Prof. Carmine Difiglio’nun moderatörlüğünde gerçekleşen “Enerjinin Teknolojik Geleceği” konulu panele ise, Irak Enstitüsü İcra Direktörü Luay Al-Khatteeb, Enerjiden Sorumlu BM (UNIDO) Direktörü Dr. Tareq Emtairah, İskandinav Enerji Araştırma CEO’su Hans Jorgen Koch, ACWA Power Başkan ve CEO’su Paddy Padmanathan ve Uluslararası Uygulama Sistemleri Analizi Enstitüsü (IIASA) Kıdemli Bilim İnsanı Dr. Hans-Holger Rogner katıldı. Irak Enstitüsü İcra Direktörü Luay Al-Khatteebkonuşmasında petrol talebi uzun vadeli gelecekte var olmaya devam edeceğini, enerji sektöründeki çeşitliliğin önemli olduğunu söyledi. ABD’nin üretim konusunda bu denli önemli bir rol oynamasının arkasında da  teknolojik gelişimlerin ve yenilenebilir kaynakların olduğunu nakletti. Enerjiden Sorumlu BM (UNIDO) – Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü Direktörü Dr. Tareq Emtairah, endüstriyel kalkınma için enerjinin öneminin altını çizerek, az gelişmiş ülkelerde güvenilir temiz enerjinin kalkınmanın temelini oluşturduğunu kaydetti. UNIDO olarak bunu nasıl gerçekleştirdiklerine ve temelde iki yol üzerinden yürüdüklerini; bunlardan ilkinin daha az enerji kullanmaya yönelik çalışmalarken -ki bu enerji tasarrufu olarak düşünülebilir-, diğerinin de temiz enerji olduğuna dikkat çekti. Buna ilaveten, temiz ve ekonomik olarak erişilebilir (affordable) enerjiye ulaşmak için nasıl bir ekosistem oluşturduklarından bahsetti. Sanayide enerji verimliliğinin artırılmasına yönelik projeler kapsamına da değinen ve zirai endüstrisinde çok büyük enerji ihtiyacı olduğunu vurgulayan Dr. Emtairah, “Ekonomik sebeplerden mütevellit olarak sektör bazı riskleri almak istemiyor. Biz kalkınma kuruluşu olarak bu piyasalara ulaşıyor ve teknolojinin belli bir bağlam içinde anlam kazanmasına katkıda bulunuyoruz.” şeklinde konuşurken, enerji yönetim sistemleri uzmanlığına ve eğitimine yönelik konulara da temas etti. İskandinav Enerji Araştırma CEO’su Hans Jorgen Koch, soğuk iklime sahip Nordik ülkelerinin verimlilik kapsamındaki izolasyon konularında da çok gelişmiş çalışmalar yürüttüklerini iletti. Kooperatif anlamda enerji araştırma ve politikası oluşturmaya yönelik İskandinavya Bakanlar Kurulu bünyesinde hükümetlerarası bir gövdede toplanmış olan ve içlerinde Norveç, İsveç. Danimarka, Finlandiya, İzlanda’nın bulunduğu bir platform olan İskandinav Enerji Araştırma’nın teknolojik anlamda faaliyetlerinin yanı sıra, 2050 dekarbonizasyon hedeflerini tutturmak için teknolojinin önemine dikkat çekti. Koch, “Şayet  hedeflerimize ulaşmak istiyorsak binalarda enerji verimliliğini 3 misli artırmamız gerekiyor. Karbon tutma ve depolama teknolojilerine ihtiyaç duyuluyor.” şeklinde sürdürülebilirliğe yönelik bir perspektif ortaya koydu. Öte yandan, konuya ilişkin yapılan Ar Ge çalışmalarına da değindi.  ACWA Power Başkan ve CEO’su Paddy Padmanathan ise, teknolojinin enerji sektörüne olan etkisine vurgu yaparken, Uluslararası Uygulama Sistemleri Analizi Enstitüsü (IIASA) Kıdemli Bilim İnsanı Dr. Hans-Holger Rogner da nükleer enerji sektöründe endüstrileşmiş ülkelerin operasyonel rol oynadığına dikkat çekti.

Panellerin sonunda soru yorum ve görüşlere yer verildi. Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından bu sene 8.si düzenlenen Uluslararası Enerji ve İklim Forumu’ndan satırbaşlarını sizler için özetlemeye çalıştım.

 

H. Çiğdem YORGANCIOĞLU

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.