PROF. DR. İLBER ORTAYLI’NIN EKİM DEVRİMİ’NİN 100. YILINA DAİR SÖYLEŞİSİNDEN İZLENİMLER

upa-admin 12 Kasım 2017 440 Okunma 0
PROF. DR. İLBER ORTAYLI’NIN EKİM DEVRİMİ’NİN 100. YILINA DAİR SÖYLEŞİSİNDEN İZLENİMLER

Türkiye’nin en önemli ve bana göre en değerli tarihçilerinden olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, Vladimir Lenin önderliğindeki Bolşeviklerin, Çar 2. Nikolay ve ailesinin yaşadığı Kışlık Sarayı basmak suretiyle idareyi ele geçirmesiyle başlayan ve 1991’e kadar mevcudiyetini muhafaza eden Sovyetler Birliği’nin kurulmasına yol açan Ekim Devrimi ve bununla birlikte Rusya’nın Bolşevizm’le yeniden dirilişini konu alan iki bölümlük söyleşinin ilkini dün gerçekleştirdi (25 Kasım’da mevzuya dair söyleşinin ikinci bölümü yine aynı mekanda gerçekleşecektir). Ortaylı, bizzat benim de içinde bulunduğum yaklaşık 150 kişilik bir dinleyici kitlesine, kısa adı TESAK olan Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi’nde 120 kişilik bir konferans salonunda hitap etti.

Çiğdem Yorgancıoğlu ve Prof. Dr. İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, söyleşisinde evvela devrim esnasındaki Rusya ve dünya coğrafyasındaki siyasi konjonktürü anlatarak, Birinci Dünya Savaşı’nın yokluk ve sefalet koşullarında “ekmek, barış, toprak” sloganıyla ayaklanan Bolşeviklerin başarısıyla, emperyalizm, milli kurtuluş savaşları ve devrimler çağının fitilini ateşlemiş olduğuna değindi. Ortaylı, “superstition” kelimesinin Fransızca telafuzuyla batıla dayalı bir yaşam anlayışı ve pratiğine sahip Rus köylüsüne, cahil bir Gürcü olarak nitelediği Stalin’e, kimi zaman dangalak, kimi zaman da ahmak olarak nitelediği Çar’a (Çar 2. Nikolay) dair pek çok bilgiyi kendine özgü ve özgün  bir  seviye anlayışıyla aktardı. Bu yazı, bu söyleşinin anahatlarını özetlemeye amaçlamaktadır.

Ortaylı, söyleşisinde, Rusya’da yaşanan gıda kıtlığından mütevellit, Jülyen takvimine göre 23 Şubat’ta, Petrograd’da, yani bugünkü St. Petersburg’da, gıda istihkakının düzenlenmesinin talep edildiği ve onbinlerce kişinin destek verdiği günlerce süren giderek daha da alevlenen gösterilere zaman içinde Pavlovskiy Alayı’na bağlı bir kısım askerin  de katılımıyla, 27 Şubat’ta katılımcı işçi ve erlerin Genelkurmay Başkanlığı’nı basmalarına ve silahlanmalarına işaret etti. Bunun neticesinde, şehrin ehemmiyet arz eden noktaları ele geçirilmesi karşısında tahtını terk edip Duma’nın feshini açıklayan  Çar 2. Nikolay’ın, köylülerin ve aydınların olaylara bakış açısı ve dönemin fakru zaruretini ve ayrıca Osmanlı’nın Birinci Cihan Harbi’ne Rusya’nın yanında girmek istememe dinamiklerini aktardı.

Ortaylı, Çar 2. Nikolay idaresindeki Rusya İmparatorluğu’nun İtilaf Devletleri’nin safında yer aldığı Birinci Cihan Harbi’ne katılmasının akabinde yaşadığı başarısızlıklarla ülke içinde baş gösteren ekonomik sıkıntılar ve bunların  derinleşmesine dair dinamiklere değindi. Üç askere tek tüfek düşecek haliyle savaşa bilenmiş, dirayetli fakat kötü idare edilen Çarlık Ordusu’nun resmini de zihinlerde çizen Ortaylı, Çar Nikolay gibi Genelkurmayı’nın da kifayetsizliğine dikkat çekti. Ortaylı, bunların dışında, bir de döneme damga vuran yolsuzluklara vurgu yaptı. Türklerin Çanakkale müdafaasıyla Gelibolu’nun düşmemesinin Rusya için nasıl sonun başlangıcı olduğuna işaret eden Ortaylı, devrimler silsilesinin ardından yönetime geçen Bolşeviklerin Rusya halkına istediklerini vaat ettiğine vurgu yaptı. Ortaylı, bu noktada Lenin’e referansla barış ve ekmeği kastediyordu. Savaşta herkes fukaraydı ama Rusya hepten yoksuldu. Ortalı, “savaşan devletlerin içinde en çok açlığa ve kıtlığa maruz kalanlar Ruslar ve Türklerdi” dedi. Ortaylı, ayrıca “kıtlık Avusturya’da da, Almanya’da vardı elbet” ve “biz Türkler olarak savaşta Rusya karşısında iyiydik” şeklinde konuştu. Bunlara ek olarak, “Avusturya donanmada çok iyi olmasına rağmen, Rusya karşısında bir türlü  muvaffak olamıyordu. Ama Rusya mağlup olmaya mahkûmdu.” dedi.

Tarihe Brest-Litovsk Anlaşması olarak geçen 1918’de imzalanmış olan antlaşma, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti ile Alman İmparatorluğu, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan Krallığı arasında imzalanıp sonrasında İttifak Devletleri’nin mağlubiyeti üzerine geçersiz kalmış bir barış antlaşmasıdır. Ortaylı, Sovyet yönetiminin savaştan çekildiği bu anlaşmaya da değindi; “En nihayet Bolşevikler Almanlarla anlaştılar. Onlar da katılıp müstakil şekilde barış yaptılar. Ve buna istinaden Berlin Anlaşması ile kaybettiğimiz Kars, Ardahan, Doğu Bayazıt bize verildi.” diye konuşan Ortaylı, “Rusya’nın toparlanması Bolşevikler sayesinde mümkün oldu” diyor ve ortaya diktatoryal bir federatif sistemin çıktığına işaret ediyordu. Rusya İmparatorluğu tarihe karışırken, bu süreçte Bolşevizm sayesinde dirilmiş yeni bir federasyon çıkıyordu. Bugün Rusya ile tamamen barış içinde olduğumuza ve bunun olması gereken olduğuna atıflar yapan İlber Ortaylı, Rus Devrimi’ne ilişkin kitap önerisinde de bulundu. Bu kitap, Şevket Süreyya Aydemir’in Suyu Arayan Adam adlı eseridir.

Ortaylı’nın “paradigma” kelimesinin yerli yersiz ve bağlamından koparılarak kullanımına da dikkat çektiği söyleşide, bir diğer satır arası unsur da tarihsel bağlamda “önemli” olan  şahsiyetlerin aynı zamanda “değerli” şahsiyet olmalarının gerek ve yeter şart olmadığına ve çoğu zaman bu kavramların karıştırıldığına ve aynı olarak algılanmasına işaret idi. Rusya’yı devrime götüren sürecin ve Birinci Cihan Harbi’nin yanı sıra Osmanlı-Rusya ilişkilerinin irdelendiği zengin bir içerikle dolu ve tarihi gerçekten okuyan ve sindirenlerin göndermelerini ve atıflarını algılayabileceği bir söyleşinin satır araları içinde, Sultan V. Reşat döneminin hiç de tahmin edildiği gibi bir debdebe devri olmadığı da aktarıldı. Buna ilaveten, Osmanlı’da Avrupa’daki monarşiler içinde en meşruti idarenin Osmanlı’da olduğu ve  totaliter ve despot anlayışın İttihat ve Terakki’de olduğu gibi bakış açıları da mevcuttu. Ortaylı, Bu nüvelere bir hafta önce bizzat  katıldığım, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın  da ev sahibi olarak  katıldığı, 2-4 Kasım tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’nda “Sultan V. Mehmed Reşad ve Dönemi Uluslararası Sempozyumu”nda Sarayın Medhal Salonu’nda yapılan oturum esnasında da Birinci Dünya Savaşı’nın konjonktürüyle beraber değinmişti.

Bana göre, Ekim Devrimi’ni anlamak demek kuantum fiziğinde sicim teorisinde 11 boyutu çeşitli fasiküllerde algılamak gibi bir şeydir. Bu bağlamda dinleyici olmak ve alegorilerden ziyade bilimsel şüpheciliği koruyan bir tarih anlayışıyla geçmişteki mezkur hadiseleri anlayıp çözümleyebilme gayesinde olanlar için nacizane önerim, Birinci Dünya Savaşı’nı, Bolşevik hükümetini, Menşevik Partisi’ni, Meşrutiyetçileri, Demokratları, Sosyalistleri, Enternasyonelcileri, Troçki’yi ve Balkan ve Slav tarihini anlamaya yönelik başlangıç olarak amorf bile olsa biraz okumaları önerisi olacaktır. Konuların okunması gerekliliğine yönelik bir  tavsiye de, daha kapsamlı hali ile Profesör İlber Ortaylı tarafından özellikle oturumun (söyleşi) sonundaki soru-cevap bölümünde yapılmıştır.

 

H. Çiğdem YORGANCIOĞLU

 

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.