RUS PROFESÖR ALEKSANDR DUGİN’E GÖRE RUSYA’NIN SURİYE’DEKİ VARLIK NEDENLERİ

upa-admin 05 Aralık 2017 523 Okunma 0
RUS PROFESÖR ALEKSANDR DUGİN’E GÖRE RUSYA’NIN SURİYE’DEKİ VARLIK NEDENLERİ

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış politika alanındaki başdanışmanı olan Aleksandr Dugin’in Moskova’nın Suriye politikasıyla ilgili görüşlerinin anlaşılması, Kremlin’in Şam’daki aktif varlığının daha iyi idraki açısından büyük önem taşımaktadır. Bu yazıda, ünlü Rus düşünür Aleksandr Dugin’in Rusya’nın Suriye’deki varlığının gerekçesi konusunda ürettiği argümanlar analiz edilecektir.

Aleksandr Dugin

Dugin’e göre, yaşadığımız dönemin en önemli ana belirleyicisi “savaş”tır. Nitekim 17 Eylül 2015’te ABD ile Rusya arasında bir savaş yaşanma tehlikesi çok yüksek bir ihtimaldi. Dugin, Suriye’ye hiçbir zaman davet edilmemiş olan Amerikan birliklerinin Deyr ez-Zor’da Suriye Ordusu’nun mevzilerini bombalaması neticesinde 60 Suriyeli askerin hayatlarını kaybettiğine işaret ederek, söz konusu saldırının Washington’ın sözde mücadele eder gibi görünüp, aslında dolaylı olarak önerilerde bulunup silahlandırdığı IŞİD bakımından çok önemli olduğunun altını çizmektedir. Söz konusu bombalamanın tamamen çizgiyi aşmak demek olduğunu düşünen Dugin, bu saldırının yalnızca Suriye’ye karşı değil, aynı zamanda Beşar Esad’ın yanında Suriye’de savaşan Moskova’ya dönük olarak da bir savaş ilanı olduğunu vurgulamaktadır. Söz konusu minvalde gerçekleşen hadise, Dugin’in bakış açısına göre ikili ilişkilerdeki gerilimde tam manasıyla zirve noktasına ulaşıldığını açıkça ortaya koymaktadır.[1]

Dugin tarafından vurgulanan bir diğer husus ise, “kara uygarlığı”nın temsilcisi Rusya Federasyonu ile “deniz uygarlığı”nın temsilcisi ABD arasındaki bu durumun, aynı zamanda ticaret temelli bir sistem (ABD) ile kahramanlık uygarlığı (Rusya) arasındaki bir mücadele hatta savaş olmasıdır. Öncü oyuncular olan Moskova ve Washington’ın nükleer güçler olmalarından ötürü, Dugin’e göre, söz konusu savaş dünyanın tüm ülkelerini yakından alakadar etmektedir. Zira söz konusu durumda insanlığı sona erdirecek tüm ihtimalleri içeren adı geçen savaş kesin olmamasına rağmen, Dugin, bunun dikkate alınmamasının mümkün olmadığına işaret etmektedir. Harpte rollerin asimetrik olduğuna değinen Dugin, daha güçsüz bir konumda bulunan Moskova’nın küresel aktör pozisyonunu yeniden elde etmeye çalıştığını ve tek arzusunun sınırlarındaki yakın coğrafyalarında etkisini gösterebilmek maksadıyla (Yakın Çevre doktrini) bölgesel hâkimiyetini tamir etmeyi hedeflediğini vurgulamaktadır. Dugin, söz konusu durumun küresel egemen durumunda olan ve kendi iradesi bağlamında tek kutupluluk gücünü kaybetmeyi kabullenemeyen Beyaz Saray açısından hazmedilecek bir durum olmadığının vurgusunu da yapmaktadır. Ayrıca Dugin, adı geçen savaşın neredeyse Rus topraklarında, yani ülkenin doğrudan milli menfaatleri sahasında olduğuna değinerek, aynı esnada Moskova’nın sınırlarının ötesine geçmeye çalışarak bir savunma savaşı yaptığına işaret etmektedir. Bahsedilen durum, daha da karmaşık bir yapıya yol açmakta ve mücadeleyi küreselleştirmektedir. Dugin’in bakış açısına göre, her hâlükârda Kremlin’e yöneltilen bir saldırı söz konusu olup, Moskova’nın savunma pozisyonunda olmasının çok büyük bir önem içerdiğinin üzerinde durulmaktadır.[2]

Dugin’e göre, Suriye’deki iç savaşın başlangıcından bu yana, Kremlin, ABD, Batı Avrupa ve Ortadoğu’da Washington vekâlet savaşı icra eden Riyad (Suudi Arabistan), Doha (Katar) ve Ankara’ya (Türkiye) karşı Beşar Esad yönetimine destek vermiştir. Ancak adı geçenlerin her birisi kendi menfaatlerinin peşinden koşmaktaydı. Dugin, Esad’ı devirme aracı olarak köktendinci İslamcı gruplar olan IŞİD ve El-Nusra Cephesi gibi örgütlerin kullanıldığını, bundan ötürü Moskova’nın açık bir askeri yardım talep edecek kadar bitik durumda olan Esad’ın çağrısıyla askeri harekâtlara 2015 Eylül itibariyle tam olarak başladığına işaret etmektedir. Söz konusu minvalde, Kremlin, Şii Tahran, Şii Bağdat (Irak) ve Lübnan tarafından da desteklenmiştir.[3] Söz konusu güçlerin birbirleri ile işbirliğinde bulunmamalarına rağmen birlikte savaştıklarının altını çizen Dugin, Şia dünyasının topyekûn ABD karşıtı olduğunu ve aynı esnada bölgesel ölçekte köktendinci Selefici (Vahhabi) aşırı uçtaki İslamcı gruplara Riyad ve Doha tarafından sağlanan yardımlara da muhalif durumda olduklarını belirtmektedir. İlk aşamada Moskova, dolaylı bir biçimde Washington ve NATO Bloku ile karşı karşıya kalmıştır. Dugin, Batılı ülkelerin IŞİD ile savaş halinde olduklarını iddia ettiğini, ancak gerçekte ise bunların Esad yönetimini sona erdirecek radikal İslamcılara güçlü bir destek sunduklarının altını çizerek, söz konusu yöntemin Kaddafi yönetimini ortadan kaldırmak amacıyla Libya’da kullanıldığından bahsetmektedir.[4]

Dugin, buna ilaveten Irak’taki Selefi cihatçılara benzer şekilde Afganistan’da Taliban’ın bulunmasının da ABD askerlerinin mevcudiyetini devam ettirdiğinin altını çizmektedir. Bundan dolayı, Dugin’e göre ilk cephe Moskova bakımından hayati önemdedir; çünkü dolaylı biçimde Washington ve NATO ve neredeyse açık bir biçimde Ankara, Riyad ve Doha ile savaşmaktadır. Buradan bakıldığında, Suriye’deki savaş normal bir anti-terör operasyonu olarak görülmemelidir. Dugin, gerçek manada çok büyük dolaylı ve doğrudan desteğe sahip Selefi dincilerin, mevcut durumda Suriye’nin önemli bir bölümünde kontrolü ellerinde bulundurduklarını düşünmektedir. Ancak Dugin, Rusya’nın nükleer bir güç olmasından ötürü Suriye İç Savaşı’na aktif olarak girmesinin söz konusu durumu kökten değiştirmek suretiyle iç savaşı yerelden küresele doğru evirdiğinin altını çizmektedir. Moskova’nın adı geçen müdahalesiyle pek çok şeyi riski göze aldığını vurgulayan Dugin, mevzubahis durumun artık Esad meselesi olmadığını, Esad’ın düşmanlarının Moskova ile savaşma mecburiyeti bulunduğunu da vurgulamaktadır. Dugin’e göre, Moskova sadece fanatik IŞİD ve El-Nusracılarla savaşmamakta, aynı esnada Körfez coğrafyasının en zengin petro-dolar monarşilerindeki geniş etkisiyle beraber Amerikan egemenliği ve Ortadoğu Selefiliğiyle de savaşmaktadır. Burada Dugin’e göre en kritik soru şudur: “Kremlin ilk cephenin durumunun ne kadar ciddi olduğunu nasıl idrak etmekte ve karşısına son derece güçlü bir ittifakı alarak, çok çetin bir savaş senaryosunda ne kadar ileriye gidebilir?”. Çünkü Dugin, ABD ve NATO’nun her halükarda orada bulunduğunu vurgulamaktadır.[5]

Kaynak: http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2015/10/03/23/2D0ED0AE00000578-0-Russia_is_sending_an_Armada_of_ships_as_well_a_host_of_attack_je-m-5_1443910808362.jpg

31 Ekim 2015 tarihinde Mısır’ın sahil şehri Şarm El-Şeyh’ten Rusya’nın St. Petersburg kentine doğru hareket eden 7K968 sefer sayılı charter uçuşunu gerçekleştiren Rus yolcu uçağı Airbus A321, Sina Yarımadası’nda düşmüştür. Uçaktan bulunan 224 kişinin tamamının ölmesine ilaveten, bunların büyük bir çoğunluğu Rus’tur. Düşmeden önce takriben 20 dakika kadar havada kalan bu uçağın yaşadığı kazanın hemen ertesinde, sorumluluk IŞİD tarafından üstlenilecektir. IŞİD, “Hilafetin Askerleri, Sina bölgesinde bir Rus uçağını düşürmüştür” açıklamasını yapmıştır ki, söz konusu saldırı Rusya’nın Suriye’deki askeri müdahalesine yönelik bir intikam hareketiydi. Rus uzmanlar tarafından mevzubahis saldırı bir “vurma” eylemi olarak değerlendirilirken, araştırmacılar ise bir bombanın patlaması neticesinde uçağın düştüğünü savlamaktadırlar.[6] Dugin’e göre, “İslam Devleti” adlı terör yapılanması Rusya’ya açıkça savaş ilan etmiştir. Ayrıca söz konusu terör örgütü, sivilleri öldürmekten çok büyük bir zevk almaktadır. Çünkü Dugin, sivilleri öldürmenin terörizmin merkez noktası olduğunu vurgulayarak, teröristlerin politik bir hedefe erişmek maksadıyla masum kişileri öldürdüğünü ve bu durumun ne İslam, ne de devletle alakalı olan İslam Devleti’nin doğasıyla kesinlikle örtüşmediğinin altını çizmektedir. Dugin’e göre, masum sivillerin hayatlarını kaybetmesi, dindar bir Müslüman açısından gerçekte kabul edilemezdir. Buna karşın, sivil can kayıpları günümüzde ve aynı biçimde Suriye’ye askeri yardımından ötürü önümüzdeki yıllarda Rusya’nın üzerine yıkılmaya çalışılan bir bedeldir. Ayrıca Dugin, “İslam Devleti”nin teröristlerinin sadece Rus askeri güçlerini değil, aynı esnada bütün Rusları düşman olarak değerlendirdiğini ifade ederek sosyal medyada birtakım Batılı yorumcuların da bu uçağın düşürülmesi konusunda sevinç gösterisinde bulunduklarını açıkça ortaya koyduklarının altını çizmektedir.[7]

Kaynak: https://static.independent.co.uk/s3fs-public/styles/story_medium/public/thumbnails/image/2015/10/31/21/3-plane-graphic.jpg

Kaynak: http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2015/10/31/17/2DFB9A5F00000578-3297871-image-m-78_1446311731624.jpg

Bu minvalde, Dugin, Moskova’nın neden Suriye’ye askeri yardım yaptığı sorusunu sorarak, bunun her şeyden önce jeopolitik bir mücadele olduğunu ve Atlantikçiler ve Avrasyacılar arasındaki cephenin Suriye’de kendisini ortaya koyduğunu ifade etmektedir. Dugin’in bakış açısına göre, SSCB’nin parçalanmasının ertesinde Doğu’da ve Ortadoğu’da politik bir güç boşluğunun ortaya çıkmasıyla birlikte Washington ulus devletleri yok etmeyi hedefleyen Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) olarak isimlendirilen yeni bir proje başlatmıştır ki, söz konusu durum Beyaz Saray’a az veya çok bağlı devletler üzerinde tahribata yol açmıştır. Dugin, Washington’ın hegemonya kurma hedefleriyle bölgede karmaşalar yarattığını ifade ederek, 1990’larda Rusya’nın zayıf olmasından ötürü tepki veremediğini, ancak 2000’lerde toparlanmaya başlayarak günümüzde Vladimir Putin’in ABD’nin Ortadoğu’daki karışıklık siyasetine etkili bir şekilde karşı koyma konusunda kararlı olduğunun altını çizmektedir. Ayrıca Moskova tarafından Suriye’de terörizmle mücadele için yapılan askeri yardım, bir Avrasya jeopolitiği hareketi olarak da kıymetlendirilebilir. Zira Suriye, bir tek kutuplu (Washington) ve çok merkezli (Moskova) dünya düzeninin temsilcileri arasında harbin merkez noktasında bulunmaktadır.[8]

Kaynak: https://www.brookings.edu/wp-content/uploads/2015/10/sergey_table3.jpg

Dugin’e göre, mevcut durumda algılamamız gerekenin İslam Devleti’nin Moskova’ya karşı doğrudan bir tehdit oluşturmasıdır. Söz konusu örgüt, kargaşayı yaymaya ve Suriye’dekine benzer şekilde Washington’a herhangi bir dönemde kendi askeri müdahalesi bakımından bir çerçeve kurma doğrultusunda Washington politikasının bir çıktısıdır. Dugin, İslam Devleti’nin sadece Irak ve Suriye’de bulunmadığını, aynı esnada Orta Asya’da da olduğunu ifade ederek, Bağdat ve Şam’daki benzer destekçilere ve ideolojik yapıya sahip terörist grupların Rus sınırına yakın yerlerde Afganistan, Tacikistan ve Özbekistan’da aktif olduklarına işaret etmektedir.[9] Söz konusu yapılanmaların Rusya Federasyonu’nun içerisindeki Kuzey Kafkasya’da da faal olduklarına değinen Dugin, Vladimir Putin’in söz konusu gelişmenin Orta Asya ve Kafkasya coğrafyalarında İslam Devleti’nden yararlanmak suretiyle kargaşa içeren şartlar meydana getirmekle yakından ilgili olduğunu çok iyi bir biçimde idrak ettiğini vurgulamaktadır. Dugin tarafından altı kalın çizgilerle çizilen bir diğer husus ise, Rus askeri müdahalesinin arkasındaki mantığın çok açık olmasıdır. Bu noktada Suriye’de Washington tarafından yaratılan ve desteklenen terörizmin beli kırılmazsa, bununla Rusya Federasyonu sınırları içerisinde mücadele etmek mecburiyetinde olmanın çok yakın bir zaman içerisinde gerçekleşebileceğini düşünen Dugin, Suriye’nin Moskova’nın dış savunma hattı olduğunu ve bir sonraki hattın ise Avrasya Birliği’nde hatta Rusya Federasyonu’nu içerecek biçimde olacağına işaret etmektedir.

Kaynak: https://cdni.rt.com/files/2015.09/original/560bb742c3618879478b4600.jpg

Aleksandr Dugin, Washington liderliğindeki sözde terör karşıtı savaşın aksine, Suriye’deki Rus askeri müdahalesinin mutlak biçimde meşruiyete sahip olduğunu belirtmektedir. Söz konusu çerçevede, Rusya, Suriye ile yakın işbirliği içerisinde olup, Şam tarafından resmi olarak yardım istenilmektedir. Bir taraftan Rus hava kuvvetleri Suriye Ordusu ile birlikte hareket ederken, öte taraftan Beyaz Saray liderliğindeki saldırılar Şam’ın isteği ve muhalefetine karşın gerçekleştirilmektedir. Dugin, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın kendi halkının yüzde ellisinden fazlasının oyunu almak suretiyle meşru ve seçilmiş bir Devlet Başkanı olduğu ifade ederek, Rusya’nın Suriye’de İslam Devleti’nin yayılmacılığına karşı Suriyeli ortaklarıyla birlikte mücadele etmek manasına geldiğini vurgulamaktadır. Öte yandan, Dugin’e göre, Suriye’nin tamamen çökmesinin hangi sonuçlar doğurabileceğinin unutulmaması şarttır. Söz konusu çöküş, otomatik olarak o coğrafyada bulunan diğer ülkelerin çökmesine sebebiyet vererek, Libya örneğinde yaşandığı gibi Kuzey Afrika da tamamen karmaşa içerisine yuvarlanacaktır.[10] Bundan ötürü, Dugin, Suriye’nin dağılması durumunda bir domino etkisinden veyahut zincirleme tepkimeden bahsedilebileceğinin altını çizmektedir. Söz konusu durum, milyonlarca sığınmacının daha Avrupa’ya akın akın gelmesiyle sonuçlanacaktır ki, tam bir kargaşa içerisinde bırakılmış ülkelerde insanların herhangi bir biçimde geleceklerinden söz edilemez. Dugin tarafından vurgulanan bir diğer husus ise, Washington tarafından yaratılan karmaşanın Ortadoğu ve Orta Asya’dan ziyade Avrupa yönelmiş olmasıdır. Söz konusu çerçevede düşünüldüğünde, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki karmaşa ne kadar fazlalaşırsa, Avrupa’ya gelen göçmen sayısında da bir o kadar yükseliş yaşanmış olacaktır. Böyle bir olasılık, toplumsal altyapının bozulmasına ve bundan ötürü Dugin’e göre Avrupa kıtasında politik bir felç durumunun tecrübe edilmesine sebep olacaktır. Ayrıca bu noktada akıldan çıkarılmaması gereken konu ise, göç sürecinde binlerce teröristin Avrupa’ya gelecek olmasıdır. Söz konusu eğilim devam ettiği takdirde ve Avrupa’ya önümüzdeki dönemde 10, 20 veya 30 milyon mülteci gelmesi durumunda, Dugin’in bakış açısına göre Avrupa’nın sonunun geleceği aşikâr bir durumdur. Dugin, bu tahminin Avrupa kıtasının “İslamlaşacağı” veya bir “Hilafet” halini alabileceği manasına gelmeyeceğine işaret ederek, buna karşın Avrupa’nın toptan batacağının ve yok olabileceğinin altını çizmektedir.

Kaynak: http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2015/09/30/16/2CBC598000000578-3254579-image-a-73_1443627227747.jpg

Dugin, mevcut durumda Rusya’nın Avrupa’nın da menfaatine olacak bir biçimde söz konusu olasılığa karşı savaşmasından hareketle Moskova’nın Avrupa’ya ihtiyacı olduğu kadar Avrupa’nın da Rusya’ya gereksiniminin bulunduğuna değinmektedir. Dugin’e göre, Avrupa’nın çöküşü Kremlin açısından çok kötü bir duruma işaret edecektir ki, bu ihtimal mevcut durumda Moskova’ya karşı faaliyetlerde bulunan çok çeşitli Avrupa hükümetleri tarafından kabul edilmemesine rağmen söz konusu ihtimalden karşı taraf için de bahsedilebilir. Dugin, birtakım tarihsel devamlılıkların olduğunu vurgulayarak, örneğin geçmişte Rusya tarafından Avrupa’nın Türk-Osmanlı genişlemesi açısından bir kalkan olarak değerlendirildiğine işaret etmiştir. Söz konusu kapsamda Avrupa’nın karmaşa içerisinde bulunması, Rusya’nın batı ve güney sınırlarında güvenlik riskleri yaşamasıyla eşdeğerdir. Dugin, bu noktada Rusya’nın menfaatini Avrupa’nın muhafazası biçiminde tanımlayarak günümüzde Avrupa’nın kargaşa yaşamasını engellemem biricik yolu olarak Rusya’nın Avrupa kıtası için bir kalkan rolü üstlendiğini savunmaktadır. Dugin tarafından bu konuda vurgulanan son husus ise, Rusya’nın Suriye’de birkaç seviyede savaş içerisinde olmasıdır. Adı geçen düzlemde düşünüldüğünde, Kremlin’in Beyaz Saray’ın küresel ve hegemonik ihtiraslarına karşı proaktif biçimde mücadele ettiğinin, Rusya’ya yaklaşmadan evvel düşmanla mücadele etmek suretiyle ülkenin milli ve Avrasyalı güvenlik menfaatlerini müdafaa ettiğinin ve son olarak da Avrupa’nın zaaf göstermesinin Rusya’ya vereceği zarardan ötürü Avrupa’nın düşüşe geçmesinden önce onu savundukları Dugin tarafından ifade edilmektedir.[11]

Kaynak: https://localtvktvi.files.wordpress.com/2015/10/s055575922-300.jpg?quality=85&strip=all

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış politika başdanışmanı Profesör Aleksandr Dugin, Suriye konusundaki kazanma stratejisiyle ilgili birtakım tespitlerde de bulunmaktadır. Dugin’e göre, keskin çatışma türü daima en pratik bir durum olup, teknik ve askeri detaylarla örülüdür. Söz konusu durum sürekli biçimde toplumun niteliksel özelliklerine ve yerel başarılarına ki genelde küresel ortam temellidir. Dugin’e göre, Moskova’nın dikkat çekici bölgesel müttefikleri ilk başta İran ve Lübnan Hizbullah’ı tarafından temsil edilen Şii topluluğudur. Şiiler, Moskova’nın silah arkadaşı konumunda bulunmakta ve bu esnada yapılacak en mantıklı hareket adı geçen ittifakı derinleştirmektir. Dugin’e göre, burada vurgulanması gereken husus söz konusu ittifakın kıymetinin sadece Moskova tarafından değil, aynı esnada Moskova ve Tahran’daki Amerikan yanlıları tarafından da idrak edilmiş olmasıdır. Bundan dolayı, Dugin, mevzubahis ittifaka zarar vermek için bahsedilen unsurların çeşitli girişimlerde bulunduklarını ve bulunacaklarını ifade etmektedir.  Dugin, söz konusu girişimlerin öncelikle Moskova’da daha etkin bir konuma ulaşmadan bertaraf edilmesi ve Şiilerle gerçekleştirilen görüşmelerde kısa ve açık bir şekilde ortaya konulmasının şart olduğunu önermektedir. Dugin’e göre, bunun ertesinde Moskova’nın planlı biçimde çok kutuplu bir yapılanma olan BRICS ülkelerinin politik, askeri ve iktisadi desteğine gereksinimi bulunmaktadır. Dugin’e göre, Pekin hazır bir şekilde Washington’a muhalefetin önderliğine soyunmadan pasif bir rol üstlenmek suretiyle özel bir konuma sahip olup, Moskova’yı desteklemeye hazır durumdadır. Söz konusu minvalde Suriye’deki birçok gelişme, Rusya-Çin münasebetlerine bağlı olup azami dikkati gerekli kılmaktadır.

Kaynak: http://new.euro-med.dk/wp-content/uploads/Konashenko.jpg

Öte yandan Dugin, Moskova’nın Avrupa ülkelerini Suriye meselesinde kendi yanına çekme olasılığının bulunmadığını, çünkü bunlar üzerinde Washington’ın çok kuvvetli bir etkiye sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ancak Dugin tarafından altı çizilen bir husus ise, ilk başta Fransa, Almanya ve İtalya gibi Avrupa devletlerinin Beyaz Saray ile araya koymuş oldukları her çeşit mesafeye ilaveten, NATO konusundaki çekişmelerinin de Kremlin’in her açıdan avantajı olacağını işaret etmesidir. Bu doğrultuda Avrupa’daki aşırı sağ-muhafazakâr partiler ve hareketler güç kazanmayı sürdürdükleri takdirde, söz konusu gelişme Şam’daki konumunun sağlamlaşmasına çok dikkat çekici ölçüde yardımcı olacaktır. Dugin, bu esnada savaş zamanında Avrupa’daki Rus halkla ilişkiler (pr) çalışmalarının kendine özgü bir değere sahip olduğunun da üzerinde durmaktadır.[12]

Kaynak: http://ibc-english.com/wp-content/uploads/2016/08/57c08f93a9d2d.jpg

Bu noktada Dugin tarafından işaret edilen son husus ise, Moskova’nın Suriye Krizi’ne benzer şekilde Riyad ve Katar tarafından yardım sağlanan kuvvetlerle karşı karşıya gelmesidir. Doha’nın Sina Yarımadası üzerinde çakılan Rus turist uçağı hadisesine dahlinden ötürü, Dugin’e göre, Kremlin’in yönetimlerin mümkün olduğunca çok istikrarsızlaştırılması konusunu özellikle ele alması şarttır.[13] Söz konusu çerçevede irdelendiğinde, birtakım şartlar bağlamında Doha’ya doğrudan saldırı ve Yemen’deki Husilere ilaveten Bahreyn’de bulunan Şiilerin askeri yardımı dikkatten kaçmamalıdır. Dugin, Irak ve Lübnan yönetimlerinin Rus Ordusu’na yönelik davetinin çok kritik önemde olduğunu vurgulayarak, söz konusu talebin IŞİD’in ana merkezlerine yönelik topyekûn bir savaşa girişmeyi ve Türkiye’nin yanı sıra Körfez ülkeleriyle ilintili altyapılarını yok etmeye yardımcı olacağını düşünmektedir. Söz konusu savaşın ölçeğinde ele alındığında, liberal reformcuların 1990’lar döneminde ortadan kaldırma hususunda başarısız oldukları Rus nükleer silahlarının mevcudiyetidir. Dugin, bunlara hiçbir zaman başvurmamanın en doğru yol olduğuna işaret ederek, söz konusu durumun Moskova’nın temel düşmanı Washington’a esnek olmayan sınırlandırmalar yöneltebileceği demek olmadığının altını çizmektedir. Dugin, burada toptan ortadan kalkma endişesiyle Beyaz Saray’ın Kremlin ile olan rekabetinde belli kurallar içerisinde davranmak mecburiyetinde olacağını ifade etmektedir.[14]

Kaynak: http://www.dhakatribune.com/assets/uploads/2016/09/syria-3.jpg

Aleksandr Dugin tarafından Rusya Federasyonu’nun Suriye’deki varlık sebepleri hakkında yukarıda yapılan tespitler doğrultusunda birtakım analizler yapmak mümkündür. Rusya Federasyonu, Soğuk Savaş dönemindeki adıyla Sovyetler Birliği, mevcut Devlet Başkanı Beşar Esad’ın babası merhum Hafız Esad döneminden itibaren Suriye’de varlığını sürdüren büyük bir güçtür. Moskova’ya bu zaman zarfında Şam tarafından tahsis edilen Tartus Deniz Üssü, Kremlin’in açısından Ortadoğu’daki tek deniz üssü olması bakımından stratejik olarak çok kritik önemdedir. Günümüzde, buna ilaveten Şam yönetimi tarafından Kremlin’e Lazkiye’de bir hava üssü tahsis edilmiştir ki, söz konusu iki üs Rusya’nın hem bölgesel, hem de bölge dışındaki askeri harekâtları bakımından ana komuta merkezlerinden birisini teşkil etmektedir.

Aleksandr Dugin, Moskova’nın Suriye’deki varlığını jeopolitik, jeostratejik ve güvenlik açılarından elzem görmektedir. Çünkü Dugin’e göre, Moskova’nın Suriye meselesine aktif olarak dâhil olması, birçok bölge ve bölge dışı güç tarafından yakından takip edilmektedir. Dugin, Moskova’nın buraya Esad yönetiminin davetiyle geldiğinin altını çizerek, mevcudiyetini meşrulaştırmaktadır. Buna ilaveten, terörle mücadele kapsamında söz konusu meseleye müdahil olan başta ABD olmak üzere diğer güçlerin müdahalesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunun altını çizen Dugin, buradaki esas mücadelenin bir “kara medeniyeti” olan Avrasyacılık ile bir “deniz medeniyeti” olan Atlantikçilik[15] arasındaki geniş kapsamlı mücadelenin yeni bir sahası olduğuna işaret etmektedir. Terörle mücadele bağlamında söz konusu meselenin Rusya’ya sıçramaması için burada başarı kazanılması gerektiğini savunan Dugin, elde edilecek başarının sadece Moskova açısından değil, aynı zamanda Batı dünyasının gelecekte nasıl şekilleneceğinin belirlenmesi açısından katalizör bir role sahip olacağının üzerinde durmaktadır. Dugin, söz konusu çerçevede, meseleye çok yakından müdahil olan İran ve dışarıdaki önemli güçlerden Çin ile yakın ilişkiler geliştirilmesinin çok kritik önemde olduğunun da altını çizmektedir.

Kaynak: https://gdb.rferl.org/BD9D9D0F-92FC-45C4-8BE8-4516AF11AF5B_w650_r0_s.png

Kaynak: http://icdn.ensonhaber.com/resimler/diger/soci_6458.jpg

Bu doğrultuda, Rusya Federasyonu, Suriye rejimine verdiği kapsamlı destekleri özellikle 2010’da başlayan Arap Halk Ayaklanmalarının (Arap Baharı) Suriye’ye sıçramasından sonra daha da arttırmıştır. Nitekim Eylül 2015’te askeri operasyonlar düzenleyerek iç savaşa aktif bir biçimde katılan Moskova sayesinde, Esad rejimi ülke genelindeki konumunu her geçen gün sağlamlaştırmaktadır. Söz konusu çerçevede Şam yönetiminin en büyük destekçilerinin başında gelen İran İslam Cumhuriyeti’nin de her yönden aktif bir biçimde Esad rejiminin yanında olması, Şam’ın elini gittikçe güçlendirmekte ve yerini muhafaza etmesini çok kolaylaştırmaktadır. Terörle mücadele ve ülke bütünlüğünün sağlanmasına dönük atılan adımlarda Türkiye’nin öncelikle askeri harekât olmak üzere diplomatik yollarla Suriye meselesinin çözülmesine dönük girişimleri de çok dikkat çekici gelişmeler olarak karşımızda bulunmaktadır. Dolayısıyla, şu anki durumda ABD ve Avrupa devredışı kalmış durumdadır. Mevzubahis coğrafyada yaşanan büyük çaplı bir krizin çözümüne yönelik bölgenin güçlü ve söz sahibi ülkelerinin girişimlerde bulunarak ellerini taşın altına sokmaları çok büyük önem arz etmektedir. Nitekim 2015 Kasım ayında bir Rus savaş uçağının Türk tarafınca düşürülmesinin ertesinde yaşanan Moskova-Ankara krizi tarafların sağduyulu yaklaşımı neticesinde Türk tarafınca özür dilenmesiyle aşılmış ve bundan sonrasında özellikle Irak ve Suriye bağlamında Moskova-Tahran-Ankara üçlü düzeni Ocak 2017’de Suriye meselesini çözmek maksadıyla harekete geçirilmiştir. Mevcut durumda söz konusu üçlü mekanizma çok ciddi diplomatik girişimlerde bulunmak suretiyle krizi sonlandırmak için çok yoğun bir mesai harcamaktadırlar.

Kaynak: http://s.newsweek.com/sites/www.newsweek.com/files/styles/embed-lg/public/2017/07/17/rtx3ays0.jpg

Sonuçta, Rusya Federasyonu, Suriye’deki varlığını meşru göstererek buradaki kazanımlarından asla vazgeçmeyeceğini sürekli olarak ifade etmektedir. Rusya-Türkiye-İran Üçlü Girişimi, sorunun çözümüne yönelik en uygun alternatif olarak görünmekte ve üç ülkenin liderleri tarafından söz konusu girişimin çok hayati derecede önemli olduğunun altı çizilmektedir. Son olarak şunu söylemek gerekir ki, Aleksandr Dugin’in Rus dış politikasının karar alıcıları üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, Moskova, Şam rejiminin varlığını koruması açısından her türlü yöntemi kullanmaya ve mevzubahis coğrafyadaki çıkarlarını azamileştirmek için tüm güç unsurlarından yararlanmaya dönük politikalarını önümüzdeki yıllarda da büyük bir kararlılıkla devam ettirecektir.

Kaynak: http://217.218.67.233/photo/20171122/fae9688a-67a3-4f6b-bb63-87f0a29f0e49.jpg

 

Sina KISACIK

 

 

[1] Aleksandr Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, Çeviren: Erdem Ergen, (İstanbul: Kaynak Yayınları,  Nisan 2017), Birinci Baskı, s. 95.

[2] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, ss. 97-98.

[3] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, ss. 98-99.

[4] Federica Saini Fasanotti, “Order from Chaos: Russia and Libya: A brief history of an on-again-off-again friendship”, Brookings Middle East & Africa, 1 Eylül 2016, https://www.brookings.edu/blog/order-from-chaos/2016/09/01/russia-and-libya-a-brief-history-of-an-on-again-off-again-friendship/, (Erişim Tarihi: 04.12.2017).

[5] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya,  s.99.

[6] Gwyn TophamMatthew Weaver ve Alec Luhn, “Egypt plane crash: Russia says jet was bombed in terror attack”, The Guardian, 17 Kasım 2015, https://www.theguardian.com/world/2015/nov/17/egypt-plane-crash-bomb-jet-russia-security-service, ve Lizzie Dearden, “Isis plane attack: Egypt admits ‘terrorists’ downed Russian Metrojet flight from Sharm el-Sheikh for first time”, Independent, 24 Şubat 2016, http://www.independent.co.uk/news/world/africa/isis-plane-attack-egypt-terrorists-downed-russian-metrojet-flight-from-sharm-el-sheikh-islamic-state-a6893181.html, (Erişim Tarihi: 14.11.2017).

[7] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, ss. 110-111.

[8] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, s. 111.

[9] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, ss. 111-112.

[10] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, ss. 112-113.

[11] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, s. 113.

[12] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, s. 107.

[13] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya,  s. 108.

[14] Dugin, İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya, s. 108.

[15] Bu konu hakkında lütfen bakınız, Sina Kısacık ve Furkan Kaya, “Russian Eurasianism versus American Eurasianism within the Perspectives of Brzezinski and Dugin: A Case Study on the Recent Ukrainian Crisis”, International Journal of Arts & Sciences, Vol. 9, No: 2, 2016, pp. 161-186, http://www.universitypublications.net/ijas/0902/pdf/H6V949.pdf.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.