FİLİSTİN DEVLETİNİN İŞGAL ALTINDAKİ BAŞKENTİ: KUDÜS

upa-admin 20 Aralık 2017 823 Okunma 0
FİLİSTİN DEVLETİNİN İŞGAL ALTINDAKİ BAŞKENTİ: KUDÜS

Giriş

ABD’nin aslında yıllar önce aldığı “İsrail’in başkenti Kudüs’tür” kararının uygulanmaya başlanacağının açıklamasının ardından, dünya genelinde kutsal bir şehir olarak kabul edilen Kudüs’ün resmi statüsü konuşulmaya başlandı. Peki, Kudüs (İngilizce Jerusalem) aslında kimindir? Bin yıllardır bitmek bilmeyen Kudüs tartışmalarında kim haklı, kim haksızdır? Şimdi bu konuya biraz daha yakından bakalım.

Kudüs, Orta Doğu’daki Judea sıradağlarının arasında yer alan, Akdeniz ve Ölü Deniz arasında kurulu tarihi bir kenttir. Hem İsrail, hem Filistin de tarafı, Kudüs’ün başkentleri olduğu konusunda hak iddia ediyor. Fakat bugüne kadar hiçbir hak iddiası, ABD dışında uluslararası düzeyde kabul görmemişti. Dünynın en eski kentlerinden olan Kudüs’ün adının ‘Urusalima’ kelimesinden geldiği düşünülüyor. Bu kelime, Mezopotamya bölgesindeki çivi yazılarında geçiyor ve ‘Salem Kenti’ anlamına geliyor.[1]

M.Ö. 9. yüzyılda İsrailoğulları döneminde Kudüs’te ciddi bir inşaat süreci başladı ve M.Ö. 8. yüzyılda burası Yehuda Krallığı’nın dini ve yönetimsel başkenti olarak ilan edildi. Kudüs, tarih boyunca en az 2 defa tamamen yıkıldı, 23 defa kuşatıldı, 52 defa saldırıya uğradı ve 44 defa esir alındı. Kudüs’ün “David Şehri” olarak anılan kısmı M.Ö. 4000’li yıllarda yerleşim yeri olmaya başladı.

1538’de Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kudüs’ün etrafı duvarlarla örüldü. Günümüzde, bu duvarlar, Kudüs’ün ‘eski şehir’ olarak adlandırılan kısmını belirliyor ve kenti Ermeniler, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar olarak dörde ayırıyor.[2]

Eski Kudüs’teki Dini Merkezler Nereleridir?

Küçük bir alanı kaplamasına rağmen, eski Kudüs, birçok dini önem taşıyan noktalara sahiptir. Bunların arasında, Tapınak Dağı, Ağlama Duvarı, Kutsal Mezar Kilisesi, Kubbet-ül Sahra ve Mescid-i Aksa vardır.

Eski Kent’in etrafı kalın, taş duvarlarla çevrilidir. Müslümanlar için en kutsal yerlerden biri kabul edilen Mescid-i Aksa ve Kubbet-ül Sahra’nın bulunduğu Harem-üş-Şerif, Doğu Kudüs’te yer alıyor. Muhammed Peygamber’in buradan göğe yükseldiğine inanılıyor.

Yahudiler için Mescid-i Aksa’nın hemen altında yer alan ve Süleyman döneminde yapılan tapınağa ait olduğuna inanılan “Ağlama Duvarı” yer alıyor. Burası, Yahudilik inancının en kutsal mekanı.

Hıristiyanlar için ise Kudüs’te bulunan Kutsal Kabir Kilisesi’nde İsa Peygamber’in çarmıha gerildiği ve kabrine konulduğu düşünülüyor. Bu kilise, aralarında Rum Ortodoks Patrikhanesi, Roma Katolik Kilisesi ve Ermeni Patrikliği’nin de olduğu farklı mezheplerin temsilcileri tarafından yönetiliyor.

Şu Anda Kudüs’ün Statüsü Nedir? 

Günümüzde Kudüs’ün statüsü, İsrail-Filistin çatışmasının en önemli sorunlarından biridir.

İsrail’in Tüm Resmi Binaları Kudüs’te

Dünya ülkeleri başkent olarak tanımasa da, İsrail Devleti’nin bütün resmi merkezleri Kudüs’te yer almaktadır. Bunların arasında Knesset (İsrail Parlamentosu), Başbakan ve Başkan köşkleri ile Yargıtay vardır. İbrani Üniversitesi ve İsrail Müzesi de Kudüs’tedir.

Arap-İsrail Savaşı’nda, Batı Kudüs, İsrail tarafından, eski Kudüs de içinde olmak üzere Doğu Kudüs ise Ürdün tarafından ele geçirilmişti. İsrail, 1967 yılındaki Altı-Gün Savaşı esnasında Ürdün’ün elindeki Doğu Kudüs’ü de ele geçirip işgal etti. Günümüzde, İsrail’in temel kanunları, Kudüs’ü İsrail’in “bölünmez başkenti” olarak kabul eder. Uluslararası toplum ise işgali kabul etmeyip, Doğu Kudüs’ü, İsrail işgali altında olan Filistin sınırı olarak tanımlar. Uluslararası toplum Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmiyor ve bu sebeple de Kudüs’te hiçbir ülkenin elçiliği bulunmuyor.[3]

Kaynak: http://targettruthministries.com/2016/05/third-temple-4th-prophecy-john/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

İsrail, 1980 yılında kabul ettiği kanunla Kudüs’ü “bölünmez başkenti” ilan etti. Ayrıca aynı kanunla kentte yaşayan Araplara vatandaşlık verildi. Araplar da Doğu Kudüs’ü ileride kurulması muhtemel Filistin devletinin başkenti olarak kabul ediyor. 1993 yılında imzalanan Oslo Barış Anlaşmaları’nda Kudüs’ün nihai statüsünün barış görüşmelerinin ileri aşamalarında ele alınması öngörülüyor.

İsrail devletine ait meclis, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Bakanlıklar gibi resmi kurumlar Kudüs’te yer alıyor. Ancak İsrail’in Kudüs üzerindeki başkent ilanı uluslararası alanda tanınmıyor. İsrail Büyükelçiliğini Kudüs’te tutan hiçbir ülke bulunmuyor. Trump’ın açıklaması bu anlamda bir ilk olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin de İsrail Büyükelçiliği Tel Aviv’de bulunuyor. Ancak Türkiye, Kudüs’te diplomatik temsilcilik bulunduran az sayıda ülkeden birisi. Türkiye’nin Filistin yönetimi ile ilişkilerini sürdürmek amacıyla Kudüs’te Başkonsolosluğu bulunuyor. Kudüs Başkonsolosluğu’nda, Türkiye, Büyükelçi düzeyinde temsil ediliyor.

Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar İçin ‘Kutsal Şehir’

Kudüs kenti, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet inançlarının hepsinde “kutsal şehir” olarak kabul görür. İncil’e göre, Kral David, Kudüs’ü Yevuslular’dan almıştır ve kenti İsrail Krallığı’nın başkenti  ilan etmiştir. Kral David’in oğlu Kral Solomon da Kudüs Tapınağı’nı inşa etmekle görevlendirilmiştir. Kurucu süreçler M.Ö. 1000’li yıllarda başlamıştır ve tüm bu gelişmeler Yahudi halkı için sembolik öneme sahiptir. Hıristiyanlık inancında Kudüs’ün önemi Septuaginta belgesine dayanır. Bu yazına göre, Kudüs, Hıristiyanlar için vaat edilmiş topraktı ve Hz. İsa Kudüs’te çarmıha gerilmişti. İslamiyet’te ise, Mekke ve Medine’den sonra en önemli şehir Kudüs’tür. M.S. 610 yılında Kudüs kenti “kıble yönü” olarak belirlenmiştir. 10 yıl sonra, Hz. Muhammed, Miraç’ını burada gerçekleştirmiştir. Kuran’da bu olay peygamberin cennete yükselerek Allah ile konuşması olarak açıklanır.

Kaynak: http://www.dunyabulteni.net/aa-analizleri/413074/kudus-neden-simdi-analiz, Erişim Tarihi: 20.12.2017.

Hiçbir Ülkenin Kudüs’te Elçiliği Yok

Günümüzde Kudüs’ün durumu İsrail ve Filistin arasındaki en önemli tartışma konularından birisidir. 1948 Arap-İsrail Savaşı’nda, Batı Kudüs İsrail tarafından ele geçirilmiş ve İsrail topraklarına katılmıştı. Doğu Kudüs ise Ürdün tarafından ele geçirildi ve Ürdün topraklarına katıldı. 1967 yılında yaşanan Altı Gün Savaşı’nda İsrail, Doğu Kudüs’ü Ürdün’den aldı ve Kudüs’ün parçası olarak ilan etti.

İsrail’in temel yasalarından olan 1980 Kudüs Yasası, Kudüs’ün bölünmez bir biçimde İsrail’in toprağı olduğuna işaret eder. İsrail hükümetinin tüm organları Kudüs kentinde bulunur.  Fakat uluslararası kamuoyu, Doğu Kudüs bölgesinin İsrail işgalinde olduğunu ve bu alanın Filistin’e ait olduğunu söylüyor. Bu sebeple, İsrail, Batı Kudüs’te daha etkin bir role sahiptir. Uluslararası kamuoyu, ayrıca, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmiyor ve hiçbir ülke Kudüs kentinde elçilik binası bulundurmuyor.

2015 yılında yapılan sayıma göre Kudüs’ün nüfusu 850.000’dir. Bu nüfusun 200.000’ini seküler Yahudiler, 350.000’ini Ortodoks Yahudiler ve 300.000’ini de Filistinliler oluşturuyor. 2011 nüfus sayımında 801.000 olan Kudüs nüfusunun yüzde 62’si Yahudi, yüzde 35’i Müslüman, yüzde 2’si Hristiyan ve yüzde 1’i ise dinsiz olarak hesaplanmıştı.

Donald Trump’ın Kudüs Kararı ve Tepkiler

Ağlama Duvarı’nda Donald Trump

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Aralık 2017 tarihinde yaptığı açıklamada, ABD olarak Kudüs kentini İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’ni en kısa sürede Kudüs’e taşıyacağını belirtti. Donald Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada bunun gecikmiş bir karar olduğunu ve başarısız stratejilerle sorunları çözemeyeceklerini söyledi. Ayrıca bu kararı, “barışa katkı sağlamak adına atılmış bir adım” olarak nitelendirdi.

Antonio Guterres

Donald Trump’ın “barışa katkı sağlama” olarak açıkladığı bu hamlenin barışa ne kadar katkı sağlayacağı oldukça tartışmalı bir durum… ABD hükümetinin bu kararının ardından uluslararası kamuoyu peş peşe tepkilerini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok dünya lideri ABD’nin kararını kınadı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de ABD’nin aldığı bu karar için, “Tek taraflı adımlar çözüme yardımcı olmaz. B planı yok. İki devletli çözümün alternatifi yok.” açıklamasını yaptı. Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması aslında çok da sürpriz olmadı; çünkü Trump seçim döneminde Kudüs’ü başkent olarak tanıma sözü vermişti. Fakat bu adımı hemen uygulamaya geçirmesi beklenmiyordu.[4]

Kaynak: https://tr.sputniknews.com/karikatur/201712131031384377-cumhurbaskani-erdogan-kudus-filistin-baskent-israil-abd-islam-isbirligi-teskilati/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma yönündeki planını açıklamasının ardından dönem başkanı Türkiye’nin ev sahipliğinde olağanüstü toplandı. Toplantıda, Doğu Kudüs Filistin’in başkenti ilan edildi. İslam ülkeleri, ayrıca, İsrail’in işgal altındaki kentin Filistin’in başkenti ilan edilmesi için dünyadaki tüm ülkelere çağrıda bulundu. Zirvede alınan kararın ardından, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri ortak basın açıklaması düzenlediler. 8 ülke zulme sessiz kaldı.

İİT’nin resmi olarak 57 üyesi var. Ancak 4. olağanüstü zirvede Suriye’nin üyeliği ülkede yaşanan iç savaş ve Beşar Esad’in zulümlerinden dolayı askıya alınmıştı. Bu nedenle, İstanbul’daki zirveye 56 üye davet edildi. Ancak 8 ülke bu kritik zirveye hiçbir şekilde temsilci göndermeyerek adeta ABD’nin ve işgalci İsrail’in zulmüne karşı sessiz kaldılar. Zirveye Suudi Arabistan’dan Devlet Başkanı düzeyinde katılım olmazken, zirveye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da aralarında bulunduğu 16’sı lider düzeyinde 48 ülkeden temsilci katıldı. Zirvede ilk olarak söz alan  Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveye katılan ülkelere, “Kudüs’ü, Filistin devletinin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyorum” çağrısında bulundu.[5]

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Zirvesi’nin sonuç bildirisinde şu ifadeler yer aldı:

  • Doğu Kudüs, Filistin Devleti’nin başkenti olarak ilan edilmiştir ve bütün devletler Filistin Devleti’ni ve Doğu Kudüs’ün onun işgal altındaki başkenti olduğunu tanımaya davet olunmuştur.
  • Uluslararası topluma bu sorunu çözüme ulaştırmak maksadıyla etkin ve ciddi bir şekilde harekete geçmesi çağrısında bulunulmuştur.
  • ABD Başkanı’nın (Donald Trump) Kudüs’ü işgalci güç İsrail’in sözde başkenti olarak tanıyan tek taraflı kararı en güçlü şekilde reddedilmiş ve kınanmıştır.
  • Söz konusu karar, hukuken hükümsüz ilan edilmiştir. Bu beyanın Filistin halkının tarihi, hukuki, doğal ve milli haklarına bir saldırı, bütün barış girişimlerine yönelik kasti bir baltalama, aşırılık ve terörizme ivme verecek bir tahrik unsuru ve uluslararası barış ve güvenliği hedef alan bir tehdit olarak görüldüğü belirtilmiştir.
  • Kudüs-ü Şerif’in yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan söz konusu tehlikeli beyanın hükümsüz ve meşruiyetten uzak olduğu vurgulanmıştır.
  • ABD yönetiminin bu yasadışı beyanın geri çekilmemesinden doğacak tüm sonuçlardan bütünüyle sorumlu tutulduğu kaydedilmiştir.
  • Söz konusu beyanın ABD yönetiminin barış destekçisi rolünden çekilmesi olarak değerlendirildiği ve bunun tüm paydaşlar tarafından da anlaşıldığı belirtilmiştir. Ayrıca, bu beyanın ilanı ve işgalci güç İsrail’in 1967’de işgal ettiği, merkezinde Kudüs-ü Şerif bulunan Filistin topraklarında sürdürdüğü sömürgecilik, yerleştirme ve etnik temizlik siyasetinin teşvik edilmesi olarak görüldüğü kaydedilmiştir.[6]

Sonuç olarak, Trump’ın açıklamasındaki diplomatik “rüşvet”ler, Ankara tarafından değerlendirmeye değer bile bulunmadı. Açıklama kategorik bir şekilde “geçersiz” ilan edildi; çünkü ABD’nin kararı öncelikle uluslararası hukuka aykırı. Ayrıca Türkiye, Kudüs’ün başkent ilan edilmesini “başlangıç” adımı değil, kalıcı barış sağlandıktan sonraki “sonuç” adımı olarak görüyor. Ankara’da 1967 sınırlarına dönülmüş, iki devletli bir çözümde Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olması gerektiğine inanılıyor.

 

Diğer Tepkiler Neden Önemli?

  • Avrupa Birliği, bu konuda ABD’ye tam destek vermedi.
  • Rusya lideri Vladimir Putin, bu konuda Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la görüştü. İsrail’deki Rus diplomatlar, Trump’ın açıklamasından sonra durum değerlendirmesi yapacaklarını söylüyorlar. İki devletli çözümü destekleyen Rusya’nın, Doğu Kudüs’ün farklı statüsünün kabulünü istediği de gelen haberler arasında. Rusya’nun Suriye’deki gibi farklı bir tutum sergilemesi ve Çin’i yanına çekmesi, ABD’nin kararını uygulamasını geciktirebilir.
  • İslam ülkeleri toplu bir tepki vermek üzere.
  • İslam ülkelerinde sokağa yansıyan tepkiler de ses getirecektir.
  • Trump, kendi kişisel bekası için zaten savaş alanı olan Orta Doğu’ya adeta pimi çekilmiş bir bomba attı. Olası tehlikeler ve riskler, ancak ABD’ye karşı sağduyulu bir uluslararası dayanışma ile mümkün olabilir. Türk diplomasisinin önündeki en büyük görev, bu dayanışmaya öncülük etmek olabilir.

Sonuç

Trump’ın imza attığı kararın uluslararası barış ve güvenliğe bir tehdit olduğu ve terörizmi kışkırttığına yönelik ifadeler de sonuç bildirgesinin önemli maddeleri arasındaydı. Bu ifadelerle, Trump yönetiminin attığı adımın, bölgede radikal unsurlardan kaynaklanacak yeni bir kaos dalgasını tetikleme potansiyeli taşıdığına dikkat çekilmiş oldu.

Sonuç bildirgesinin ilan ettiği kararlar ve kullanılan ifadeler, bir kınama ve hatta yok saymanın ötesine geçmiştir. Başka bir deyişle, Trump’ın kararı sonrasında İslam dünyasında oluşan ortak hissiyatın sonuç bildirgesine yansıdığını söylemek mümkün. Trump’ın skandal kararı imzaladığı andan itibaren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın takındığı tavır, yaptığı diplomatik hamleler, meseleyi dile getiriş tarzı, İslam dünyasını harekete geçirmesi ve uluslararası kamuoyunda yankı uyandıran bir sonuç bildirgesinin ortaya çıkarılmasında oynadığı rol, Türkiye’nin Kudüs müdafaası olarak tarihe geçecektir.

İstanbul zirvesinde oluşan atmosferin bu kararın etkisini azaltacak somut çıktılar üretmesi mümkündür. Bu anlamda, bu karara muhalif bütün devletlere önemli sorumluluklar düşüyor. Ülkeler Trump’ın kararını yok saymakla kalmamalı, aynı zamanda ABD’yi takip edebilecek ülkeler nezdinde diplomatik hamleler yapmalıdır. Özellikle Trump’ın kararını doğru bulmadığını ifade eden İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri nezdinde diplomatik girişimlere hız verilmelidir. Bu alanda ortaya çıkacak başarı, İslam dünyasının pozisyonunu meşrulaştıracak ve ABD ile İsrail’in yalnızlaşmasına zemin hazırlayacaktır.

Öte yandan, Filistin’in bir devlet olarak hayatiyetini sürdürebilmesi için çaba sarf edilmelidir. Filistin siyaseti içinde yer alan aktörlerin iç çekişmelerinden, İsrail’in büyük bir avantaj elde ettiği unutulmamalıdır. Bu çerçevede son dönemde başlayan müzakerelerin hızlanması ve sürdürülebilir, anlamlı bir yönetim oluşturulması, gelinen aşamada başlıca bir öncelik olarak ortaya çıkmaktadır. Aksi takdirde zirvede alınan kararların etkisi konjonktürel bir düzeyde kalacaktır.

Filistinlilere Kudüs’ü dar eden, onlar için Kudüs’te yaşamayı siyasi ve ekonomik anlamda imkansız hale getiren İsrail’e karşı, bu adımları atmak için 1967 savaşından sonra 50 yıl boyunca İstanbul’daki İİT Zirvesi’ne kadar beklemek mi gerekiyordu? Bu ve benzeri soruların bir daha sorulmaması ya da cevaplar için bir 50 yıl daha beklenmemesi için Türkiye “sessizlerin sesi olarak” İstanbul’da açtığı fırsat kapısını New York’a taşıdı. O kapıdan Türkiye ile beraber girmeyi tercih eden ülkeler de 21. yüzyılın fırsatlarını değerlendirmede ve tehditleri ile mücadelede yeni bir ufuk yakalama şansını elde ettiler.

Kaynak: http://www.yenisafak.com/dunya/iitnin-sonuc-bildirgesi-abd-derhal-cekilmeli-2916773, Erişim Tarihi: 20.12.2017.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Kudüs gibi küresel bir meselede üstlendiği rol, Birleşmiş Milletler’in yapısını zayıflatmaya yönelik politikalar güden ABD ve İsrail gibi ülkelere karşı bir set vazifesi görürken, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi bölgesel işbirliğini benimseyen yapılar için motive edici olacaktır. ABD güdümündeki Kuzey Atlantik İttifakı’nın müttefiklerine yarar mı zarar mı verdiği tartışılırken, ya da Almanya güdümündeki Avrupa Birliği’nin Yunanistan başta olmak üzere “güney ülkeleri” üzerinde kurduğu ekonomik tahakküm artarken, uluslararası toplum dünya nüfusunun daha geniş kitlelerinin çıkarlarını savunan işbirliği platformlarının arayışında. Türkiye’nin Kudüs bağlamında İslam İşbirliği Teşkilatı’nın küresel rolünü ve etkinliğini dönüştürmeye yönelik bu hamlesinin aslında Ankara’nın bölgede giderek ağırlığını daha fazla hissettiren dış politika hamleleri zincirinin yeni bir halkası olduğu anlaşılıyor. Irak’ta federal anayasaya aykırı olarak düzenlediği referandumun ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne geri adım attırılması, Suriye’nin kuzeyindeki tüm terörist unsurların askeri ve siyasi platformda etkisiz hale getirilmesi ve Yunanistan’daki Türk azınlığın durumu ile Ege Denizi’ndeki egemenlik alanlarının belirlenmesi amacıyla Lozan Anlaşmasının revize edilmesi girişimi bu yeni sürecin diğer parçaları.

 

Şeniz DENİZELLİ

 

[1] https://theisraelbible.com/glossary/yerushalayim/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

[2] https://orhansarikaya.com/index.php/2015/08/07/osmanli-doneminde-filistin-ve-kudus-kanuni-sultan-suleyman-burkeleri/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

[3] http://www.aksam.com.tr/yasam/kudus-son-dakika-haritada-nerede-kimin-kudus-krizi-3-onemi-nedir/haber-685801, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

[4] http://www.milliyet.com.tr/israil-filistin-tartismalarinin-odagindaki-kent–kudus-mola-6024/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

[5] https://tr.sputniknews.com/karikatur/201712131031384377-cumhurbaskani-erdogan-kudus-filistin-baskent-israil-abd-islam-isbirligi-teskilati/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

[6] https://tr.sputniknews.com/turkiye/201712131031387784-itt-kudus-filistin-baskent-ilan-ediyoruz/, Erişim Tarihi: 13.12.2017.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.