“OSMANLI KADINLARININ HAYAT HAKKI ARAYIŞININ BİR HİKÂYESİ”NE DAİR

upa-admin 25 Mart 2018 447 Okunma 0
“OSMANLI KADINLARININ HAYAT HAKKI ARAYIŞININ BİR HİKÂYESİ”NE DAİR

Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikâyesi adlı kitap[1], Aynur Demirdirek tarafından kaleme alınmıştır. Yazar Demirdirek, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü Yeni Türk Edebiyatı kürsüsünden 1979 yılında mezun olmuştur. 1979-1983 yılları arasında Kahramanmaraş Lisesi’nde, 1983-1987 yılları arasında Ankara Bağlum Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapmıştır. 1987 ile 2005 yılları arasında ise TED Ankara Koleji’nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. 2006 yılı itibariyle Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Türk Dili bölümünde yarı zamanlı Türkçe okutmanlığı yapmaktadır. Demirdirek, TED Ankara Koleji’nde çalıştığı zamanlarda, TED Ankara Koleji’nde benimsenmiş olan “yeni bir yaklaşımla” Türkçe ders kitabı hazırlanan komisyonda yer almıştır. Hazırlanmış olan bu kitaplar, Dil Derneği’nin Beşir Göğüş Türk Dilini ve Çocuk Edebiyatını Geliştirme Ödülünü kazanmıştır.[2] Ayrıca Demirdirek, 1988 yılında Ankara’da feminist Perşembe Grubu’nda yer almıştır. Aynur Demirdirek’in kitabın önsözünde yazdıklarından yola çıkarak, Perşembe Grubu’nun yazarın hayatının kırılma noktalarından birisi olduğunu söylememiz mümkündür. Türkiye tarihinde ilk defa 1989 yılında ulusal çapta bir feminist buluşma gerçekleştiren Perşembe Grubu, Ankara’da bulunan Mülkiyeliler Birliği’nde “Dayağa Karşı Kampanya ve Kadın Şenliği” konulu bir tartışma başlığı altındaki konuşmada “karşılaşıp” “tanışarak”, bu tartışma ortamını Türkiye tarihinde farklı noktaya getirmişlerdir. Bu kadınlar, bu andan itibaren her Perşembe günü toplanarak aralarındaki karşılaşmayı, unutulmayacak bir hikâyeye dönüştürmeyi başarmışlardır. “Anlattığın Senin Hikayendir” söylemi, Perşembe Grubu kadınlarının ortak misyonu haline gelmiştir. Yazar, bu noktadan sonra “feminist tarih yazımı” hakkında çalışmalar yapmaya başladığını ve ardından 1993 yılında ilk baskısı çıkmış olan Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikâyesi adlı çalışmasını kaleme aldığından bahsetmektedir. Demirdirek’in kitabının ikinci baskısı Ayizi Yayınları’ndan çıkmıştır.[3]

Demirdirek, kitabının giriş bölümünde, kitabı yazmasındaki amacını bizlere özetlemektedir. Demirdirek, Cumhuriyet sonrasında ortaya çıkmış olan “kadın hareketleri”, “kadın yazarlar” ve “kadın siyasetçiler”in tartışılmasının yanı sıra, tarihin içinde olan ve bizzat kendi dönüşümlerini gerçekleştirme noktasında talepleri olan Müslüman Osmanlı kadınlarının da olduğunun altını çizerek, kitabı bu düşünceler doğrultusunda ele aldığını belirtmektedir. Demirdirek, özellikle siyasal ve toplumsal alan içerisinde modernleşme ile beraber Müslüman Osmanlı kadınlarının -modern kadınların talep hakkı- gibi söylemlerinin sanki ihtimal dâhilinde bile olmayacağı şeklindeki düşüncelere karşı çıkmakta ve bu düşünceleri eleştirmektedir. Demirdirek, kitabında temelde aynı “modern kadın” imgeleminde olduğu gibi Osmanlı kadınlarının da çok açık biçimde “talep nosyonlarının” olduğunu belirmektedir.

Bu minvalde, yazarın kitabı genel itibariyle iki bölümden meydana gelmektedir. Yazar, ilk bölümünde kitabın ana “malzemesini” oluşturmuş olan Osmanlı kadınlarının yazılar yazarak kendilerini ifade ettikleri dergileri incelemiş, ardından gelen ikinci bölümde ise “dergilerin anlattıkları” başlığı ile incelemiş olduğu dergilerin, ortak kanılarından yola çıkarak belirli yorumlamalar geliştirmiştir.

İlk bölümünde incelenmiş olan dergiler Şükûfezar (1886), Hanımlara Mahsus Gazete (1895- 1908), Demet (1908), Mahâsin (1908-1909), Kadın/ Selanik (1908-1909), Kadın/ İstanbul (1911-1912), Kadınlar Dünyası (1913-1914, 1918- 1921), Kadınlık (1914)  şeklinde sekiz dergiden oluşmaktadır. Yazarın incelemiş olduğu bu dergiler, kadınları geleneksel alanın içinden sıyırarak kadının taleplerini ve kadının durumunu sosyal, politik ve kültürel bir zemin içerisinde tartışan dergilerdir. Yazar, özelde bu dergileri incelerken, ayrıca kadınlar ile ilgili bilgi edinebileceği her dergiyi de araştırdığını ifade ederek çalışmasının kapsamını okurlarına vermektedir. Ayrıca amacını, daha özelde, “belirlenen yıllar dâhilinde o yılların kadın hareketine sebep olan koşulları, isteklerin etkilerini, ulaşılan noktaların biçimleri üzerine konuşmaktan ziyade daha çok o kadınların bütünüyle kendilerini ve seslerini tanımaya çağırmak” şeklinde ifade etmektedir. Bu dergilerin eski harflerle yazılmış olduğu da göz önüne tutulduğunda, yazar ,eski harfleri okuyup ve ayrıca bunları çevirerek üzerinde çalışma yaptığını da araştırma yöntemi içerisine eklemektedir.

Yazarın incelemiş olduğu ilk dergi, Şükûfezar (Çiçek Bahçesi) adında olan ve sahibi ve yazarlarının sadece kadınlardan oluştuğunu ifade ettiği ilk yayındır. On beş günde bir çıkan bu derginin yayın safhası 1886 yılına denk gelmektedir. Yazar, bu yılların kadın konusu için önemli olduğunu vurgulayarak, o yıllar içinde Batılılaşma bağlamında kadınların durumunun da incelendiğine dikkat çekmektedir. Ayrıca yazarlardan birisi olan Arife’nin dergiyi çıkarma amaçlarını da ele alarak yazar, bu amaçları incelemektedir. Bu noktada, bu derginin “kadınlık erkeklikten, erkeklikte kadınlıktan üstün değil” anlayışını benimseyerek, eşitler arasında bir eşitlik düşüncesini benimsediğini belirtmemiz mümkündür. Yazar da, bu noktada bu düşünceyi destekleyecek olan dergi içerisindeki diğer atıflara da yer vererek, atıflarıyla “cesaret”, ve “duygulanım” başlıklarına da kadınlar temelinde dikkat çekmiştir.

İkinci olarak ele almış olduğu yayın, Hanımlara Mahsus Gazete‘dir. Gazetenin 1895’ten 1908 yılına kadar ilk olarak haftada iki defa, daha sonra haftada bir defa yayımlandığını belirmektedir. Yazarın dikkat çekmiş olduğu bir nokta, gazetenin bilinen abonelik şartları ve genel yayın prosedürü dışında “gazetenin hasılatının yüzde beşini gelinlik ve kimsesiz kızlara padişah hazretlerinin koruyuculuğunda çeyiz parası olarak verilmesi” icazetinin olduğu kısımdır. Yazar, burada gazetenin kendi amacını dile getirme biçimini dönem içerisindeki kadınların taleplerini temellendiriş ve açıklayış biçiminin tipik bir örneği olarak yorumlamaktadır. Ayrıca yazar, Fatma Aliye Hanım, Nigar Hanım, Makbule Leman Hanım gibi kadın yazarlardan da belirli alıntılar yaparak, gazetenin söylemlerini tutarlı bir zemin içerisinde okuyucuya sunmaktadır. Yazar, genel olarak gazetenin şiirler, edebiyat, kadının eğitim hakkı, dünya ve İslam kadınlarının başarıları, iyi eş ve iyi anne yetiştirmeye yönelik yazılar, çocuk eğitimi ve sağlık köşelerinin gazete içerisinde yer aldığından bahsetmektedir.

Hanımlara Mahsus Gazete

Yazarın üçüncü olarak ele alıp incelemiş olduğu yayın, İkinci Meşrutiyet’in ilanından iki ay sonra 1908 Eylül’ünde haftalık olarak çıkarılan Demet dergisidir. Dergi, yedi sayı çıktıktan sonra yayın hayatını tamamlamıştır. Yazar, derginin her bir sayısında şiir, makale, hikâye ve biyografi tarzında çeşitli türde yazılar olduğunu belirtmektedir. Bu dergi de Şükûfezar ve Hanımlara Mahsus Gazete‘nin aksine kadın yazarların çokluğu daha azdır. Yazarın araştırmasına göre, on beş yazı içinde iki ya da üç kadın yazısı vardır. Derginin içerisinde yazarın daha sonra aktaracağı Kırmızı Beyaz Kulübü’nün kurucularının yazıları ve Selanik’ten gönderilen çeviriler bulunmaktadır. Ayrıca şiir alanında Nigâr Bint- i Osman, Julide, Şiven Peride ve Ruhsan Nevvare, makale alanında İsmet Hakkı Hanım, hikâye alanında ise Halide Salih’in yazılarının bulunduğunu ifade etmektedir.

Demet – ḫānimlara mah̲ṣūs haftalık muṣavvar macmū’a. Istānbūl : Maṭba’a-‘Āmira, 1, (1324) [1908]

Yazar, dördüncü olarak daha önce Demet dergisinde çıkarılacağı duyurulan Mahâsin (Güzellikler) dergisini ele almaktadır. Dergi, 1908 Eylül’ünde aylık olarak yayımlanmaya başlanmıştır ve Asaf Muammer ve Mehmet Rauf tarafından çıkarılmıştır. Yazar, kurucuları erkek olsa dahi, dergi içerisinde kadın yazarların sayısının zamanla giderek artırdığını ifade etmektedir. Bu derginin ilginç bir özelliği olarak, yazar, Meşrutiyet’in ilanından sonra çıkarılmış olan kadın dergileri arasında en uzun süre yayın yapan derginin Mahâsin olduğunu belirtmektedir. Mahâsin, Eylül 1908 ile Kasım 1909 yılları arasında 12 sayı olarak yayın yapmıştır. 12 sayı içerisinde yazar Şukufe Nihal, Emine Semiye, Fatma Aliye gibi isimlerin de yazılar yazdıklarını söylemektedir. Yazar, dergiyi ilk sayısından son sayısına kadar ele alarak incelemiştir. Yazar, derginin son sayılarına doğru Mahâsin’in okuyucu bulma kaygısı taşıdığı için daha fazla magazin konularına ağırlık vermiş olmasından bahsetmektedir. Bu noktada kadınların tepkisinin ortaya çıktığını belirten yazar, kadınların Mahâsin’in “adi bir kataloğa” dönüşmesini istemediklerini belirterek, kadınların toplumsal hayat içerisinde kendileriyle özdeşleştirilmeye çalışılan belirli salt kalıplara karşı duruşlarına da dikkat çekmektedir.

Beşinci olarak, yazar, Ekim 1908 yılında yayın hayatına başlayan ve Selanik’te çıkmış olan Kadın dergisini ele almaktadır. Kadın/ Selanik dergisi, 30 sayı olarak 1909 yılının Mayıs ayına kadar yayımlanmıştır. Yazar, dergi içerisindeki makalelerin diğer dergilerdeki gibi genel olarak çocuk bakımı, giyim ve el işleri gibi konulardan ziyade daha çok yeni açılmış olan kız okulları,  yeni kurulan kadın dernekleri, eğitim hakkı gibi daha çok kadının konumlandırılmasıyla ile ilgili çalışmaları esas oluyor olmasının özellikle altını çizmektedir. Derginin sahibi, İbrahim Bey ve başyazarı ise Enis Avni (Aka Gündüz) olarak belirtmektedir.  Ayrıca derginin Demet ve Mahâsin dergilerine göre daha çok kadın yazarlar tarafından yazılar yazılmasına da vurgu yapmaktadır. Özellikle Zekiye, Pakize Seniye ve Ayşe İsmet’in derginin önemli yazarlarından olduğunu belirten yazar, yazılar içerisinde “okullar, okulların çoğaltılması ve programlarının yeniden düzenlemesiyle” ilgili konuların işlendiğini söylemektedir.

Kadın/ Selanik

Altıncı olarak ele almış olduğu dergi ise, yine Kadın adında olup, bu sefer İstanbul’da yayın hayatını devam ettiren bir yayındır. Kadın/İstanbul dergisi, 1911 yılında yayın hayatına başlamıştır. Yazar, derginin şiirler, hikâyeler, kadınlara dair sözler ve kadın haberleriyle birlikte kadın portrelerinin çoğunluğuna dikkat çekmektedir. Ayrıca yazar, dergi içerisinde “Beyaz Konferans” adında bir bölümün yer aldığını ve bu bölümün ilgi çekiciliğinden bahsetmektedir. Yazara göre, P. B. adında, adını açıkça belirtmeyen yenilikçi bir paşa veya yüksek bir memurun kızı olan P. B.’nin konaklarındaki salonda konferanslar düzenlendiğini belirtmektedir. Yazar, salonun P. B’nin istediğiyle beyaza boyanarak, beyaza döşenmesi ve gelen misafir kadınlarının da beyaz başörtü takmalarından dolayı konferansa Beyaz Konferans adının verildiğini ifade etmektedir.  Bu dergi içerisinde, P.B. ile beraber aynı zamanda hatibe Fatma Nesibe Hanım, Mediha Güzin, Yaşar Nezihe ve Fatma Asuman’ın olduğunu söylemektedir.

Yaşar Nezihe, Kadın/ İstanbul Dergisi yazarlarından

Yazar, yedinci olarak 1913 yılında kapak kısmında “Kadınlık hukuk ve çıkarlarını müdafaa eder ve resmi gazetedir. Sayfalarımız cins ve mezhep tefrik etmeksizin Osmanlı hanımlarına açıktır.” ifadesiyle gözler önüne çıkan Kadınlar Dünyası dergisinden bahsetmektedir. Yazar, önemli bir noktaya dikkat çekerek derginin Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’nin yayın organı olduğunu belirtmektedir. Bu derginin yazar için diğer dergilere oranla ayrı bir yeri ve başka derdi bulunmaktadır. Yazar, derginin kadın taleplerini sürekli olarak gündeme almak istemesi ve gündelik hayat içerisinde kararlı tavırlarıyla kadınların bir bütün olarak kendilerini oluşturmasının önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca yazar, 1913’ten 1921 yılına kadar derginin sahibinin Ulviye Mevlan olduğunu, ilk 100 sayıdan derginin günlük, ardından ise derginin haftalık olarak çıkarıldığını, Birinci Dünya Savaşı yıllarında yayın hayatına ara verdiğini ve ardından tekrar 1918 itibariyle yeniden çıkarıldığına dikkat çekmektedir. Kadınlar Dünyası dergisinde Aziz Haydar, Belkıs Şevket, Mükerrem Belkis ve Nimet Cemil gibi yazarların yazıların sıklıkta olduğunu belirten yazar, daha çok yazarların kadınların somut taleplerini dile getirdiklerinden bahsetmektedir. Özellikle kadınların iş hayatına girişleri ve “erkeklerin de yaptığı işlerde” çalışabileceklerine ikinci sınıf insan muamelesi görmek istemediklerine, evlilik içerisinde erkekler ile beraber kadınların eşit haklara sahip olması gerektiğinden bahsetmektedir. Bu noktada, yazar, ilginç bir anekdot aktarmaktadır. Dergi, Bedra Osman Hanım ve arkadaşlarının Telefon İdaresi’ne girme teşebbüslerinin sonuçlandırılmasında aktif bir rol oynamıştır. Yazar, bu durumu bizlere şu şekilde aktarmaktadır: “Dernek içerisinde olmayan Bedra Osman Hanım ve dört arkadaşı Telefon İdaresi’nde işe girmek için başvuru yapmıştır. Fakat o dönem içerisinde Müslüman Osmanlı kadınlarının bu idare içerisinde çalışması pek mümkün olmamıştır. Başvuruları da bu sebeple geri çevrilen Bedra Osman Hanım ve arkadaşları Kadınlar Dünyası dergisine bir mektup yazarak durumu aktarmışlardır. Mektupta kendilerine iyi muamele edilmediği, Fransızca ve Rumca bilmedikleri için işe alınmadıklarının aslında bahane olarak gösterildiğine inandıklarını belirtmişlerdir. Kadınlar Dünyası’nın yapmış olduğu açıklamaya göre yabancı şirketlere verilen İmtiyazname hükümleri arasında aslında böyle bir şart bulunmamaktadır. Kadınlar Dünyası, Telefon Şirketi’yle ve Posta, Telgraf, Telefon Nezaretiyle ilişkiye girerek ısrarla konunun üzerine gitmiş ve sonunda yedi “İslam kadını” şirkete kabul edilmiştir.” Yazar son olarak Kadınlar Dünyası dergisinin haklarını aramaya, istedikleri varoluş koşullarını oluşturmaya kararlı, değişik kadınların, bir arada nefes aldığı canlı ve renkli bir ortam olduğunu ifade etmektedir.

Kadınlar Dünyası Dergisi

Sekizinci ve en son olarak ele alıp incelemiş olduğu dergi ise, 1914’te yayım hayatına başlayan Kadınlık dergisidir. Derginin sahibi Hacı Cemal ve başyazar Nigar Hanım’dır. Kendisini 12 sayı ile hayat bulan dergi içerisinde erkek yazarların sayısı azdır. Yazı kadrosu Adviye Sıtkı, Nevvare Şükran, Vedide, Halide Nevzat’dan oluşmaktadır. Yazar, bu derginin aynı görüş içerisinde yer alan kadınların bir araya gelerek ortak bir söylem edindikleri bir yer olduğunu ifade etmektedir. Bu durumda, yazar, bu sekiz dergi hakkında bilgiler verdikten sonra kitabın ikinci kısmında “Dergilerin Anlattıkları” adını vermiş olduğu başlıkta, dergilerden yola çıkarak geliştirmiş olduğu analizleri bizlere aktarmaktadır.

Kadınlık Dergisi

Bu analizleri sınıflandıracak olursak, ilk olarak yazarın kadınların temel hak ve hürriyetler kısmına dikkat çektiğini görebiliriz. Bunları, yazar, “Eğitim Hakkı”, “ Hakk-ı İntihap: Seçme- Seçilme Hakkı”, “ Çalışma Talebi”, “Hayat Hakkı ve Kadınların Hürriyeti” şeklinde belirmektedir. İkinci bir sınıflandırmayı da kadınların temelde istemiş oldukları hak ve hürriyetlere doğru giden yolda aktif bir şekilde,  “harekete” katılmaları olarak yorumlayabiliriz. Burada, kadınlar, artık talep ve isteklerini dile getiriş biçimlerini, beraber hareket ederek kolektif bir birliktelik kurarak ve bir doktrin, bir düşünce birliği içinde hazırlayarak geliştirmeye başlamışlardır. Bunu net olarak görebileceğimiz başlık “Terakkiyat-ı Nisvaniyeyi Kimden Bekleyelim?” kısmıdır. Ayrıca yazar, “Dünya Kadınları ve Dünyadaki Kadın Hareketi”, “Beyaz Konferans- Fatma Nesibe Hanım ve P.B.”, “Feminizm, Feminist”  kısımlarında da bu sınıflandırmayı aktarmaktadır. Üçüncü olarak, kadınlar ve erkekler arasında yaşanan durumların analiz edildiği ve “eşitler arası” ile “eşit olma talebi” şeklinde ifade edebileceğimiz kısımda incelenen “Karılık- Kocalık” ile “Örtünme” mevzusuna dair olan yorumlamalardır.  Son olarak ise, duyguların birlikteliği adını verebileceğimiz “Kadınlar Kendilerini Kanıtlama Yolunda” olan kısım gelmektedir. Yani yazarın 11 kısımda ele alıp incelemiş olduğu analizleri dört bölüm içerisinde değerlendirmemiz mümkündür. Birincisi temel hak ve hürriyetleri isteme, ikincisi harekete geçme ve kolektif eylem yapabilme kabiliyetleri, üçüncüsü eşitlik meselesi ve son olarak dördüncüsü ise duyguların birlikteliğidir. Bu sayede yazarın analizlerini bu dört temel mesele üzerinden okuyabilmemiz mümkündür. Analizler bizleri doğrudan felsefe, sosyoloji, politika ve psikiyatri gibi temel alanlarda tartışılan konulara da götürmektedir. Bu sebeple yazarın bu analizleri birçok çalışmaya da örnek teşkil edecektir.

 

Gülçin SAĞIR

 

[1] Çalışmaya ek olarak, bu konu hakkında araştırmacıların yararlanabileceği diğer eserler: Bernard Caporal, Kemalizmde ve Kemalizm Sonrasında Türk Kadını, Çev. Ercan Eyüpoğlu, Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1982; Serpil Çakır, “Bir Osmanlı Kadın Örgütü Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti”, Tarih ve Toplum, 66, 1989, ss. 336-341; Yavuz Selim Çetinkaya, Osmanlı İmparatorluğu’nda Savaş Yılları ve Çalışan Kadınlar Kadınları Çalıştırma Cemiyeti (1916 – 1923), İstanbul: İletişim Yayınları, 2015; Zehra Yılmaz, Dişil Dindarlık İslamcı Kadın Hareketinin Dönüşümü, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015; Zahra Ali, İslâmî Feminizmler, Çev. Öykü Elitez, İstanbul: İletişim Yayınları, 2017; Nazan Bekiroğlu, Şâir Nigâr Hanım, İstanbul: İletişim Yayınları, 1998.

[2] Beşir Göğüş Dil Derneği’nin kurucusu, üyesi ve “dilci- eğitimci bir yazardır”.  Kendisi hakkında daha fazla bilgi almak için bkz. http://www.dildernegi.org.tr/TR,139/besir-gogusun-yasamoykusu.html, Erişim Tarihi: 06.03.2018.

[3] Aynur Demirdirek, Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikâyesi, Yayına Hazırlayan: İlknur Üstün, Ankara: Ayizi Yayınları, 2. Baskı Mart 2016, s. 104.

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.