SİBER İSTİHBARAT VE FACEBOOK SKANDALI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

upa-admin 27 Mart 2018 1.248 Okunma 0
SİBER İSTİHBARAT VE FACEBOOK SKANDALI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Giriş

Dünya kamuoyu, son birkaç gündür en yaygın kişisel internet mecrası olarak bilinen Facebook’un kullanıcı bilgilerini üçüncü taraflarla paylaşması skandalı ile çalkalanıyor. Eski Facebook çalışanı Christopher Wylie’nin açıklamalarıyla ortaya çıkan skandal, Facebook’un 2016 yılındaki ABD Başkanlık seçimleri için Donald Trump’ın kampanyasını yürüten Cambridge Analytica adlı veri analiz şirketine yaklaşık 50 milyon kayıtlı üyenin bilgilerini bu üyelerin izni olmadan verildiğini gösteriyor. Facebook tarafından sağlanan üyelere ait verilerin Cambridge Analytica tarafından seçmen eğilimlerini tespit etmek ve bu eğilimlere göre kampanyanın gidiş yönünü tayin etmek için kullanıldığı öne sürülüyor. Cambridge Analytica, adını Brexit referandumu ile duyurmuştu.[1] İddiaların odağındaki Cambridge Analytica’nın resmi sitesini incelediğimizde, şirketin Londra, Washington ve New York’ta şubeleri olduğu, ABD Başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın yanı sıra Cumhuriyetçi Başkan aday adayı Ted Cruz’un da seçim kampanyasını yürüttüğünü görüyoruz.[2]

Cambridge Analytica’nın kullanıcı bilgilerine ulaşması ise şu şekilde gerçekleşmiş; İngiliz The Observer gazetesinin iddiasına göre, İngiliz akademisyen Aleksandre Kogan ve Kogan’a ait şirket olan Global Science Research, 2014 yılında 50 milyon Facebook kullanıcısının bilgilerine ulaştı.[3] Kogan ve şirketinin, bu bilgilere, Cambridge Üniversitesi kaynaklı bir kişilik değerlendirme uygulaması olan ‘‘thisisyourdigitallife’’ adlı bir test vasıtasıyla ulaştığı belirtiliyor. Söz konusu kişilik değerlendirme testine katılanlar para almaktaydı ve edinilen bilgilerin akademik amaçlar için kullanılacağı söylenmişti. Fakat internet üzerinden uygulama aracılığıyla teste katılan kişilerin Facebook arkadaşlarının da bilgileri toplandı. Buraya kadar teknolojinin imkanlarını istismar etmek isteyen birkaç kişinin işi gibi görünen olay, asıl bundan sonra dünya çapında bir skandal haline geldi. İddialara göre, Facebook, Kogan ve ekibine bu bilgilere erişim izni verdi. Cambridge Analytica’nın da bilgilere Kogan ve Global Science Research aracılığıyla ulaştığı iddia ediliyor.[4] Konu ile ilgili olarak İngiltere’de bir soruşturma başlatıldı. Fakat iş bununla sınırlı kalacak gibi görünmüyor. Zira bu skandal vesilesiyle sosyal medyanın ne kadar güvenli olduğuna ve sosyal paylaşım mecralarının yöneticilerinin kullanıcı mahremiyetine ne kadar önem verdiğine dair tartışmalar da alevlenmiş durumda. Eski NSA (National Security Agency) görevlisi Edward Snowden’in de Facebook’un bir sosyal medya mecrası değil, bir istihbarat servisine benzediğini ifade etmesiyle[5], mesele tamamen bir istihbarat içeriği haline dönüştü.

İnternet Devrimi

İnternetin günlük hayatta yaygınlaşmasıyla, hemen hemen herkesin günlük yaşamı köklü bir şekilde değişime uğradı. Teknolojik gelişmelerde yaşanan baş döndürücü ilerleme ile insan hayatının hemen her yerinde inanılmaz dönüşümler yaşandı. Bu dönüşümlerin güvenlik ve istihbarat alanına yansımaması elbette kaçınılmazdı ve öyle de oldu. Güvenlik konusunda 30 yıl öncesi ile bile kıyas kabul etmeyecek devrimler yaşandı. Dünyada olduğu kadar Türkiye’de de büyük ilgiyle izlenen, Kolombiyalı uyuşturucu kartelleri ve özelde de Pablo Escobar’ın yaşamından hareketle başlayan “Narcos” dizisi, birinci sezonun açılış sahnesinde Ajan Murphy’nin şu sözleriyle başlıyor: ‘‘Bu günlerde ABD hükümeti söylediğiniz her şeyi dinleyebilir. Nerede olduğunuzu biliyorlar, kiminle konuştuğunuzu biliyorlar. Emin olun kiminle yattığınızı bile biliyorlar. Bir telefon ya da bilgisayar kullanırsanız ellerine düştünüz demektir. Fakat 1989 Kolombiya’sında durum bu kadar basit değildi…’’. Gerçek olaylardan oldukça esinlenen bu kurgu dizinin başlangıç sözleri, meselenin bir kısmına ışık tutuyor.

Teknolojik imkanların gelişimiyle istihbarat toplama yöntemleri de sürekli güncellenmektedir. Günümüz dünyasında en yaygın istihbarat türlerinden biri olan teknik istihbarat, çeşitli teknolojik aletlerin kullanılarak bilgi toplama sürecine verilen isimdir. Teknik istihbaratın başlangıcı, 1870’li yıllarda kullanılmaya başlayan ve telefon dinlemesi olarak bilinen sinyal istihbaratının kullanılması olarak kabul edilir. Basit telefon dinlemeleri ile başlayan süreç, 1960’lı yıllarda casus uyduların kullanılmasıyla yeni bir boyuta taşınmıştır. İstihbarat toplama amaçlı ilk uydu olan KH-11, 1976 yılında yörüngeye oturtularak çalışmaya başlamıştır. Bunun açtığı yolda gelinen noktaya iyi bir örnek, ABD’nin 2001 yılında Afganistan’ı işgali sırasında sergilenmiştir. ABD Afganistan’ı işgale giderken, Amerikan Ordusu’na geliştirilmiş U-2 casus uçakları, RC-135 Rivent Joint sinyal istihbaratı uçakları, Joint Stars radar gözlem uçakları, Deniz Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan EP-3E sinyal istihbartı uçakları eşlik ediyordu.[6]

İnternet ise, yine teknolojinin nimetlerinden biri olarak insanların hizmetine sunulmuştur. Fakat internet üzerinden bilgi elde etme faaliyetine siber istihbarat adı verilmektedir. İnternet üzerinden bilgi edinmenin yanı sıra propaganda ve enformasyon savaşı da verilebilmektedir.[7] İnternet ve sosyal ağların etkisini Orta Doğu’da 2010’dan beri yaşanan iç kargaşa sürecinde de görmekteyiz. Buna ilişkin çarpıcı örneklerden birisi Tunus’ta yaşanmıştır. Muhammed Bouazizi adlı Tunuslu genç, yerel polisin işporta manav tezgahına el koyması sonucu kendini ateşe verdi. Bu olaya  tepki olarak bloglar üzerinden örgütlenen gençler sokaklara çıktı. Hükümetin blog sitelerine yasak getirmesi üzerine, haber akışını Facebook üzerinden sağlayan gençler ülkedeki uzun yıllardır süren Bin Ali yönetiminin düşmesine yol açan süreci başlattılar.[8] Benzer örnekler diğer Orta Doğu ülkelerinde de yaşandı. Dünyanın birçok ülkesinde Twitter, Facebook gibi sosyal mecralardan eylem ve toplanma duyurusu yapılabilmektedir. Telefon kameralarının ve akıllı telefonlardan canlı yayın yapma imkanlarının gelişmesiyle medyanın formunda da dönüşüm başlamıştır. Bugün internet üzerinden yayın yapan birçok haber mecrası bulunmaktadır. Dahası her elde bir kamera bulunması dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir olayın görüntüsüne dakikalar içinde ulaşma imkanı tanımaktadır.

Facebook ve diğer sosyal ağların istihbarat açısında sağladığı bir faydayı CIA’nın kurucularından ve “Stratejik İstihbarat”ın babası sayılan Sherman Kent’ten bir alıntı yaparak izah etmek yerinde olacaktır. Herşeyden önce, sosyal ağlar kullanan kişilerin eğilim ve düşüncelerini yansıttığı kişisel alanlardır. Kişilerin beğeni, paylaşım ve yorumları bunları öğrenmek isteyen kişiler için, sosyal ağlar, eşsiz birer maden durumundadır. Sherman Kent, yazdığı Stratejik İstihbarat kitabının üçüncü bölümünde, kitabi bilgilerin durağan ögeler olduğunu ve insan hayatına dair çok az şeyi verdiğini söylemektedir. İnsan hayatında hiçbir şeyin sabit olmadığını ve sürekli değişimlerin yaşandığını vurgulayan Kent, stratejik istek ve amaçların karşılanması için daima değişim ögesinin takip edilmesi gerektiğini ifade eder. Buradan hareketle, istihbaratın cari rapor unsurunun görevinin değişimi takip etmek olduğunu ileri sürer. Kent, istihbaratın biyografik yönüne de değinmektedir. Burada bahsedilen, bir ülke için önemli makamlara geçmeye aday kişilerin takibidir. Kent, bu konuyu şu şekilde açmaktadır: ‘… Bundan daha önemlisi, ileride çıkacak olan liderlerin kim olacağını keşfetmek için geçmişteki liderlerin incelenmesidir. 1960 yılında İngiltere’nin Başbakanının ve Fransız Komünist Partisi’nin liderinin kim olacağını, Sovyetler Birliği’nin 1955’deki liderinin kim olacağını, Yugoslavya Hava Kuvvetleri’nin kim tarafından yönetileceğini, dağılmış Filistin’in liderlerinin kim olacağını, Lever Kardeşler’in veya United Chemical’ın kim tarafından yönetileceğinin, Pavlov Enstitüsü’nün direktörünün ve Güney Amerika İşçi Konfederasyonu’nun başkanının kim olacağını nasıl bilebiliriz? Bir gün bu işleri yapacak olan kişiler şu an neredeler? Ne yapıyorlar? Onlar ne tür insanlar? Gelecek bu tür kişilerin rastgele seçileceği kadar özgür değildir. Gelecek, bu tür seçimleri oldukça kısıtlı bir aday listesinden yapacaktır. Bu adaylar, iş dünyasında, askeriyede, işçi hareketlerinde, politikada, sanatta, eğitimde veya yeraltı örgütlerinde yeni işe başlıyorlar. İşin temeli, devrimler hazırlanırken, katliamlar ve ölümler yaşanırken atılmış veye ölmüş olanların yerine geçeceklerin bilinmesi açısından, bu doğacak olan liderlerin yükselişlerini gözlemektir.’’[9]

İşte benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta, Kent’in ifade ettiği istihbarata yönelik biyografik cari raporlama işlemi ile sosyal ağlar arasındaki bağlantıdır. İstihbarat servislerinin eskiden binbir zahmetle tespit ettiği bilgiler, Facebook gibi sosyal ağlar sayesinde bizzat bireylerin kendileri tarafından sunuluyor. Henüz kamuoyunun radarına girmemiş başarılı bir yerel siyasetçinin potansiyel lider adayı olup olmayacağına ilişkin bilgilere, söz konusu kişinin kullandığı sosyal ağlar sayesinde erişilebiliyor. Bu basit örnek, CIA’in yıllar önce hedefe koyduğu potansiyel liderler konusunda sosyal medyanın yerini ifade ediyor. Belki ülkenin kaderine etki edecek konumda bulunmayan kişiler için bunlar hayati önem taşımaz. Fakat potansiyel olarak kritik konumlara gelme ihtimali bulunan kişilerin dosyaları, sosyal ağlar üzerinden rahatlıkla zenginleştirilebilir.

Sonuç

Sosyal medya olarak tanımlanan mecralar, kitle psikolojisine nüfuz etmekten kitleleri belli yönde kanalize etmeye ve potansiyel lider adaylarının tespit edilmesinden suçlu takibine kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Teknolojik aletler, artık her yerde ve bu teknolojik aletler sayesinde internet çok yakınımızda. WikiLeaks belgelerinde de akıllı telefon ve televizyonların dahi ortam dinlemesi için kullanılabileceği ortaya çıkarılmıştır.[10] Bu sürecin geriye döndürülemez olduğu söylenebilir. Bir diğer konu, bilgiye erişimin kolaylaşmasıyla bilgi patlamasının yaşanması ve fazla bilginin olduğu yerde onu gereksizlerden ayırma sorunu ortaya çıkar. Bilgi patlamasının ulaştığı noktada, işe yarayan bilgilerin işe yaramayanlardan ayrılması ve bunların analiz edilmesi gibi problemler doğmaktadır.[11] Bilgiye erişimin kolaylaşması bir gerçek olmakla beraber, son tahlilde bu bilginin analizi yine sosyal bilimlerden geçmektedir. Özetle, sosyal bilimler olmadan elde edilecek ham bilgi stratejik bir istihbarata dönüşmeyecektir.

Bu yazıda daha çok internet ve sosyal medya mecralarının istihbari amaçlarla kullanılması üzerinde durulmuştur. Devletlerin ve bankaların siber ağlarına yapılan çeşitli siber saldırılar ve bunlara karşı koyulması hususunda yapılması gerekenler ise, ayrı ve teknik uzmanlık gerektiren konulardır. Fakat bu olgu da doğrudan istihbaratın alanına girmektedir ve bu alanda yetişmiş bilişim uzmanlarına ihtiyaç duyulmaktadır.

 

Onur BİGAÇ

 

 

[1] https://tr.sputniknews.com/abd/201803201032715225-facebook-zaman-tuneli-en/, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

[2] https://cambridgeanalytica.org/, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

[3] http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43469094, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

[4] https://tr.sputniknews.com/abd/201803201032715225-facebook-zaman-tuneli-en/, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

[5] http://www.newsweek.com/edward-snowden-facebook-surveillance-company-851428, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

[6] Ümit Özdağ, İstihbarat Teorisi, 11. bs.,  Ankara, Nisan 2016, ss. 121-128.

[7] Özdağ, s. 109.

[8] Paul R. Viotti & Mark V. Kauppi, Uluslararası İlişkiler ve Dünya Siyaseti, 5.bs., (çev. Ayşe Özbay Erozan), Ankara, 2014, s. 2.

[9] Sherman Kent, Stratejik İstihbarat, (çev. B. Yasemin Özbek, Nazlım Şüküroğlu Arıca), 1. bs., Ankara, 2003, ss. 24-26.

[10] http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-39197514, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

[11] http://www.21yyte.org/assets/uploads/files/21yy_%C4%B0stihbarat_Eyl%C3%BCl2017.pdf, (Erişim Tarihi: 26.03.2018).

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.