AB İÇİN REÇETE: YURTTAŞ ODAKLI DIŞ POLİTİKA VE DİPLOMASİ 4.0

upa-admin 21 Haziran 2018 489 Okunma 0
AB İÇİN REÇETE: YURTTAŞ ODAKLI DIŞ POLİTİKA VE DİPLOMASİ 4.0

2005’ten bugüne adım adım Avrupa Birliği’ne uyum politikaları terk edildi. Türkiye’nin deneyimli Dış İşleri kadrosu etkisizleştirilirken, FETÖ ve benzerleri Avrupalıların karşısına muhatap olarak çıkarıldı. Bugün gelinen noktada, Türkiye demokrasisi ayaklar altında, uluslararası itibarımız son derece kötü durumda ve Türkiye’nin dış politikadaki iletişim ağı çöktü.

Neden çıkmaza girildi?

Zaten uzun ve “ince” bir yol olarak bilinen AB hedefine giden yolda, Türkiye’deki yorgun iktidar otoriterleşme sapağına saptı ve yoldan çıktı. Elbette AB ülkelerinde Türkiye karşıtı politikacılar daha önce olduğu gibi bugün de var. Bunlar, Türkiye dışında başka ülkelere de doğrudan karşıdırlar. İçe kapanmacı, dar bir Avrupa anlayışının sahipleri onlar. Bu gruplar, Türkiye’nin demokrasisi ve Avrupa ile iletişimi güçlendikçe geri çekilecek, sinecektir.

Türkiye’yi yönetenlerin AB ile ilgili iki yüzlülüklerini açığa çıkaran en iyi boyut; AB tarafından engellenmemesine rağmen iktidar tarafından açılmayan 3 başlıktır. Birincisi, Kamu İhale Kanunu’nu ilgilendiren Kamu Alımları başlığı. İkincisi, Devlet Yardımları Kanunu’nu içeren Rekabet Politikası başlığı. Üçüncüsü, sendikal haklar, iş kanunu gibi bir çok konuyu kapsayan Sosyal Politika ve İstihdam başlığı. Dikkatli okurlar için ilk iki başlığın siyasetin finansmanı ve dolayısıyla demokrasinin işlerliği, kalitesi bakımından önemi açıktır. Hızla reform gündemine dönüp ardından diplomasi atağı başlatma zamandır.

Türkiye’de Yurttaş AB’yi İstiyor mu?

IKV tarafından bu yıl Ocak ayında açıklanan kapsamlı araştırmaya göre AB üyelik hedefine olan desteğin % 78,9 düzeyinde olduğunu görüyoruz. Gerçekleşeceğine olan güven sorulunca ise bu rakam hızla düşüyor. Bu, bize milletin mevcut iktidarın bu işi becerebileceğine güveni olmadığını gösteriyor.

Neden AB Üyesi Olmalıyız?

500 milyona yakın vatandaşı ve 18 trilyon doları bulan gayrisafi milli hâsılası ile, Avrupa Birliği, dünyanın en büyük ekonomisi konumunda. Tüm eksik, gediklerine rağmen hala çağdaş medeniyeti temsil eden en yüksek ortak standartları benimsemiş, tek pazar ve ardından para birliğini de gerçekleştirmiş, ortak bir dış politika ve güvenlik siyaseti geliştiren bir çekim merkezi niteliğinde AB, bu nesnel bir gerçeklik.

Türkiye’nin bu birliğin dışında kalması, AB’nin geleceği, politikaları ve eylemleri üzerinde söz hakkı olmaması ancak bu karar ve eylemlerin etkisinde kalacağı anlamına gelmektedir. Üye olmamak ulusal çıkarların tehlikeye girmesi demek.

Türkiye AB ile Nasıl Müzakere Etmeli?

AB Başmüzakerecimiz ve AB Bakanımız iç ve dış siyasette sertlikten, partizanlıktan uzak, her siyasi parti, sivil toplum kuruluşu vb. kurumlar ile temas edebilen bir profilde olmalı. AB alanında tanınan, özellikle Brüksel ve AB başkentlerini iyi bilen ve oralarda bilinen, alanına hakim, Türkiye’de tüm partilerle konuşabilecek biri olmalıdır.

Türkiye, 2005-2018 arası 35 müzakere başlığının yarısını bile açamadı. Bir önceki Başmüzakerecimizin yolsuzluk iddiaları ile siyaset dışında kaldığını ve AB Bakanlığı’nın ataletini de ekleyecek olursak, ortada büyük bir başarısızlık ve itibarsızlık var.

Hırvatistan Modeli: Hırvatistan ne yaptı Türkiye ne yapamadı?

Nasıl bir Bakan’ın göreve geldiğinin önemli olduğu kadar, nasıl bir model kurulduğu da önemli. Defalarca yazdığım, gündeme taşıdığım bir konudur. Çabalarımızla CHP olarak önerdiğimiz ve AKP tarafından reddedilen AB müzakere modelini hayata geçirmeliyiz.

Hırvatistan, Mart 2005’te yaptığı anayasa değişikliği ile AB için “Ulusal Komite” kurdu. Siyasetçi, bürokrat, sivil toplum temsilcisi, akademisyen vb. hayatın her alanında insan bu komiteye katıldı. Hırvatistan AB Başmüzakerecisi de bu komiteye dahil edildi. AB süreci ile ilgili tüm bilgi ve belgeler bu komiteden geçirildi. Bu yolla, Hırvatistan, AB sürecini partilerüstü bir süreç haline getirdi. Hırvatistan Avrupa Birliği’ne 28. üye olarak katılırken, Türkiye otoriter ve keyfi bir yönetim idaresinde acı çekmeye devam ediyor.

Diplomasi 4.0 ve Yurttaş Odaklı Dış Politika

Türkiye, AB sürecinde geri kalmıştır, zamanı dardır. Yapılması gereken sürece şeffaf, katılımcı ve yenilikçi dokunuşlar yapmaktır.

AB İşi Akıllı Telefonlara İnecek

Vatandaş cep telefonuna indireceği bir uygulama ile gerçek zamanlı olarak Ulusal Komite’nin çalışmalarını ve yasama sürecindeki reformları takip edebilecek, soru sorabilecek ve katkı sağlayabilecek. Böylece; AB’ye üyelik konusu teknik, halktan kopuk bir mesele olmaktan çıkarılıp halkla buluşturulacak. Toplumsal katılım ve yüksek teknolojiyle buluşan Diplomasi 4.0, cep telefonlarımız, binalarımız ve kentlerimiz gibi akıllı bir dış politikaya hayat verecek.

AB hedefi bir toplumsal seferberlik meselesi olacak, yurttaş forumları kurulacak. Oluşturulacak yurttaş forumlarında hem çeşitli AB konuları uzmanlar ve siyasilerle tartışılacak, hem de bunlar oluşturulacak bir portal sayesinde anında canlı yayımlanacak. Buralardan Anadolu çapında elde edilen yurttaş geribildirimini de AB müzakere sürecinde uzman, diplomat ve siyasilerimiz kullanacaklar. Artık vatandaş dış politikanın sadece etkileneni değil, etkileyicisi de günümüzde. Uluslararası alanda öncü bireyler ve sivil kuruluşlar da bu seferberliğe katılacak. Sivil diplomasinin gücü ülkemize güç verecek.

Mobil Diplomatlar Çağı

Artık günümüzde diplomasi sekreterler, makam araçları, resmi bir tonun ardına duran bir alan değil çağdaş dünyada. Diplomasi değişiyor, diplomatlar değişiyor. Bazı ülkeler “mobil diplomat” denilen uygulamaya bile başladı. Yerıne göre atanan bu diplomatlar ellerinde çantaları, dizüstü bilgisayarları, akıllı telefonlarıyla dünyayı dolaşıyor, ülkelerinin çıkarlarını koruyorlar. Büyük veri analizi ve yapay zeka teknolojileri diplomasinin emrinde.  Türkiye’nin de bu dinamizme kavuşması şart.

Türkiye’yi hem Batı’nın saygın bir ülkesi haline getirecekler, hem de en önemlisi  ülkemiz artık bir mutlu insanlar yurduna dönüşecek. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimleri önemli bu dönemeçte, AB sürecine öteden beri her tür desteği veren CHP ve adayı Muharrem İnce kampanyasında da bunun sözünü veriyor. Türkiye incelikle yönetilmeyi ve AB’ni saygın bir üyesi olmayı hak ediyor, daha azını değil.

Hepimizin Cumhurbaşkanı Sayın Muharrem İnce’nin dediği gibi; “Yönümüz Avrupa Birliği, yöntemimiz AB”…

Kader SEVİNÇ

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.