DEĞİŞEN DÜNYADA NATO’NUN DEĞİŞİMİ: GÜÇLÜ, ÇEVİK VE YENİLİKÇİ İTTİFAK

upa-admin 10 Temmuz 2018 924 Okunma 0
DEĞİŞEN DÜNYADA NATO’NUN DEĞİŞİMİ:  GÜÇLÜ, ÇEVİK VE YENİLİKÇİ İTTİFAK

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) öncülüğünde Avrupa’da kurulan bölgesel savunma ittifakı Kuzey Atlantik Savunma Paktı (NATO), 4 Nisan 1949’da kuruldu. NATO, ilk başlarda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) tehdidi altında olan Batı Avrupa ülkelerini korumak amacını benimsemiştir. Aynı şekilde, bir diğer amacı da komünist rejimin yayılmasını engellemektir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Doğu Avrupa’da (Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya, Polonya) teker teker Sovyet yanlısı rejimlerin kurulması, SSCB’nin Batı Avrupa’ya doğru yayılma amacının tezahürü idi. Kıta Avrupa’sı savaş sonunda harabeye dönmüş ve durum ancak ABD’nin (Marshall Planı ve Truman Doktrini) yardımlarıyla düzeltilmiştir. Bu dönemde ABD’nin Avrupa’daki ülkelere 13 milyar dolar yardımda bulunduğunu belirtebiliriz. Bu tablo şunu gösteriyor; Batı Avrupa’nın kendi imkânlarıyla SSCB’ye karşı koyabilmesi mümkün değildi. Bu ve benzeri birçok neden göz önüne alındığında, NATO üç işlevi aynı anda yerine getirmek üzere oluşturulmuştur. NATO örgütünün kurulma süreciyle birlikte ABD’nin Kıta Avrupa’sındaki askeri varlığı garantiye alınmış, Almanya üzerinde sıkı bir denetim mekanizması kurulmuş ve Sovyetlerin yayılmacı politikasına karşı Batı Avrupa’nın güvenliği sağlanmıştır. NATO’nun kuruluşu, Batılı liderlerin Sovyetler Birliği’nin uluslararası istikrar ve güvenliği tehdit ettiğine olan inançlarından kaynaklanmaktaydı. NATO, resmen açıklanmasa da, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz General ve diplomat Lord Ismay’in (Hastings Ismay) deyişiyle; “Rusları dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş halde ve ABD’yi içeride” tutmak için kurulmuştur.

20. yüzyılda Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile birlikte NATO’nun uluslararası sistemdeki işlev ve rolü değişmiştir. Yukarıda değindiğim gibi, NATO’nun varoluşsal sebebi SSCB’nin yayılmacı politikası ve rejim ihracı yapmak istemesinden kaynaklıydı. Dolayısıyla, SSCB’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın (1955) lağvedilmesiyle birlikte, NATO, tehdit algılamasını değiştirmiştir. NATO’nun tehdit algılama envanterinde; Çevre Sorunları,  İnsan Hakları İhlalleri,  Kitlesel Göçler,  Bölgesel ve Etnik Çatışmalar, Köktendincilik, Uluslararası Terörizm, Ekonomik Sorunlar, Uyuşturucu ve Silah Kaçakçılığı, Kitle İmha Silahlarının Kontrolsüz Yayılımı, Doğal Kaynak Çatışmaları, Tehdidin Asimetrikleşmesi ve Uluslararası Hukuka Aykırı Hareket Eden Ülkeler gibi birçok tehdit unsurları bulunmaktadır. Şu bir gerçektir ki, Soğuk Savaş’ın sona ermesi dünyamızdaki çatışmalara son vermemiştir. Aksine, iki kutuplu dünya düzeninde dondurulmuş sorunlar çok kutuplu dünya düzeninde yeniden alevlenmiştir. Orta Doğu (Irak, Suriye, Yemen, Filistin), Kafkasya (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan), Balkanlar (Kosova, Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Karadağ) ve dünyanın farklı yerlerinde bölgesel çatışmalar patlak vermiş ve vermeye yakındır. İşte bu ve bunun benzeri birçok küresel ve bölgesel risk faktörleri NATO’nun tehdit algılamalarının odağında olmuştur. NATO, Soğuk Savaş sonrasında yaşadığı dönüşüm sürecinde stratejik konseptini üç kez değiştirmiştir. Bu değişim süreci 1991 Roma Zirvesi, 1999 Washington Zirvesi ve 2010 Lizbon Zirvesi’nde olmuştur.

Önümüzdeki günlerde (11-12 Temmuz 2018) Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleşecek NATO Zirvesi, ittifak ülkeleri ve ülkemiz için önem teşkil etmektedir. Türkiye’nin, NATO’nun 2014 Zirvesi’nde kurulmasına karar verilen “Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti”nin (VJTF) komutasını 2021’de üstlenmesi gerekiyor. Bu kuvvet, 2002’de oluşturulan ve Türkiye’nin de içinde yer aldığı NATO Acil Müdahale Birliği’nin (NRF) “Mızrak Ucu”, yani “Öncü Kuvveti” olarak düşünülmüştür. Toplam bir tugay seviyesinde beş tabur halinde, kara, deniz ve özel kuvvetler desteğinde oluşturulan birliğin herhangi bir kriz çıktığında en geç bir hafta içinde müdahalede bulunacak hazırlıkta tutulması gerekiyor. Birliğe, Türkiye’nin yanı sıra, Almanya-Hollanda ortaklığı, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya ve Polonya asker tahsis etmiş bulunuyor. VJTF Öncü Birliği’nin kuruluş gerekçesi, NATO belgelerinde “İttifakın doğu ve güney sınırlarında değişen güvenlik koşullarına daha iyi karşılık verebilmek” olarak açıklanıyor. NATO’nun en güneydoğusundaki Türkiye, kriz bölgelerine en yakın durumda ve Ukrayna, Rusya, İran, Irak ve Suriye ile komşu durumda bir cephe ülkesi konumunda. Zaten bu karar, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’ya müdahalesi, Kırım’ı ilhakı ve Baltık ülkelerinin Rusya’dan artan rahatsızlığı sonrası alınmıştı.

NATO Zirvesi’nde Türkiye’yi çok ilgilendiren bir başka konu da, belki de alınacak en önemli karar olması beklenen (NRI) NATO Hazırlık Girişimi’dir. Türkiye dâhil bütün üye ülkelerce kabul edilmesi halinde, kriz çıkması durumunda 30 gün içinde askeri müdahalede kullanılabilecek şekilde (toplam 30 bin askerlik) 30 muharip tabur, 30 savaş gemisi ve 30 savaş uçağı filosunun bir komuta altında toplanması öngörülüyor. Bu amaçla üye ülkelerden 2020 Zirvesi’ne kadar hangi birlikleri bu girişime tahsis edebileceklerini bildirmeleri istenecek. Türkiye dahil üç ülkeden (İspanya ve Polonya) böyle bir oluşuma irtibat karargâhı tahsisini önermeleri bekleniyor. Türkiye zaten NATO’nun üç taktik karargâhından Müşterek Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na İzmir’de ev sahipliği yapıyor; diğerleri Almanya Ramstein’daki Müşterek Hava Kuvvetleri ve İngiltere Northwood’daki Müşterek Deniz Kuvvetleri Komutanlıkları. Keza Adana’daki İncirlik Hava Üssü ve Malatya-Kürecik’teki füze kalkanı erken uyarı radar sistemi de NATO’nun Türkiye’deki stratejik imkânları arasında.

Sonuç olarak, hatırlatmalıyız ki, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen Soğuk Savaş süreci iki kutuplu bir dünya düzeni oluşturmuştur. Bu dünya düzeninin bir tarafı NATO, diğer tarafı Varşova Paktı olarak tezahür etmiştir. NATO’nun Soğuk Savaş yıllarında kalan konvansiyonel taktikleri Varşova Paktı’nın dağılmasıyla rakipsiz kalmıştır. Bu da, NATO’nun kendi zamanının koşullarına adapte olma konusunda farklı stratejiler geliştirmesini zorunlu kılmıştır. 21. yüzyılda NATO’nun konsepti caydırıcı savunma, uluslararası terörizm, nükleer-biyolojik-kimyasal silahlar, insan kaçakçılığı ve göç-mülteci akınlarıdır. Aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) ile olan işbirliğinin güçlendirilmesi ve ittifakın modernleştirilmesidir. NATO, Merkezi ve Doğu Avrupa’daki demokrasinin sağlamlaştırılması, Balkanlarda insan haklarının korunması ve siyasi gelişim sağlamada belirgin bir işlev ve rol üstlenmiştir. 11 Eylül saldırısı sonrasında özellikle Afganistan, Libya, Irak ve Akdeniz havzasında (Magrep coğrafyası), ayrıca Aden Körfezi ve Somali Boynuzu açıklarında “out of area” yani “alan dışı” görevler icra etmiş ve etmeye devam etmektedir. Ezcümle, NATO’nun temel amacı neredeyse bir milyar vatandaşını korumak, barış ve özgürlüğü garanti altına almaktır. Son cümlelerimde şunu da belirtmek isterim; 2018 Rusya Dünya Kupası’nın yarı-final eşleşmelerinin Brüksel’deki zirveye denk gelmesi tevafuk. Çünkü yarı finaldeki Fransa, Belçika, İngiltere ve Hırvatistan’ın hem AB, hem de NATO üyesi olmaları Brüksel Zirvesi’ne renk katacaktır.

 

Güney Ferhat BATI

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.