KÜRESELLEŞME OLGUSUNUN PROBLEMİ: GIDA KRİZİ VE AÇLIK SORUNU

upa-admin 22 Temmuz 2018 807 Okunma 0
KÜRESELLEŞME OLGUSUNUN PROBLEMİ: GIDA KRİZİ VE AÇLIK SORUNU

Günümüz dünyasında küreselleşme olgusu ile birlikte yaşamımızda birçok olumlu gelişme yaşandı ve yaşanmaya devam edecektir. Küreselleşme olgusu, getirdiği olumlu gelişme ve kolaylıklar kadar, birçok olumsuz problemlere de sirayet etmektedir. İnsanlık ve insanoğlu açısından küreselleşmenin getirdiği problemlerin biri de “küresel gıda krizi ve açlık”tır; bu da günden güne artış göstermektedir. Muhakkak ki dünyamızda ciddi sayıda birçok problem mevcut olmakla birlikte, küresel boyutlarıyla dünyayı hızla tehdit eden gıda krizi ve açlık sorununu ele almak da zaruridir. 20. yüzyıldan günümüz 21. yüzyıla dünya nüfusu hızla artış göstermektedir ve böylelikle dünya nüfusu iki katına ulaşmıştır. Küreselleşme ile birlikte dünyamızdaki ekonomik faaliyetler zayıf ve kırılgan bir ekosistemde gerçekleştirilmektedir. Üretim ekonomisindeki faaliyetlerin doğal çevre üzerinde oluşturduğu etki, son zamanlarda tahrip edici bir boyuta ulaşmıştır. Bu tüketimin artışına, var olan doğal kaynakların (gıda, su vb.) hunharca israf edilmesine yol açmaktadır. Tezahürü ise; gıda krizi ve açlık sorunu, ayrıca arz ile talep dengesinde talebin karşılanamaması tehlikesidir.

Dünyamızda on milyonun üzerinde insan ne yazık ki gıda yetersizliği nedeniyle başka ülkelere göç etmektedir. Bu problemin başat nedeni her ne kadar gıda krizi ve açlık sorunu olarak gözüküyor olsa bile, küresel ısınma ve bunun yol açtığı iklim değişikliği, artan enerji ücretleri, hızlı nüfus artışı, anakent (büyük) şehirlerin artması ve gıda fiyatlarının spekülasyonu gibi birçok faktör de vurgulanabilir. Gerçekçi bir perspektifle bakıldığında, dünya nüfusunu besleyebilecek gıda üretimi aslında yeterli ve mevcuttur. Yoksul nüfusun gıdaya ulaşma imkânlarının sınırlı olması da problemin yapıtaşlarındandır. Yani diğer bir ifadeyle, gıda üretiminin insanlar arasındaki eşitsiz dağılımından kaynaklıdır. Bu da, ekonomik olarak sosyal problemlerin artmasına, gıda yetersizliği nedeniyle kitlesel iç ve dış göçlerin daha da artmasına, aynı zamanda ileriki zaman zarfında ülkeler arasında dünyada yaşanacak “gıda savaşları” tehditleridir. Bu vaziyet, insanoğlu ırkının kendi kendini yemesine evrilir ve korkulanın başımıza gelmesi olur. Böylesine üzücü felaketlerin ne dünyamız ne insanoğlunun yaşamaması dilek ve temennimizdir.

Dünyamızda bir yandan yaşanan iklim değişikliği yağış çeşitlerini (yağmur, kar vb.) düzensiz hale getirirken, aynı şekilde kuraklığın artmasına, diğer yandan da hızla büyüyen dünya nüfusunun gıda ihtiyacının artmasına yol açıyor. Özellikle Afrika bölgesinde halk elinde daha fazla hayvan bulundurmak istiyor, otlaklar yok oluyor, çiftçiler tarlalarını nadasa bırakamıyor ve ateş yakabilmek için ağaçlar kesiliyor. Kıta Avrupa’sı başta olmak üzere binlerce insan mülteci durumunda göçe sürükleniyor ve ülkeler arasında da çatışmalar hızlanıyor. Bu da 21. yüzyılda dünyada bir milyar insanın açlıkla mücadele etmesi demek. Sadece Batı Afrika’da 20 milyon insan her gün yaşam mücadelesi veriyor. Keza dünya genelindeki yoksulların yarısı, dünyanın en büyük yirmi ekonomisine sahip G20 ülkelerinde yaşıyor. Tüm dünyada 200 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle fiziksel gelişme sorunu yaşıyor ve yılda 3 milyon çocuk, açlık nedeniyle yaşama veda ediyor. Aslında bu tablo biz insanoğlunun ayıbı olmakla birlikte, gıda müsrifliğine de çare üretememenin aczi yetidir! Son yıllarda artan kuraklık ve gıda krizinin ortaya çıkardığı bir gerçek de ileride çıkabilecek bir kıtlık veya gıda ürünleri fiyatlarındaki artışlara karşı korunmak amacıyla uluslararası dev şirketler (çok uluslu) ve ülkeler tarafından kalkınmakta olan ülkelerde yapılan toprak satın alımlarıdır. Son yıllarda ülkemizde de (Türkiye Cumhuriyeti) alımlar oluyor; özellikle İsrail Anadolu’da toprak alım politikası yapıyor, buna da dikkat etmemiz gerekir.

Uluslararası Gıda Güvenliği Bilgi Ağı (FSIN), tarafından hazırlanan 2018 Gıda Krizleri Küresel Raporu’nda, 2017 yılında dünyanın 51 ülkesi ve bölgesinde gıda güvencesizliğinden ve daha kötü koşullardan muzdarip, ayrıca yaklaşık 124 milyon insanın acil insani yardıma ihtiyacı olduğu belirtilmektedir. 2016 yılında hazırlanan raporda 48 ülkede 108 milyon insanın acil yardıma muhtaç olduğu vurgulanmaktadır. Raporlar incelendiğinde, 45 ülke her iki raporda yer alırken, 2016 verilerine göre yüzde 11 artışla 11 milyon daha fazla insanın acil yardıma ihtiyacı olduğu belirlenmiştir. Özellikle Nijerya’nın Kuzeydoğu bölgeleri, Güney Sudan, Somali, Yemen, Myanmar gibi bölgelerde uzun süren, yoğun çatışma ve güvensizlik ortamı krizi tırmandırmakla birlikte, Doğu ve Güney Afrika gibi bazı bölgelerde ise kalıcı kuraklık ve ardışık yetersiz hasatlar krizi derinleştirmiştir. 2017 yılında 74 milyon insanın acil yardıma ihtiyaç duyduğu 18 ülkede, çatışmalar ve güvensizlik ortamı akut gıda güvencesizliğinin başlıca faktörleri olmuştur. Akut gıda güvencesizliği içinde olan 37 milyon insan Kuzey Nijerya başta olmak üzere, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Somali ve Güney Sudan’ın da aralarında bulunduğu 11 Afrika ülkesinde yer alırken, Orta Doğu’nun dört ülkesinde gıda güvencesizliği ve çatışma ortamında yaşayan çok sayıda insani kriz ve üzeri gıda güvencesizliği koşullarında bulunmaktadır. Yemen’de 17 milyon; Suriye, Irak ve Filistin’de 10 milyon gıda güvencesinden yoksun insan acil yardıma ihtiyaç duymaktadır. Asya’da ise Afganistan ve Myanmar’da çatışma, güvensizlik ortamı ve iklime bağlı afetler çok sayıda insanı gıda güvencesizliğine sürüklemiştir. Aşırı derecede yetersiz beslenmeye maruz kalmış 124 milyon kişiden yaklaşık 32 milyonu Yemen, Güney Sudan, Somali, Nijerya’da bulunmaktadır.

Dünyamızdaki kuraklık başat olmak üzere ve aşırı iklim olayları 39 milyon insanın yaşadığı 23 ülkede gıda krizlerinin başlıca tetikleyicisi olmuşlardır. İklim şoklarına bağlı kriz koşulları ve daha kötüsüne tabi şartlarda yaşayan 32 milyon insanın üçte ikisi Afrika ülkelerinde bulunmakta iken gıda güvencesinden yoksun 3 milyon insan Latin Amerika ve Karayipler’de, 3 milyon insan da Güney Asya’da yaşamaktadır. Çatışmalar ve iklim şokları genellikle eşzamanlı olmuş ve pek çok insanı yurt içi veya yurt dışında yer değiştirmeye zorlamıştır. Suriye, Yemen, Irak, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya, Somali, Güney Sudan, Uganda, Etiyopya, Myanmar/Bangladeş göçlerden en fazla etkilenen ülkelerdir. 2018 yılına ilişkin değerlendirmeler çatışmaların özellikle Afrika’da (Somali, Güney Sudan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Nijerya), Asya’da (Afganistan) ve Orta Doğu’da (Yemen ve Suriye) gıda güvencesizliğinin temel nedeni olmaya devam edeceğini göstermektedir. Raporda Yemen’in ekonomik kriz, gıdaya erişim kısıtlamaları ve salgın hastalıklar yüzünden 2018 yılında gıda krizinden en fazla etkilenen ülke olacağı belirtilmektedir.

Sonuç olarak, küreselleşme olgusu ile birlikte dünyamız hızla bir gıda krizi ve açlık sorununa sürüklenmektedir. Her ne kadar Dünya Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) gibi uluslararası kuruluşlar olmasına rağmen, neticede gıda krizi ve açlık meselesinde etkili olan politikaları belirleyen ulus-devletlerdir. Aslında bunu sadece ulus-devletlere ve uluslararası kuruluşlara indirgemekle işin içinden çıkamayız. Bugün başta Afrika kıtası olmak üzere ve diğer kıtalarda ki insanlar gıda krizi ve açlık sorunu ile karşı karşıya ise bu tüm insanlığın sorunu olmalıdır. Şunu yıllardır gözlemliyorum; İstanbul, Ankara, İzmir ve benzeri diğer büyük şehirlerimizde çöp bidonlarının kenarında poşette bayat bir sürü ekmek mevcuttur. Velev ki dökülen yemekler konusuna girmek bile istemiyorum. Şahsım da olmak üzere hepimizin kendimizi gıda müsrifliği konusunda eleştiri süzgecinden geçirmemiz elzemdir. Çok sevdiğim bir hikâye ile sözlerimi tamamlamak isterim. “Adamın biri sabaha karşı okyanus sahilinde, güneşin doğuşunun keyfini çıkarmak için sahile inmiş. Uzakta sahilde birini görür. Biraz yaklaştığında sahile vuran ‘deniz yıldızlarını’ okyanusa atan bir çocuğun olduğunu fark eder. Çocuğa yaklaşarak sorar: Deniz yıldızlarını neden okyanusa atıyorsun? Çocuk cevaben der ki: Güneş yükseldi mi, sular çekiliyor. Onları suya atmazsam ‘susuzluktan’ ölecekler”. Bizlerin de yapacağı gıda ve su tasarrufu, dünyamızdaki gıda krizi ve açlık sorununa küçük olsa bile çözüm sağlar.

 

Güney Ferhat BATI

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.