DOLAR KURUNDAKİ ARTIŞIN NEDENLERİ

upa-admin 08 Ağustos 2018 1.307 Okunma 0
DOLAR KURUNDAKİ ARTIŞIN NEDENLERİ

Ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkiler (diplomasi), ülkelerin küreselleşme evrelerinde yol olması ile birlikte her geçen gün daha büyük bir etkileşim içerisine girmektedir. Hâl böyle olunca, çoğunlukla hem bir neden, hem de bir sonuç olabilen ekonomik göstergeler, bu ilişkiler yumağının içinde şekillenmekte ve etkinin nereden geldiği, sonucunda hangi tepkinin ortaya çıktığı anlaşılması daha da güç bir konu olmaktadır.

Türkiye ekonomisi, son günlerde bu kesişim kümesi içinde yoğrulan bir sürecin dışa vurumu olarak değerlendirilebilecek olan dolar kurunun artışına odaklanmış durumdadır. Özellikle ABD ve Türkiye arasındaki diplomatik adımların etkisi altında iç piyasada karşı karşıya kaldığımız dolar kuru sıçrayışları, gelinen noktada kurun psikolojik bir eşik değer olarak da kabul edilen 5 TL üzerine çıkması ile sonuçlandı.

Kurun geldiği bu seviye, kuşkusuz bir takım gelişmelerin etkisi ile tetiklenmekte olsa da, bunun en temel sebebinin Türkiye ekonomisindeki beklentilerde kötüleşmeye, yani bir tür kendi kendini besleyen kötüleşme sürecine bağlı olduğu kabul edilmelidir. Merkez Bankası’nın bu süreçte koşulları iyileştirmeye veya kurdaki artış eğilimini gevşetmeye yönelik seçenekleri mevcut olmakla birlikte, yine bu karmaşık mekanizmanın bir sonucu olarak, ekonomik birimlerin risk algısındaki artışın fazlasıyla yükselmesi, gerçekleştirilebilecek müdahalelerin etki potansiyelini azaltmaktadır. Bu durum, politika yapıcıları, bu ekonomik olgularla ilgili ekonomik çözümler üretme arayışı yerine, yine algının önemli bir belirleyicisi haline gelen diplomatik çözümler aramaya itmektedir.

Türkiye ekonomisi son yıllarda önemli güçlüklerle karşı karşıya kalmış olmasının yanında, elde etmiş olduğu çok önemli fırsatları da değerlendirebilmiş değildir. Küresel yapının parasal bir bolluk içerisinde olduğu, yani denizin süt liman olduğu koşullarda, gemideki deliklerin tıkanmasına kafa yormak yerine, gemiyi daha hızlı hareket ettirmeye odaklanılması, bu rahat koşullar sona erip çalkantılı ve fırtınalı bir denize ulaştığımızda, geminin neden su aldığını ve suyun gemiden atılamadığını sorgulamamıza sebep oluyor. Ekonomi bilimi açısından bu hikâyedeki eksik kısım, yıllardır pek çok ağızdan söylenen, yapısal reformlara karşılık gelmektedir. Bilindiği üzere, yapısal reform, bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılmasıdır. Bizim siyasal, sosyal ve ekonomik boyutlarda yapmamız gereken düzenlemeler ve dönüşümler yapılamadıkça, daha fazla üreterek gelir düzeyimizi artırmamız, ekonomimizi daha güçlü kılmamız ve dış ekonomik ilişkilerin etkilerini kolaylıkla iliklerimizde hissetmememizi sağlayacak bir yapıya kavuşabilmemiz mümkün değildir. Bu da, kolaylıkla dolar kurunda bugün eriştiğimiz ve ekonomideki pek çok girdi için fiyat belirleyicisi olduğundan hepimizi ilgilendiren 5,29 TL’lik kur seviyesinin oluşmasına yol açmaktadır.

Son söz olarak, hatırlatılması gereken şey, bu yazıda başvurulan denizdeki gemi örneğinin, içinde bulunulan koşullar bağlamında Türkiye’deki ekonomik gelişmelere çok uygun bir örnek olduğudur. Zira bu gemideki birimler olan bizler, birer ekonomik birim olarak aldığımız kararlarla bugünün ve geleceğin sonuçlarının oluşmasında rol oynamaktayız. Dolayısıyla “biz üretmeyelim, başkaları üretsin, tüketip refahından biz yararlanalım” ya da “aman hocam, ben öyle kafa yoracak işler yapamam” türünden düşüncelerin nasıl bir sonuç ortaya çıkartacağı yıllardır La Fontaine’in ünlü hikâyesi “Ağustos Böceği ile Karınca” ile başarılı biçimde anlatıla gelmektedir.

Doç. Dr. Oytun MEÇİK

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.