ABD’NİN İRAN’A KARŞI SERT TUTUMUNUN ARKA PLANI

upa-admin 27 Eylül 2018 454 Okunma 0
ABD’NİN İRAN’A KARŞI SERT TUTUMUNUN ARKA PLANI

Birleşmiş Milletler’in 73. Genel Kurul toplantısı Pazartesi günü itibariyle başladı. İlk günün konuşmacıları arasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yanı sıra ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de yer aldılar ve konuşmalarıyla dünya gündemini belirlediler.

Fransa, ABD ve İran Cumhurbaşkanlarının konuşmaları P5+1 İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) ABD’nin tek taraflı olarak ayrılması konusunda yapılırken, bu konuşmalar arasında en sert retoriği içeren metin Trump’ın konuşmasıydı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, ABD’nin anlaşmaya karşı yaklaşımını sert şekilde eleştirirken, “artık dünya düzeni ve barışın sağlanması orman yasaları ile mümkün olamaz!” cümlesiyle Donald Trump’ın tutumunu kınamış oldu. Fakat Donald Trump kürsüye çıktığında, sözlerine kendini ve politikalarını överek başladı ve bu da gerek Almanya, gerekse de birçok ülke delegasyonu tarafından alaya neden oldu. Bundan önce İran ile çelişkili diplomasi bağlamında ABD Başkanlarının hiçbirisi Donald Trump gibi sert ve tehdit içerikli bir tutum sergilememişlerdi. Trump, İran’ı Ortadoğu politikası nedeniyle suçlayarak ve Tahran’ın bölge düzenine ve özellikle ABD’nin yandaş ülkelerine zarar verdiğine vurgu yaparak, 5 Kasım 2018 tarihinden itibaren petrol ambargolarının uygulanacağını ve herhangi bir ülkenin ABD yaptırımlarına uymadığı durumunda ağır cezalara maruz kalacağını açıkladı. Bu arada OPEC üyelerinin petrol fiyatlarını düşürmemesini de eleştirerek, kendi diliyle Suudi Arabistan ve diğer OPEC üyelerinin onun isteğine boyun eğmediğini itiraf etmiş oldu.

Mevcut duruma bakılınca, İran’a karşı yapılacak petrol ambargosu sonucunda dünya çapında büyük krizlerin oluşabileceği tahmin edilmektedir. Çünkü İran, günlük 2 milyon varil petrol üretimi ve ihracıyla birçok ülkenin enerji ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Doğal olarak, bu miktarın piyasaya sunulmaması durumunda, petrol fiyatları dünya piyasasında 100 doların üzerinde seyredecektir. Bu, sadece diğer ülkeler değil, ABD içindeki tüketim piyasasını bile olumsuz etkileyecektir. Trump’ın konuşmasında yeni bir konu ve içerik olmadığı gibi, BM Genel Kurulu kürsüsünü İran’a karşı tehdit aracı olarak kullanması da pek uygun görülmedi. Nitekim ertesi gün yapı (Salı 26 Eylül) Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunda, AB ülkeleri liderlerinin yanı sıra Bolivya, Peru, Kuveyt, Rusya, Çin ve başka liderler bile oturum başkanlığını yürüten Donald Trump’ın İran’la ilgili politikalarını eleştirdiler.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise, çok kapsamlı, içerikli ve tam bir diplomatik manifesto niteliği taşıyan bir konuşma yaptı. “Diplomat Şeyh” lakaplı Ruhani, bir kez daha dış politikada ne kadar bilgili ve politik literatüre hâkim olduğunu ispat etmiş oldu. “Diplomatik müzakere politik sorunları doğruluk çerçevesinde sürdürmek ile yapılır. Müzakere sadece ikili fotoğraf çekmekle değil, taahhütlere bağlı ve sadık kalmakla olur. İşte ben buradan ve BM kürsüsünden müzakereye başlıyorum!” cümlesiyle sözlerine devam eden Hasan Ruhani, Donald Trump’ı eli boş bırakmış oldu. Ruhani’nin konuşması diplomasiye uygundu; zira yeni görüşmelere kapıları kapatmadığı gibi, müzakere masasına dönmeyi vurguluyor, ancak aynı zamanda ABD-İran arasında diyaloğun sürdürülmesini BMGK’nin 2231 nolu kararına saygı duyulması ön şartıyla ileri sürüyordu.

Ancak tam manada nasyonalizm ve ırkçılık mahiyeti taşıyan Donald Trump’ın konuşması, İran ve P5+1 arasında gerçekleşmiş olan anlaşmayı da tehditlerle birlikte hiçe saydı. Ardından, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, “Nükleer İran’a Karşı” toplantısından “We will come after you!” cümlesiyle çıkarak, ABD’nin dış politikada ne kadar çaresiz halde olduğunu göstermiş oldu. Tabii ki bu tepkinin nedeni Avrupalı ​​müttefikleri ile ABD arasındaki tezadın giderek artmasından kaynaklanıyor. Çünkü Avrupalıların İran’ın nükleer anlaşmaya olan bağlılıklarını teyit etmesinden sonra, Avrupalı ​​şirketlerin baskısıyla, bazı Avrupalı devlet adamları İran’la ticarete devam etmek için özel bir ödeme kanalı kuracaklarını açıklamışlardı. AB’nin Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini ve İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, BM Genel Kurulu’nun ardından İngilizce ve Farsça olarak vardıkları ortaklaşa kararı dünyaya duyurdular. Bu karar ve uygulama, İran, AB, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin’in katılımıyla gerçekleşecektir.

İşte bu durumda, Trump ne kadar ağır ve sert tepki gösterse de, ABD siyaseti dünya kamuoyunda yetersiz kalarak köşeye sıkılmış duruma gelmektedir. Ancak buna rağmen, İran para biriminin günde güne değer kaybetmesi ve ambargolardan dolayı tedirginlik ortamının sürmesi, İran piyasasını ve toplumunu da olumsuz yönden etkilemektedir. Nitekim Pazartesi akşamından itibaren Amerikan dolarının İran riyalı karşısındaki değeri 160.000’den 190.000’e yükselmiştir. Bilindiği gibi, İran piyasasındaki döviz kurunun çapraz denklemi hiç de rasyonel değildir. Devletin serbest piyasa için belirlemiş olduğu kur ise 90.000 riyal olarak dikkate alındığında, 190.000 riyal değer ne ithalatçı, ne de turist için anlam taşıyor. Dolayısıyla, sanal ortamda para borsacılarının oyunları sonucu İran para birimi sarsılmakta ve bu da tabi ki ABD ve yandaş ülkelerin desteğiyle planlanmaktadır. İran, şu anda ağır bir ekonomi savaşın içinde kalarak bir taraftan iç sorunlarla baş etmeye çalışıyor, öte yandan ise sınırlar ötesi tehditlerle karşı karşıyadır.

Sonuç olarak, ABD ve Donald Trump’ın başlattığı çok yönlü savaş, aslında İran İslam Cumhuriyeti için değil, İran’ın toprak bütünlüğünü bozmak amacıyla yapılmaktadır. Günümüz İran’ı, “multi-ethnic” (çok-etnikli) durumuyla kendini korumaktadır. Etnik kavgalarının başlaması ve İran sınırları içerisinde yıllardan beri kardeşçe yaşamış olan halkların birbirine düşürerek birliğin bozulması, İran devletinin en zayıf noktasıdır. Bugün İran’a yönelik başlatılmış olan baskılar, provokatif eylemler ve açıkça halkın kışkırtılması, birliği bozmak ve terör olaylarını gerçekleştirmek gibi oyunlar, aslında ülkeyi kara bir devrime sevk etmek amacıyla yapılmaktadır. Çünkü Büyük İran kolay yutulmaz; fakat küçük ve parçacıklara ayrılmış bir İran’ı yönetmek, -ABD ve ortakları için- pek daha kolay olacaktır.

 

Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN

Leave A Response »

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.